İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/575 E. 2025/308 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/575
- Karar No
- 2025/308
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2022/575 Esas KARAR NO:2025/308 DAVA:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:02/09/2022 KARAR TARİHİ:17/04/2025 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 21/06/2021 tarihinde üniversiteden mezun olmuş genç bir kişi olduğunu, dosya da alacaklı olarak görünen ... ... şirketi ve ... isimli kişiyi tanımadığını, aleyhine açılmış olan takipten tebligat sonrası haberdar olduğunu, müvekkilinin hiçbir şekilde senet düzenlemediğini ve imza atmadığını, müvekkili hakkında imza taklidi veya kutucuk şeklinde boşluklar düzenlenerek herhangi bir kargo alışverişi, iş başvurusu veya sözleşme imzalatılması şeklinde imza attırılmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık yapıldığının görüleceğini, alacaklı olduğu iddia edilen ... Tekstil şirketinin taraflarınca yapılan araştırmada 2020 yılında vergi kapanışı yaptığını ve ticari faaliyeti olmadığını, 2020 yılında kapanışı olan şirketin 2022 yılında müvekkiline nakden 1.800.000,00-TL para vermesinin söz konusu olamayacağını, müvekkilinin mezun olduktan sonra iş aramaya başladığını, müvekkilinin iş başvurusu yaptığı yerde kendisine verilen iş başvuru formunu, anne-baba adı, doğum yeri gibi kimlik bilgilerinin yazılı olduğu birden fazla belgeyi imzaladığını ve daha sonra telefon üzerinden T.C. kimlik numarasını gönderdiğini, daha sonra iş başvurusu yaptığı yerden cevap alamayınca başvuru yaptığı iş merkezine gittiğini ancak bu adreste ne bir iş yeri ne de işletilen herhangi bir iş yeri bulamadığını, müvekkilinin borcu olmamasına rağmen senetlerin hukuksuz şekilde elde edilerek takibe konulmasının sebebinin müvekkiline miras kalmış olması olduğunu ve henüz intikal işlemleri gerçekleştirilir gerçekleştirilmez iş bu takiple karşı karşıya bırakıldığını, davalı ...'ın .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... D. İş sayılı dosyasında müvekkili aleyhine almış olduğu ihtiyati haciz kararı dosyasında takibe konu senedi almış olduğu ve kendisi ile asıl ticareti olan diğer davalı ... Tekstil şirketine protesto dahi çekmeyerek ve bu şirket hakkında ihtiyati haciz kararı alınmamasına sebebiyet vererek sadece müvekkili açısından işlem tesis etmiş olmasının danışıklı bir hukuksuzluğun olduğunu ortaya koyduğunu, müvekkilinin bu dolandırıcılık eylemine karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğunu, bu nedenlerle davanın kabulü ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini, davalılar aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalılara bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından imzalanan, 18.04.2022 keşide tarihli, 1.800.000,00 TL tutarlı, 18.07.2022 ödeme günlü bononun ... Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından müvekkiline ciro edilmiş olduğunu, bahse konu alacağın ödeme gününde ödenmediğinden davacı ve lehtar şirket aleyhine .... İcra Dairesi ... E. sayılı dosya ile icra takibine girişildiğini, müvekkilinin iyiniyetli hamil olup kendisinden önceki ciro sahibi ile yapmış olduğu ticaret nedeniyle söz konusu bonoyu aldığını, davacının huzurdaki davanın niteliği gereği borçlu olmadığını ispat yükü altında olduğunu, davacı tarafın borçlu olmadığını ispat edecek herhangi bir yasal belge sunamadığını, yalnızca soyut iddialarla borçlu olmadığının tespitini istediğini, davacı tarafın dile getirmiş iddiaların borcu ödememek ve müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakmak için ileri sürülmüş kötüniyetli ve asılsız iddialar olduğunu, davacı tarafın senetleri bizzat imzalamış olup senetteki imzanın alelade bir imza olmayıp; vasıflı bir imza olduğunu, taklit edilmesinin mümkün olmadığını, davacı yanın senedin verilmesine neden olan ilişkiye dair beyanını kabul etmemekle birlikte esasen imzanın kendisine ait olduğunu tevil yolu ile ikrar ettiğini, davacının huzurdaki davadaki talepleri