Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/2102 E. 2026/2362 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2102
- Karar No
- 2026/2362
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/326 E., 2025/376 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu 2. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi SAYISI : 2022/321 E., 2024/251 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir Belli edilen günde gelen davacılar ... ve ... vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi heyetçe zorunlu görüldüğünden 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24/1 maddesi ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddesi uyarınca görüşmenin bırakıldığı 20.04.2026 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili, müvekkillerinin küçük kızı ...'in davalıların mesleki kusurları nedeniyle vefat ettiğini, ... Sağlık Müdürlüğünün yapmış olduğu 07.05.2018 tarihli araştırma raporu ile kusurlu olduklarının tespit edildiğini, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde suç duyurusunda bulunulduğunu, 18.01.2018 tarihinde akut batın teşhisi yapıldığında hastaya mutlaka yatış verilmesi gerekirken yatış verilmediğini, yine aynı gün yapılan tetkiklerde lokosit 4 olması gerekirken 2,56, hemoglobin 12 olması gerekirken 10,6, hemotokrit 37 olması gerekirken 31 olmasının iç kanama ihtimalini gösterdiği halde bu yönde bir tedavi uygulanmadığını ve çocuk cerrahına muayene ettirilmediğini, CRP değerinin (vücuttaki hücre yakımı) 0,5'i geçmemesi gerekirken 17,39 olması durumunda hastanın çocuk cerrahının bulunduğu ve çocuk yoğun bakımın bulunduğu bir hastaneye sevkinin sağlanmaması ve müvekkillerinin sürekli oyalanmasının çocuğun ölümüne neden olduğunu, acil doktorunun böyle bir durumda gerekli uzmandan yardım alması ve yatış verilmesi gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; davacı ... ve ... için 100.000,00'er TL manevi, destekten yoksun kalma tazminatına esas olarak 10.000,00'er TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, alacağa olay tarihinden en yüksek faizin yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili; davacı annenin çalıştığı özel hastanede genel cerrahi polikliniğinde yaptırdığı tahlil sonuçlarına göre çocukta enfeksiyon olduğunu, mutlaka hastanede tedavisinin yapılmasının gerektiğini aileye belirttiğini, davacı annenin çalıştığı hastanede çocuk doktoru olmasına rağmen annenin çocuğu muayene ettirmek istememesi nedeniyle tahlillerin genel cerrahi tarafından yapıldığını, kendisinin çocuk doktoruna güvenmediğini ifade ettiğini, davacının iddia ettiği gibi acil serviste müvekkilinin çocuğun annesine yazılı olarak verdiği bir tedaviyi uygulamasının kabul edilemeyeceğini, bahsedilen olayların hepsinin hastanede geçtiğini, bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar usulüne uygun tebligat yapıldığı halde süresinde cevap dilekçesi vermemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2020 tarihli kararıyla; davaya konu olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi gereğince; hukuk hakiminin, ceza mahkemesince belirlenmiş ve kesinleşmiş olan maddi olgu ile bağlı ise de; kusurun bulunup bulunmadığı ve oranına ilişkin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmadığı gibi, kusura ilişkin saptamaya dayanan beraat kararı ile de bağlı olmadığı, ancak soruşturma dosyasında bulunan gerek Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Dairesinin15.05.2019 tarihli raporu gerekse Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulundan alınan 19.12.2019 tarihli raporda davacıların müşterek çocuğu ...'in ölümü ile sonuçlanan olayda çocuğun ölümünün influenza A nedenli viral pnömoni ve gelişen komplikasyon sonucu meydana geldiği, neticenin meydana gelmesinde davalıların herhangi bir kusurunun bulunmadığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatasının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı; davacılar vekili istinaf isteminde bulunmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.11.2020 tarihli kararıyla; davacıların alınan rapora itiraz ettikleri, Mahkemece, müteveffa ...'in yapılan teşhis ve tedavilerinde davalıların kusur ve hatalarının bulunup bulunmadığının, davacıların bilirkişi raporlarına yaptığı itirazları da değerlendirilip tartışılmak üzere üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman akademik kariyere sahip yeni bir üç kişilik bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme, istinaf ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2022 tarihli kararıyla; 07.02.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda, davalılardan Dr. ...'ın uyguladığı tedavide davacıların desteğinin takip ve tedavisinde gerekli özeni gösterdiği, bu suretle bu davalı yönünden yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi uygulama hatası bulunmadığı, davalı ...'