Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/5349 E. 2026/3768 K. – Nitelikli Yağma

Konu: Nitelikli Yağma

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2024/5349
Karar No
2026/3768
Karar Tarihi
Konu
Nitelikli Yağma

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/119 E., 2024/1243 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında kurulan hükmün yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle,

Sanık müdafiinin duruşma talebinin 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Sanık hakkında Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30.10.2023 tarihli 2023/252 Esas, 2023/394 Karar sayılı kararıyla nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 149/1-a, 35, 62, 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir. B. İstinaf Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'nin 22.04.2024 tarihli, 2024/119 Esas ve 2024/1243 karar sayılı kararı ile sanık müdafinin istinaf istemi üzerine; 5271 sayılı Kanun'un 280/1.a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

II.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafi Temyiz İstemi Müvekkili hakkında 5237 sayılı Kanun'un 150/1 ve 29 uncu maddelerin uygulanması gerektiği, suç vasfında hata yapıldığı, eksik inceleme ile karar verildiğine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.

Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.

Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.

6098 sayılı Borçlar Kanunu'na (6098 sayılı Kanun) göre, borcun kaynakları üç temel kategoride düzenlenmiştir. Birincisi: Sözleşmeden doğan borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 1-48. Maddeleri) İkincisi: Haksız fiillerden doğan borç ilişkileri, (6098 sayılı Kanun 49-76. Maddeleri) Üçüncüsü ise: Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileridir. (6098 sayılı Kanun 77-82. Maddeleri) 6098 sayılı Kanun'un 49/1. maddesine göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı Kanun'un 74. maddesine göre de; Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. (6098 sayılı Kanun 1/1. Maddesi) Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların iradelerinin fesada uğratılmamış olması gerekir, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, bu sözleşme ile bağlı değildir. (6098 sayılı Kanun 36/1. Maddesi)

Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.

Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.

Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, olay tarihinde sanığın, katılanın arkadaşının babası olduğu, katılan bir komşusunun define uzmanı olduğunu, para vermeleri halinde çok kar edeceklerini söylemesi ve onun iknası üzerine sanık ile komşusunu tanıştırdığı, tanığın beyanından anlaşıldığı üzere 100.000,00 TL'yi katılan aracılığı ile komşuya iletildiği, komşunun dolandırarak kaçtığı ve sanığın haksız fiille zarara uğratıldığının anlaşılması karşısında, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetilerek sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı aynı Yasa'nın 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususunun değerlendirilmesi ve tartışılması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.

III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,30.04.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2024/5349, K. 2026/3768, T. 30.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2024-5349-e-2026-3768-k-58ec3b0d2203