ile ... İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasından da imzaya itiraz davası ikame ettiğini, huzurdaki uyuşmazlıkla aynı konuda ikame edilmiş dosya mevcut olduğundan derdestlik dava şartı nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesini talep ettiklerini, diğer davalı şirketin aktif şirket statüsünde olduğunu, bu nedenlerle davanın reddi ile takibin devamını, davacı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Tekstil şirketine usulüne uygun tebligat yapılmış olup, davalı davaya cevap vermeyerek HMK 128 uyarınca tüm iddiaları inkar etmiş sayılmıştır. Mahkememizin 13/04/2023 tarihli celsesi, 5 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi ...'un 19/12/2023 tarihli raporunda özetle; yazı ve imza incelemelerinde geçerli tüm grafolojik tanı yöntemleri dikkate alınarak; lup, stereomikroskop, ... document dedector ve bilgisayar/scan kullanılarak yapılan incelemelerde; inceleme konusu; Borçlusu ..., alacaklısı ... San. ve Tic. A.Ş., düzenleme tarihi 18.04.2022, ödeme tarihi 18.07.2022, miktarı 1.800.000-TL olan senetteki ...’e atfen atılmış borçlu imzalarının ...’in eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkememizin 15/02/2024 tarihli celsesi, 1 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda ek bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi ...'un 08/05/2024 tarihli ek raporunda özetle; yazı ve imza incelemelerinde geçerli tüm grafolojik tanı yöntemleri dikkate alınarak; lup, stereomikroskop, .. document dedector ve bilgisayar/scan kullanılarak yapılan ve yukarıda ayrıntılı olarak tanımlanan incelemelerde; inceleme konusu senedin üzerinde bant izlerinin olduğu, sağ alt kısmında sınırlı bir alanda ...’e atfen atılmış iki adet borçlu imzası yer aldığı, imzaların atılacağı kısımları belirten noktalamalar yapıldığı görülmekte olup; imzaların muhtemelen sınırlı bir alan kaplaması nedeniyle kenarlarında herhangi bir kesinti veya pencere dışına taşma tarzı karakteristik bulgular mevcut olmamakla birlikte, tüm bulgular birlikte değerlendirildiğinde; inceleme konusu senedin, kuvvetle muhtemelen “pencere usulü” vb. bir yöntemle hazırlanmış sahte bir belge olduğu, ancak bu hususun dosya kapsamında mahkemenizce değerlendirilmesinin ve takdirinin uygun olacağı kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkememizin 13/06/2024 tarihli celsesi, 5 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi ...'ın 14/01/2025 tarihli raporunda özetle; dava dosyası, dosyaya sunulan bilgi ve belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucu, açıklanan gerekçelerle yüce mahkemenin kabulü halinde, davalıların ticari defter ibrazında bulunmadığı, davalı (lehdar) ... Tekstil San. ve Tic. A.Ş. ile davacı ve/veya diğer davalı ... arasında ticari ilişki olduğuna dair dosyaya sunulu bir bilgi ve belge olmadığı, dava konusu bononun düzenleme tarihinin 18.04.2022 tarihi olduğu ve davalı şirketin dava konusu bononun düzenleme tarihinden yaklaşık 2 yıl önce fiilen ticareti terk ettiği, ayrıca davacının ticari faaliyetinin olmadığı ve yukarıda arz edilen diğer bilgiler ile dosya içeriği grafoloji raporlarında dava konusu bonodaki imzanın davacıya ait olmadığı birlikte değerlendirildiğinde dava konusu bononun bedelsiz olduğu, bunun yanında dosyaya sunulu bilgi ve belgeler göre Davalı (lehdar) ... Tekstil San. ve Tic. A.Ş. ile diğer davalı ... arasında ticari ilişki olduğuna dair bir veri olmadığından davalı ...’ın iyi niyetli yasal hamil olabileceği yönünden de davalı lehine müspet bir kanaat edilemediği sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkememizin 08/09/2022 tarihli ihtiyati tedbir ara kararı ile dava değerinin %15'i teminat karşılığında .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası ile davacı aleyhine yürütülmekle olan takipte icra veznesine girecek paranın dava sonuçlanıncaya değin alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verildiği; Mahkememizin 14/12/2022 tarihli ihtiyati tedbir ara kararı ile ise ihtiyati tedbir talebinin teminatsız olarak kabulü ile .