Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/6051 E. 2026/3653 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6051
Karar No
2026/3653
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi(İlk Derece) SAYISI : 2025/1 E., 2025/1 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; taraflar arasında imzalanan kiralama ve alt kiralama sözleşmesinin (16.6.) maddesinde, sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların.... Tahkim Merkezi (ISTAC) kuralları çerçevesinde çözümleneceğinin kararlaştırıldığını, bu kapsamda ISTAC 2024/DA-1010 sayılı tahkim dosyasında yargılama yapıldığını, tahkim sonucunda 31.10.2024 tarihli nihai hakem kararının verildiğini, bu kararın 01.12.2024 tarihinde tebliğ edildiğini ancak tahkim kararının hangi kanuna göre verildiğinin belirtilmemesinin kamu düzenine aykırılık oluşturduğunu, belge ibrazına ilişkin taleplerinin hakem kurulu tarafından değerlendirilmediğini, tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediğini, kararın kamu düzenine aykırı olduğunu ileri sürerek, hakem kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; tahkim yargılamasına konu uyuşmazlığın herhangi bir yabancılık unsuru içermediğini ve bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) hükümlerine tabi olduğunu, anılan Kanunun 439/1. maddesi gereğince hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabileceğini ve bu davanın tahkim yeri olan bölge adliye mahkemesinde ikame edilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmede tahkim yerinin İstanbul/Türkiye olarak açıkça belirlendiğini, dolayısıyla davanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde açılması gerektiğini, bu nedenle Mahkemenin yetkisiz olduğunu, ayrıca dava süresinde açılmadığından hakem kararının kesinleştiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyaya sunulan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünün 22.09.2025 tarihli yazısı ile Bodrum Ticaret Müdürlüğünün 23.09.2025 tarihli yazısından, tarafların 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (4686 sayılı Kanun) kapsamında bulunmadığı ve uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşımadığı, uygulanması gereken hükümlerin 6100 sayılı Kanunda yer alan tahkime ilişkin hükümler olduğu, 6100 sayılı Kanunun 439/1. maddesi uyarınca tahkim kararının iptali davasının tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde açılması gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmede tahkim yerinin İstanbul olarak belirlendiği, bu nedenle yetkili mahkemenin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi olduğu gerekçesiyle; davanın yetkisizlik sebebiyle usulden reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dosyaya sunulan MERSİS ve Türkiye .... Gazetesi kayıtlarıyla davalı şirketin yabancı sermayeli şirket olduğunun ispatlandığını, bu nedenle 4686 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşınması nedeniyle tahkimin milletlerarası nitelik kazandığını, yabancı sermayeli şirketlerin taraf olduğu uyuşmazlıklarda 4686 sayılı Kanunun uygulanacağının doktrin ve yargı kararlarıyla da kabul edildiğini, bu kapsamda iptal davasında görev ve yetkinin aynı Kanunun 15/A ve 3. maddeleri uyarınca davalının ticari merkezinin bulunduğu Muğla ilinin bağlı olduğu Denizli Bölge Adliye Mahkemesine ait olduğu, Muğla'nın 04.07.2024 tarihli Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararıyla Denizli Bölge Adliye Mahkemesi yargı çevresinde yer alması nedeniyle de huzurdaki davanın görevli ve yetkili mahkemede süresi içinde açıldığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kira ilişkisinden doğan uyuşmazlığa ilişkin tahkim yargılamasında verilen hakem kararının iptali istemine ilişkindir Tahkim, özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların bağımsız ve tarafsız hakemler eliyle ve yargısal yolla çözümü demektir. Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda (HUMK) yer almazken, 6100 sayılı Kanunun 412. maddesinin 1. fıkrasında; “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır. Devlet yargısına göre hızlı olması, öngörülebilir olması, yargılama koşullarını belirli sınırlar içerisinde tarafların belirliyor olması, hakemlerin uzmanlık alanlarına göre taraflarca seçilmesi, arzu edilmesi hâlinde gizliliğin sağlanabilmesi gibi birçok avantajı nedeniyle tahkim, uluslararası alanda olduğu gibi ülkemizde de uygulama alanını giderek genişleten bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi hâline gelmiştir (Doğan, Ağırman: Millî & Milletlerarası Tahkim, Ankara 2022, s. 80). Özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların mahkemeler dışında tahkim yolu ile çözümü, tarafların yapacağı bir tahkim sözleşmesiyle mümkündür. Başka bir anlatımla tahkim sözleşmesi, tahkim yargılamasının temelini oluşturur (Hakan, Pekcanıtez /Muhammet, Özekes / Mine, Akkan / Hülya, Korkmaz Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s. 2594). Türk Hukuk Lûgatında da, tahkim sözleşmesi; tarafların sözleşme ya da sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün veya bir kısmının çözümünün hakem ya da hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşma olarak ifade edilmiş; tahkim sözleşmesinin taraflar arasındaki sözleşmenin bir koşulu ya da ayrı bir sözleşme ile yazılı biçimde yapılabileceği belirtilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1048). Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için; tahkime elverişli olması ve tarafların uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümleneceği konusunda anlaşmış olmaları gerekir. Tahkim, özü itibariyle tarafların seçimine bağlı olarak kullanılan bir yöntemdir. Tahkimin üç unsurundan bahsedilebilir. Bunlar; a) Hakemlerin uyuşmazlığı çözüme kavuşturmakla görevli olması, b) Hakemlerin yapmış oldukları yargısal faaliyetin taraflar arasında bağıtlanmış bir sözleşmeye dayanması, c) Tahkimin özel bir yargılama usulü olmasıdır (İbrahim, Özbay: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde Tahkim, Ankara 2016, s. 5). Ülkemizde uyuşmazlıkta yabancılık unsurunun olup olmamasına göre Milli tahkim ve Milletlerarası tahkim olarak iki usul benimsenmiştir. Hukuki uyuşmazlık yabancılık unsuru içermiyorsa milli tahkim kurallarına tabi olur. 6100 sayılı Kanunun 407. maddesinde “Bu Kısımda yer alan hükümler, 21.06.2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.” hükmü ile milli tahkimde kriterler belirlenmiştir. Milli tahkime ilişkin hükümler 6100 sayılı Kanunun 407- 444 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Milli tahkimde görevli ve yetkili mahkeme düzenlemesi "Tahkimde görevli ve yetkili mahkeme" başlıklı olarak 6100 sayılı kanunun 410. Maddesinde "Tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme, konusuna göre tahkim yeri asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesidir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli mahkeme, konusuna göre asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesi, yetkili mahkeme ise davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri mahkemesidir. " şeklindedir. Ayrıca tahkimde verilen hakem kararlarına karşı aynı kanunun 439/1 maddesinde "Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür " şeklindeki düzenleme ile milli tahkimde hakem kararlarına karşı açılacak davalar için görev ve yetki düzenlemesi yapılmıştır. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunun 4. maddesinde ise “Tahkim anlaşması, tarafların, sözleşmeden kaynaklansın veya kaynaklanmasın aralarında mevcut bir hukukî ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün veya bazılarının tahkim yoluyla çözülmesi konusunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır. Milletlerarası Tahkim Kanunu, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümlerinin taraflar ya da hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. Milletlerarası Tahkim Kanununun uygulanabilmesi için uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması, tahkim yerinin Türkiye olması gerekmektedir. Milletlerarası tahkime ilişkin hükümler ise 4686 sayılı Kanunda düzenlemiştir. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunun uygulama alanı, bu kanunun 1. ve 2. maddelerinde, tahkimde görevli ve yetkili mahkeme ise aynı kanun 3. