Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/10299 E. 2026/1126 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/10299
Karar No
2026/1126
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2017/319 E., 2022/715 K.

Taraflar arasında Mahkemede görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı ...’e yönelik olarak açılan davanın feragat nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekilleri ile dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili özetle; davacılar murisi ...’in 15.04.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, davacıların murisin desteğinden yoksun kaldıklarını ve manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.000,00 TL maddi tazminat ile 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili 31.05.2006 tarihli açıklama dilekçesiyle maddi tazminat taleplerini davacı eş ... yönünden 1.500,00 TL, davacı çocuklar ... ve ... yönünden ayrı ayrı 750,00 TL; manevi tazminat taleplerini ise davacı eş ... yönünden 5.000,00 TL, davacı çocuklar ... ve ... yönünden ayrı ayrı 2.500,00 TL olarak açıklamıştır. Davacılar vekili yargılama sırasında yalnız davacı eş ...’in maddi tazminat istemini ıslah ederek bu davacı yönünden maddi tazminat talebini 56.456,63 TL’ye artırmıştır. II. CEVAP Davalılar vekili özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 19.06.2015 tarihli ilk kararıyla; davalı ...’e yönelik açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacı eş ...’in maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 16.232,38 TL maddi tazminatın davalılar ..., ... ve ... Genel Müdürlüğünden tahsiline, davacı çocukların maddi tazminat istemlerinin reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin yukarıda belirtilen ilk kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ile dahili davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 05.06.2017 tarih ve 2016/11347 Esas, 2017/4816 Karar sayılı ilamı ile sair yönleri incelenmeksizin, ceza yargılaması sırasında alınan kusur raporunun oran olarak olmasa bile kesinleşen maddi gerçeklikler bakımından hukuk mahkemesini bağlayıcı nitelikte olduğu, yargılama konusu olayda davacılar murisi ...’in de kusurlu olduğunun kesinleşen ceza davası ve tüm dosya kapsamından açıkça anlaşıldığı, buna rağmen eldeki dosyada alınan ve murise hiç kusur izafe etmeyen bilirkişi raporunun oluşa uygun düşmediği belirtilerek, dosyanın konusunda ehil iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine yeniden tevdi ile tarafların kusur durumunu etraflıca inceleyen, eldeki dosyanın davalısı ...’ın açtığı ve Dairece bozulmasına karar verilen dava dosyasında bozmadan sonra alınacak kusur raporunu da birlikte değerlendiren bir kusur raporu alındıktan sonra çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş; bozma sonrasında alınan ve hükme esas kabul edilen 05.08.2020 tarihli kusur raporunda davalı ... Müdürlüğünün %40, dava dışı .... San. ve.... Şti.nin %20, davalı sürücü ...’ın %25, davalı ...’in %5, davalı ...’ün %5 ve davacılar murisi ...’in %10 oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir.