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında yürütülen icra takibinin dava sonuçlanıncaya değin durdurulması yönünde tedbir kararı verildiği görülmüştür. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/... Soruşturma sayılı dosyasının incelenmesinde; ...'in müşteki, ..., ... ve ... Tekstil şirketinin ise şüpheli olarak tarafları oluşturdukları, 26/05/2024 tarihli Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararda yapılan soruşturma sonucunda şüpheliler hakkında atılı suçlardan kamu davası açılması için yeterli şüphenin oluşmadığı anlaşıldığından şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına şeklinde karar verildiği görülmüştür. İcra takip dosyasının incelenmesinde; davalı ... tarafından, davacı ... ve diğer davalı ... Tekstil şirketi aleyhine .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasında bonodan kaynaklanan 1.800.000,00-TL asıl alacak, 24.854,79-TL değişen oranlarda reeskont-avans faizi, 5.400,00-TL komisyon, 1.140,00-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti, 225,20-TL ihtiyati haciz karar harcı olmak üzere toplam 1.831.619,99-TL takip yapıldığı, ödeme emrinin davacı ...'ya 29/08/2022 tarihinde, diğer davalı ... Tekstil şirketine 27/08/2022 tarihinde tebliğ edildiği, borçlularca da süresi içerisinde borca itiraz edilmediği görülmüştür. I. GİRİŞ VE UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Dava, davacı ...'in, kendisi aleyhine davalı ... tarafından .... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında başlatılan icra takibine konu 18.04.2022 tanzim tarihli, 18.07.2022 vade tarihli, 1.800.000 TL tutarlı bonoya dayalı borcunun bulunmadığının tespiti talebine ilişkindir. Menfi tespit davası, HMK m.106 uyarınca hukuki durumun belirsizlik içinde bulunması halinde, bu belirsizliğin giderilmesi amacıyla açılan tespit davalarından olup, somut olayda davacının icra takibine konu senetle bağlı olmadığının, başka bir ifadeyle bu senetle borçlu bulunmadığının tespiti talep edilmektedir. Bu tür davaların temel amacı, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu konusundaki belirsizliği ortadan kaldırmak ve hukuki durumu netleştirmektir. Somut olayda uyuşmazlık, davacının iddia ettiği üzere takibe dayanak bonodaki imzanın kendisine ait olmadığı, kendisine ait olduğu tespit edilir ise de bunun hile ile alınmış bir imza olup, borçlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu iddiaları ve bu nedenle geçerli bir kambiyo senedi niteliği taşımadığı hususunda toplanmaktadır. Bu durum, sadece bir imza uyuşmazlığı olmayıp, kambiyo hukukunun temel ilkeleri, ispat hukuku kuralları ve borçlar hukunun prensiplerine ilişkin bir hukuki değerlendirmeyi gerektirmektedir. II. KAMBIYO HUKUKUNUN TEMEL İLKELERİ Kambiyo senetleri, TTK m.670 ve devamı hükümlerince düzenlenen ve katı şekil şartlarına tabi olan kıymetli evraktır. Bono, TTK m.776 vd. hükümleri uyarınca, borçlunun belirli bir bedeli ödemeyi yükümlenen tek taraflı irade beyanını içeren, soyut nitelikli kambiyo senedidir. Kambiyo senetlerinin geçerliliği için en temel şart, senedin gerçek borçlu tarafından, borçlanma iradesini yansıtacak şekilde imzalanmış olmasıdır. TTK m.671/1-h hükmü uyarınca kambiyo senedi, üzerine el yazısı ile imza atılmadıkça borçlandırmaz. Bu, kambiyo hukukunun temel prensiplerinden birini oluşturmakta olup, imzanın sadece fiziksel varlığının değil, aynı zamanda imzalayan kişinin iradesini yansıtmasının da gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Zira imza, hukuki işlemin en önemli şekil şartı olup, TBK m.585 uyarınca iradenin dışa vurumu niteliğindedir. Bono özelinde TTK m.776 vd. hükümleri incelendiğinde, bononun tek taraflı borç ikrarı niteliğinde olduğu, bonoda yer alan imzanın ise borçlunun ödeme yükümlülüğünü kabul ettiğine dair kesin iradesinin göstergesi olduğu anlaşılmaktadır. TTK m.776'de sayılan bono unsurlarından "borçlunun imzası" unsuru, sadece fiziksel bir imzayı değil, aynı zamanda bilinçli ve iradi