Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/2788 E. 2026/2905 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2788
Karar No
2026/2905
Karar Tarihi

MAHKEMESİ: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/554 E., 2025/391 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Afyonkarahisar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/323 E., 2022/70 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacı; dava dışı ... ile maliki olduğu 30 35... parsel sayılı taşınmazdaki 1 ve 2 nolu bağımsız bölümleri inanç sözleşmesi gereği devretmek, kredi alması, işlemler bittikten sonra da iade edilmek şartıyla anlaştıklarını, ancak ......in banka ile olan işi halledemediğini beyan etmesi üzerine ... isimli kişi ile görüşme gerçekleştirildiğini, ...’ın taşınmazı devrederek para aldığını, ...’ın aldığı parayı geri ödemesine rağmen taşınmazın iade edilmediği gibi, kötü niyetli olarak davalıya devredildiğini, kendinden ve ...'dan 325.000,00 TL talep edildiğini, davalı tarafça aleyhine elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebiyle dava açıldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında taşınmazın dava dışı ...’e, ondan da ...’e devredilmesi üzerine, HMK’nın 125. maddesi uyarınca davayı yeni maliklere yöneltmiştir. Davalı ...; dava konusu taşınmazı ... isimli kişiden satın aldığını, taşınmazın bedelini de 07.07.2015 tarihinde banka aracılığı ile ödediğini, davacıyı tanımadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Dahili davalı ...; davacının eşi ile ticaret ilişkileri nedeniyle tanışıklıkları olduğunu, fabrikası için kredi kullanmak istediğini, ancak bankanın bunun için teminat talep ettiğini, bu nedenle davacı ... ile anlaştıklarını ve davacının taşınmazını kendisine devrettiğini, ancak kredi talep etmiş oldukları bankanın ...da şubeleri olmadığı için teminat olarak gösterdikleri evi kabul etmediğini, bunun üzerine davacının eşi ... ile tanışıklığı olan iş arkadaşı ... ...’nun yönlendirmesi ve davacının eşinin bilgisi dahilinde taşınmazı dava dışı ...’ye devrettiğini, ne taşınmazı temlik alırken, ne de...’a temlik ederken herhangi bir para alışverişinin olmadığını, taşınmazı devrettikten sonra geçen olaylarla ilgili bilgisinin olmadığını beyan etmiştir.

Dahili davalılar ..., ... ve ... davaya cevap vermemişlerdir.

İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın davalı ...’a inançlı işlem gereği temlik edildiği iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, somut olayın özelliği itibari ile taşınmazın son malikleri bakımından iddianın incelenebilmesi için, davacı ile ilk el konumundaki dava dışı ... arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işleme dayalı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğinde kuşku bulunmadığı, ne var ki, davacının çekişmeli taşınmazı devrettiği ilk el konumundaki ......in davada yer almadığı, bu nedenle öncelikle davacıdan sonraki ilk el konumunda olan ......in davada yer almasının sağlanması, davacı ile ... ... arasındaki temlikin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, ayrıca davacının dayandığı dava dosyalarının celbedilmesi, ondan sonra toplanan tüm deliller bir arada değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Mahkemece kaldırma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılama sonucunda, taşınmazın inançlı işlem ile devredildiği ve sonraki devirlerin muvazaalı olduğu hususunun davacı tarafça ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince bu kez, güncel tapu kayıtlarının celbedilmesi, taşınmaz üzerindeki bağımsız bölümlerden devredilen olması halinde HMK 125 gereği işlem yapılması ve eksik harcın tamamlatılması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Mahkemece kaldırma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılama sonucunda, gerek inançlı işlemin varlığının gerek se de sonraki temliklerin muvazaalı olduğu hususunun davacı tarafça ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekili ve dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının maliki olduğu 7 parsel sayılı taşınmazdaki 1 ve 2 nolu mesken niteliğindeki bağımsız bölümleri 31.12.2014 tarihinde satış suretiyle dahili davalı ...’ya devrettiği, ...’in de taşınmazları 4.03.2015 tarihinde dava dışı ...’ye,...’ın ise 01.07.2015 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle devrettiği,...’in de taşınmazları dava tarihinden sonra 08.12.2016 tarihinde ...’e, ...’un da 13.02.2020 tarihinde dava dışı ......a devrettiği, ...ın da 1 nolu bağımsız bölümü 14.02.2022 tarihinde, 2 nolu bağımsız bölümü ise 15.02.2022 tarihinde ...’e satış suretiyle devrettiği, davacının HMK'nın 125. maddesi gereğince tapu iptali ve tescil isteğini yeni malik ...’e yönelttiği, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2019 tarihli 2018/1401 Esas, 2019/620 Karar sayılı kaldırma kararı gereği ilk el ...’nın davaya dahil edildiği anlaşılmaktadır.

