Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3775 E. 2026/2386 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3775
- Karar No
- 2026/2386
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/956 E., 2025/971 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2024/251 E., 2025/167 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 21.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı ... vekilleri Avukat ... ve Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, 22.02.2017 tarihinde davalı hastanede kadın hastalıkları uzmanı ... tarafından önceden teşhisi konmuş rahatsızlığı sebebiyle sağ yumurtalıklarının alınacağı gerekçesi ile ameliyat edildiğini, müvekkilinin taburcu olduktan sonra ağrılar artarak devam ettiği için bir çok kez davalı hastaneye müracaatta bulunduğunu, kendisine böbreğinin tıkanıp şiştiği ve derhal bir üroloji doktoruna görünmesinin gerektiğinin ifade edildiğini, bunun üzerine davalı hastanede görev yapan üroloji uzmanı Dr. ... tarafından muayene edildiğini ve müvekkilinin böbreğine stent takıldığını, fakat sintigrafi uygulamasında böbreğin geç müdahale sebebiyle çalışamaz hale geldiği bilgisinin verildiğini, müvekkilinin 2018 tarihinde davalı hastanede ameliyat olduğunu, 22.02.2017 tarihinde yapılan ameliyatta Üroloji uzmanının ameliyata dahil olarak stent taktığını tekrar ameliyat bitiminde takılan stendin geri çıkarıldığı bilgilerine ulaşıldığını, ameliyattan sonra ve kontrol sürecinde Üroloji uzmanı tarafından stent takıldığı, buna ihtiyaç devam ettiği halde stendin geri çıkarıldığı yani böbreklere yönelik de bir müdahalenin olduğu bilgisinin müvekkil ile paylaşılmadığını, müvekkilinin bu bilgilere ulaştıktan sonra ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi olmaya başladığını ve 01.08.2018 tarihinde sağ böbreğinin zamanında müdahale yapılmadığı için ameliyatla tamamen alındığını, müvekkilinin stent takıldığı ve çıkarıldığı bilgisine sahip olsaydı veya kontrollerde şikayetleri üzerine ameliyattan sonraki 2 hafta içinde tekrar stent takılabilseydi müvekkilinin bir böbreğini kaybetmemiş olacağını, davalı hastane tarafından yapılan kusurlu ve yanlış tıbbi işlem uygulanması neticesinde sağ böbreğini kaybettiğini ileri sürerek; şimdilik 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davanın yasal süresi içinde açılmadığını, davacının 16.01.2017 tarihinde anormal kanama, kronik karın ağrısı ve şiddetli adet sancısı şikayetleri ile müvekkili hastaneye başvurduğunu, yapılan muayene, ultrasonografi ve laboratuar tetkikleri sonucunda, endometriosis hastalığı ve buna bağlı olarak sağ yumurtalık kisti olabileceğinin belirlendiğini, ağrılarının azaltılması ve hastalığın geriletilmesi amacı ile bilgilendirme ve onamı da alınarak, 22.02.2017 tarihinde ameliyata alındığını, laparoskopik yöntemle yapılan ameliyatta, ileri evre endometriosis tanısı koyulduğunu, bu hastalığa bağlı sağ yumurtalık ve tüpten oluşan kopleks kitle çıkartıldığını, endometriosis hastalığına özgü olarak rahim ve yumurtalık çevresindeki komşu organlarda da yapışıklıklar ve lezyonlar olduğu gözlenmesi üzerine ameliyata üroloji uzmanının davet edildiğini, idrar yollarında, böbrek kanallarında ve mesanede sorun olmadığının tespit edilmesi amacı ile endoskopi ve kateter yardımı ile değerlendirme yapıldığını, hastaya, bu esnada iddia edildiği gibi stent takılmadığını, yine iddia edildiği gibi, böbrek kanalları ve mesanede herhangi bir ameliyata bağlı sorun gelişmediğinin saptanması üzerine ameliyata son verildiğini, ameliyatın seyri ve yapılan cerrahi işlemlerin hasta dosyasında ayrıntılı olarak kayıtlı olduğunu, mevcut operasyon neticesinde hekim ya da hastaneye kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, istenen manevi tazminatın fahiş olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hükme esas alınan raporlarda dava konusu olayda davalıların kusurunun bulunmadığı şeklinde görüş bildirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; yargılama sırasında alınan birbirini teyit eden bilirkişi raporları ile yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, mahkemece dosyada bulunan delillerin takdirinde hata yapılmadan iddia ve savunma ile birlikte hukuka uygun şekilde değerlendirme yapılarak karar verildiği gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; sağ yumurtalık ameliyatı esnasında müvekkilin üreterine zarar verilmiş olması sebebiyle böbreğinin çalışamaz hale geldiğini ve sonraki süreçte alınmak zorunda kalındığını, zarar verilmemiş olsa dahi sonraki süreçte böbrekte meydana gelen zarar neticesinde müvekkilin böbreğinin kaybına sebebiyet veren yumurtalık ameliyatını yapan Dr ...’in bu ameliyatın böbreğin kaybına sebebiyet verebilecek olmasını bilmesine rağmen bu riskten müvekkile bahsetmemiş olduğunu, mide bulantısı şikayetine rağmen kendisini doğru yönlendirmediğini, hatta ağrıların yumurtalık ameliyatı sebebiyle olduğunu söyleyerek yanlış yönlendirmiş olması ve buna bağlı olarak da müvekkilin böbreğinin kaybı sebebiyle de davalı hastanenin malpraktis sorumluluğu kapsamında sorumlu olduğunu, müvekkilinin ameliyat sonrası hastane kayıtları dosya kapsamında