Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/568 E. 2026/363 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/568
Karar No
2026/363
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2025/3 E., 2025/68 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.11.2024 tarihli ve 2023/6953 Esas, 2024/8067 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasında birleştirilerek görülen menfi tespit ve itirazın iptali davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ ASIL DAVA 1. Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı arkadaşı ...'ın kullandığı iki adet banka kredisine kefil olduğunu, borçlu tarafından ödenmeyen kısmın ödenmesi suretiyle kredi borçlarının kapatıldığını, banka çalışanı tarafından da başkaca borcun kalmadığının belirtildiğini, ancak daha sonra banka tarafından 192.150,00 TL borç çıkarıldığını, müvekkilinin noter kanalı ile gönderdiği ihtarname ile borcu ve kefilliği kabul etmediğini, banka tarafından borcun 292.450,00 TL olduğuna ilişkin ihtarname keşide edildiğini ve aleyhinde icra takibi başlatıldığını, borcun kapatılmasından sonra asıl borçlunun farklı krediler kullandığını ve bu kredilerde müvekkilinin bilgisi dışında kefil olarak gösterildiğini ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatı ile %10 oranında para cezasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı banka vekili; dava dışı ...'a üç farklı sözleşme kapsamında toplamda 230.000,00 TL kredi kullandırıldığını, davacının kefil sıfatıyla bu borçtan sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. BİRLEŞEN DAVA 1. Davacı banka vekili; dava dışı borçlu ...’un 12.11.2012, 23.12.20 13... .08.2014 tarihli sözleşmeler ile müvekkili bankadan kredi kullandığını, davalıların müteselsil kefil olarak söz konusu kredi sözleşmelerinden sorumlu olduklarını, ihtara rağmen borcun ödenmemesi nedeniyle ihtiyati haciz kararı alınarak başlatılan icra takibine itiraz edildiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek icra takibine yapılan itirazın iptaline, takibin devamına ve alacak tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalılar ... ve ... vekilleri; davanın reddini savunmuşlar; diğer davalılar usulsüne uygun tebliğe rağmen cevap dilekçesi sunmamışlardır. II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. Sındırgı Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 18.05.2021 tarihli ve 2020/152 Esas, 2021/75 Karar sayılı kararıyla; asıl davanın kabulüyle, davacının borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatı talebinin kabulüne; birleşen davanın kısmen kabulüne, davalılar ..., ... ve ... yönünden icra takibinin devamına davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir. 2. Karara karşı asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili, birleşen davada ise davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 03.10.2022 tarihli ve 2022/977 Esas, 2022/1517 Karar sayılı kararı ile; istinaf taleplerinin kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, istinaf aşamasında ileri sürülen feragate ilişkin tarafların beyanlarının alınması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin 27.01.2023 tarihli ve 2022/340 Esas, 2023/16 Karar sayılı kararı ile; asıl ve birleşen davalarda davacıların feragat etmeleri nedeniyle davaların reddine karar verilmiştir. III. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin 13.09.2023 tarihli ve 2023/1018 Esas, 2023/1145 Karar sayılı kararıyla; banka vekili tarafından verilen 12.04.2022 tarihli feragat dilekçesinde alacağın açıkça kime ve ne kadar miktar için temlik edildiğinin açıklanmadığı, temlik alanın kimlik bilgilerine yer verilmediği, dilekçe ekinde temlik belgesi sunulmadığı, sadece "banka tarafından alacağın haricen tahsil edilmesi (temlik işlemi) nedeniyle davadan feragat edildiği" açıklaması ile yetinildiği, anılan dilekçenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 309. maddesine uygun bir feragat beyanı niteliğinde olduğu, alacağın üçüncü kişiye temlik edildiğinin mahkemeye bildirilmesi niteliğinde olmadığı, tarafların açık feragat beyanları doğrultusunda mahkemece karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “…Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık gelinen noktada, birleşen davada davacı Banka