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre 4686 sayılı Kanunun 1. maddesinde;“…Bu Kanunun amacı, milletlerarası tahkime ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya bu Kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. Bu Kanunun 5 ve 6 ncı madde hükümleri, tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanır. Bu Kanun, Türkiye'de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile iki tarafın iradelerine tabi olmayan uyuşmazlıklarda uygulanmaz…” hükmü ile Kanunun amaç ve kapsamına yer verilmiş, Aynı Kanunun "Yabancılık unsuru" başlıklı 2. maddesiyle bu kanun uygulanmasında yabancılık unsurundan ne anlaşılması gerektiği ;“…Aşağıdaki hallerden herhangi birinin varlığı, uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığını gösterir ve bu durumda tahkim, milletlerarası nitelik kazanır. 1. Tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin ayrı devletlerde bulunması. 2. Tarafların yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin; a) Tahkim anlaşmasında belirtilen veya bu anlaşmaya dayanarak tespit edilen hallerde tahkim yerinden, b) Asıl sözleşmeden doğan yükümlülüklerin önemli bir bölümünün ifa edileceği yerden veya uyuşmazlık konusunun en çok bağlantılı olduğu yerden, Başka bir devlette bulunması. 3. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşmeye taraf olan şirket ortaklarından en az birinin yabancı sermayeyi teşvik mevzuatına göre yabancı sermaye getirmiş olması veya bu sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışından sermaye sağlanması amacıyla kredi ve/veya güvence sözleşmeleri yapılmasının gerekli olması. 4. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşme veya hukuki ilişkinin, bir ülkeden diğerine sermaye veya mal geçişini gerçekleştirmesi…” şeklinde belirtilip açıklanmıştır. Aynı kanunun "Tahkimde görevli ve yetkili mahkeme, müdahalenin sınırı " başlıklı olarak 3. maddesinde yetkili mahkeme ; “..Bu Kanunda mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde, davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesi; davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir. Milletlerarası tahkimden kaynaklanan sorunlar için mahkemeler, sadece bu Kanunun hükümlerine göre müdahalede bulunabilirler.” şeklinde düzenlenmiş olup tahkimde görevli ve yetkili mahkeme ve müdahalenin sınırı belirlenmiştir. Ayrıca milletlerarası tahkim kanuna göre verilen hakem kararlarına karşı açılacak iptal davasında görevli ve yetkili mahkeme milli tahkim usulünden farklı olarak (6100 sayılı kanunun 439/1 maddesinden farklı) olarak 4686 sayılı kanunun 15 /1 Maddesinde "A) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. (Değişik ikinci cümle: 28/2/2018-7101/53 md.) İptal davası, 3 üncü madde uyarınca yetkili asliye hukuk mahkemesinin bulunduğu yer yönünden yetkili bölge adliye mahkemesinde açılır, öncelikle ve ivedilikle görülür." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere tahkim usulüyle verilen hakem kararının iptali davalarında yetkili olan Bölge Adliye Mahkemesi milli tahkim usulünde ve Milletlerarası tahkim usulünde farklı olarak düzenlenmiştir. Hakem kararına konu uyuşmazlıkta yabancılık unsurunun bulunması hali aynı zamanda yetkili mahkemeninde belirlenmesinde esas alınacak temel kriter haline gelmiştir. Mevzuatımızda 4501 sayılı Kamu Hizmetleri İle İlgili İmtiyaz Şartlaşma Ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanunun (4501 sayılı Kanun) 2/c maddesinde de yabancılık unsurunun tanımı yapılmış olup, buna göre; 'Yabancılık unsuru: Sözleşmeye taraf kurulu veya kurulacak şirket ortaklarından en az birinin yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı hükümlerine göre yabancı menşeli olması veya sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışı kaynaklı sermaye veya kredi veya teminat sözleşmelerinin akdedilmesinin gerekli olması hallerinden birini ifade eder.' şeklinde açıklanmıştır. Dolayısıyla tahkime konu olan uyuşmazlıkta 4686 sayılı kanunun 2. Maddesine göre yabancılık unsurunun varlığının kabulü halinde hakem kararının iptali davasında yetkili mahkeme milli tahkimde olduğu gibi tahkim yeri Bölge Adliye mahkemesi değil 4686 sayılı kanunun 3 üncü maddesi uyarınca belirlenen yetkili asliye hukuk mahkemesinin bulunduğu yer yönünden yetkili bölge adliye mahkemesidir. Görüldüğü gibi 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu ve bu kanun yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin 3. Ve yollama ile 15. Madde hükümleri , yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümlerinin taraflar ya da hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. Milletlerarası Tahkim Kanununun uygulanabilmesi için uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması, tahkim yerinin Türkiye olması gerekir. Yabancılık unsurunun belirlenmesinde 4686 sayılı kanunun 2/3 maddesine göre esas alınacak kriter "Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşmeye taraf olan şirket ortaklarından en az birinin yabancı sermayeyi teşvik mevzuatına göre yabancı sermaye getirmiş olması veya bu sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışından sermaye sağlanması amacıyla kredi ve/veya güvence sözleşmeleri yapılmasının gerekli olması." halidir. 4686 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği dönemde " yabancı sermayeyi teşvik " kapsamında yürürlükte olan 23.01.1954 tarihli R G de yayınlanarak yürürlüğe giren 6224 sayılı kanun 5/6/2003 tarihli 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olup bu kanunun 5/c maddesiyle mülga 6224 sayılı kanuna yapılan atıfların bu kanuna yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Dosya içerisinde bulunan Sanayi ve Teknoloji bakanlığının25.09.20 25... .10.2025 tarihli yazısında da 4875 sayılı kanun 2/b maddesine göre ancak sermaye koyma veya ortaklık yoluyla yabancı yatırımın gerçekleşeceği, bahse konu sunset şirketinin ortaklarından birinin ifade edilen mevzuatta tanımlanan yatırımcı niteliğinin tayini için yabancı ortağın şirkete fiilen sermaye koyduğunun tespiti halinde 4875 sayılı kanunun 2/b maddesine göre yabancı yatırımın mevcut olduğunun kabul edilmesi gerektiği ve 4686 sayılı MTK 2. Maddesi 1. Fıkrası 3. Ve 4. Bendi kapsamında milletler arası tahkim niteliğinin taşıdığının değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Yapılan tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; dosyaya sunulan delil ve belgelerden, iptali talep edilen 31.10.2024 tarihli hakem kararında davalı olan ....Anonim Şirketinin, 6.575.000,00 TL toplam sermaye ile 30.03.2020 tarihinde Bodrum ... Müdürlüğüne tescil edildiği, yönetim kurulu üyesi ve temsile yetkili kişi olarak Birleşik Arap Emirlikleri uyruğu olan ... Limited şirketinin bulunduğu, şirket sermayesinin 5.917.500,00 TL'sinin ... Limited şirketi tarafından, 657.500,00 TL'sinin Türk uyruklu .... ikametli .... tarafından nakdi olarak karşılandığı anlaşılmaktadır. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Sermaye Teşvik Kanununun 2. maddesinde yabancı yatırımcı ve doğrudan yabancı yatırımcı tanımları yapılarak; yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler tarafından yurt dışından getirilen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca alım satımı yapılan konvertibl para şeklinde nakit sermayenin doğrudan yabancı yatırım olarak ifade edildiği, buna göre 4501 sayılı Kanun ile 4686 sayılı Kanunun 2/3. maddesi gereği somut olayda yabancılık unsurunun varlığı sabit olup, tahkim anlaşmasının bulunduğu uyuşmazlığın 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanun hükümlerine göre Hakem kurulu kararının iptaline ilişkin davada yetkili mahkemenin belirlenerek çözümleneceği açıktır. 4686 sayılı Kanun’un 15. maddesinde; “…A) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. (Değişik 2. cümle: 7101 - 28.2.2018 / m.53) “İptal davası, 3 üncü madde uyarınca yetkili asliye hukuk mahkemesinin bulunduğu yer yönünden yetkili bölge adliye mahkemesinde açılır, öncelikle ve ivedilikle görülür.” şeklinde düzenlenmiş olup, bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince; davanın yabancılık unsuru taşıdığı ve davalı şirketin faaliyet merkezi ile kayıtlı olduğu ... müdürlüğü Bodrum olmakla Mahkemenin yetkili olduğunun kabulü ile dava konusu hakem kararının iptali davasında işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile uyuşmazlıkta Milli tahkime ilişkin 6100 sayılı HMK hükümlerine göre yetkili olunmadığından yazılı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına usulden BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/6051, K. 2026/3653, T. 08.06.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-6051-e-2026-3653-k-dcf684ef1469