Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/1595 E. 2026/3812 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/1595
- Karar No
- 2026/3812
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi TARİHİ : 10.12.2025 SAYISI : 2022/1812 E., 2025/2040 K. DAVA TARİHİ : 30.12.2019 İLK DERECE MAHKEMESİ : Fethiye 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi TARİHİ : 27.04.2022 SAYISI : 2019/667 E., 2022/262 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Şirket müdürü tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette 01.01.1995 tarihinden iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği 28.11.2019 tarihine kadar kesintisiz bir şekilde elektrik ustası olarak çalıştığını, son net ücretinin 3.000,00 TL olduğunu, ücretinin sürekli olarak elden ödendiğini, ödenmeyen ücret alacakları olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret, fazla çalışma, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı tarafından yasal süresi içinde cevap dilekçesi sunulmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, dinlenen tanık anlatımlarına ve davacının fiilen yaptığı işe göre davacının fazla çalışma yaptığı, hafta tatilleri ile genel tatillerde çalıştığı kanaatine varıldığı, davacının kıdemine esas toplam 422 gün izin hakkı bulunduğu, davalı tarafından yıllık izinlerin kullanıldığına dair bir belge sunulmadığı, davacının 2019 yılı Nisan ayından Kasım ayına kadar ücretlerinin ödenmediğini iddia ettiği, dosya kapsamında davacıya ücret ödemesi yapılıdğına dair herhangi bir belge sunulmadığı, davacının ücret alacağı bulunduğu, asgari geçim indirimi alacaklarının ödendiğinin işveren tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyadaki tüm belgelerin incelenmesinden fesih iradesinin ilk olarak davacıdan geldiği, ispat yükünün davacı üzerinde olduğunun anlaşıldığı, dosya kapsamından davacının ödenmeyen ücret alacakları olduğu, yine emeklilik şartlarını taşıdığına ilişkin belgenin da ihtarname ekinde olduğu, bu nedenlerle feshin haklı nedene dayandığı, kıdem tazminatının kabulüne karar verilmesinin doğru olduğu, davacının iş sözleşmesini feshi sonrası taraflar arasında ceza soruşturmasına konu olayların meydana geldiği, bu hâli ile fesih sonrasında meydana gelen olayların dosya açısından bir önemi olmadığı, davacının hizmet süresinin tespitinde hata olmadığı, davalı tarafça süresinde cevap dilekçesinin sunulmaması ve ıslah zamanaşımı def'inde bulunulmaması sebebiyle, kısmi davada zamanaşımına uğrayan alacak olmadığı, davacı ile çalışması bulunmamakla birlikte, işyerine yakın işyeri bulunan tanığın çalışma saatleri yönündeki beyanlarının davacı tarafça sunulan satış fişlerindeki çalışma saatleri ile desteklendiği, hesaplamanın tanığın hizmet döküm cetveline göre çalıştığı ve satış fişlerinin bulunduğu dönem yönünden sınırlandırıldığı, cevap dilekçesi süresinde sunulmadığından davalı tanıklarının dinlenmemesinin yerinde olduğu, işyeri özlük dosyasının sunulması için davalıya müzekkere yazıldığı, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, davacının da delil olarak dayandığı işyeri özlük dosyasının ve ücret bordrolarının dosyaya sunulacağı belirtilmesine rağmen, iş bu incelemenin yapıldığı tarihe kadar dosyaya herhangi bir belgenin sunulmadığı, dava dilekçesindeki açıkça "hiç yıllık izin kullanılmadığı" yönündeki beyan karşısında, kullanıldığı ya da karşılığı ödendiği yazılı belgeler ile ispatlanamayan yıllık ücretli izin alacağına hükmedilmesinde hata olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Şirket müdürü temyiz dilekçesinde; 1. Davalı taraf delilleri toplanmadan, tanıkları dinlenilmeden karar verildiğini, 2. Davacının kıdem tazminatı talebinin hukuka aykırı olarak kabul edildiğini, 3. Davacının fazla çalışma yaptığını, hafta sonu ve tatil günlerinde çalıştığını ispat edemediğini, 4. Davalı tarafça sunulan deliller toplanmadan davacının aynı işyerinde kesintisiz çalıştığı varsayımı ile haksız olarak 422 gün izin hakkı bulunduğunun kabul edildiğini, 5. Davacının ücret ve asgari geçim indirimi alacağı bulunmadığını, 6. İş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshedildiğini, 7. Ayrı bir tüzel kişiliği olan davalı Şirketin daha önceki dönemlerdeki çalışma sürelerinden ve tazminatlardan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, 8. Fazla çalışma ücreti alacağının geriye dönük 5 yıl için hesaplanması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin fesih şekli ile davacının kıdem tazminatı hak kazanıp kazanmadığı, hizmet süresi, dava konusu alacakların ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve iş sözleşmesinin işçi tarafından kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona erdirildiğinin anlaşılmasına göre davalının aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir. Somut uyuşmazlıkta davacı, davalı Şirkette 01.01.1995-28.11.2019 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığını iddia etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından davacının 01.01.1995–01.07.1996 tarihleri arasında dava dışı ... Malz. Tic. ... işyerinde, 01.12.1998-01.07.2000, 07.06.2001-05.11.2010, 05.04.2011-28.11.2019 tarihleri arasında davalı Şirket nezdinde çalıştığı anlaşılmıştır. Davacı tanığı T.A., " ...davacı davalı işyerinde 1998 yılından 2018 yılına kadar yaklaşık 20 yıl orda çalıştığını biliyorum..