vekilinin 12.04.2022 tarihli beyanının geçerli bir feragat beyanı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olan feragat, 6100 sayılı Kanun'un 307 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, kayıtsız ve şartsız olmak kaydıyla dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilmekle beraber hüküm ifade etmesi için karşı tarafın veya mahkemenin muvafakati de gerekmemektedir. Öte yandan alacağın temliki, 6098 sayılı Kanun'un 183 ve devam hükümlerinde düzenlenmiş olup, kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye yazılı bir sözleşmeyle devredilmesidir. Yine 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilmesi halinde devralmış olan kişinin görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği düzenlenmiştir. Birleşen davada davacı Banka vekili 12.04.2022 tarihinde sunmuş olduğu dilekçesinde "...itirazın iptali davasından alacak haricen tahsil edildiğinden (temlik işlemi ile) davadan feragat edildiğini...feragat doğrultusunda işlem yapılmasını" talep etmiş, bu beyanının ekinde ise herhangi bir temlik sözleşmesi sunmamıştır. Ancak bununla birlikte, yine davacı Banka vekili gerek istinaf ve gerekse de temyiz aşamalarında 12.04.2022 tarihli dilekçesinin davanın reddini gerektiren bir feragat beyanı olmadığını, alacağın dava dışı üçüncü kişiye temlik edildiğini, anılan dilekçede temlik işlemine dikkat çekilerek bunun bildirilmek istendiğini, dolayısıyla davanın feragat nedeniyle reddinin ve müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davanın alacağı temlik alan taraf olarak eklenmek suretiyle devamının gerektiğini savunmuş, istinaf ve temyiz dilekçeleri ekinde de temlik eden sıfatıyla banka adına Avukat ..., temlik alan sıfatıyla ... ve icra müdür yardımcısı ... imzalı "Temlik Sözleşmesi" başlıklı 04.04.2022 tarihli bir sözleşme sunmuştur. Anılan bu temlik sözleşmesi incelendiğinde ise, Balıkesir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3316 E. sayılı dosya numarası üst kısma yazılmak ve icra dairesi müdür yardımcısı huzurunda düzenlenmekle birlikte içeriğinde, eldeki davaya da konu Balıkesir 3. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3180 E. sayılı icra takibiyle tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla bir kısım alacak hakkının temlikini içerdiği anlaşılmaktadır. Şu halde Mahkemece, Balıkesir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3316 E. sayılı dosyası da temin edilerek, 12.04.2022 tarihli temlik sözleşmesinin içeriği birleşen davacı Banka vekilinin feragat beyanı ve tüm dosya muhteviyatı birlikte değerlendirilip bu cihette yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 2.Bozma sebebine göre davalı-birleşen davada davacı Banka vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında feragatin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlığın esastan sona ereceği, ancak irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptalinin istenebileceği, dosyada böyle bir iddianın bulunmadığı, davacı banka vekilinin sunduğu feragat dilekçesinin başlığının da “davadan feragat” şeklinde hazırlandığı, feragat nedeni olarak “haricen tahsil” ibaresinin yer aldığı, her ne kadar “temlik işlemi ile” şeklinde ibare bulunmaktaysa da banka vekilinin bu ibareyi açıklamadığı, bu yönde bir belge sunulmadığı, banka vekilinin dilekçesinde açıkça birden fazla kez davadan feragat ettikleri ibaresinin tekrarlandığı, dilekçeyi sunan kişinin banka vekili olduğu gözetildiğinde davadan feragat ile alacağın temliki nedeniyle taraf değişikliği hususları arasındaki farkı bilmesi gerektiği, bu hâlde karardan sonra istinaf ve temyiz dilekçelerine eklenen temliknamenin de sonucu değiştirmeyeceği, dilekçe içeriğinde alacağın temliki nedeniyle taraf değişikliğine yönelik bir talebin olmadığı, her iki tarafça da sunulan feragat dilekçelerinin HMK'nın 309. maddesine uygun bir feragat beyanı niteliğinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekili; alacağın temlik edilmiş olması nedeniyle temlikle birlikte icra dosyaları ve bu dosyalara bağlı açılan davalarda hak ve borçların da temellük edene geçtiğini, yerel mahkemece verilen kararın temlik alıcısına tebliği ve husumetin yöneltilmesi ve buna göre karar verilmesi gerekirken, temlik eden banka aleyhine karar verilmesinin yerinde olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekilinin dosyaya sunduğu 12.04.2022 tarihli dilekçesindeki beyanın davadan feragat niteliğinde olup olmadığı, anılan beyanda temlik işleminden bahsedilmesi karşısında Mahkemece feragat beyanının anılan temlik sözleşmesinin içeriği ve tüm dosya muhteviyatıyla birlikte değerlendirilmesi suretiyle sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125, 307, 309, 310, 311. maddeleri, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 183, 184. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "alacağın temliki (devri)” konusuna değinmekte fayda vardır. 2. Türk Hukuk Lügatında; bir borç ilişkisinden doğan bir alacağın alacaklı tarafından üçüncü bir kişiye devri olarak tarif edilen alacağın devri (Türk Hukuk Lügatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 40), alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazai kararla gerçekleşen tasarrufi bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufi bir hukuki işlemdir; külli değil, cüzi ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Turgut Uygur, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, 3. Baskı, Ankara 2013, s. 1096). 3. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse; alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine alacağın temliki adı verilir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s.1248). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 Esas, 2021/685 Karar sayılı kararı). 4. Türk Borçlar Kanunu'nun "Alacağın devri" başlığı altında düzenlenen 183. maddesi; "Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez" şeklindedir. Birinci fıkrada sayılan hâller dışında kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek yoktur, sadece alacağı talep hakkı devredilmektedir. Diğer bir ifadeyle, alacağın devrinde borcun özü muhafaza edilmekte, sadece şahıslarda değişiklik olmaktadır. 5. Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylece hâlen iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya şarta bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Alacağın hukuki muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan doğruya kanundan doğmuş olmasının da bir önemi yoktur (Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarihli ve 2017/11-2630 Esas, 2019/328 Karar sayılı kararı). 6. Alacağın iradî devrinde (sözleşmeye dayanan devir); bu devrin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetinin bulunması, geçerli bir sözleşmenin olması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında TBK 184. maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir (Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli ve 2021/(15)6-535 Esas, 2023/266 Karar sayılı kararı). 7. Alacağın devri bu şekilde açıklandıktan sonra "Dava konusunun devri” ile ilgili usul hükümlerinin ortaya konulması gerekir. 8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125. maddesinde; “…(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur” hükmüne yer verilmiştir. 9. Bu hüküm, dava konusunun davanın açılmasından sonra devrini (müddeabihin temlikini) düzenlemektedir. Dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi “tasarruf serbestisi” kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, HMK’nın 125. maddesi, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usul işlemlerini belirlemiştir. 10. Uyuşmazlık konusu mal, alacak veya hak, dava açılmadan önce devredilirse HMK’nın 125. maddesi uygulanmaz. Zira malını, alacağını veya hakkını devreden kişinin devrettiği mal, alacak veya hak konusu üzerinde alacaklı, borçlu, malik ve zilyet gibi sıfatları kalmayacağından; devreden kişinin, devirden sonra açılan bir davada davacı ya da davalı olarak hasım gösterilmesi mümkün değildir. Hâl böyle olmakla birlikte başlangıçta alacaklı sıfatı bulunmayan davacı veya borçlu sıfatı bulunmayan davalı, davada taraf olarak gösterilip davanın devamı sırasında alacaklı veya borçlu sıfatına sahip olursa, açılan dava sıfat yokluğundan reddedilemez. Şöyle ki; dava açıldığı esnada alacaklı sıfatı bulunmayan davacının, dava sırasında alacağı devralması durumunda husumet (sıfat) ehliyeti yönünden eksiklik ortadan kalktığı için davaya devam edilerek işin esasının incelenip çözümlenmesi gerekir. Husumetin doğru kişiye yöneltilmesi dolayısıyla dava konusunun devri mahkemece resen nazara alınacak hususlardandır. 