Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4691 E. 2026/2508 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4691
Karar No
2026/2508
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/149 E., 2025/1294 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Aydın 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/375 E., 2023/700 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, İncirliova Sulh Hukuk Mahkemesinin 21.10.2005 tarih ve 2005/261 E., 2005/340 K. sayılı ilamıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesi kapsamında kısıtlanarak kendisine vasi atandığını, kararın ilgili yerlere bildirildiği ve ilgili yerlerde yayınlandığını, bu sebeple davacı ile davalı arasında yapılan sözleşmelerin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek; davacının emekli maaşından yapılan kesintinin tamamen kaldırılmasına, yapılacak bilirkişi tespiti sonunda müvekkil tarafından ödendiği tespit edilen bedelinin istirdatına, ödenmediği tespit edilen miktar açısından müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkili bankanın davacıya kullandırdığı kredilerin tarihlerinin 20 20... olduğunu, 2007-2023 tarihleri arası döneme ilişkin de müvekkili bankaya yapılmış bir kısıtlılık bildirimi olmadığından davacının taleplerinin haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kısıtlı davacının, davalı bankadan kredi kullandığı ve bu suretle bir menfaat elde ettiği, davalı bankanın ödeme talebine kadar tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen davacının, borcun ifası istendiğinde ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hacir altındaki kişinin karşı tarafın aleyhine olacak şekilde kendi mal varlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşme oranında sorumlu olacağı, sebepsiz zenginleşmenin iade borcunun doğması bakımından fiil ehliyetinden yoksun olmanın sonuca etkili olmadığı, ayrıca Sulh Hukuk Mahkemesinin davacının kısıtlandığına dair gerekçeli kararı bankalara tebliğ etmediği ve bankanın KPS-Kimlik paylaşım sisteminden kontrol yükümlüğü de bulunmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; davacı-kısıtlının davalı bankadan kredi kullandığı, kredi sözleşmesi gereğince davacıya ödeme yapıldıktan sonra kısıtlılık iddiasına dayanarak kredi sözleşmelerinin geçersizliğini ve kredi borcundan sorumlu olmadığını, yeterli araştırma yapmadan kredi kullandırması sebebiyle bankanın kusurlu olduğunun ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davacının 2005 yılından beri kısıtlı olduğunu, davacının ve vasisinin kısıtlılık durumunu dürüstlük kuralına aykırı kullanmasının söz konusu olmadığını, mahkemece davalı bankanın basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğünün değerlendirilmediğini, davacının kısıtlılık kararının kesinleşip nüfus kaydına işlenmesiyle birlikte artık tüm kamu kurumlarını bağlayıcı nitelikte bulunduğunu belirterek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kısıtlı davacı tarafından imzalanan kredi sözleşmesinin iptali ve maaş kesintilerinin iadesi istemine ilişkindir. Kural olarak tam ehliyetsiz kişilerin hukuki işlemleri hükümsüzdür. (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesi) Ancak, bu kuralın istisnaları vardır. Bunlardan biri 4721 sayılı Kanun’un 2. maddesinde de öngörülen dürüstlük kuralıdır. Buna göre, “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”. Kanun’un 15. maddesinde hükme bağlanan kuralın istisnalarından biri de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 65. maddesi hükmüdür. 6098 sayılı Kanun’un 114/2.maddesi yollamasıyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanması mümkün olan 65. maddesi uyarınca hakkaniyet elverdiği takdirde tam ehliyetsiz olan kişi diğer tarafın batıl hukuki işlemin hüküm ifade ettiğine güveni nedeniyle oluşan zararından sorumludur. 4721 sayılı Kanun’un 452/2. maddesinde ise, “vesayet altındaki kişinin fiil ehliyetine haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı" öngörülmüştür. Buna göre kendisini ehil bir kişi gibi gösterip hukuki işlem yapan ve bu suretle karşı tarafı zarara uğratan ehliyetsiz kişinin bu zarardan sorumlu olacağının kabulü gerekir. Kanun, tam ehliyetsizlerin yaptıkları hukuki işlemleri batıl sayarken bu gibi kimseleri korumak, kendi menfaatlerine aykırı işlemleri yaparak 3. kişilerce sömürülmelerine engel olmak amacını gütmüştür. Bu tehlikenin ortadan kalktığı normal bir insanla eşdeğer tarzda hareket ettiği durumlarda, hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağından kanun bunu himaye etmez. Somut olayda, davacı-kısıtlının tam ehliyetli kişilerin dahi her zaman yararlanma olanağı bulamadığı tüketici kredisinden yararlanmış ve bu suretle bir menfaat elde etmiştir. Davalı bankanın ödeme talebine kadar tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen kısıtlı, borcun ifası istendiğinde ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınması hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiği, 4721 sayılı Kanun’un 2.maddesi uyarınca bu durumun hukuk düzeni tarafından da korunmayacağı açıktır. Öte yandan kısıtlının, imzalanan kredi sözleşmesine ek rehin sözleşmesi ve taahhütname ile virman-takas mahsup talimatı gereği davalı bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak banka nezdinde bulunan tüm alacakları, mevduat ve bloke hesapları üzerinde hapis, mahsup ve takas etme yetkisini davalı bankaya verdiği de açıktır. Bu durumda Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup hükmün onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/4691, K. 2026/2508, T. 28.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-4691-e-2026-2508-k-7a4007360c19