Mahkemece alınan 31.10.2022 tarihli hesap raporunda davacı eş ...’in karşılanmamış maddi zararının 668.168,72 TL olduğu, davacı çocuklar ... ve ...’in maddi zararlarının ise Kurum tahsisleriyle karşılandığı bildirilmiştir. Mahkemece verilen temyiz incelemesine konu 23.11.2022 tarihli kararla; davalı ...’e yönelik olarak açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacı eş ...’in maddi tazminat isteminin taleple bağlı kalınarak kabulüne, davacı çocuklar ... ve ...’in maddi tazminat istemlerinin reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece 06.12.2022 tarihli tashih kararıyla hükmün 2 numaralı bendinin, davacı ...’in maddi tazminat isteminin taleple bağlı kalınarak kabulü ile 56.456,63 TL maddi tazminatın olay tarihi olarak kabul edilen 14.04.2003 tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..., ... ve ... Genel Müdürlüğünden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesi şeklinde tashihine karar verilmiştir. Mahkemece ayrıca 01.02.2023 tarihli tashih kararıyla hükmün 14 numaralı bendindeki vekâlet ücretine ilişkin kısmın tashihine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekilleri ile dahili davalı ... vekili temyiz dilekçelerinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek bozulmasını talep etmişlerdir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Dosya kapsamından; Mahkemece bozmadan sonra alınan ve hükme esas kabul edilen 05.08.2020 tarihli kusur raporunda belirlenen kusur oranlarının toplamının %105’e ulaştığı, aynı raporda 16.12.2016 tarihli bilirkişi raporundaki kusur oranlarına katılındığı belirtilmesine rağmen dava dışı şirket yönünden farklı kusur oranı belirlendiği, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen ... Genel Müdürlüğünün yargılama sırasında dahili dava yoluyla davaya dahil edilerek aleyhine hüküm kurulduğu, davacılar vekilinin 31.05.2006 tarihli açıklama dilekçesinde manevi tazminat taleplerini davacı eş ... yönünden 5.000,00 TL, davacı çocuklar ... ve ... yönünden ayrı ayrı 2.500,00 TL olarak açıklamasına rağmen bu taleplerin aşıldığı, kaza tarihi 15.04.2003 olduğu hâlde hükmedilen tazminatlara 14.04.2003 tarihinden itibaren faiz yürütüldüğü ve Mahkemece hükme esas alınan kusur raporunda davacılar murisine %10 oranında kusur verilmesine rağmen karar gerekçesinde murisin kusursuz olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesi uyarınca, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulabilir. Aynı Kanun’un 279. maddesinin ikinci fıkrası gereğince bilirkişi raporunda, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçların gösterilmesi gerekir. Yine 281. maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor alabileceği gibi, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bilirkişi aracılığıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. 282. maddeye göre ise hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bu düzenlemeler karşısında mahkeme, kusur aidiyet ve oranına ilişkin uyuşmazlıkta, kendi içinde çelişki barındıran, önceki raporlarla uyumsuzluğu açıklamayan ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporunu hükme esas alamaz. Somut olayda Mahkemece, bozma sonrasında alınan 05.08.2020 tarihli kusur raporu hükme esas alınmış ise de anılan raporda davacılar murisi ...’e %10, davalı ...’a %25, dahili davalı ... Müdürlüğüne %40, dava dışı .... San. ve.... Şti.’ye %20, davalı ...’e %5 ve davalı ...’e %5 oranında kusur verilmiştir. Bu hâliyle raporda belirlenen kusur oranlarının toplamı %105’e ulaşmaktadır. Kusur oranlarının toplamının %100’ü aşması, raporun matematiksel tutarlılığını ortadan kaldırdığı gibi, zararın meydana gelmesinde hangi kişi veya kurumun hangi oranda etkili olduğunun tereddüte yer bırakmayacak biçimde belirlenmediğini de göstermektedir. Bunun yanında, 05.08.2020 tarihli raporda 16.12.2016 tarihli bilirkişi raporundaki kusur oranlarına katılındığı belirtilmesine rağmen, dava dışı .... San. ve.... Şti. yönünden önceki rapordan farklı kusur oranı belirlenmiş; bu farklılığın hangi maddi olguya, teknik değerlendirmeye veya dosya kapsamındaki hangi delile dayandığı açıklanmamıştır. Bir bilirkişi raporunun