mevcut olmasına rağmen bu kayıtlar dikkate alınmaksızın karar verildiğini, hastaneye düzenli aralıklarla başvurduğu halde sadece rutin tahliller yapılıp gönderildiğini, dosya kapsamında alınan tüm raporlarda varılan ortak kanaatin müvekkilin hastaneye zamanında gitmemesinden kaynaklı böbreğinin kaybedildiği, dosyada mevcut belgelere riayet edilmeksizin bilirkişi raporları düzenlendiğini, müvekkilinin uzmanlık gerektiren hayati bir konuda üstelik tıbben yaygın olarak bilinen bir komplikasyon karşısında bilgilendirilmediğini, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunun yetersiz olması nedeniyle yeniden rapor alınarak karar verilmesi gerektiğini belirterek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı ... sağlık kuruluşunun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışları nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1.Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en ... yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir. 2. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında alınan 29.11.2021 tarihli Adlı Tıp Kurumu raporunda “....Kişiye yapılan sağ salpingooferektomi ameliyatının endikasyonu bulunduğu, tekniğinin günümüz kabul görmüş tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sırasında üriner sistemin kontrolü amacıyla Üroloji Uzmanının davet edilmesinin uygun olduğu, sağ üreterin kateterize edilerek bütünlüğünün kontrol edildiği ve bir sorun görülmediğinin tespit edildiği fakat termal hasar etkisinin geç dönemde kendini gösterebileceğinin tıbben bilindiği, bu nedenle sonraki süreçte kişide meydana gelen üreter darlığı ve hidronefrozun yapılan ameliyatın bir komplikasyonu olduğu, bu komplikasyonun geç dönemde tespit edilmesinde, dosyadaki ifadelerin doğruluğunun kabulü halinde, kişinin hastaneye müracaatının olmaması ile açıklanabileceği, davalı hekimlere kusur atfedilemeyeceği” şeklinde görüş bildirilmesi üzerine davacı vekilince yapılan itiraz üzerine, sunulan hasta kontrol evraklarının incelenmesi ile komplikasyonun geç tarihte tespit edilmesinde davalının kusuru olup olmadığı yönünde ek rapor tanzim edilmesi istenmiş; 30.01.2023 tarihli Adlı Tıp Kurumu raporunda “sonraki süreçte kişide meydana gelen üreter darlığı ve hidronefrozun her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, hidronefrozun geç dönemde bulgu veren bir komplikasyon olduğu, kişinin ameliyat sonrası bir ve 3 aylık dönemlerde başvuruları olduğu, bu dönemde hidronefrozun henüz bulgu vermeyebileceği, kişinin sonraki başvurularının ise ameliyattan yaklaşık 8 ve 9 ay sonra olduğu dikkate alındığında; komplikasyonun geç dönemde tespit edilmesinin tıbben uygun olduğu dolayısıyla; kişinin tanı, tedavi ve takibinde yer alan sağlık çalışanlarının uygulamalarına tıbbi hata atfedilmeyeceği, hizmetini sağlık çalışanları aracılığıyla yürüten idarenin organizasyon hatası bulunmadığı” şeklinde görüş bildirilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesince Adli Tıp Kurumundan alanın raporlar hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının bilirkişi raporuna yaptığı itirazları değerlendirilip tartışılmak üzere üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman akademik kariyere sahip yeni bilirkişi kurulundan denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkeme kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzerine dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı doğrultusunda bilirkişi heyetinden rapor alınmış ve bilirkişi heyeti raporunda; hastanın sağ böbrek kaybının malpraktise bağlı olmadığı, ameliyatın ve hastalığının bir komplikasyonu olduğu yönünde kanaat bildirildiği görülmüştür. Mahkemece bilirkişi heyeti raporu hüküm kurmaya yeterli kabul edilerek, dava konusu olayda davalıların kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunun davacının itirazlarını karşılar nitelikte ve hüküm kurmaya yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, Mahkemece yapılması gereken, Üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek, konularında uzman bilirkişilerden oluşmuş yeni bir heyet aracılığı ile, komplikasyon yönetimine dair davalının sorumluluklarının dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, yapılması gerekenle yapılan müdahale ve işlemlerin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor ve hastaneye kusur izafe edilip edilmeyeceğini gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme, Yargıtay denetimine elverişli, tarafların itirazlarını karşılayacak, özellikle de davacının davalı hastaneye yaptığı başvurular incelenerek, davacının şikayetine uygun tetkik ve teşhis yapılıp yapılmadığı, organ kaybına giden süreçte davalı hastaneden kaynaklı özellikle teşhis ve tedavide geç kalınıp kalınmadığına dair rapor alınarak, davalının komplikasyon yönetiminde kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, kusurlu olduğunun tespit edilmesi halinde bunun davacıda meydana gelen özür ile illiyet bağının tespiti ile özür oranına etkisinin belirlenmesi ile hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı adli yardımdan yararlandığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.