Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/12 E. 2026/4031 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/12
- Karar No
- 2026/4031
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1189 E., 2025/1487 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ünye Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2024/32 E., 2025/29 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kullanım Kadastrosu sırasında, Ordu ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 2 14... parsel sayılı 10.034,73 m² yüzölçümündeki taşınmaz kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, 2000 yılından beri 2/10 hissesi ..., 2/10 hissesi ..., 2/10 hissesi ..., 1/10 hissesi ... ve 3/10 hissesi ...'ın kullanımında olduğu şerhi yazılarak; 2 14... parsel sayılı 5.076,30 m² yüzölçümündeki taşınmaz kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, 1995 yılından beri ...'ün kullanımında olduğu şerhi yazılarak fındık bahçesi vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir. 2. Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; 2 14... ve 20 parsel sayılı taşınmazlardan 2 14... parselin 2000 yılından bu yana davalılardan ..., ...,... ve ... tarafından tasarruf edildiği, 20 parselin ise 1995 yılından beri davalı ... tarafından tasarruf edildiğinin tespit edildiğini, 2/B çalışmalarının gerçek durumla bağdaşmadığını, 2 14... parsel ve tarafların müşterek malik olduğu 2 14... ve 3 parsel sayılı tapulu taşınmazların davacıların müşterek murisi ... ile davalıların murisi ..., ... ve ... arasında 1957 yılında haricen kullanıma yönelik olarak paylaştırıldığını, buna göre orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın 1/2'si davacıların murisi ...'e, 1/4'ü ...'a, 1/4'üde eşit olarak ... ve ...'a bırakıldığını ve anlaşma tarihinden bu yana bu taşınmazdaki ...'ın kullanımına karşılık olarak adı geçenin (mirasçılarının) 2 14... ve 3 parsel sayılı taşınmazlardaki hisselerin davacılar tarafından ve öncesinde de davacıların murisi tarafından kullanıldığını, 2 14... parsel sayılı taşınmazın kök muris ... tarafından zilyet sıfatıyla tasarruf edilmekteyken ölümüyle evlatları ... ve ...'e kaldığını, ... 'ün ölümü ile taşınmazın yarısının mirasçılar ..., ... ve ...'e kaldığını, yine ...'in ölümü ile zilyetlik haklarının evlatları ..., ... ve...'e kaldığını, ...'ün 2004 yılında ölümüyle taşınmazdaki kullanım hakkının ... ve ...'e kaldığını yani taşınmazın zilyetlik hakkının kök muristen itibaren silsile yoluyla müştereken davacı ve davalı ...'e ait olduğunu, ...'ün ölümünden sonra 2004 yılında tarafların bir araya gelerek mülkiyet ve zilyetliklerinde olan fındık bahçesi niteliğindeki dava konusu 2 14... parsel sayılı taşınmazın kullanımını davalı ...'e, buna karşılık davalının da hissedar olduğu 2 02... , 20 13... , 15, 16, 2 14... , 10... ada 1 parselin ise davacıların kullanımına bırakıldığını, 20 yıldan fazla bir zamandır bu haliyle kullanımın devam ettiğini, taşınmazların paylaşımı sırasında da taşınmazların tapulu olup olmadığı değil, miktarı ve verim durumunun dikkate alındığını, davalıların hissedar oldukları taşınmazlardaki hisselerinin uhdelerinde durduğunu, taraflar arasında yıllar önce yapılan anlaşma gereği taşınmazların müştereken tespiti gerekirken hisselerin davalılar adına tespit edilmesinin davacılar aleyhine durum doğuracağını belirterek, kadastro tespitinin iptaline dava konusu 2 14... parselin zilyetlik durumunun 1/2'sinin ...'e ait veraset ilamındaki hisseler oranında davacılar adına tespitini, 2 14... parselin zilyetlik durumunun kök muris ...'e ait veraset ilamındaki hisseler oranında davacılar adına tespitini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 2 14... parselin davalının zilyetliğinde olduğunu, usul hükümleri gereği bu taşınmaza ayrı bir dava açılması gerektiğini, davalının diğer parsele yönelik dava arkadaşlığı şeklinde bir değerlendirme yapılmasının doğru olmadığını, davacıların 1995 yılından beri taşınmazın ...'ün zilyetliğinde olduğunu beyan ettiklerini ancak ...'ün 1963 yılında vefat ettiğini, davacılardan ...'ün davalının kardeşi olduğunu onun tarafından ayrı bir dava açılması gerektiğini, davalının, babasının sağlığında taşınmazı kullanmaya başladığını ve kullanımını bu güne kadar nizasız, fasılasız sürdürdüğünü, taşınmazdaki fındıkları 1973 yılında diktiğini, 2004 yılında ... Türk mirasçılarının bir araya geldiklerini, 2 14... parsel sayılı taşınmazın davalıya kaldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... ve arkadaşları vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, 2 14... ve 20 parsellere yönelik aynı dava dosyası ile dava açılmasının usul hükümlerine aykırı olduğunu, davalılar ile diğer davalılar arasında zorunlu ya da ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığını, 2 14... parselin 70 yıl önce yüz yıllık kayın ve meşe ağaçları ile olan sarp kayalık orman alanı iken davalıların kök murisi ... tarafından imar ve ihya edilerek fındık bahçesi haline getirildiğini, taşınmazın 70 yılı aşkın süredir davalıların kök murisi ... ve çocukları tarafından kullanıldığı ve halen fındık bahçesi olarak kullanılmaya devam edildiğini, 2 14... parselin hiçbir zaman davacıların kök murisleri veya davacılar tarafından kullanılmadığını, davacıların kök murisi ... ile davalıların kök murisi ...'