İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/351 E. 2026/964 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/351
Karar No
2026/964
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/351 Esas KARAR NO : 2026/964

DAVA : Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 27/04/2026 KARAR TARİHİ : 02/11/2026

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından ibraz edilen 27/04/2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'in yaklaşık 30 yıldır gümrük müşavirliği ve lojistik sektöründe faaliyet gösteren basiretli bir iş adamı olduğunu, Gümrük Müşavirliği hizmetlerini ... A.Ş. Üzerinden sürdüren müvekkili 2016 yılı başı itibariyle ... A.Ş ye hizmet vermeye başladığını, müvekkilinin başarı operasyonları ve butik hizmet vermeye başlatıldığını, müvekkilinin başarılı operasyonları ve butik hizmet anlayışı ile ... ve ... arasındaki ticaret hacminin artmaya başladığını, müvekkilinin 2017 yılında %100 pay sahibi ve tek yetkilisi olduğu ... A.Ş üzerinden ... un ithal bira lojistik operasyonlarını devraldığını, yurtdışından gelen ithal biraların ... Limanından antrepoya taşınması, gümrükleme işlemlerinin gerçekleştirilmesi, Tarım ve İl Müdürlüğü nezdindeki izin süreçlerinin takibi, emtianın antrepoda depolanması, biralara etiket ve bandrol yapıştırılması, ürünlerin lojistiğinin sağlaması gibi hizmetlerin ... tarafından ifa edilmeye başlandığını, ... un 2024 yılı sonlarında finansal sıkıntılar yaşaması üzerine taraflar davalının % 100pay sahibi olduğu ...A.Ş firmasının kurulmasına, müvekkilinin...l de gizli ortak olarak ...'da ki kar paylaşımıyla parelel olarak %50/50 esasında kar payı almasına, başka bir deyişle adi ortaklığın faaliyetlerinin ... üzerinden devam ettirilmesine karar verildiğini, tarafların yeni mutabakatı ...'un lojistik ve gümrükleme süreçlerinin ... üzerinden gerçekleştirilmesi ve Metok'un doğacak hakedişleri nisbetinde ...'e fatura düzenlemesi üzerine olduğunu, taraflar arasında anlaşma olmadığı, davalının adi ortaklığın feshi amacıyla dava da ikame etmediği, adi ortaklığın halen devam ettiğinin, bu çerçevede taraflarında huzurdaki dav ile müvekkilinin birikmiş kar payı alacağı ile sermaye payının davalıdan tazminini ve TBK mad 639/7 maddesi uyarınca adi ortaklığın haklı nedenle feshi ve tasfiyesini talep ettiklerini, müvekkili ile davalı arasında ...A.Ş üzerinden kurulan ... A.Ş üzerinden devam ettirilen adi ortaklığın feshine ve tasfiyesine mahkemece tasfiye görevlisi atanmasına, müvekkilinin adi ortaklıktaki payı nispetinde tahakkuk eden ve davalı tarafından ödenmeyen kar payı alacağının HMK md 107/1 maddesi uyarınca belirsizlik alacak davası olarak görülmek üzere şimdilik 100.000-TL sinin davalıdan tazminine , adi ortaklığın tasfiyesi ile sermaye payının müvekkiline ödenmesine, tedbiren ..'e denetim kayyumu atanmasına yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalıya usulüne uygun dava dilekçesi ve tensip zaptı tebliğ edilmiş olup, davalı tarafından ibraz edilen cevap dilekçesinden özetle; davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davacı tarafın iddialarını temellendirirken dava dışı ... A.Ş üzerinden bir adi ortaklık yürütüldüğünü öne sürdüğünü, bu şirketin hisselerine tedbir konulmasını ve şirket üzerinden elde edildiği iddia olanan kar paylarının tahsilini talep ettiğini, davacının husumeti yalnızca müvekkili ...'na yöneltildiğini, tüzel kişiliği haiz bir anonim şirketin malvarlığına, yönetimine ve ticari faaliyetlerine yönelik taleplerin doğrudan o tüzel kişiliğe yöneltilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu davacının hem kendi şahsı adına dava açıp hemde tüzel kişiliği bulunan şirketlerin iç ilişkilerine ve malvarlıklarına müdahale talep etmesinin usulen mümkün olmadığını, davacının huzurdaki davayı taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğundan bahisle mahkememizde ikame ettiğini, iş bu davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiğini, adi ortaklık, hükümlerini Türk Borçlar Kanundan almakta olduğunu tarafların şahıs olarak tacir sıfatının da bulunmadığını, öncelikle davanın aktif ve pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, HMK madde 114/1-c maddesi uyarınca davanın görevsizlik nedeniyle reddine, arabuluculuk tutanağında yer almayan talepler yönünden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, belirsiz alacak davası şeklinde açılmış olması nedeniyle hukuki yarar yokluğundan usulden reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. Dava, TBK 639 vd maddelerine göre adi ortaklığın tasfiyesi istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK’nın 2. maddesinin 1.fıkrası gereğince malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yine 2.maddenin 2.fıkrası uyarınca HMK’da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Göreve ilişkin bu genel düzenlemeler yanında bazı kanunlarda belirli kişiler arasında çıkan uyuşmazlıklara veya belli bir çeşit uyuşmazlıklara bakmak üzere kurulmuş özel olarak görevli mahkemeler de belirlenmiştir. Bu anlamda uyuşmazlıkla ilgili olması bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz işlerin Ticaret Mahkemesinin görev alanına girdiği düzenlenmiştir. Ticari davalar TTK’nın 4/1.maddesinde tanımlanmıştır. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Asıl olan bir davanın genel mahkemelerde görülmesidir. Yani özel mahkemede bakılacağına dair özel bir kanun hükmü bulunmayan her dava genel mahkemelerde görülür. Özel mahkemeler istisnai niteliktedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkin olup bu husus TBK'da düzenlenmiş olması nedeniyle mutlak ticari dava niteliğinde değildir. Tarafların tacir olup olmadığına ilişkin yapılan incelemede; tarafların ticari işletme kaydının bulunmadığı, davacının da potansiyel vergi mükellefi olduğu ve şirket yöneticiliklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Taraflardan biri tacir olmadığında ve dava TTK nın 4. Maddesinde yazılı hususlardan kaynaklanmadığına göre diğer tarafın tacir olup olmadığının önemi de kalmamaktadır. (Yargıtay 15 HD nin ...Esas....Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.) İBAM 3. HD'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamında; "davacı ile davalı gerçek kişiler "tacir" sıfatını taşımamaktadır. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Ayrıca, tarafların tamamının tacir olduğuna dair bir bilgiye dosya içerisinde rastlanılamamıştır. Bununla birlikte emsal Yargıtay kararlarında "Sadece şirket ortağı olmak tacir sayılmak için yeterli değildir " vurgusu yapıldığı gözetildiğinden, davalı ... ile diğer davalı ...'nın diğer davalı ..Şirketinin kurucusu ve ortağı olması bu kişilerin tacir olarak kabulünü gerektirmeyecektir. Hal böyle olunca, tarafların tamamı yönünden TTK 5.maddesi uyarınca ticari dava için, tacir olması koşulunun oluşmadığı, davanın TTK 4.maddesinde sayılan mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı anlaşılmakla, ; davanın ticari dava niteliğinde bulunmadığı gözetilerek, davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu" belirtilmiştir. Yine İBAM 3. HD'nin ... Esas ve ..Karar sayılı ilamında; " davacılardan şirketin tacir olduğu açık ise de, davacı gerçek kişinin ve davalı gerçek kişilerin adi ortaklıkta "tacir" sıfatını taşıyıp taşımadığının görevli mahkemenin belirlenmesi yönünden tesbiti gereklidir. Adi ortaklığı oluşturan tarafların tamamı yönünden TTK 5.maddesi uyarınca ticari dava için, ortakların tamamının tacir olması koşulu şartının gerçekleşmesi aranmaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre ; adi ortaklık sözleşmesinin incelenmesinde; adi ortaklığı davacı... %50 hisse, davalı ... %22,5 hisse, davalı ... % 22,5 hisse, davalı ...ise % 5 hisse ile oluşturmaktadır. Davacı ... adi ortaklıkta payı yoktur ve ihalede yüklenici konumundadır.Bu durumda adi ortaklık davacı ve davalı gerçek kişilerden oluşmaktadır. Adi ortaklığın yapacağı işin ticari olması eldeki davayı ticari nitelik kazandırmamakta olup davacı ve davalı gerçek kişi ortakların tacir sıfatına sahip olması gerekmektedir. Mahkemece,Vergi Dairesi ve Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan yazı cevaplarına göre; davalı ...'ın tacir sıfatını haiz olduğu, davalı ... mali müşavir olduğu, davalı ... basit usulde vergilendirildiği, davacı ...'nın ise kira geliri sebebiyle mükellef olduğu,ticaret Sicil kaydına göre bu davacının ... Şirketin tek ortağı olduğu , ayrıca Vergi Dairesi cevabına göre , dava dışı ... Şirketinin de ortağı ve yöneticisi olduğu ,ayrıca Esnaf Odasına kayıtlı olduğu görülmektedir. Buna göre ,davalılar ...ve ...'in tacir sıfatını haiz olmadıkları anlaşılmıştır. Böylece ,nisbi ticari dava koşullarının mevcut olmadığı , davaya konu adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi davasında Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı,davanın genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği" belirtilmiştir. HMK'nın 1. maddesi hükmüne göre; göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, aynı yasanın 114/1-c. bendi gereğince dava şartı olan bu husus, HMK'nın 115/1. Maddesi gereğince mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinde araştırılır, göreve ilişkin dava şartı noksanlığının sonradan giderilmesi mümkün değildir. Tüm dosya kapsamının ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; TTK nun 4/1ve 5. Maddeleri uyarınca Mahkememizin davaya bakmakla görevli olmadığı, tarafların tacir olmadığı ve davanın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı , Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerektiği ve görevin dava şartı olduğu anlaşıldığından; Mahkememizin görevsizliğine, Mahkememizin görevsizliği nedeni ile dava şartı yokluğundan davanın reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli Nöbetçi İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:yukarıda açıklanan nedenlerle, 1-) H.M.K.'nun 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan davanın USULDEN REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, işbu görevsizlik kararının süresi içinde kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurulması halinde, dosyanın görevli ve yetkili İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, 2-HMK' nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik ve yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretlerinin o mahkemenin hükmedeceği, gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceği ön görüldüğünden yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretleri konusunda bu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda tarafların yokluğunda tebliğden itibaren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 02/11/2026

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/351, K. 2026/964, T. 02.11.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-351-e-2026-964-k-7394da2bcc81