önceki rapora katıldığını ifade edip aynı zamanda kusur oranlarını farklılaştırması hâlinde, bu farklılığın gerekçesi açıkça ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde rapor, tarafların itirazlarının ve mahkemenin denetiminin sağlıklı biçimde yapılmasına engel olur. Bu durumda, hükme esas alınan 05.08.2020 tarihli kusur raporu; kusur oranlarının toplamının %105’e ulaşması, önceki bilirkişi raporuna katıldığını belirtmesine rağmen dava dışı şirket yönünden farklı kusur oranı belirlemesi ve bu farklılığın gerekçesini açıklamaması nedeniyle kendi içinde çelişkili, gerekçesiz ve denetime elverişsizdir. Mahkemece, eksik ve çelişkili bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur. Diğer taraftan, dosya kapsamından davacı tarafça dava dilekçesinde ... Genel Müdürlüğünün davalı olarak gösterilmediği, yargılama sırasında davacı tarafın dahili dava dilekçesi üzerine anılan kurumun davaya dahil edildiği ve sonuçta ... Genel Müdürlüğü aleyhine hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, davacı ile davalının adı, soyadı ve adreslerinin dava dilekçesinde gösterilmesi zorunlu unsurlar arasında sayılmıştır. Aynı Kanun’un 114. maddesinde tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartı olarak düzenlenmiş; 115. maddesinde ise dava şartlarının mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeler karşısında, bir kimsenin davada davalı sıfatıyla yer alabilmesi için kural olarak dava dilekçesinde taraf olarak gösterilmesi ve usulüne uygun şekilde taraf teşkilinin sağlanması gerekir. Usul hukukumuzda, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen bir kişi veya kurumun, salt dahili dava dilekçesi verilmek suretiyle davalı sıfatı kazanması mümkün değildir. Dahili dava, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilmeyen üçüncü kişiye kendiliğinden taraf sıfatı kazandıran bir kurum olmadığı gibi, usulüne uygun açılmış bir dava yerine de geçmez. Bir kimse hakkında hüküm kurulabilmesi için, o kimsenin taraf sıfatını usulüne uygun şekilde kazanmış olması ve kendisine karşı açılmış bir davanın bulunması zorunludur.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinde taraf değişikliği belirli koşullara bağlanmıştır. Buna göre taraf değişikliği, kural olarak karşı tarafın açık rızasına bağlı olup, maddi hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talepleri ile dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması hâlinde hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliğini kabul edebilmesi mümkündür. Ne var ki bu düzenleme, dava dilekçesinde hiç davalı olarak gösterilmeyen bir kişi veya kurumun dahili dava yoluyla davaya eklenmesine ve bu kişi ya da kurum aleyhine doğrudan hüküm kurulmasına imkân vermez. Somut olayda ... Genel Müdürlüğü dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmemiş; anılan kurum usulüne uygun taraf değişikliği kararıyla davaya dahil edilmemiş; buna rağmen davacı tarafın dahili dava dilekçesi üzerine davalı sıfatıyla yargılamaya dahil edilerek aleyhine hüküm kurulmuştur. Bu şekilde dava dilekçesinde taraf olarak gösterilmeyen ve usulüne uygun biçimde davalı sıfatı kazanmayan ... Genel Müdürlüğü aleyhine hüküm kurulması isabetsizdir.

Ayrıca davacılar vekilince sunulan 31.05.2006 tarihli açıklama dilekçesinde, manevi tazminat istemleri davacı eş ... yönünden 5.000,00 TL, davacı çocuklar ... ve ... yönünden ise ayrı ayrı 2.500,00 TL olarak açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasında, hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği düzenlenmiştir. Taleple bağlılık ilkesi uyarınca mahkeme, tarafların dava ve açıklama dilekçelerinde belirttikleri talep sonucunu aşacak şekilde hüküm kuramaz. Somut olayda davacılar vekili, manevi tazminat istemini her bir davacı bakımından ayrı ayrı açıklamış olmasına rağmen, Mahkemece manevi tazminat yönünden hüküm kurulurken davacıların kişi bazında açıkladıkları talep miktarları gözetilmemiştir. Bu hâliyle, davacı eş ve çocuklar yönünden açıklanan manevi tazminat taleplerini aşacak şekilde hüküm kurulması 6100 sayılı Kanun’un 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırı olup yerinde görülmemiştir.

