Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/6944 E. 2026/4064 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6944
Karar No
2026/4064
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1802 E., 2025/920 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2022/10 E., 2023/10 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Uşak ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastro sırasında, tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan 1 69... parsel sayılı 5.473,00 m² yüzölçümlü taşınmaz, aynı ada parsel numarasıyla 5.472,86 m² yüzölçümlü olarak; tapuda kamu orta malı olarak kayıtlı bulunan 1 69... parsel sayılı 8.927,00 m² yüzölçümlü taşınmaz, aynı ada parsel numarasıyla 8.883,95 m² yüzölçümlü olarak olarak tespit edilmiştir. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1 69... parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın içerisinden yol geçmesi sonrası bir kısmının yolun üst tarafında kaldığını ve önceki kadastro çalışmasında tescil dışı yer olarak bırakıldığını ancak taşınmazın müvekkiline atalarından kaldığını ve müvekkilinin uhdesinde olduğunu, taşınmazın kadastro güncellemesinde 1 69... parsel numarasıyla mera olarak tespit edildiğini, taşınmazın hiçbir zaman mera olmadığını, taşınmazın sınırının davacı aleyhine daraltılarak müvekkilinin taşınmazının yüzölçümünün azaldığını ileri sürerek, güncelleme çalışmaları sırasında ... Köy Tüzel Kişiliğine ait 1 69... parselin yol üstünde kalan kısmı ile 1 69... parselin mera kaydının iptali ile taşınmazların müvekkili adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, zamanaşımı ve hakdüşürücü süre nedeniyle reddi gerektiği, kadastro çalışmalarının usulüne uygun yapıldığını, davanın lehine artış olan parsel maliklerine karşı açılması gerektiğini, Kadastro Müdürlüğüne karşı açılan davanın husumetten reddi gerektiğini ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dava konusu parsellere ilişkin kadastro güncelleme tutanakları, kadastro güncelleme ada raporu, güncelleme kadastrosuna ilişkin ölçü ve sınırlandırma krokileri incelendiğinde, güncelleme kadastrosu çalışmalarında davacıya ait 1 69... parsel sayılı taşınmaz ile davacıya ait işbu 1 69... parsel sayılı taşınmazın güney sınır komşusu olan ve mera niteliği ile sınırlandırılan 1 69... parsel sayılı taşınmazın müşterek ara sınırının "geçerli sınır" tipinde, davacıya ait 1 69... parsel sayılı taşınmazın diğer parsellerle ve ... Yolu ile olan ara sınırlarının ise "sabit sınır" tipinde oluşturulduğu, mahallinde yapılan keşif sonrası teknik bilirkişilerce düzenlenen müşterek raporda hava fotoğrafları üzerinden de inceleme ve değerlendirmelerin yapıldığı ve ilk tesis kadastrosu paftası ile güncelleme kadastrosu paftasının hem ada bazında geniş ölçekte, hem de taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekte eski ve yeni hava fotoğrafları üzerinde birbiri ile çakıştırılmış halinin de rapora eklendiği ve hava fotoğraflarına ilişkin yapılan değerlendirmede, davacıya ait 1 69... parsel sayılı taşınmazın 1 69... parsel sayılı taşınmaz ile olan ara sınırının görünmediği tespitine yer verildiği, mahallinde yapılan keşifte Mahkeme gözlemine yansıdığı üzere 1 69... parsel sayılı taşınmaz ile 1 69... parsel sayılı taşınmaz arasında müşterek sınıra dair zeminde herhangi bir sınır izlenimini oluşturabilecek bir emarenin de bulunmadığı, ziraat mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporda da bu iki parsel arasında belirgin bir sınır olmadığı, devamı vasfında bir bütün olarak göründüğü hususunun belirtildiği yine keşif mahallindeki beyanlara da yansıdığı üzere bu iki parsel arasında zeminde bir sınır olmadığı ve eskiden beri bir bütün olarak kullanıldığı yönünde anlatımların yer aldığı ayrıca davacıya ait 1 69... parsel sayılı taşınmaz ile mera niteliği ile sınırlandırılan 1 69... parsel sayılı taşınmazın tesis kadastrosuna ilişkin kadastro tutanak suretleri ile "edinme sebebi" başlıklı bölümleri incelendiğinde de, 1 69... parsel sayılı taşınmaza tesis kadastrosu sırasında vergi kaydı uygulandığı, bu iki parselin evvelce bir bütün olarak kullanıldığının belirtildiği, tatbik edilen vergi kaydının güney hududunun "mera"yı okumasından dolayı vergi miktar fazlasının kesilerek, 1 69... parsel sayılı taşınmazın mera niteliği ile orta malı olarak sınırlandırıldığı, 1 69... parsel sayılı taşınmazın da ... adına tespitinin yapıldığı, yukarıda değinildiği üzere 1 69... parsel sayılı taşınmaz ile 1 69... parsel sayılı taşınmaz arasında zeminde herhangi bir sınırın bulunmaması, tesis kadastrosu tespitinin yapıldığı