bir borçlanma iradesini de ifade etmektedir. İmzanın iradenin dışa vurumudur. Bu bağlamda imza, sadece bir tanımlama aracı değil, aynı zamanda hukuki işlemin irade unsurunu oluşturan temel şekil şartıdır. İmzanın hukuki anlamı, imzalayan kişinin o belgedeki hukuki sonuçları kabul ettiğini ve bu sonuçlarla bağlı olmayı istediğini beyan etmesidir. Kambiyo hukukunda "imzanın istiklali" ilkesi, TTK m.681 hükmünden kaynaklanmakta olup, kambiyo senedindeki her imzanın müstakil bir borçlanma iradesi olduğunu ve her imzanın kendi hukuki sonuçlarını doğurduğunu belirtmektedir. Ancak bu istiklal, imzanın gerçek iradenin ürünü olması şartına bağlıdır. İmza, borçlanma iradesini yansıtmıyorsa, kambiyo hukuku açısından hükümsüzdür. Borçlar hukukunun irade ve borçlanma iradesine ilişkin temel prensipleri, kambiyo senetleri için de geçerlidir. TBK m.1 vd. hükümlerince, hukuki işlemlerin temelinde irade bulunmakta ve iradenin mevcut olmaması halinde hukuki işlem hükümsüz kalmaktadır. Kambiyo senetlerinde de borçlanma iradesinin varlığı, senedin geçerliliğinin sine qua non şartıdır. İradenin hiç oluşmaması, durumunda, kambiyo senedi hukuki sonuç doğurmaz. Özellikle "pencere usulü" olarak adlandırılan sahtecilik yönteminde, hazırlanan bu düzenek nedeniyle- kişi kambiyo senedi düzenlediğinin farkında olmaksızın, başka bir amaçla imza atmakta, dolayısıyla borçlanma iradesi hiç oluşmamaktadır. Bu durumda, fiziksel imzanın varlığına rağmen, kambiyo hukukunun aradığı "borçlanma iradesi" mevcut olmadığından, senet hukuken geçersizdir. Kambiyo hukukunun bu temel ilkeleri ışığında, somut olayda tartışılması gereken husus, davacının iddia ettiği şekilde imzasının "pencere usulü" ile alınmış olması halinde, TTK m.670/2 anlamında geçerli bir imzanın bulunup bulunmadığı ve borçlanma iradesinin mevcut olup olmadığıdır. III. İSPAT HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRME İspat hukuku, HMK m.190 uyarınca "Her taraf, hâkimin vereceği kararın dayanmasını istediği vakıaları ispatla yükümlüdür" şeklindeki genel kuralla düzenlenmiştir. Ancak bu genel kuralın yanında, hayatın olağan akışına aykırılık kavramı, ispat yükünün dağılımında önemli bir istisna oluşturmaktadır. Menfi tespit davalarında davacı, borçlu olmadığını ispat etmekle yükümlüdır. Somut olayda davacı, öncelikle takibe konu senetteki imzasının kendisi tarafından atılmadığını veya senedin "pencere usulü" yöntemiyle sahte olarak oluşturulduğunu ispat etmek durumundadır. Bu husus, davacının temel ispat yükümlülüğü kapsamındadır ve dosyada mevcut bilirkişi raporlarıyla bu ispat yükü yerine getirilmiştir. Ancak davacının bu temel ispat yükümlülüğünü yerine getirmesinin ardından, "hayatın olağan akışına aykırılık" kavramı devreye girmekte ve ispat yükünün dağılımında değişiklik yaratmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca, hayatın olağan akışına aykırı bir durumu iddia ettiği anlaşılan taraf, iddiasını ispat etimekle yükümlüdür. Somut olayda hayatın olağan akışına aykırı olan durumlar şunlardır: Birincisi, lehdar ... Tekstil şirketinin vergi kaydının kapalı olması ve adresinde bulunmadığından TK 35'e göre tebligatlar yapılmasına rağmen, kendisi lehine 1.800.000 TL tutarlı bono düzenlenmiş olmasıdır. Ticari hayatın olağan akışında, vergi kaydı kapalı ve fiilen faaliyette olmayan bir şirketin böylesine yüksek tutarlı kredi işlemine taraf olması mümkün değildir. Zira ticari işlemlerin temelinde karşılıklı güven ve sürekli ticari faaliyet bulunmakta olup, kapalı bir şirketin aktif ticari işlem yapması hayatın olağan akışına aykırıdır. İkincisi, davalı ...'