Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/1657 E. 2026/3375 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/1657
- Karar No
- 2026/3375
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/2975 E., 2023/4602 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. Bozma Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.05.2018 tarihli kararının sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi tarafından hükmün; "CMK'nın 188/1. maddesinde “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır” şeklindeki düzenleme ile duruşmada mutlaka hazır bulunması gerekenlerin belirlendiği, aynı Kanunun 289/1-e maddesinde Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılmasının “hukuka kesin aykırılık hâlleri” arasında sayıldığı ve yine 19/12/2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 21. maddesi ile değişik CMK'nın 150. maddesi gereğince alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan yargılamada sanığın istemi aranmaksızın bir müdafii görevlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmakla, Sanık ...'un üzerine atılı nitelikli yağma suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, sanığın istemi aranmaksızın sanığa bir müdafii görevlendirilmesi ve yargılamanın da bu müdafii ile birlikte yürütülmesi gerektiği gözetilmeden, hüküm tarihinden önce 24/03/2018 tarihli dilekçe ile sanık müdafii, vekillik görevinden çekildiği halde, sanığa yeni bir müdafii tayin edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilerek CMK’nın 150/3, 188/1 ve 289/1-e maddelerine muhalefet edilmesi, Kabul ve uygulamaya göre de, 1-Müşteki ve katılanın olaydan hemen sonra sıcağı sıcağına alınan ilk beyanları, iddianame anlatımı ve dosya kapsamına göre, sanıkların suça konu paraya ortak oldukları yönünde delil bulunmayan müşteki ...'ye yönelik olarak teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma, katılan ...'e yönelik ise nitelikli yağma suçunu işledikleri, usulüne uygun olarak CMK'nın ek savunma hakkı tanınmak suretiyle iki suçtan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, her iki mağdura yönelik tek bir yağma suçundan hüküm kurulması, 2-UYAP'tan temin edilen güneşin doğuş-batış saatlerine ilişkin tablo, TCK'nın 6/1-e maddesi ve suç tarihinde kış saati uygulamasının geçerli olduğu nazara alındığında saat 05:24'den önceki zaman diliminin gece vakti olduğu, olay saatine ilişkin müşteki ve katılanın beyanları arasındaki çelişkiler bulunduğu, 112 acil çağrı merkezinin saat 06:30 sıralarında arandığı anlaşılmakla; hangi delillere dayalı olarak suçun gece vakti işlendiğinin kabul edildiği karar yerinde tartışılmadan sanıklar hakkında TCK'nın 149/1-h maddesinin uygulanması Hukuka aykırı olup, sanık ... ve sanıklar müdafiilerinin istinaf kanun yolu başvuruları bu itibarla yerinde görülmekle, CMK'nın 289/1-i ve 280/1-e maddeleri uyarınca sanık ... hakkındaki hüküm ile aralarındaki bağlantı nedeniyle sanıklar ... ve ... hakkındaki hükümlerin BOZULMASINA, aynı Kanunun 283. maddesi gereğince sanıkların kazanılmış haklarının İlk Derece Mahkemesince gözetilmesine," ve dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci Bozma üzerine Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.06.2023 tarihli ve 2022/689 Esas, 2023/306 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik eylemi nedeniyle nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1 ve 148. maddeleri delaletiyle aynı Kanun'un 149/1-c-d, 62. maddeleri uyarınca 9 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik eylemi nedeniyle nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1 ve 148. maddeleri delaletiyle aynı Kanun'un 149/1-c-d, 35,62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık lehine kazanılmış hak gözetilerek nitelikli yağma ve ve nitelikli yağmaya teşebbüs suçlarıdan verilen sonuç cezanın 10 yıl hapis cezası olarak infazına, aynı Kanun'un 53, 58, 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik eylemi nedeniyle nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1 ve 148. maddeleri delaletiyle aynı Kanun'un 149/1-c-d, 62. maddeleri uyarınca 9 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik eylemi nedeniyle nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1 ve 148. maddeleri delaletiyle aynı Kanun'un 149/1-c-d, 