Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/2498 E. 2026/3518 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2498
- Karar No
- 2026/3518
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/3228 E., 2026/143 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/308 E., 2025/566 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro çalışmalar sonucunda, Muğla ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 4 81... parsel sayılı 40.881,25 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar hanesine, ''6831 sayılı Kanun'un 2/B madde uygulamasıyla orman rejimi dışına çıkarıldığı, 1. derece doğal sit alanı olduğu'' şerhi yazılarak kullanıcı belirtilmeksizin çamlık vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tescil edildiğini, 1987 yılında 6831 sayılı Kanun'un 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarıldığını, davacı ve diğer bir kısım davacıların aralarında bulunduğu şahıslar tarafından kullanım kadastrosuna itiraz davası açıldığını, ... Kadastro Mahkemesinin 2010/15 Esas, 2013/16 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiğini, müvekkilinin açtığı dava ile ilgili olarak husumetin Hazineye karşı yöneltilmesi gerekirken Orman İdaresi ile Kadastro Müdürlüğüne yöneltildiği gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verildiğini, dava konusu taşınmazın zilyetliğinin ... isimli şahsa ait iken 13.01.1988 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile müvekkiline devredildiğini, devir tarihinden itibaren müvekkilinin dava konusu taşınmazı nizasız ve fasılasız şekilde kullandığını belirterek taşınmazın zilyetliğinin müvekkiline ait olduğunun tespitini, taşınmazın beyanlarına hanesine "...'in kullanımındadır" şerhinin yazılmasını talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 3302 sayılı Kanunun 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğunu, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davacının dava konusu taşınmazda hiçbir zaman zilyet olmadığını, davacı lehine tapu kaydına zilyetlik şerhi düşülmesi için gereken şartların haiz olmadığını, hukuki dayanaktan yoksun olan davanın öncelikle kesin hüküm, hak düşürücü süre ve zamanaşımı yönünden incelenerek usulden reddini aksi halde davanın esastan reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile '' davacının zilyetliğin tespiti ve bu tespitin tapuda beyanlar hanesine şerhini talep ve dava ettiği, davacının talebinin tespit hükmü olduğu, davacının talebinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesi kapsamında tescil davasına konu olabileceği, eda davasına konu olabilecek bir istek söz konusu olduğundan eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılamayacağı'' gerekçesiyle davanın Orman Müdürlüğü yönünden pasif husumet nedeniyle reddine, Hazine yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ''davanın taşınmaz zilyetliğinin tespiti istemine ilişkin olduğu, dava konusu taşınmazın 1985 yılında yapılan 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkartıldığı, işlemin kesinleştiği, 1. derece doğal sit alanı olduğu açıklaması yazılarak kullanıcı belirtilmeksizin Hazine adına tespitinin yapıldığı, davacının kullanım kadastrosuna itirazının reddedilip kararın kesinleştiği, davacının zilyetlik devir sözleşmesi nizasız-fasılasız kullanıma dayanarak hatalı tespitin düzeltilerek zilyetliğin kendisine ait olduğunun tespitini, beyanlar hanesine kendi adına kullanım şerhi verilmesine karar verilmesini istediği, Orman Müdürlüğü yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğundan, davalı Hazine yönünden açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verildiği, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, dava konusu taşınmazın 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkartıldığının davacı tarafın kabulünde olduğu, bu yöndeki işlemin kesinleştiği, davalı ... İdaresinin husumet ehliyetinin bulunmadığı, davalı Hazine yönünden açılan tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukukî ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukukî yararının) bulunması gerektiği, 2863 sayılı Kanun'un değişik 11. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesi gereği taşınmazın 1. derece doğal sit alanı olduğu, taşınmazın niteliği ve talebin niteliği gereği talebe konu hususların açılacak eda davasında değerlendirilmesinin gerektiği, eda davası açılabilecek hallerde ise tespit davası açılamayacağından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararı bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı'' gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 2/B vasfında olup zilyetlikle kazanılması ve tescil edilebilmesi mümkün olmadığı için tescil davası yerine zilyetliğin tespiti ve kullanıcı şerhi verilmesi talepli dava açtıklarını, dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine 12.04.2012 tarih ve 6778 yevmiye numaralı işlemle "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılmıştır" şerhi yazıldığını, taşınmazın evveliyatının orman olduğunu, daha sonra yapılan 2/B uygulaması sonucu orman vasfını kaybettiğini, bu nitelikteki bir taşınmazın zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını, 1980'li yılından beri dava konusu taşınmazın kullanıcısının müvekkili olduğunun tanık beyanları ve bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinde davacının kullanım hakkının olup olmadığına ilişkindir. Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Dava şartları gerçekleşmeden bir davanın esası incelenemez. Davanın incelenip karara bağlanabilmesi, dava şartlarının varlığı veya yokluğuna bağlıdır. Hakim, dava şartı eksikliğini kendiliğinden dikkate alır, tarafların bu konuda ayrıca talepte bulunmasına gerek yoktur. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi). Olumsuz dava şartlarından birisi mevcutsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez. Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Dava şartının eksik olması halinde nasıl bir usul işlemi yapılacağı, 6100 sayılı Kanun'un 115. maddesinde belirlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Kesin hüküm, 6100 sayılı Kanun'da dava şartı olarak kabul edilmiştir. Buna göre kesin hüküm, 6100 sayılı Kanun'un 303. maddesinde "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir..." hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre kesin hükümden bahsedebilmek için; davanın taraflarının aynı olması, dava sebeplerinin aynı olması ve dava konusunun aynı olması gerekir. Tarafların aynı olmasından anlaşılması gereken; her iki davada da tarafların aynı kişiler olması anlamına gelir. Ancak bir hükmün daha sonra açılan bir davada maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmesi için şekli anlamda kesinleşmiş olması bir başka ifade ile derdest olmaması gerekir. Hükmün kesinleştiği de 6100 sayılı Kanun'un 302/4. maddesi gereği ilamın altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hâkim tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir. Kesin hüküm, taraflar ve tarafların küllî halefleri için olumsuz dava şartıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde; dava konusu taşınmaz ifrazdan önce 4 81... parsel olup, kullanım kadastrosu 04.06.2010 tarihinde yapılmış, davacı ... ... (Kapatılan) Kadastro Mahkemesi'nin 2010/15 Esas sayılı dava dosyasında 20.07.2010 tarihinde dava açmış. ... (Kapatılan) Kadastro Mahkemesi'nin 2010/15 Esas, 2013/16 Karar sayılı ilamı ile davacı ve arkadaşlarının taşınmazın tamamına karşı açtığı davanın, taşınmazın orman olduğu ve davacının fiili kullanımının olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ve verilen karar Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi'nin onamasından geçerek 16.12.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Buna göre İlk Derece Mahkemesince, kesinleşmiş mahkeme ilamı ile taşınmazın orman olup, davacının fiili kullanımının olmadığı, taşınmazın 1966 yılında kesinleşen orman kadastrosu sınırları içerisindeyken 1985 yılında yapılan 2/B uygulaması ile Hazine adına orman sınırları çıkartıldığı ve işlemin kesinleştiği, Hazine adına orman sınırı dışına çıkarma işleminin kesinleştiği yerlerde çıkarma tarihinden itibaren kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme imkanının kalmayacağı, kadastro çalışmasının davacılara kesinleşmiş orman kadastrosunun iptali yönünde yeni bir dava açma hakkı vermeyeceğine dair ilam aynı taraflar arasında kesin hüküm kabul edilerek dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, dava şartı dikkate alınmadan dosyanın esastan incelenerek davanın ispat edilemediği gerekçesi ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekir. Ne var ki bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin ikinci fıkrası gereğince gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan şekilde gerekçesi değiştirilmek suretiyle 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin ikinci fıkrası gereğince DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.