11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125/1. maddesine göre davanın açılmasından sonra, davalı tarafça dava konusunun dava dışı üçüncü kişiye devri hâlinde davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralan kişiye karşı davaya devam eder. Davacı bu seçimlik hakkını kullanmayarak isterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür (HMK md. 125/1-b). Davacı kendiliğinden seçimlik hakkını kullanırsa, tercihine göre hareket edilir. Aksi hâlde dava konusunun devredildiğini öğrenen mahkemenin, davacıya seçimlik hakkı bulunduğunu hatırlatarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceğini sorması, süre vermesi ve ona göre işlem yapması gerekir. 12. Dava sırasında davalının dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmiş olmasına rağmen mahkemece HMK’nın 125. maddesinde belirtilen haklardan hangisini seçtiği davacıya sorulmadan ve ona seçimi yaptırılmadan, sanki devir yapılmamış gibi eski taraflar arasında davaya devam edilerek karar verilemez. Bu seçimlik hakkının hatırlatılması kuralı, kamu düzenine ilişkindir ve kanun yolu dâhil yargılamanın her aşamasında yapılır (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 819). 13. Maddenin 2. fıkrası gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve davaya kaldığı yerden itibaren devam eder. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2. maddesinde, davacı tarafından dava konusunun üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, devralan üçüncü kişinin, hukuk gereği (ipso iure) davacı sıfatı ve buna bağlı olarak davayı takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği kabul edilmiştir. 14. Davacının dava konusunu devretmesi durumunda, davalının tercihi aranmadan, devralan, davacının yerine kendiliğinden (resen) geçerek yargılama aşamasında her zaman davada taraf sıfatını kazanacaktır. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2. maddesinde, davalıya 1. fıkradakine benzer seçimlik haklar tanınmamıştır; devir alan kişinin davacının yerine geçmek suretiyle davaya kaldığı yerden devam edeceği ilkesi getirilmiştir. Dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişi davanın tarafı hâline gelecektir. 15. Dava hakkı, asıl (subjektif) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkı da devredilmiş olur. Bir hakkın devri, TBK’nın 183. maddesi hükümlerinde düzenlenen alacağın temliki suretiyle gerçekleşir. Alacak temlik edilince devreden kişinin, alacaklı sıfatı ile birlikte davacı sıfatı da devir alana geçer ve davacı yerine geçen üçüncü şahıs usulden doğan yetkilerini kullanabilir. 16. Gelinen aşamada feragata ilişkin açıklamalar yapılmasında fayda bulunmaktadır. 17. Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve yargı organı önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. 18. Nitekim, HMK'nın 307. maddesinde feragat tanımlanmış ve davacının talep sonucundan (md. 119/1-ğ) kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilmiş; Türk Hukuk Lügatında ise; genelde bir haktan, konumdan ya da istemden vazgeçmek, ilişkiye son vermek olarak tarif edilmiştir (Lügat, s. 376). 19. Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan tamamen veya kısmen vazgeçmektedir. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (HMK md. 24), davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Medeni Usul Hukukunda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar bazı istisnai davalar dışında her davadan feragat edilebilir. 20. Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (HMK md. 309/1). Yine feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK md. 309/2). Ancak feragat, kayıtsız ve şartsız olmalı, kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılmalıdır. 21. Davadan feragatin zamanı ise HMK'nın 310. maddesinde düzenlenmiş ve feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davadan feragat edilmesi mümkündür. 22. Davadan feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Diğer bir anlatımla, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona erdirilmiş olur. Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragat beyanından dönemez; feragati ile bağlıdır. Belirtmek gerekir ki feragat, ıslah yolu ile de hükümsüz kılınamaz. 