yıl olan 1990 yılına en yakın tarihli hava fotoğrafı olan 1988 yılına ait hava fotoğrafında da bu iki parsel arasında sınır görünmemesi ve 1 69... parsel sayılı taşınmazın "mera" olarak sınırlandırılmış olması nedeni ile müşterek sınırın, genişlemeye elverişli vasıfta olması hususları da değerlendirildiğinde, güncelleme kadastrosu çalışmalarında bu iki parsel arasındaki müşterek sınırın "geçerli sınır" tipinde değerlendirilerek sınırlandırılmasında herhangi bir hatanın bulunmadığı, 1 69... parsel sayılı taşınmazın diğer sınırlarının güncelleme kadastrosu çalışmalarında "sabit sınır" tipinde değerlendirildiği, teknik bilirkişilerce düzenlenen bilirkişi raporunda, 1 69... parsel sayılı taşınmazın, 1 69... parsel sayıl taşınmaz ile olan sınırı haricindeki diğer sınırlarının yol, tonç ve taş yığınlarıyla belli olduğu ve bu sınırların hava fotoğrafı ile de örtüştüğü tespitine yer verildiği, davacının iddia ettiği ve güncelleme haritasından farklı olan 1 69... parsel sayılı taşınmazın batı sınırına yönelik yapılan değerlendirmede, 1 69... parsel sayılı taşınmazın batı sınırında güncelleme çalışmalarında "sabit sınır" tipinde değerlendirilen ... Yolu'nun bulunduğu, bu yolun kadastral bir yol olduğu ve tesis kadastrosunda tespitin yapıldığı 1990 yılına en yakın tarihli hava fotoğrafı olan 1988 yılına ait hava fotoğrafında da bu yolun mevcut olduğu, tesis kadastrosu tespitinden evvel de "yol"un zeminde mevcut olduğu hususunun keşif mahallindeki beyanlara da yansıdığı yine ziraat mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda da yol ile belirgin bir şekilde kot farkının bulunduğu tespitine yer verildiği, bu hususun keşif mahallinde Mahkeme gözlemine de yansıdığı yine güncelleme haritasından farklı olan davacının iddia ettiği sınır olarak göstermiş olduğu ve teknik bilirkişilerce düzenlenen rapora ekli krokide (C) harfiyle gösterilen kısma ilişkin yapılan değerlendirmede de, Mahkeme gözlemine yansıdığı üzere güncelleme haritası hattı üzerinde zeminde az bir yükseltiye sahip duvar şeklinde bir görünüme benzer taş yığınlarının yer aldığı, az bir mesafe taş yığınlarının güncelleme haritasına göre oluşturulan sınırdan bir kaç metre kadar içeriden dahi sıra izlediği, keşif mahallindeki beyanlar değerlendirildiğinde de, zeminde yer alan bu taşların ilk tesis kadastrosunda da zeminde mevcut olduğu yönünde istikrarlı ve birbiri ile örtüşen beyanların mevcut olduğu, zirai bilirkişi raporunda da taşlarla oluşturulan sınıra da değinildiği yine denetime de elverişli teknik bilirkişilerce düzenlenen bilirkişi raporunda da, 1 69... parsel sayılı taşınmazın, 1 69... parsel sayıl taşınmaz ile olan sınırı haricindeki diğer sınırlarının hava fotoğrafı ile de örtüştüğü tespitine yer verildiği ve toplanan delillerin hem kendi içerisinde hem de dosya içeriği ile uyumlu olduğu ve açıklanan bu nedenlerden de anlaşılacağı üzere iddia edilen sınırı destekleyen herhangi bir verinin bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine, 1 69... ve 36 parsel sayılı taşınmazların uygulama kadastrosu tespitleri gibi tapuya tescillerine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi gereğince yapılan uygulama kadastrosuna itiraz talepli davanın yapılan yargılaması sonunda; dava konusu taşınmazlarda yapılan uygulama kadastrosunun kanun ve yönetmeliklere uygun olduğunu belirten, teknik ve bilimsel veriler içeren, denetlenebilir vasıftaki bilirkişi raporu dayanak alınarak davanın reddine karar verilmesi isabetli olduğu" gerekçesiyle davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu iddialarının kadastro çalışmalarının usul işlemine değil esasına ve 1990 yılında yapılan kadastrodan beri yanlış olan ve mülkiyeti müvekkiline ait olan taşınmaza yönelik olduğunu, dava konusunun 1990 yılında müvekkilinin babasına ait olan ve müvekkilinin babası adına tescili gerekirken tescil edilmeyen taşınmazlara ilişkin olduğunu, müvekkilinin babasının vefatı nedeniyle 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde hakkını kullanamadığını ve müvekkilinin babasının vefatı sebebiyle müvekkili yönüyle zamanaşımı süresinin uygulanamayacağını, tanık beyanlarının, sınırdaki taş duvarın dikkate alınmadığını, taşınmazın hiçbir zaman mera olmadığını adına tescili gerektiğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun'un 22/2-a maddesine göre yapılan uygulama kadastrosunun usul ve kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,08.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/6944, K. 2026/4064, T. 08.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-6944-e-2026-4064-k-fc95bfda0fa6