Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/3811 E. 2026/928 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3811
Karar No
2026/928
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/29 Esas, 2025/653 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/242 E., 2022/145 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, daval...Mağazacılık ve Tekstil Sanayi Dış ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin ise reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin tekstil sektöründeki önemli şirketlerden biri olduğunu, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde ...Club ve ...Club esas unsurlu markalara sahip olduğunu, moda tasarımlarının güzel sanat eseri olarak korunduğunu, tescilsiz tasarımların 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK), 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) haksız rekabet hükümleri kapsamında kümülatif olarak korunmakta olduğunu, vekil edenin ...Club İlkbahar Yaz 2019 kataloğunun içeriğinde yer alan ve mağazalar ile online satış sitesinde görsellerine yer verilen elbise, etek, pantolon, çanta ve eşarp modellerinde kullanılan Pop Desen ve Siyah Tropik isimli desenlerin ve elbise modellerinin davalılar tarafından izinsiz kullanıldığını, instagram hesapları üzerinden ve adresi belirtilen mağazalarda satışa sunulduğunu, davalılardan ...Giyimin ...Store'un bayisi olduğunu, desenlerin izinsiz kopyalanması, ürün üretilmesi ve satışa sunulması kapsamındaki mali haklarını ihlal ettiğini, SMK kapsamında tescilsiz tasarıma tecavüz teşkil ettiğini ve haksız rekabet teşkil ettiğini, ...e dair uyuşmazlığın İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/60 Değişik İş sayılı dosyası, Siyah Tropikal desene dair uyuşmazlığın İstanbul Anadolu 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/78 D. İş sayılı dosyası üzerinden görüldüğünü, ...e dair İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/60 D. İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda desenlerin benzer olarak algılandıkları, vekil edenin Pop Deseni kendi sosyal medya hesabında davalılardan önce yayınlandığının tespit edildiğini, Siyah Tropikal desene dair İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/78 D. İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda desenlerin benzer algılandıkları, vekil edenin Siyah Tropikal Deseni kendi sosyal medya hesabında davalılardan önce yayınlandığının tespit edildiğini, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/60 D. İş ve 2019/78 D. İş sayılı dosyalarında tespit edilen ürünlerin ...Club İlkbahar Yaz 2019 katoloğunda yer alan modeller ile benzer olduğunu ileri sürerek haksız rekabetin varlığının tespitini, önlenip yasaklanmasını, neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, tescilsiz tasarıma tecavüz ve haksız rekabet bakımından maddi zararın 6102 sayılı TTK'nın 56. maddesi 5846 sayılı FSEK'in 69. maddesi ve SMK'nın 150/b maddesinde tecavüz edenin elde ettiği net kazanç üzerinden hesap yöntemi ile hesaplanmasını talep ettiklerini ileri sürerek şimdilik 5.000,00 TL 'nin tespit tarihi olan 03.05.2019 tarihinden itibaren işletilecek kısa vadeli kredilere uygulanan en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalılardan alınmasını ve davacıya verilmesini, manevi tazminat olarak 20.000,00 TL'nin tespit tarihi olan 03.05.2019 tarihinden itibaren işletilecek kısa vadeli kredilere uygulanan en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalılardan alınmasını ve davacıya verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile 5.000,00 TL maddi tazminat talebini 48.594,72 TL olarak arttırmıştır.