35,62. maddeleri uyarınca 4yıl 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık lehine kazanılmış hak gözetilerek nitelikli yağma ve ve nitelikli yağmaya teşebbüs suçlarıdan verilen sonuç cezanın 10 yıl hapis cezası olarak infazına, aynı Kanun'un 53, 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 27.12.2023 tarihli ve 2023/2975 Esas, 2023/4602 Kararı ile sanıklar hakkında ilk Derece Mahkemesince kurulan bu hükümlere yönelik sanık ... ve sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık ...'un Temyiz İstemi Suçsuz olduğuna, şikâyetçileri tanımadığına, görmediğine, görmesinin imkansız olduğuna, ifadelerinin çelişki içermediğine, şikâyetçilerin yiyip içip hırs yapıp mekan sahibini tehdit edip "Nasılsa paramızı alırız" diyen insanlar olduğuna, şikâyetçilerinin ifadelerinin her aşamada çelişkili olduğuna, keşif yapılırsa şikâyetçinin beyanlarını çelişkili olduğunun ispat edileceğine, bu olayın olmuş olabileceğini ancak mekanın turistik mekan olduğuna, şayet gelmiş iseler yüksek hesap ödemiş olacaklar ki sonrasında daha önce de defalarca yaşadıkları gibi mekan sahipleri ile iletişime geçip para istediklerini olumsuz yanıt alınca da işin içerisinde yağma, darp sokarak para kopartmaya çalıştıklarına, üzerine atılı suçu işlemediğine, sabıkalı olduğu için hiçbir delil olmadan cezaya çarptırıldığına, keşif talep ettiğine ilişkindir.
Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Sanık hakkında kurulan hükmün eksik araştırma ile kurulduğuna, şikâyetçilerin kolluk ifade tutanaklarında ve mahkeme huzurunda verdikleri beyanlarda birçok çelişkinin mevcut olduğuna, bilirkişi raporunda da şikâyetçilerin emniyete yapmış oldukları ihbar sırasında gelişen konuşmalarda paraların gasp edildiğini dile getirirken yine bir başka konuşmada "Telefonlarımıza kadar aldılar, araba anahtarlarımızı aldılar" diyerek daha ihbar aşamasında çelişkili beyanlarda bulunduklarına, sanığın olay yerinde bulunmadığı beyanına yönelik aksini gösterir somut delil bulunmadığına, sanığın olayın başından beri samimi beyanda bulunduğuna, yağma suçunu işlemiş olduğuna dair bir delilin mevcut olmadığına, mahkûmiyet kararının usul ve kanunu aykırı olduğuna, kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Katılan ve şikâyetçinin aşamalardaki beyanlarında somut olayın gerçekleştiği yeri, gerçekleştiği zamanı, kişileri ve gerçekleşme biçimini farklı ve tutarsız şekilde anlattıklarına, olayın tek görgü tanığı beyanı ile katılan ve şikâyetçinin aşırı derecede alkollü oldukları da göz önüne alındığında, katılan ve şikâyetçinin karakol ve ilk aşamalardaki beyanlarına itibar edilmeyeceğini, katılan ...'in sonraki beyanlarının sanığın olaya karışmadığı şeklinde olduğuna, ilk derece mahkemesince görgü tanığı dinlenilmeksizin hüküm kurulduğuna, sanığın atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak ve kesin delil bulunmadığına, sanığın gerek soruşturma gerekse soruşturma aşamasında başından beri istikrar ve tutarlı bir şekilde suçu işlemediğini beyan ettiğine, katılan ...'in beyanı ile esas suçlunun ... olduğu, müvekkil sanık ile diğer sanık Volkan'ın olaya karışmadıkları beyan ettiğine, mağdur şikâyetçilerin beyanlarının hükme esas kabul edilebilmesi için başkaca maddi olgularla güçlendirilmeleri ve desteklenmeleri gerektiğine, salt çelişkili şikâyetçi beyanlarına dayanılarak kurulmuş olan mahkûmiyet hükmünün bozma sebebi olduğuna, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin gözetilmediğine, sanığın berati yerine mahkumiyetine karar verilmesinin usul ve kanunu aykırı olduğuna, kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.05.2018 tarihli ve 2017/9 Esas, 2018/308 Karar sayılı dosyasında verilen mahkumiyet kararlarına yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 30.09.2022 tarihli ve 2021/1631 Esas, 2022/2235 Karar sayılı kararında belirttiği gerekçe ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin kanuna aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir(Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 30.09.2022 tarihli ve 2021/1631 Esas, 2022/2235 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/689 Esas, 2023/306 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırılık bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,21.04.2026 tarihinde karar verildi.