Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/533 E. 2026/2505 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/533
- Karar No
- 2026/2505
- Karar Tarihi
Esas No : 2026/533 Karar No : 2026/2505
¸ T. C. MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/2018 E., 2025/2540 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Fethiye 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi TARİHİ : 22.04.2025 SAYISI : 2024/882 E., 2025/226 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait restoranda 07.01.2012-15.01.2018 tarihleri arasında restoran/otel sorumlusu olarak (garsonluktan aşçılığa kadar) çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı gerekçe olmadan sona erdirildiğini, ücretinin aylık net 5.000,00 TL olduğunu, çalışmalarının Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) eksik bildirildiğini, müvekkilinin fazla çalışma yaptığını, hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, işletmelerin sezonluk olarak açık olduğunu, işçilerin sezonluk çalışmalarının 5 veya 6 ay sürdüğünü, davacı ve eşinin kendi nam ve hesaplarına restoran işlettiklerini, restoranı kendilerinin yönettiklerini, davacın restoranda ve üstündeki apartta kiracı olduğunu, davacı ve eşinin çalıştırdıkları restoranın kirasını ödemediklerini, müvekkili Şirketin kira bedelini ödemedikleri için restorandan çıkmalarını istediklerini, davacının ve eşinin restoranı tahliye ettiklerini, davacı ve eşinin restoranın üstündeki evden de kira ödemedikleri için çıkarıldığını, müvekkilinin davacı ve eşinin yaptığı borçları ödemek zorunda kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2022 tarihli kaldırma kararı üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafından dosyaya sunulan, ve davalı Şirket adına tanzim olunan fatura içeriği mal ve hizmetlerin davacının veya eşinin imzasına teslim edildiğini gösterir belgeler ile davacının davalı restorana ilişkin sosyal medya paylaşımlarına ilişkin görsellerin; 05.05.2012-30.11.2012, 17.05.2013-27.08.2013, 28.02.2014- 17.10.2014, 29.01.2015-31.12.2015, 16.02.2016-21.10.2016, 31.03.2017-29.10.2017 tarihleri arasında olduğunun görüldüğü, söz konusu belgelerin davacı işçinin iddiasını desteklediği, dosya kapsamında davacının 15.01.2018 tarihine kadar çalıştığını destekler somut bir bilgi, belge veya delile rastlanmadığı, taraf iddia ve savunmaları, tanık anlatımları, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları, faturalar ve sair belgeler doğrultusunda taraflar arasında 07.01.2012-31.10.2017 tarihleri arasında süregelen iş ilişkisine ait hizmet süresinin 5 yıl 9 ay 25 gün olduğu, davalı işverenin iş sözleşmesinin haklı nedenle veya ihbar öneli tanınarak geçerli nedenle feshedildiğine dair ispat külfetini yerine getiremediği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarının bulunduğu, davacının 5 yılı aşan hizmet süresi itibarıyla 70 gün karşılığı yıllık ücretli izin alacağının olduğu, tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma yaptığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, dava dilekçesinde özellikle belirsiz alacak olarak belirtilmediği görülen ücret, asgari geçim indirimi, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları yönünden zamanaşımı def'inin dikkate alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iş sözleşmesinin tazminat ödenmesini gerektirmeyecek şekilde feshedildiği hususunun yasal ispat yükü işveren üzerinde olup usulüne uygun şekilde ispatlanamadığı, davacı işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı, davacının davalı işverenin işçisi olduğu, yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı ya da karşılığı ücretlerin ödendiği hususunun imzalı izin defteri veya eş değer bir belge ile işveren tarafından ispatlanması gerektiği, davalı işveren tarafından yasal ispat yükünün yerine getirilerek ispatlanamadığı, karşılığı ücretlerinin ödendiği işverence ispatlanamayan fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili çalışmalarının davacı işçi tarafından usulüne uygun şekilde ispatlandığı, zamanaşımı def'i değerlendirilerek hüküm kurulduğu, davanın kısmi dava olarak ikame edildiğinin anlaşıldığı, davacının dava dilekçesinde asgari geçim indirimi talebi için yasal faiz talebinde bulunduğu, davasını ıslah ettiği dilekçesi ile bu talebin yasal faizden düşük olmamak üzere mevduata uygulanan en yüksek banka faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istediği, bu talebine bankalarca mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizini aşmamak üzere işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken Mahkemece 633,24 TL asgari geçim indirimi alacağının 100,00 TL'sinin dava tarihinden, bakiyesinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; a. Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile belgeye bağlanmamış ücret alacağının belirsiz alacak kalemlerinden olduğunu, bu alacaklara ilişkin dava tarihi itibarıyla zamanaşımının alacağın tamamı yönünden kesileceğini, b. Dava dilekçesinde açıkça hukuki dayanağın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 105 ve 107. maddeleri olarak açıklandığını, 22.07.2022 tarihli ıslah/artırım dilekçeleri ile de 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesi kapsamındaki alacaklar bakımından talep artırımı, 105. maddesi kapsamındaki alacaklar bakımından ise ıslah yapıldığının anlaşıldığını, c. Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararının müvekkili lehine usuli kazanışmış hak teşkil ettiğini ileri sürmüştür. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacı ile davalı Şirket arasında arabuluculuk görüşmesi gerçekleşmediğini, b. Davanın tüm alacak kalemleri için kısmi dava olarak açıldığını, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, c. Hükmedilen faizin hatalı olduğunu, d. Davacının işçi olmadığını, e. Bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmadığını, f. Davacının ücretinin hatalı belirlendiğini, g. Restoranın turizm sezonun dışında kapalı olduğunu, yeni turizm sezonu başlamadan da eldeki davanın açıldığını, turizm sezonu bitiminden sonra, yeni turizm sezonu başlamadan açılan davada, ihbar ve kıdem tazminatının varlığından söz edilemeyeceğini, h. Davacı kendi ad ve hesabına işyerini çalıştırdığı için fazla çalışma ücreti alacağı olmayacağını, ı. Sezonluk işlerde yıllık ücretli izin alacağı olmayacağını, i. Davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı iddiasını ispatlayamadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, arabuluculuk dava şartı, davanın türü, taraflar arasında iş ilişkisi olup olmadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, dava konusu alacakların ispatı ve hesaplanması, zamanaşımı ve faize ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibarıyla uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hâle geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir. Alacağın hangi hâllerde belirsiz, hangi hâllerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özellikleri nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir.
