Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/743 E. 2026/166 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/743
Karar No
2026/166
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2581 E., 2024/3045 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, hile (aldatma) ve ikrah (korkutma) hukuki sebeplerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacı; telefon dolandırıcılığı yoluyla kandırıldığını, önce elindeki nakit paraları ve ziynet eşyalarını polis olduğunu söyleyen kişilere verdiğini, sonrasında ise adına kayıtlı dava konusu taşınmazı polisler tarafından yönlendirildiğini düşündüğü emlakçı ... ve beraberindeki ... ve ... ile birlikte tapu müdürlüğünde buluşarak emlakçı ...'in eski eşinin amcası davalı ...'a satış suretiyle tapu senedinde bedeli 300.000,00 TL göstererek devrettiğini, poşet içerisindeki parayla birlikte telefondaki kişinin yönlendirmesiyle tapu müdürlüğü karşısındaki bankta oturmaktayken satış bedeli olan paranın telefonda arayan kişilerce elinden zorla alındığını, dava konusu taşınmazın devrinin hile ve aldatma kastıyla gerçekleştiğini, iradesinin sakatlandığını ileri sürerek dava konusu 14 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.

Davalı; davacının gerek savcılık gerek ise polis merkezindeki beyanlarında satış bedelinin 400.000,00 TL olduğunun belirlendiğini, emlakçı ... ile vekalet ilişkilerinin bulunduğunu, ...'in arayarak ... Semtinde satılık bir daire olduğunu, fiyatın uygun olduğunu, satıcının acil olarak satışı gerçekleştirmek istediğini, bu neden ile 400.000,00 TL bedel ile satış işlemini gerçekleştirmesi için vekili olan ...'e talimat verdiğini, davacının klasik bir telefon dolandırıcılığı kurbanı olduğunu, adına hareket eden ... tarafından yapılan aktif veya pasif nitelikli hileli bir eylem yahut korkutma/tehdit bulunmadığını, telefon dolandırıcıları ile kendinin veya vekili ...'ün ilişkilendirilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ; dava konusu bağımsız bölümün resmi akit ile davalının vekili tarafından davacıdan 400.000,00 TL bedel ile satın alındığı ve bedelin ödendiğinin resmi akit kapsamından anlaşıldığı, bu hususun tarafların kabulünde olduğu, bu paranın davacıya poşet içerisinde teslim edilmesinden sonra akıbeti ceza soruşturmasına konu olduğu, itibar olunan rapor kapsamına göre gerçek bedel arasında fahiş bir fark bulunmadığı, davalı ile dava dışı gerçek fail arasında eylem birliği olduğu hususunun soyut iddiadan ibaret kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yapılan soruşturma kapsamına davalının taraf olmadığı, dosyada da tanık olarak dinlenen kişiler bakımından soruşturma yapıldığı ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek suçun failinin tespit edilememesi sebebiyle daimi arama ile soruşturmanın devam ettiği, dava dilekçesinde bedelin kendisine verildiğini ancak parkta beklerken elinden zorla alındığının iddia edildiğini, şu haliyle ödemenin davacı tarafından elden alındığı olgusunun kabul edildiği, keza davalı tanıklarının beyanlarının da bu yönde olduğu, kendisinden bedelin zorla alındığı hususunun ispat edilemediği gibi hileli davranışların davalı ve davalının iştiraki dahilinde olan kişiler tarafından yapıldığının yöntemince ispat edilemediği, yasal ve yeterli gerekçeye göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilip istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ne var ki yapılan değerlendirmenin isabetli olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Dosya içeriğinden; davaya konu edilen ... ili, ... ilçesi, ... Mah. 10 93... parsel 14 nolu bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı iken davacının bizzat katılımı ile dava dışı ...'ün vekil olarak davalıyı temsili ile 28.07.2016 tarihinde 300.000,00 TL bedelle satış ile davalı adına kayıt ve tescil edildiği görülmektedir.

Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Kanun'un 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Diğer taraftan; korkutma, irade bozukluğu sebeplerinden biri olarak 6098 sayılı Kanun'un 37. maddesinde; “Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.

Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür” şeklinde hükme bağlanmıştır.

Korkutmanın şartları ise 6098 sayılı Kanun'un 38. maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiş olup anılan madde "Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır" şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan; 6098 sayılı Kanun'un "İrade bozukluğunun giderilmesi" kenar başlıklı 39. maddesinin birinci fıkrası "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır" şeklinde düzenlenmiş olup bu hükme göre maddede öngörülen süre içerisinde sözleşmenin iptali istenebilir. Bu süre geçirilir veya sözleşme onanırsa o zaman sözleşme baştan itibaren geçerli hâle gelir.

Somut olayda; dosya kapsamı, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları, soruşturma dosyaları ve bedeller arasındaki fark hususları bir arada değerlendirildiğinde, davacı ...'ın 27.07.2016 tarihinde telefon ile polis olduğunu belirten dava dışı üçüncü kişiler tarafından aranarak kendi kimlik bilgileri üzerinden teröristlerin şirketler kurduğu ve krediler çektiğinden bahisle kendi yedinde mevcut olan nakit ve değerli ziynetleri talep ettikleri, elindeki değerli eşya ve nakit parayı kendisini yönlendiren kişilere vermesi akabinde aynı şahıslarca teröristlere operasyon yapılacağından bahisle taşınmazını, bu şahıslar tarafından telefon numarasını verdikleri emlakçı ...'e yönlendirerek bu kişiyle irtibata geçmesinin ve taşınmazını emlakçı ... ve yanındaki kişiler vasıtasıyla davalı ...'a satmasının sağlandığı, dava konusu taşınmazın devredildiği 28.07.2016 tarihi itibarıyla 64 yaşında olan davacı ...'ın, terör örgütlerine yardım ettiğinden bahisle kişilik haklarına yönelik korkutma eyleminde bulunulduğu, resmi senette satış bedelinin 300.000,00 TL olarak gösterildiği ancak Mahkemece yapılan keşif neticesinde alınan bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazın satış ve dava tarihindeki değerinin 425.000,00 TL olarak belirlendiği, dolandırıcılar tarafından ismi verilen emlakçının çok kısa sürede alıcı bulması, alıcının emlakçı ile yakın akraba olması, içinde kiracının bulunduğu davaya konu taşınmazın bir gün içerisinde, dava konusu taşınmazı görmeden, piyasa fiyatının altında bir bedele ve vekili aracılığıyla satın alınmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, Hukuk Genel Kurulunun 22.05.2024 tarihli ve 2023/1-889 Esas, 2024/279 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere davacının kendisine yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı olduğu, bu itibarla somut olay bakımından üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırı hile ve korkutma eylemi sebebiyle satış sözleşmesinin gerçekleştiği, davacının korkutulması suretiyle içinde bulunduğu zor durum ve yaşı dikkate alındığında kendisine yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı olduğu, davacının taşınmazı satmak niyetinde olmadığı halde üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen korkutma eylemi sebebiyle davaya konu taşınmazını satmış olduğu anlaşılmıştır.

Bu itibarla davacının iradesinin fesada uğratıldığı, hile ve korkutma koşullarının oluştuğu gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Davacı vekilinin değinilen yönlerden temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Davacının adli yardım talebinin kabulü ile harç hususunda karar verilmesine yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/743, K. 2026/166, T. 14.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-743-e-2026-166-k-c0dbe0b3df76