Bunun yanında, dosya kapsamından kazanın 15.04.2003 tarihinde meydana geldiği anlaşılmasına rağmen, Mahkemece hükmedilen maddi ve manevi tazminatlara 14.04.2003 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmiştir. İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat istemlerinde faiz başlangıcı kural olarak olay tarihi olmakla birlikte, faiz başlangıcı da talep sonucu kapsamında olup taleple bağlılık ilkesine tabidir. Mahkeme, talep edilen faiz başlangıç tarihinden daha önceki bir tarihten faize hükmedemeyeceği gibi, olay tarihinden önceki bir tarihten faiz yürütülmesine de karar veremez. Bu durumda Mahkemece, kaza tarihi 15.04.2003 olduğu hâlde hükmedilen tazminatlara 14.04.2003 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi, olay tarihinden önceki bir tarihten faiz yürütülmesi sonucunu doğurduğundan usul ve yasaya aykırıdır. Son olarak, Mahkemece hükme esas alınan 05.08.2020 tarihli kusur raporunda davacılar murisi ...’in olayın meydana gelmesinde %10 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Buna rağmen Mahkeme kararının gerekçesinde, manevi tazminatın takdirine ilişkin değerlendirme yapılırken davacılar murisinin kusursuz olduğunun belirtilmesi, hükme esas alınan kusur kabulü ile karar gerekçesi arasında açık bir çelişki oluşturmuştur.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi uyarınca hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler gösterilmelidir. Bu düzenlemenin amacı, mahkeme kararının taraflar ve kanun yolu denetimi bakımından hangi maddi ve hukuki gerekçelere dayandığının açık, anlaşılır ve denetlenebilir biçimde ortaya konulmasını sağlamaktır. Manevi tazminatın takdirinde olayın meydana geliş şekli, tarafların kusur durumları, zarar görenin ve sorumluların sosyal ve ekonomik durumları ile olayın ağırlığı birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle, zarar görenin kusurlu olup olmadığı ve kusurlu ise kusur oranının ne olduğu manevi tazminat miktarının belirlenmesinde doğrudan etkili unsurlardandır. Hükme esas alınan kusur raporunda davacılar murisine %10 oranında kusur verilmiş olmasına rağmen, karar gerekçesinde manevi tazminat yönünden davacılar murisinin kusursuz olduğunun kabul edilmesi, mahkemenin manevi tazminat miktarını hangi kusur kabulüne göre takdir ettiğini belirsiz hâle getirmektedir.

Bu hâliyle gerekçe, hükme esas alınan delil ve kabul ile uyumlu olmadığı gibi kendi içinde de çelişkilidir. Gerekçedeki bu çelişki, özellikle manevi tazminatın takdirinde esas alınan kusur durumunun denetlenmesini imkânsız kılmakta; kararın taraflar ve kanun yolu denetimi bakımından açık ve anlaşılır olma niteliğini ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle Mahkemece, hükme esas alınan kusur raporunda davacılar murisinin %10 oranında kusurlu olduğu kabul edildiği hâlde, gerekçede murisin kusursuz olduğundan söz edilerek manevi tazminat yönünden çelişkili değerlendirme yapılması da usul ve yasaya aykırıdır.

Mahkemece yapılacak iş; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen ... Genel Müdürlüğünün dahili dava yoluyla davalı sıfatı kazanamayacağını gözeterek anılan kurum aleyhine hüküm kurmamak, hükme esas alınan 05.08.2020 tarihli kusur raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden ek rapor alarak kusur oranları toplamının %100’ü aşmayacak şekilde düzeltilmesini sağlamak, aynı raporda 16.12.2016 tarihli bilirkişi raporundaki kusur oranlarına katılındığı belirtilmesine rağmen dava dışı .... San. ve.... Şti. yönünden neden farklı kusur oranı belirlendiğini gerekçesiyle açıklatmak, davacıların maddi ve manevi tazminat talepleri ile faiz başlangıcı yönünden 6100 sayılı Kanun’un 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesini gözetmek, manevi tazminatın takdirinde murisin kusur durumuna ilişkin gerekçeyi hükme esas alınan kusur kabulüyle çelişmeyecek şekilde oluşturmak ve oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre temyiz eden taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/10299, K. 2026/1126, T. 10.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-10299-e-2026-1126-k-15517bfb1662