Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/5969 E. 2026/1891 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/5969
- Karar No
- 2026/1891
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3125 E., 2024/1664 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/31 E., 2021/79 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. .......... ili ........ ilçesi ......... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi gereğince yapılan uygulama kadastrosu sırasında, tapuda davacı adına kayıtlı eski 1 34... parsel sayılı 638 m² yüzölçümlü taşınmaz, aynı ada parsel numarası ve 460,59 m² yüzölçümlü olarak davalılar adına tapuya kayıtlı bulunan eski 1 34... parsel sayılı 2140 m² yüzölçümündeki taşınmaz ise aynı ada parsel numarasıyla ve 2.313,69 m² yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. 2. Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri adına kayıtlı taşınmazın uygulama kadastrosu ile sınırlarının komşu taşınmaz olan davalılar adına tapuya kayıtlı taşınmaz lehine olacak şekilde değiştirildiğini, müvekkillerine ait taşınmaz ile davalılara ait taşınmaz arasındaki tel örgünün yakın zamanda ve müvekkillerinin rızası alınmaksızın el atma sayılacak şekilde dikildiğini belirterek, uygulama kadastrosunun iptali ile taşınmazın önceki sınır ve yüzölçümüyle tespit ve tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddia ettiği iki taşınmaz arasındaki tel örgünün müvekkilinin kadastro ölçümü yaptırarak inşa ettiğini, telin yapıldığı tarihten bu yana da davacılar tarafından el atmanın önlenmesi davası açılmadığını, tel örgü yanlış yere inşa edilmiş olsa dahi kadastro ölçümlerinin maliklerin belirledikleri sınırlara göre yapılmadığı dijital araçlar kullanılarak yapıldığını, dolayısıyla müvekkilinin inşa ettiği telin kadastro ölçümü esnasında sabit sınır olarak kabul edildiğinin davacılar tarafından iddia edilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... keşif esnasında mahalli bilirkişilerin, davalı tanıklarının, tutanak bilirkişilerin ve davacı tanıklarının beyanlarının ayrı ayrı alındığı, alınan beyanlar yeterli görüldüğünden ve ikinci tanık listesine davacının muvafakati bulunmadığından diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçildiği, keşifte dinlenen kişiler beyanlarında özetle (A) harfi ile gösterilen kısmın çit ile çevrili olduğunu, bu kısmın ... tarafından kullanıldığını, 1990 yılında satın alındığını ve o tarihten bu yana kullanıldığını, tel örgünün ne zaman çekildiğini (davalı ...'nun eşi hariç) tam olarak bilemediklerini veya hatırlayamadıklarını ifade ettikleri, dava konusu ....... ili ........ ilçesi ......... Mahallesinde bulunan 1 34... ve 1 34... parsel sayılı taşınmazların bulunduğu mahalde ilk tesis kadastrosunun 1989 yılında yapıldığı, tarafların yapılan tespitlere itiraz etmedikleri ve tespit gibi tescil edildikleri, tespitin belirlenen sınırlar ve paftası ile kesinleştiği, dava konusu taşınmazların yapılan ilk tesis kadastrosu sırasında fotogrametrik yöntemle ölçülüp sınırlandırılarak 1/5000 ölçekli kadastro paftasına tersim edilen alanlar planimetrik yöntemlerle hesaplandığı, Mahkememizce dosyaya gerekli tüm evraklar getirtilerek keşif yapıldığı ve bilirkişi raporu alındığı, alınan bilirkişi raporu bilirkişiler tarafından seçenekli olarak Mahkememize sunulduğu, Mahkememizce yapılan değerlendirmede dava konusu taşınmazların sınırlarının herhangi bir ölçü, sınırlandırma ve tersimat hatası bulunmayan kesinleşmiş tesis kadastro paftası esas alınarak belirlenmesi gerektiği yönünde olduğu, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı bu sebeple de Mahkememizce bilirkişi raporunda belirtilen kesinleşmiş tesis kadastro paftasına göre yapılan hesaplamanın dikkate alındığı, dava konusu 1 34... parsel sayılı taşınmazdaki eksikliğin dava konusu 1 34... parselin bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen alandan kaynaklandığı, bilirkişi raporunda tesis kadastro paftası ile uygulama paftasının çakıştırıldığı, tesis kadastro paftası ile 1 34... parsel sınırı hariç diğer komşu parseller ile örtüştüğü, davacılara ait parselin miktarı tesis kadastrosu zamanında 638 m² iken uygulama ile 460, 59 m²ye düştüğü, davalıların parseli ise tesis kadastrosu zamanında 2.140 m² iken 2.313,69 m²ye çıktığı ve eski tapu kaydına göre artış olduğu, her iki artış miktarı da hata payının üzerinde olduğu, zemin kullanım durumu ile ilgili olarak da taraflar arasındaki ortak kabul edilen ve üzerinde anlaşılan