Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/1109 E. 2026/4772 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1109
- Karar No
- 2026/4772
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/565 E., 2023/174 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davalı Hazine vekili tarafından ve duruşma istekli olarak davacılar (bir kısım) vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 16.06.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalı Hazine vekili Avukat ... geldi. Davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kadastro çalışmaları sonucu, Balıkesir ili, Edremit ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 190 parsel sayılı taşınmazın 1.700,00 metrekare yüz ölçümlü olarak ve tarla vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edildiği, 09.03.1989 tarihli tevhit işlemi sonucu 2016 parsel, bilahare imar işlemi neticesinde 2030 parsel numarası ile, 3402 sayılı Kanun'un 22-a maddesi gereği de 07.10.2015 tarihinde 3 50... parsel olarak tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar vekili; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak miktar fazlası olarak Hazine adına tespit ve tescil edilen taşınmaza ilişkin davacılar adına tapu iptali-tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Hazine vekili; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davacı ...'in davasının reddine, diğer davacıların davasının kısmen kabulüne dair verilen kararın davacılar vekili ile davalı Hazine vekilince temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 27.03.1996 tarihli ve 1996/3094-3512 Esas-Karar sayılı kararı ile; davacıların temyiz itirazlarının reddine karar verilerek davalı Hazinenin temyizi yönünden kıyı-kenar çizgisi belirlemesinin yapılması ve kıyı-kenar çizgisi dışında kaldığı saptanan taşınmazların niteliğinin jeolog bilirkişisi tarafından tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş, Mahkemece bozmaya uyularak; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar bu kez Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince; bozma ilamına uyulmakla taraflar yararına usuli müktesep hak oluştuğu, hükmüne uyulan bozma ilamında davacıların temyiz itirazları açıkça reddedildiğine göre temyize konu hükümle, ilk hükümde davası reddedilen davacı ... adına tescile karar verilmesinin ve diğer davacılara ilk hükümle verilen taşınmaz miktarından fazla taşınmaz verilerek reddi kesinleşen taşınmaz bölümleri hakkında yeniden davacılar lehine hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu, öte yandan reddi kesinleşen bölümlerin dışında kalan ilk hükme esas fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 216 metrekare yüz ölçümündeki ve (C) harfi ile gösterilen 231 metrekare yüz ölçümündeki bölüm üzerinde davacılar lehine kazandırıcı zamanaşımı ile taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde yapılan araştırmanın da yetersiz olduğuna değinilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın davacılar vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince; taraflar yararına oluşan usuli müktesep hakkın zedelenmemesi için bozma gereklerinin yerine getirilmesinin zaruri olduğu, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27.03.1996 tarihli ilamıyla kararın davanın reddine dair kısmının kesinleşmiş olduğunun ve bundan sonra yargılamanın (A) ve (C) bölümlerine yönelik devam ettiğinin kabulü gerektiği, bozma ilamları gereğince yapılan araştırma ve inceleme sonucunda (A) (20,62 metrekarelik kısım dışında) ve (C) bölümlerinin kıyı-kenar çizgisi dışında kaldığı, davacılar... ve ... lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğunun anlaşıldığı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bozma ilamı uyarınca taraflar arasında oluşan usuli kazanılmış haklar gözetilmek suretiyle tescil kararı verilebileceği, daha fazla yüz ölçümlü olarak davacılar adına tescile hükmedilerek davalı Hazine aleyhine durum yaratılmasının isabetsiz olduğuna değinilerek dosyanın fen bilirkişisine tevdii edilmesi, Mahkemenin 1995 tarihli hükmüne esas alınan fen bilirkişisi tarafından düzenlenen rapor dikkate alınmak suretiyle infaza uygun ek rapor alınması, bu doğrultuda 216 metrekare yüz ölçümlü (A) bölümünün davacı ..., 231 metrekare yüz ölçümlü (C) bölümünün davacı ... adına tesciline, 20,62 metrekare yüz ölçümündeki bölümün kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığından tescil harici bırakılmasına ve taşınmazın geri kalan bölümlerinin de Hazine üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, bozma ilamı doğrultusunda keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmış, bozma kararında belirtilen gerekçe benimsenmek suretiyle davacı ... yönünden davanın reddine (hükmün kesinleştiği); diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulü ile bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2 16... 'lik ve (B) harfi ile gösterilen 2 31... 'lik kısımlar yönünden tapu iptali-tescile; kıyı kenar olarak gösterilen 20, 62... 'lik kısmın idari karar ile terkini yapıldığından bu kısma ilişkin karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Ne var ki; Mahkemece, taraf teşkili bakımından uygulanması gereken usul kurallarının göz ardı edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK'nın 55. maddesinde ''Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.'' hükmü düzenlenmiştir.
