Yargıtay · 2. Ceza Dairesi

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/2903 E. 2026/7055 K. – Hırsızlık

Konu: Hırsızlık

Mahkeme
Yargıtay
Daire
2. Ceza Dairesi
Esas No
2024/2903
Karar No
2026/7055
Karar Tarihi
Konu
Hırsızlık

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1551 E., 2023/4326 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun’un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin; sanık hakkında etkin pişmanlık ve lehe olan takdiri indirim nedenlerinin uygulanması gerektiğine, sanığın samimi beyanlarda bulunduğuna ve müvekkili hakkında verilen cezanın yerinde olmadığına yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesinde, 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 62. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun’un 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2021 tarihli ve 2021/35 Esas, 2021/473 Karar sayılı kararı dikkate alınarak, 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesinde yer alan yasal zorunluluk nedeniyle, müdafinin hazır bulunduğu oturumda karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanık müdafinin, "yokluğunda karar verilmesi talepli" mazeret dilekçesi bulunmakla birlikte Mahkemece duruşmada başka bir müdafii görevlendirilmek suretiyle yargılamaya devam edilmesi yerine, müdafiin yokluğunda karar verilerek aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması suretiyle sanığın savunma hakkı kısıtlanarak yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanun'un 304/2-a maddesi uyarınca bozma nedeni de dikkate alınarak gereği için dosyanın İzmir 46. Asliye Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Gece bina içinde hırsızlık suçundan sanık hakkında TCK’nun 142/2-h, 143. maddelerinden cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında ilk derece mahkemesi, son celsede mazeret bildiren ve hükmün tarafına tebliğ edilmesini isteyen sanık müdafinin isteğini kabul ederek verdiği mahkumiyet hükmünü tebliğ etmiştir. Müdafinin istinaf talebi esastan reddedilmiştir. Temyiz edilen mahkumiyet hükmü, tayin edilen zorunlu müdafi hazır edilmeden hüküm kurulması suretiyle CMK’nun 1 88... /1-e bendine aykırı davranıldığı gerekçesiyle bozmuştur. Mazeret bildirip verilecek kararın tebliğ edilmesini isteyen müdafinin son celsede hazır bulundurulmamasının mutlak bir gereklilik ve kesin hukuka aykırılık niteliğinde olup olmadığı sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır. 5271 sayılı CMK’nun 289/1 fıkrasında e bendinde “duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması” kesin hukuka aykırılık sebebi olarak düzenlenmiştir. Duruşmada mutlaka hazır bulunması gerekenler ise CMK’nun 188/1 fıkrasında sayılarak gösterilmiş, zorunlu müdafinin duruşmada hazır bulunması şart olarak belirlenmiştir. Ancak, terör ve örgütlü suçlardan yapılan toplu yargılamalar sırasında zorunlu müdafi olarak duruşmaya katılması şart olan avukatların, mazeret bildirmeden karar verileceğini bildikleri son duruşmaya hiç gelmemeleri, duruşma yapılırken karar verilmesini engellemek maksadıyla çıkıp gitmeleri, bazen bir müdafinin, ertelenen celsede başka bir müdafinin duruşmaya gelmeyerek hüküm verilmesini imkansız kılmaları üzerine CMK 188/1 ve 216/3 fıkralarına yeni hükümler eklenerek zorunlu müdafi olmadan hüküm verilmesi mümkün hale getirilmiştir. 676 sayılı KHK ile yapılan değişiklik 7070 sayılı kanunla 01.02.2018 günü kabul edilerek bu hükümlere ilave edilmiştir. CMK’nun 188/1 ve 216/3 fıkralarında müdafinin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edileceği ve hüküm de verileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler duruşmada zorunlu müdafi bulundurma şartına istisna oluşturmaktadır. CMK’nun hükümlerinden bazıları diğerlerinden daha üstün veya değerli değildir. Kanun hükümleri içinde hiyerarşik bir sıralama yoktur. Abesle iştigal etmeme ilkesi gereğince kanuna ilave edilen her normun mutlaka uygulanacağı bir alan olmalıdır. Önce KHK ile düzenlenip sonrada meclisin kanunlaştırdığı hükümler kanuna hiç konulmamış gibi yargı organları yorum yapamaz. CMK’nun 188/1 ve 216/3 fıkralarına getirilen istisnai düzenlemeler gayet açık olup müphemlik taşımamaktadır. Düzenleme amacı belli ve bilinen kanun hükmünün yorumla işlevsiz kılınması hukuken doğru değildir. Duruşma, ceza davasında tek bir celsede tamamlanıp kesintisiz bitirilmesi gereken bir yargılama işlemidir. Fakat çeşitli sebeplerle duruşma bitirilemediği ve farklı zaman aralığında parçalı yapıldığında zorunlu müdafinin mazeret bildirmesi veya mazeret bildirmeden duruşmaya gelmemesi halinde CMK’nun 188/1 ve 216/3 fıkralarına göre artık hüküm vermeye engel hiçbir durum yoktur. Savunma hakkını kullanmış, duruşmada delil tartışmasına katılmış, yeteri kadar savunma yaparak kendisini ifade etmiş ve müdafi yardımından yararlanmış sanığın müdafinin son karar duruşmasına katılmaması hiçbir hukuki değeri zedelememektedir. Bu halde ihlal edilmiş hiçbir hukuk normu yoktur. Müdafi mazereti nedeniyle duruşmanın yokluğunda bitirilmesini ve hüküm verilmesini istemektedir. Mahkemeye karar verilirken duruşma salonunda bulunamayacağını ve mevcut duruma rızası olduğunu bildirmiştir. Kanunda buna imkan verecek şekilde düzenlenmiştir. Şekle aşırı ölçüde sıkı sıkıya bağlı kalarak yargılamanın usule boğulmasına gerek yoktur. Ezcümle, mazeret bildirip duruşmada hazır olamayacağını ve verilecek kararın tarafına tebliğini isteyen zorunlu müdafi olmadan duruşma yaparak hüküm veren ilk derece mahkemesinin kararı hukuka uygundur. Aksi yöndeki sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmiyorum.

Atıf: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2024/2903, K. 2026/7055, T. 21.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-2-ceza-dairesi-2024-2903-e-2026-7055-k-d8574fe86bce