Somut olayda, davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Ne var ki, dava dilekçesinde yasal nedenler bölümünde 6100 sayılı Kanun'un 105 ve 107. maddelerine dayanılmıştır. Hâl böyle olunca, Mahkemece davacı tarafa dava dilekçesi ile ıslah/artırım dilekçesindeki talepleri açıklattırılarak hangi alacak kalemlerinin belirsiz alacak davasına konu edildiği tereddüte yer verilmeyecek şekilde belirlenmeden karar verilmesi hatalıdır. 3. Somut uyuşmazlıkta; davacı davalı işyerinde restoran/otel sorumlusu olarak (garsonluktan aşçılığa kadar) çalıştığını, ücretinin net 5.000,00 TL olduğunu ileri sürmüş, davalı ise aralarında iş ilişkisi olmadığını savunmuştur. Restoranda 2016 yılı Mayıs-Ekim aylarında çalışan davacı tanığı .. davacının 3.000,00 TL ücret aldığını beyan etmiş, diğer davacı tanıkları davacının ücreti konusunda beyanda bulunmamış, davalı tanıkları ise davacının restoranı işleten kişi olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece restoran/otel sorumlusu, garsonluk, aşçılık yapan kişi bakımından emsal ücret araştırması yapılmış ve davacının ücretinin net 5.000,00 TL, brüt 6.993,90 TL olduğu kabul edilmiştir. Somut olayda yapılan açıklamalar ışığında davacı ücrete yönelik iddiasını ispatlayamamıştır. Bu hâlde davacı tanığının beyanı gözetilerek davacının 2016 yılı Ekim ayında 3.000,00 TL ücret aldığının kabulü ile davacının fesih tarihindeki ücretinin de buna göre belirlenmesi gerekirken salt emsal ücret araştırması dikkate alınarak belirlenmesi hatalı olmuştur. 4. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü, işverene aittir. İşveren yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile ispatlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir. 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde, hâkimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup madde uyarınca, hâkim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. İşçinin uzun süre yıllık ücretli izin kullandırılmadığı iddiaları karşısında 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde belirtilen davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde hâkimin, davacı işçiyi bizzat dinleyerek çalışma ve dinlenme süreleri konusunu açıklığa kavuşturması gerekir. Dairemizce uzun süre kavramı beş yıl ve daha fazla süre olarak değerlendirilmiş olup kullandırılmadığı iddia edilen izin süresinin toplamda beş yıl veya daha fazla olması hâlinde anılan hüküm çerçevesinde uygulama yapılması gerekir. Somut olayda davacı vekili, davacı asılın yıllık ücretli izinlerinin kullandırılmadığını iddia etmiştir. Mahkemece, 5 yılı aşan çalışma süresi boyunca davacının hiç izin kullanmadığının kabulü ile 70 gün karşılığı yıllık ücretli izin alacağı hüküm altına alınmıştır. Davacının 5 yılı aşan çalışma süresi boyunca izin kullanmaması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan Mahkemece; 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde düzenlenen hâkimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde davacı asıl duruşmaya davet edilerek çalışma süresi boyunca kaç gün yıllık ücretli izin kullandığı, kullanmadığı ücretli izin süresinin kaç gün olduğu konusunda beyanı alınmalı, bundan sonra sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre bir karar verilmelidir. Belirtilen husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 5. Dosya kapsamında birden fazla bilirkişi raporu alınmış olmasına rağmen; fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel ücreti alacakları bakımından hangi bilirkişi raporunun hükme esas alındığının gerekçede belirtilmediği görülmektedir. Bu hâli ile söz konusu alacaklar yönünden denetim yapılmadığından, bu husus da bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.