II. CEVAP 1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının hak iddiasında bulunduğu tescilsiz desenin bilinen, tutulan ve uzun zamandır uygulanan bir model olduğunu, internet sitelerinde ve sitenin arşiv kayıtlarında bu tasarıma dair görsellerin bulunacağını, yurt içi ve dışı kataloglarda yayınlandığını, üçüncü şahıslar tarafından üretildiğini, bilirkişilerce yapılacak resen araştırma ile tasarımın daha önceden kamuya sunulduğuna ilişkin kanıtlar ortaya konacağını, desenlerin yenilik ve ayırt edicilik vasıflarına haiz olmadığını, davacının maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmasının mümkün olmadığını, davaya konu desenin harcı alem olduğunu, davaya konu tasarım ile davalı tasarımlarının benzemediklerini, müvekkil tasarımının ayırt edici özellikler taşıdığını, yeni bir tasarım olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Diğer davalı davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile benimsenen bilirkişi raporu kapsamında,dava konusu “pop desen” olarak tanımlanan desen tasarımınını davacı ...Mağazacılık A.Ş. tarafından kamuya İlk sunumunun 19.02.2019 tarihi olduğu, davalılar ...Store Mağazacılık ve Tekstil San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve ...Giyim taratından ilk paylaşımın 09.04.2019 tarihinde ve davacıdan sonra olduğu, dava konusu “siyah tropikal desen” olarak tanımlanan desen tasarımının davacı ...Mağazacılık A.Ş. tarafından kamuya ilk sunumunun 05.03.2019 tarihi olduğu, davalılar ...Store Mağazacılık ve Tekstil San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve ...Giyim tarafından ilk paylaşımın 13.05.2019 tarihinde ve davacıdan sonra olduğu, dava konusu “pop desen” ve “siyah iropikal desen” olarak tanımlanan tescilsiz, tasarımların yenilik özelliklerine sahip olduğu, desen tasarımında tasarımıcının seçenek özgürlüğünün geniş olduğu, davalıların davaya konu kullanımlarının, davacının tescilsiz tasarımlarının koruma kapsamında bulunduğu gerekçesiyle Pop desen ve siyah Tropik desen isimli tasarımlara yönelik tecavüzde ve haksız rekabette bulunduklarının tespit edildiğinden tecavüzün tespiti, önlenmesi ve menine, davalılar tarafından davaya konu edilen tasarımların internet ortamında ve fiziki ortamda tanıtımının ve satışının herhangi bir amaçla kullanmalarının yasaklanmasına, İstanbul Anadolu 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2019/78 D.iş sayılı dosya kapsamında el konulan ürünlerin karar kesinleştiğinde imhasına, maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulü ile, 7.736,84 TL'nin haksız fiilin tespit tarihi olan 03.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat yönünden davanın tam kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın 03.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş, hüküm davacı ve daval...Mağ. ve Teks. San. Dış. Tic. Ltd. Şti. vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre yapılan inceleme sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacının ve davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı ve daval...Mağ. ve Teks. San. Dış. Tic. Ltd. Şti. vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacının "pop desen" ve "siyah tropikal desen" ismini verdiği ve hak iddia ettiği tescilsiz tasarımların davalılar tarafından kullanıldığı iddiasıyla tasarım hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men-i ve maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan 7.736,84 TL ve davacı tarafından temyize konu edilen toplam miktar 40.857,88 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kaldığından, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar verilmiştir.

2.Davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarına gelince, yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

3.Mahkemece davalının kullanımlarının tescilsiz tasarım hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilsiz tasarımın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi tasarımın izinsiz kullanılmasının hem tasarım hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.

Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.

Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'da 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.

Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuk Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, Ankara 2024, s.363).

Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı tescilsiz tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği tescilsiz tasarım SMK hükümleri ile korunmakta olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayandığından tasarımın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesiştiği dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı şirket vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının birinci paragrafından yer alan “ve haksız rekabette bulunduklarının”, altıncı paragrafında yer alan “ve haksız rekabet” ibarelerinin hükümden çıkarılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11.02.2026 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi.

(Karşı oy)

K A R Ş I O Y

Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır.

Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir.

Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır.

Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır.

Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır.

Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır.

Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir.

Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir.

6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, ...'da, ...'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ...– Prof. ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur. (Prof. Arslan Kaya- Prof. ..., Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012)

TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent Kanunu Anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur.

Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/3811, K. 2026/928, T. 11.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-3811-e-2026-928-k-66de3cded0e9