ın hastanın çocuk yoğun bakım ünitesine sahip herhangi bir merkeze sevki için daha erken harekete geçmesi ve sevkin sağlanması için resmi kanalları kullanması gerekirken bu hususta gerekli özeni göstermediğinin belirtildiği, her ne kadar bilirkişi raporunda daha erken sevkin sağlanması halinde dahi hastanın ölümü ile sonuçlanan şiddetli klinik gidişin önlenip önlenemeyeceği, bu suretle davacıların desteğinin hayatta kalıp kalmayacağının net bir şekilde bu aşamada saptanmasının mümkün olmayacağı tespiti yapılmış ise de; sağlık hizmetinden yararlanma hakkının Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlemesini bulan ve en önemli kişisel haklardan olan yaşam ve maddi ve manevi varlığını koruma hakkının vazgeçilmez unsurlarından biri olduğu, davacıların bundan sonraki yaşamında da sağlık hizmetinden faydalanmasının kaçınılmaz olduğu, ancak davacıların yaşadığı böyle bir travma neticesinde bir sağlık kuruluşu tarafından yapılan tetkik, tedavi ve teşhisin yerinde olup olmadığı konusunda kaygı duymasının ve ikinci bir sağlık kuruluşu tarafından teyit edilmeye ihtiyaç duymasının ve yine davacıların desteğinin yaşı da gözetildiğinde, daha erken çocuk yoğun bakım servisine sevkin gerçekleşmesi halinde müşterek çocuklarının yaşama ihtimali olabileceğini düşünmelerinin kaçınılmaz olacağı, bu suretle davalı ...ın olayda kusurunun bulunduğu, olayın meydana geliş şekli itibari ile davalının olayda %10 oranında kusurunun bulunduğunun kabulü gerektiği, olayın meydana geliş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın meydana geldiği tarih, tarafların kusur durumu itibari ile manevi tazminat talebinin kısmen kabulü gerektiği gerekçesiyle; maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne, davacı ... için 25.411,78 TL, davacı ... için 13.502,26 TL maddi tazminat ile her bir davacı için 25.000,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 24.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara verilmesine karar verilmiş, karara karşı; davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 4.Bölge Adliye Mahkemesinin 23.12.2022 tarihli kararıyla; dosyada yer alan İstanbul Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Dairesinin 15.05.2019 tarihli raporunda ve itiraz üzerine alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu raporunda; davalı hastanede yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğunu, çocuğun tedavisinde yer alan sağlık personeline atfedilecek herhangi bir tıbbi hata bulunmadığı tespitlerinin yapıldığı, hükme esas alınan üniversite öğretim üyelerinden oluşan heyetçe alınan raporda ise; davalı ...'ın düzenlediği tedavi protokolünün, dosyadaki bilgiler ışığında, koyduğu tanıya uygun olduğunun düşünüldüğü, hastanın takip ve tedavisinde gerekli özeni ve dikkati gösterdiği, diğer davalı ...'ın hastasının ileri solunum desteği olanaklarının olduğu bir çocuk yoğun bakım ünitesine sahip ileri merkeze ... için daha erken harekete geçmesi ve sevk için resmi kanalları kullanması gerektiği, hastanın sevkinin zamanında ve uygun yere yapılamamış olması noktasında sorumluluğu olduğuna dair görüş bildirildiği, anılan raporların çelişki oluşturacak mahiyette olduğu, bu durumda, Mahkemece dosyaya daha önceden rapor sunan bilirkişiler dışında üniversite öğretim üyelerinden resen seçilecek üçlü bilirkişi heyetinden dosyada yer alan adli tıp kurumu raporu ve sonrasındaki heyet raporu da tartışılıp değerlendirilmek ve varsa oluşacak çelişkiler de giderilmek suretiyle, davacıya gerçekleştirilen tedavi yöntemi konusunda aydınlatma külfetinin yerine getirilip getirilmediği, dava konusu olayda yapılan teşhis ve tedavilerde davalıların kusur ve hatalarının bulunup bulunmadığının tespiti, dosya kapsamındaki raporlarda ve belgelerde Dr. ...'ın tıbbi kayıtlarında 20.01.2018 tarihinde hastanın yatırılarak tedavi edilmesi gerekliliği ve önerisi mevcut olduğu, ayrıca 21.01.2018 tarihli ... Hastanesi epikrizine göre hastaya acil servis doktoru tarafından da yatış önerildiği, ancak ailenin kabul etmediği epikriz notunda belirtildiği dikkate alınarak, davacıların olayda zararın artmasında kusur oranının belirlenmesi, olayda kusurları tespit edilenlerin kusur oranının belirlenmesi yönünde denetime elverişli, taraf itirazlarını karşılayan rapor alınarak talep halinde ve gerektiğinde hesap bilirkişisinden ek rapor alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği, kabule göre de; kararda talep dışına çıkılarak davacılar için talepten fazla maddi tazminata hükmedildiği, taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği belirtilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 5.İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı doğrultusunda alınan bilirkişi kök ve ek raporunda, davalı ...'ın muayenehane tıbbi kayıtlarından ve ... hastanesi 21.01.2018 tarihli epikriz raporunda görüldüğü şekilde hastaya yatış önerildiği ve aydınlatma külfetinin yerine getirildiği, atfedilebilecek bir kusur durumunun olmadığı; İnfluenza A'ya bağlı meydana gelen ölümlerin yarısının daha önce tamamen sağlıklı çocuklarda meydana geldiğini ve ölümlerin altta yatan hastalığı olmayan sağlıklı çocuklarda bile hızlı seyredebildiğine dair bilirkişi heyet raporlarındaki bilimsel veriler karşısında, ailenin yatışı geciktirmesinin ve davalı ...'