Dahili davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı HMK'nın yargılama sistemine göre, İlk Derece Mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusu üzerine tarafın istinaf başvurusunun usulden/esastan reddine karar verilebilir veya İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bölge Adliye Mahkemesince, kararına karşı istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararından farklı olarak yeni karar verilmesi halinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak taraflardan birisinin İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmaması halinde kamu düzenine aykırılık yok ise diğer taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşacaktır. Başka bir deyişle İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın aynı kararı temyiz hakkının bulunmadığı açıktır.

Somut olayda, Afyonkarahisar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.10.2022 tarih, 2022/323 Esas, 2022/70 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, anılan kararın davacı tarafından istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmakta olup, İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen dahili davalı ...’ün temyiz yoluna başvuramayacağı kuşkusuzdur. Bu durumda, dahili davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmelidir.

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Bilindiği üzere, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen HMK'nın 199. maddesi kapsamındaki mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin, karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.

Öte yandan, bir Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasında "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.

Ancak, tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re'sen) nazara alınacağı'' ilkeleri 08.11.19 91... /4 Esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.

Somut olayda, dahili davalı ... 03.02.2020 havale tarihli dilekçesinde, kullanacağı krediye teminat olmak üzere davacı ...’nın maliki olduğu taşınmazları kendisine devrettiğini, ancak bankanın taşınmazları teminat olarak kabul etmediğini, taşınmazları bedelsiz olarak temlik aldığı gibi, bedelsiz olarak da ...’ye devrettiğini beyan ettiği, bu durumda dava konusu taşınmazların davacı ... tarafından dahili davalı ...’ya inançlı işlem gereği temlik edildiği sabittir.

Ne var ki; dava konusu taşınmazı ilk el konumunda olan dahili davalı ...’den satış yolu ile edinen ikinci el dava dışı ... ile...’dan temlik alan davalı ...,...’den temlik alan dahili davalı ..., ...’dan temlik alan dava dışı ... ... ve ...tan taşınmazı temlik alan son kayıt maliki dahili davalı ...’ün iktisaplarının iyiniyetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği açıktır.

Eldeki davada; gerek yukarıda değinilen ilke ve olgular gerekse 05.02.2025 tarihli 2024/1-706 Esas, 2025/830 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 14.02.1951 tarihli 1949/17-1951/1 ve 16.08.2025 tarihli 2024/1-2025/2 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararları da göz önüne alındığında dahili davalı ...’in, taşınmazı...’a bedelsiz olarak devrettiğini beyan ettiği,...’ın taşınmazları temlik aldıktan sonra 01.04.2015 tarihinde her iki taşınmaz üzerine...Bankası A.Ş. lehine toplam 580.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiği,... tarafından taşınmazların bu ipotekle yüklü olarak davalı ...’e devredildiği, davalı ...’ın taşınmazı ...’den satın aldığını ve satış bedelini de 07.07.2015 tarihinde banka aracılığı ile ödediğini beyan ettiği ve 07.07.2015 tarihli 136.000,00 TL bedelli havale dekontu ibraz ettiği, bu tarihte taşınmazın keşfen saptanan değerinin 480.000,00 TL olduğu,...’in de taşınmazları dava tarihinden sonra 08.12.2016 tarihinde dahili davalı ...’e devrettiği, ...'un kullandığı kredi nedeniyle 16.04.2018 tarihinde ...A.Ş. lehine taşınmazlara 680.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiği, ...’un taşınmazları ...A.Ş. lehine tesis edilen ipotekle yüklü olarak 13.02.2020 tarihinde ......a satış suretiyle devrettiği, ...ın da taşınmazları 15.02.2022 tarihinde son kayıt maliki dahili davalı ...’e devrettiği, davalıların taşınmazları tam olarak kaça satın aldıklarını belirtmedikleri gibi, hiçbir şekilde ödeme belgesi ibraz etmedikleri, taşınmazları görmeden temlik aldıkları, hiçbir şekilde taşınmazlarda tasarrufta bulunmayıp taşınmazların davacının kullanımında olduğu, kısa aralıklarla el değiştirdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri, son kayıt maliki dahili davalı ...’ün iyiniyetli olmadığı ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.

Hâl böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Açıklanan sebeplerle;

1- Dahili davalı ...’ün temyiz dilekçesinin REDDİNE, Peşin alınan harcın istek halinde iadesine,

2- Davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/2788, K. 2026/2905, T. 13.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-2788-e-2026-2905-k-412b59c2da24