23. Ancak irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali istenebilir (HMK md. 311). Çünkü bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. 24. Davadan feragatin; yanılma, aldatma ve korkutma nedenleriyle iptali ayrı bir dava açılarak ileri sürülebileceği gibi irade bozukluğu nedenleriyle feragatin geçersiz olduğu aynı dava içinde de ileri sürülebilir. Bu durumda mahkemece iddiaya ilişkin deliller toplanarak, feragat beyanının hukuki bir sonuç doğurup doğurmayacağı hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Ne var ki, böyle bir inceleme yapılıp karar verilebilmesi için öncelikle feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmesi gerekmekte olup, bu konuda mahkemece kendiliğinden inceleme yapılması olanaklı değildir. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 10.07.2024 tarihli ve 2023/4-194 Esas, 2024/365 Karar; 25.10.2022 tarihli ve 2021/8-284 Esas, 2022/1371 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. 25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yargılama devam ederken asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin 31.03.2022 tarihli dilekçesiyle "...birleşen davanın davacısı ... Bankası, feragat edeceğini ve karşılıklı olarak mahkeme masrafı ve avukatlık ücreti talep etmeyeceğini bildirmesi sebebiyle, biz de yukarıda dosya numarası belirtilen davadan, yargılama gideri ve vekâlet ücreti talep etmeden, davadan feragat ediyoruz. ... Bankası aleyhine verilen tazminat ve yargılama gideri alacaklarımızdan feragat ediyoruz", birleşen davada davalı ...'ın 31.03.2022 tarihli dilekçesiyle "...açmış olduğumuz davalardan ... Bankası A.Ş. lehine feragat ettiğimizi, T.C. ... Bankası A.Ş.'den herhangi bir yargılama gideri, vekâlet ücreti, tazminat ve sair taleplerimiz olmadığını Mahkemeniz huzurunda beyan ederiz", asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekilinin ise 12.04.2022 tarihli dilekçesiyle; "Sayın Mahkemenizde açılan davalısı olduğumuz ve yukarıda dosya bilgilerine yer verilen dava dosyasında ve birleşen dosya olan Balıkesir 1. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesinin 2016/1096 E., 2018/186 K. sayılı dosyasından müvekkil banka tarafından açılan itirazın iptali davasından alacak haricen tahsil edildiğinden (temlik işlemi ile) davadan feragat edildiğini, mahkeme masrafı ve vekâlet ücreti talep edilmediğini, tazminat ve yargılama gideri talebimizin bulunmadığını, feragat doğrultusunda işlem yapılmasını saygıyla talep ederiz" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. 26. Dosya kapsamı itibariyle her ne kadar tarafların karşılıklı anlaşarak belirtilen beyanlarda bulundukları, feragatin karşılıklı yapıldığı düşünülebilirse de, dosyaya sunulan 04.04.2022 tarihli icra müdürü önünde düzenlenen ve icra müdürünün imzasını haiz, banka vekili ile üçüncü kişi arasında düzenlenen temlik sözleşmesi incelendiğinde, davaya konu edilen alacağın üçüncü kişiye devredildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda yukarıda izah edildiği üzere, davaya konu alacak üzerinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekilinin artık tasarruf yetkisi kalmamıştır. Dolayısıyla resmî memur önünde düzenlendiği anlaşılan 04.04.2022 tarihli temlik sözleşmesinden sonra 12.04.2022 tarihinde yapılan feragat beyanının sonuç doğurmayacağı açıktır. Kimsenin sahip olmadığı bir haktan feragat edemeyeceği şüphesiz olmakla birlikte dava konusu hakkın devrinden sonra gerçekleştirilen işlemlerin taraflar bakımından doğurduğu hukuki sonuçları ayrıca değerlendirilmesi gerektiği de belirtilmelidir. 27. Bu durumda Özel Dairece işaret edildiği üzere; Mahkemece, ilgili icra dosyası da temin edilerek temlik sözleşmesinin içeriği ile banka vekilinin feragat beyanı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. 28. Hâl böyle olunca Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 29. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl davada davalı-birleşen davada davacı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesi uyarınca direnme kararını veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/568, K. 2026/363, T. 10.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-568-e-2026-363-k-09b2f7a4b87d