sabit sınırın olmadığı, alınan beyanlarda telin önceden çit iken sonradan tel örgüye dönüştürüldüğü, bu işlemler sırasında ölçüm yaptırılmadığı, bir kısım beyanlara göre de telin konumunun zaman içerisinde değişiklik gösterdiği ve zaman içerisinde değişikliğe uğradığı böyle bir ihtilaflı durumda kesinleşmiş tesis kadastro paftasının esas alınması gerektiği bu sebeple de bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 195,98 m²lik kısmın davalıya ait 1 34... parselden çıkarılarak davacıya ait dava konusu 1 34... parsele eklenmesi gerektiğinin belirlendiği ..." gerekçesiyle davanın kabulüne, (eski 1 34... ) yeni 1 34... parsel numaralı uygulama parselinden bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan müşterek rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 195,98 m²lik kısmın çıkarılması suretiyle yeni alanının 2.117,71 m² olarak tapuya tesciline, (eski 1 34... ) yeni 1 34... parsel sayılı uygulama parseline bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan müşterek rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 195,98 m²lik kısmın eklenmesi suretiyle yeni alanının 656,57 m² olarak tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...İlk Derece Mahkemesince dosyaya kazandırılan 28.07.2021 havale tarihli bilirkişi raporunun 6100 sayılı Kanun'un 279. maddesinde aranılan koşullara uygun olarak düzenlendiği, ölçü krokisi ve 1985 tarihli hava fotoğrafı ve celb edilen teknik belgelere dayalı olarak denetime elverişli düzenlenen bilirkişi raporunun hüküm vermek bakımından yeterli olduğu, taraflarca da raporun maddi gerçeği yansıtmadığı yönünde kanaat uyandıracak şekilde bir ispat vesikası sunulmadığı, eldeki dosya üzerinden alınan bilirkişi raporu ekindeki krokilere bakıldığında ise tesis kadastrosundaki ölçü krokisi ile paftanıın, uygulama kadastrosu sonucu oluşan pafta ile (A) harfiyle gösterilen sınır yeri hariç-birebir örtüştüğü, uygulama kadastrosu neticesinde düzenlenen paftanın hava fotoğrafıyla çakıştırılmasında da uygulama paftasının zeminle genel olarak uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu 1 34... parselin genelinde pafta ve yeni sınırlar birbiri ile örtüşürken; 1 34... parsel ile olan ortak sınırında, güncelleme esnasında (A) harfi ile gösterilen alanda pafta sınırı alınmadığı, bu kısım sabit sınır kabul edilerek zemin kullanımına göre yeni sınırlar belirlenmiştir. Taşınmazlar bakımından ilk tesis kadastrosunun 1989 yılında yapıldığı, tarafların yapılan tespitlere itiraz etmedikleri ve tespitin belirlenen sınırlar ve paftası ile kesinleştiği, taşınmazların yapılan ilk tesis kadastrosu sırasında fotogrametrik yöntemle ölçülüp sınırlandırılarak 1/5000 ölçekli kadastro paftasına tersim edilen alanlar planimetrik yöntemlerle hesaplandığı, dava konusu taşınmazların sınırlarının herhangi bir ölçü, sınırlandırma ve tersimat hatası bulunmayan kesinleşmiş tesis kadastro paftası esas alınarak belirlenmesi gerektiği, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı, davalı tarafından da (A) harfi ile gösterilen yerdeki uygulama sınırının, tesis kadastrosu ile uyumlu olduğuna ilişkin bir ispat ortaya konulamadığı, dolayısıyla bu sınır yeri bakımından uygulama kadastrosunun hatalı olduğu ve Mahkemece düzeltilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dosya içeriğine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmaması..." gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; sınır uyuşmazlığına konu olan tel örgüyü davalı tarafın kadastro ölçümü yaptırarak inşa ettirdiğini, tel yapıldığı tarihten bu yana da davacılar tarafından elatmanın önlenmesi davası açılmadığını, kaldı ki davalı teli yanlış yere dahi inşa etse kadastro ölçümlerinin maliklerin belirledikleri sınırlara göre değil dijital araçlar kullanılarak yapıldığını, kadastro tarihine en yakın olan 1985 yılı hava fotoğrafı çakıştırılan güncelleme sınırları zeminle genel anlamda örtüştüğünü, keşif esnasında dinlenilen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında zemin sınırlarının değişmediğinin belirtildiğini, çekişmesiz olarak kullanıldığı ve değişmediği tespit edilen zemin sınırlarının baz alınarak güncelleme yapılmasının kanuna uygun olduğunun bilirkişi raporunda da belirtildiğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun 22/2-a maddesine göre yapılan uygulama kadastrosunun usul ve kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin temyiz eden davalı ...'dan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.