ın iddia edildiği gibi tapulu arazi hissesi ile orman arazilerindeki zilyetlik hisselerini değiştirmediklerini, davacıların 2 14... ve 3 parselde davalılara ait payları oldu bitti ile ele geçirme gayesiyle haksız ve hukuka aykırı dava açtıklarını belirterek, davanın reddini savunmuştur. 3. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın görev ve süre yönünden reddi gerektiğini, dava konusu taşınmazların maliklerinin farklı olduğunu, taşınmazlara yönelik aynı dava dosyası ile dava açılmasının usul hükümlerine aykırı olduğunu, hem taşınmazlar hemde taraflar açısından fiili ve hukuki bağlantı olmadığını, kadastro tespitinin usulüne uygun yapıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Mahkememizce yapılan keşifte, davacı tanıkları da dahil olmak üzere tüm mahalli bilirkişiler, tespit bilirkişileri ve taraf tanıkları, dava konusu 2 14... parsel sayılı taşınmazın, kadastro tutanağında belirtildiği gibi, yalnızca ... ve devamında mirasçıları tarafından, dava konusu 2 14... parsel sayılı taşınmazın ise ... ve devamında mirasçıları tarafından kullanıldığını, adı geçenler dışında -özellikle davacı ve murislerinin- dava konusu taşınmazları kullandıklarını görmediklerini beyan etmişlerdir. Davacılar ise dava konusu taşınmazların ...'ten geldiğini ispat edemedikleri gibi, dava dilekçesinde de belirtildiği üzere dava konusu taşınmazların 50 seneyi aşkın bir süredir 2 14... parselin yalnızca ... ve devamında mirasçıları davalılar tarafından, 2 14... parselin ise yalnızca ... ve devamında mirasçısı davalı ... tarafından kullanıldığı mahalli bilirkişi, tespit bilirkişi ve tanık beyanlarından anlaşıldığından davalıların murislerinden bu yana kullanımına değer verilerek yapılan tespitin yerinde olduğu" gerekçesiyle davanın reddine dava konusu 2 14... ve 20 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... ve arkadaşları vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "kullanım kadastrosunun, taşınmazların fiili kullanım durumlarını belirlemeye ve bu fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasını sağlamaya yönelik bir çalışma olduğu gözetildiğinde, muristen kalan ve mirasçılardan bir ya da bir kısmının fiili kullanımında bulunan taşınmazlara yönelik davalarda, bir ya da bir kısım mirasçının uzun süreli kullanımına diğer mirasçılar tarafından karşı çıkıldığı ve bu hususta taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu ispatlanamıyorsa, bir diğer ifade ile taşınmaz üzerindeki fiili kullanımın tereke adına sürdürüldüğü ortaya konulamıyorsa, fiili kullanıma değer verilmesi gerektiği şüphesizdir. Konuya ilişkin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2022 tarihli ve 2023/8-561 Esas, 2024/125 Karar sayılı kararında da bu hususlar aynen benimsenmiştir. Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, yapılan keşiflerde alınan mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının kahir ekseriyetine göre dava konusu 2 14... parsel sayılı taşınmazın tespit tarihi ve öncesinde davalıların uzun süreli kullanımında olduğu, davacılar ve davacılar murisleri tarafından kullanıldığına dair bir beyanın bulunmadığı hususunun sabit olduğu, diğer 2 14... parsel sayılı taşınmazın da davalı ...'ün kullanımında olduğu hususunda keşifte hazır bulunanların beyanlarının bulunduğu, dava dilekçesinde dahi bu hususun belirtildiği, hal böyle olunca dava konusu taşınmazların davacılar tarafından kullanıldığının ispatlanamamasına göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; Dava reddedildiğine ve davalı Hazine'de kendisini vekil ile temsil ettirdiğine göre Kadastro Kanunu'nun 31/son maddesi gereğince vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken Hazine lehine hiç vekalet ücretine hükmedilmemiş olması isabetsiz olup Hazine vekilinin istinafının bu nedenle kısmen kabul edilmesi, yargılamada eksiklik bulunmayan ancak "kanunun olaya uygulanmasında" hata edilen dava dosyası açısından yapılan yanlışlık yeniden yargılamayı gerektirmediğine göre 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-2. maddesi gözetilerek hükmün düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm verilmesi gerekmiş, yeniden esas hakkında hüküm verilmesinin öncelikli koşulunun mahkeme hükmünün kaldırılması olması olduğu" gerekçesiyle davacı ... ve arkadaşları vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanun'un 353/(1)-b.1 maddesi gereği esastan reddine, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun yukarıdaki gerekçeyle sınırlı olarak kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın reddine, dava konusu 2 14... ve 20 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespiti gibi tapuya tesciline, beyanlar hanesinin aynen korunmasına, davalı Hazine kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 31. maddesine göre takdir olunan 5.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazineye verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan karar verildiğini, bildirdikleri tanıklardan ... ve ...'un taleplerine rağmen dinlenmediğini, tanıklarının dinlenmesi halinde iddialarının ispat edileceğini, mahkemenin tanık dinlemekten hukuka aykırı olarak imtina ettiğini, mirasçılardan her birinin miras yolu ile gelen taşınmazı tek başına kullanmış olmasının diğer mirasçılar nezdinde üstün hak tanımayacağını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinde davacıların kullanım hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,08.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.