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı Şirket yetkilisi ile........... Elektrik Malz. Tic. ........ işyerinin yetkilisinin aynı kişi olduğu gerekçesiyle hizmet süresinin tespitinde 01.01.1995-01.07.1996 tarihleri de dikkate alınmışsa da varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Davalı Şirket ile dava dışı işveren arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir. Bu noktada da davacı tarafça ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlaşıldığından, dosyadaki delil durumu dikkate alındığında, davacının 01.01.1995–01.07.1996 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığı kabul edilerek hizmet süresinin belirlenmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık ücretli izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 31. maddesinde; hâkimin, davayı aydınlatma ödevi gereği uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. İşçinin uzun süre yıllık ücretli izin kullandırılmadığı iddiaları karşısında 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde belirtilen davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde hâkimin, davacı işçiyi bizzat dinleyerek çalışma ve dinlenme süreleri konusunu açıklığa kavuşturması gerekir. Dairemizce uzun süre kavramı beş yıl ve daha fazla süre olarak değerlendirilmiş olup kullandırılmadığı iddia edilen izin süresinin toplamda beş yıl veya daha fazla olması hâlinde anılan hüküm çerçevesinde uygulama yapılması gerekir.
Somut olayda davacı vekili, davacı asılın yıllık ücretli izinlerinin tamamının kullandırılmadığını iddia etmiştir. Mahkemece, kabul edilen 21 yılı aşan çalışma süresi boyunca davacının hiç izin kullanmadığının kabulü ile 422 gün karşılığı yıllık ücretli izin alacağı hüküm altına alınmıştır. Davacının (2) numaralı paragrafta belirtilen bozma nedenine göre belirlenen 19 yılı aşan çalışma süresi boyunca izin kullanmaması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan Mahkemece; 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde düzenlenen hâkimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde davacı asıl duruşmaya davet edilerek çalışma süresi boyunca kaç gün yıllık ücretli izin kullandığı, kullanmadığı ücretli izin süresinin kaç gün olduğu konusunda beyanı alınmalı, bundan sonra sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre bir karar verilmelidir. Belirtilen husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 4. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması hâlinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda dahi işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı hâlde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazı kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının her türlü delil ile ispatı mümkündür. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Aynı ispat kuralları hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmalar için de geçerlidir. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, komşu işyerinde çalışması olan davacı tanığı T.A'nın çalıştığı süreler dikkate alınarak 01.12.1998-01.07.2000, 07.06.2001-30.04.2008, 05.04.2011-12.10.2017 tarihleri arası bu tanığın beyanına göre davacının 08.30-18.00 saatleri arasında çalıştığının kabulü ile, 28.12.2017-27.11.2019 tarihleri arasında ise davacı tarafından sunulan satış fişlerinin düzenlendiği saat aralıklarına göre davacının 08.30-18.00 saatleri arasında çalıştığının kabulü ile fazla çalışma ücreti alacağı; davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerindeki çalışmasına ilişkin tanık beyanı olmadığından, satış fişlerinin bulunduğu tarihler dikkate alınarak ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı hesaplanmıştır. Ancak satış fişlerinin davacı tarafından düzenlendiği sabit olmadığından, bu belgelere göre fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hesaplanması hatalıdır. Davacının, 28.12.2017-27.11.2019 tarihleri arasındaki dönemde fazla çalışma ücreti alacağı bulunduğunu ispatlayamadığı dikkate alındığında bu dönem bakımından fazla çalışma ücreti alacağının hüküm altına alınması doğru olmamıştır.
Davacının ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı bulunduğunu da ispatlayamadığı dikkate alındığında ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken hüküm altına alınması bir başka hatalı yöndür. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.