ın yoğun bakım yatışı için yer araması ancak 112'ye geç haber vermesi ile meydana gelen ölüm olayı arasında illiyet bağı kurulamadığı; davalı ...'ın hastanın sevkinde resmi kanallar aracılığı ile daha erken harekete geçmesi konusunda sorumluluğu olduğu düşünülmüş olmakla birlikte, influenza enfeksiyonlarının klinik hızlı seyri düşünüldüğünde ...'ın, müteveffa ...'i yatırarak tedavi eden doktor olduğu, yatışı esnasında uygun tedaviler uyguladığı, hemşire ifadeleri ve çizelgelerinde de desteklendiği üzere yoğun bakım yeri bulunamayan süre boyunca hastasını yoğun bakımdaymış gibi yakından takip ettiği, 112'ye haber vermede bir gecelik gecikmenin meydana gelen ölüm sonucu ile ilişkili olmadığı, ölüm olayı ile nedensellik kurulabilecek nitelikte olmadığı, bu kadar ağır tablo ve ölüm üzerine illiyet bağının kurulamadığının belirtildiği, davalıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş, karara karşı; davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hükme esas alınan çelişki giderici, açıklamalı ve denetime uygun bilirkişi heyeti raporu ile yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğunun belirlendiği gerekçesiyle; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; Mahkemece verilen kararlar arasında çelişki bulunduğunu, Mahkemenin bir önceki kararında müvekkilleri lehine hüküm kurulmuşsa da son kararında davanın reddi yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, müteveffanın satürasyon değeri her geçen gün düştüğü halde sadece vefat ettiği gün akciğer röntgeni çekilmesinin hatlı olduğunu, müteveffanın hastaneye geldiği gün derhal yoğun bakım ünitesine sevki gerektiği halde çocuk yoğun bakım ünitesi bulunmayan bir hastanede ısrarla tutulmasının anlaşılamadığını, hemşire ...'ın ifadesinde hastayı 2. gün gördüğünü, durumunun kötü olduğunu, buna rağmen aynı tedaviye devam ettiğini dile getirdiğini, o akşam doktor ...'in ziyarete geldiğini ve müteveffanın entübelik olduğunu söylediğini, hemşire ... 'in de ifadesinde doktor ile vizite çıktıklarında çocuğun hasta ve halsiz olduğunu gördüklerini, ancak satürasyondaki düşüş nedeniyle yeniden doktora haber verdiklerini, gelince anestezi doktorunu çağırmalarını söylediğini, acil müdahale yaparken anestezi doktorunun gelerek çocuğu entübe ettiğini ifade ettiğini, doktorun çocuğun iyi olduğunu ifade ettikten kısa sonra durumun kötüye giderek entübe edildiğinin sabit olduğunu, burada doktorun gereken dikkat ve özeni göstermediğinin anlaşıldığını, gerekli müdahaleleri zamanında yapmadığını, çocuğun çocuk yoğun bakımı bulunmaması nedeniyle yetişkin yoğun bakımına yatırılmasının hatalı olduğunu, 112 komuta merkezi tarafından araştırma yapılıp sonucunda çocuk yoğun bakım ünitesi bulunamaması halinde risk alınarak yetişkin yoğun bakımına alınması gerektiğini, genel cerrah uzmanının konuya müdahil olarak davalı doktora tomografi çekilmesini söylediği halde bu öneriye davalının uymadığını, tedavi aşamasında oksijen tüpünün bitmesinin olayın vahim bir tarafı olduğunu, 07.02.2022 tarihli raporda davalı doktorun çocuğu erken şekilde ve resmi sevk kanallarını kullanarak çocuk yoğun bakım ünitesine sahip bir merkeze sevki için harekete geçmemesi nedeniyle sorumlu olduğunun belirtildiğini, ... sağlık Müdürlüğünün 07.05.2018 araştırma raporuyla da davalıların kusurlu olduklarının belirtildiğini, vekalet ilişkisini yüklenen doktorun vakit kaybetmeden somut durumun gerektirdiği önlemleri almadığını, davalının aydınlatma yükümlülüğü kapsamında meydana gelecek komplikasyonlarla ilgili hastayı bilgilendirmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. 1.Temyizen incelenen kararda; dosya kapsamında bulunan ve karara esas alınan bilirkişi raporunda; davalı hekimlere atfedilecek bir kusurun olmadığı, yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, davalı ...'in yoğun bakım yatışı için 112'ye geç haber vermesi ile meydana gelen ölüm olayı arasında illiyet bağının kurulamadığı belirtilmekle, tazminata hükmedilebilmesi için kusur, zarar ve illiyet bağının bir arada olması gerektiği, meydana gelen durum yönünden ortada kusur bulunmadığının açık olduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2.Resen yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesinin 23.06.2022 tarihli kararı ile; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı hastane istinaf kanun yoluna başvurmamıştır. O halde, Mahkemece davalı hastane hakkında verilen 23.06.2022 tarihli karar davacılar yönünden usuli kazanılmış hak oluşturduğundan bu husus gözetilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Davacılar vekilin tüm temyiz itirazlarının reddine, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı Hastaneden alınıp davacılara verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.