Miras yoluyla intikali mümkün hakların konusunu oluşturduğu bir davada davacının ölümü hâlinde HMK’nın 55. maddesi gereğince Mahkemece, davacının mirasçılarının tamamı tespit edilerek davadan haberdar edilmeleri gerekir. Davacının tek bir mirasçısının bulunması hâlinde bu mirasçı, birden fazla mirasçısının bulunması hâlinde de TMK’nın 640. maddesi uyarınca terekeye elbirliğiyle malik olmaları sonucu aralarında HMK’nın 59. maddesi gereği mecburi dava arkadaşlığı bulunan mirasçıların tamamı davadan haberdar edilerek murisleri tarafından açılan davaya devam etme iradesinde olup olmadıkları belirlenmelidir. Bu doğrultuda yapılacak tebligatlar sonrasında mirasçıların terekeyi kabul veya ret etmemiş olmaları hâlinde TMK’nın 606. maddesinde belirlenen üç aylık mirasın reddine dair süre beklenerek mirasçıların tamamının davaya katılımı ile taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilir. Ayrıca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Mahkemece, davayı takip için kayyım tayin edebilecektir. Ancak her hâlükârda davacının ölümünden sonra yargılamaya devam edilebilmesi için Mahkemece mirasçıların tamamının davaya katılımının sağlanması veya terekeye temsilci atanması yoluyla taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilip hüküm kurulması gerekir.
Taraf koşulu, HMK’nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartı olup mahkemelerce re’sen gözetilmelidir (HMK 115/1). Taraf teşkili kamu düzeni ile ilgili olup anılan hususun yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınması gerektiği, taraf teşkili sağlanmadan davada esastan hüküm kurulamayacağı açıktır.
Somut olayda; davacılardan ...'in yargılama sırasında 28.06.2019 tarihinde öldüğü, Uyap sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre geride mirasçıları olarak eşi ve çocuklarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki; davacının ölümü nedeniyle yetkisiz vekil haline gelen diğer davacıların da vekili tarafından dava takip edilmiş, Mahkemece bu suretle yargılamaya devam edilmiş ise de, HMK'nın 55. maddesi gözetilmeksizin, anılan davacının mirasçıları davaya dahil edilmeden, başka bir ifade ile davanın görülebilirlik koşulu olan taraf teşkili sağlanmadan sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Hal böyle olunca, yargılama sırasında ölen davacı ...'in tüm mirasçıları yönünden usulüne uygun olarak taraf teşkilinin sağlanması ve bundan sonra bir karar verilmesi gerekirken, değinilen husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan; çekişme konusu (A) harfi ile gösterilen 2 16... 'lik ve (B) harfi ile gösterilen 2 31... 'lik kısımlar yönünden tapu iptali-tescile karar verilmiş ise de hazırlanan raporlarda kıyı-kenar çizgisinin yöntemine uygun olarak belirlenmediği, anılan kısımların kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalıp kalmadığına ilişkin yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. maddesinde; kıyıların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 715. maddesinde; aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynakların, kimsenin mülkiyetinde olmadığı ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamayacağı düzenlenmiştir.
Buna göre; 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gözetilmek suretiyle 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesindeki tanımlamalar, aynı Kanun'un 5. ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı göz önünde tutularak 3621 sayılı Kanun'un 9/2. maddesinde belirtilen bilirkişi heyeti oluşturulup dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı-kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı-kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı-kenar çizgisinin fen bilirkişisi tarafından kroki üzerinde ayrı ayrı gösterilmesi, her ikisinin çakışmaması halinde çelişkinin nedenlerinin bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa kesinleşen kıyı-kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı-kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, gerektiği takdirde bilirkişi kurulundan bu hususları da karşılayacak şekilde rapor alınması, önceki bilirkişi raporları ile çelişkiler bulunduğu takdirde bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin nedenlerinin de denetime açık, bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının, kıyı-kenar çizgisi içerisinde ise ne kadarlık kısmının kıyı-kenar çizgisi içinde olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, toplanan ve toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi de doğru değildir.
Taraf vekillerinin açıklanan nedenlerden ötürü yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacılara iadesine, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalı Hazine vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davacılardan alınmasına, Temyiz eden davacılar vekili duruşmaya katılmadığından lehine duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosyanın Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.