ın, kendisinin de vergi kaydının bulunmaması ve fatura düzenleme imkanının olmamasına rağmen, ... şirketi ile ticari ilişki kapsamında 1.800.000 TL gibi yüksek meblağlı bonoyu almış olduğunu iddia etmesidir. Ticari hayatta, bu denli yüksek tutarlı işlemlerin fatura, sözleşme, ticari kayıt gibi belgelerle desteklenmesi zorunludur. Vergi mükellefi olmayan bir kişinin, kapalı bir şirketle bu düzeyde ticari işlem yapması ve bunun hiçbir ticari belgeyle desteklenememesi, hayatın olağan akışına aykırıdır. Hayatın olağan akışına aykırılık kavramının ispat hukukundaki yeri, fiili karine niteliğinde olup, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre bu durumda ispat yükü yer değiştirmektedir. Normal duruma dayanan tarafın bu durumu ispatlaması gerekmezken, normal durumun aksini iddia eden tarafın ispat yükü altına girmesi gerekmektedir. Somut olayda davacı, pencere usulü iddiasını bilirkişi raporlarıyla ispatlayarak temel yükümlülüğünü yerine getirmiş, ayrıca davalıların durumlarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu da ortaya koymuştur. Bu noktadan sonra, söz konusu aykırı durumların hukuka uygun ticari işlemlerin sonucu bulunduğunu ispat yükü, bu durumları iddia eden davalılara aittir. Davalılar, kapalı şirketle yapılan ticari işlemin meşruiyetini, 1.800.000 TL tutarlı bononun verilme gerekçesini, ticari ilişkinin temelini ve bu ilişkiye dayalı belgeleri ibraz etmek suretiyle ispat etmekle yükümlüdürler. IV. BİLİRKİŞİ RAPORLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Mahkememizce dava konusu uyuşmazlığın çözümü için üç ayrı alanda bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, bu raporların bütünsel değerlendirilmesi gerekmektedir. A. Grafoloji İncelemelerinin Bütünsel AnaliziDava dosyasında grafoloji alanında iki ayrı rapor alınmış olup, bu raporların birbirini tamamlayıcı nitelikte değerlendirilmesi gerekir. İlk grafoloji raporunda bilirkişi ..., 19/12/2023 tarihli raporunda, geçerli grafolojik tanı yöntemlerini kullanarak yaptığı incelemede, senetteki imzaların davacı ...'in eli ürünü olduğu kanaatine varmıştır. Ancak bu rapor, sınırlı teknik imkanlar ve ilk inceleme düzeyinde yapılmış olup, daha detaylı analiz ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. İkinci grafoloji raporunda aynı bilirkişi, 08/05/2024 tarihli ek raporunda, daha detaylı ve kapsamlı bir inceleme gerçekleştirmiştir. Bu raporda kritik tespitler yapılmış olup, senedin üzerinde bant izlerinin olduğu, imzaların sınırlı bir alanda yer aldığı, imzanın atılacağı kısımları belirten noktalamalar yapıldığı görülmüştür. Bilirkişi, bu bulgular ışığında senedin "kuvvetle muhtemelen pencere usulü vb. bir yöntemle hazırlanmış sahte bir belge olduğu" sonucuna varmıştır. Grafoloji biliminin doğası gereği, imza incelemelerinde kesin sonuçlara varılması her zaman mümkün olmayabilir. Bilirkişinin ikinci raporunda "kuvvetle muhtemelen" ifadesini kullanması, bilimsel temkinliliğin bir göstergesi olup, bu durumda diğer delillerle birlikte değerlendirme yapılması zorunludur. İkinci rapordaki teknik bulgular (bant izleri, noktalamalar, sınırlı alan kullanımı), pencere usulü uygulamasının karakteristik özelliklerini taşımakta olup, bu bulgular objektif nitelik arz etmektedir. İki rapor arasındaki görüş farklılığı, ilk raporun sınırlı inceleme koşullarında hazırlanmış olmasından ve ikinci incelemede daha detaylı teknik analiz yapılmasından kaynaklanmaktadır. Bilirkişinin ikinci raporunda ortaya koyduğu objektif bulgular (bant izi, noktalama işaretleri), pencere usulü yönteminin varlığına işaret eden somut delillerdir. B. Mali Müşavir Raporunun Analizi Bilirkişi ...'ın 14/01/2025 tarihli mali müşavir raporu, ticari ilişkiler ve senedin bedeli konusunda kapsamlı inceleme yapmıştır. Raporda ulaşılan temel sonuçlar şunlardır: Ticari ilişki araştırması sonucunda, davalı ... Tekstil şirketi ile davacı ve/veya diğer davalı ... arasında ticari ilişki olduğuna dair dosyaya sunulan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit, 1.800.000 TL gibi yüksek tutarlı bir ticari işlemin temelinin bulunmadığını göstermektedir. Şirketin ticari durumu incelemesinde, davalı ... şirketinin dava konusu bononun düzenleme tarihinden yaklaşık 2 yıl önce fiilen ticareti terk ettiği tespit edilmiştir. Bu durum, şirketin bono tarihi itibarıyla aktif ticari faaliyette bulunmadığını ve böylesine yüksek tutarlı kredi işlemine taraf olamayacağını göstermektedir. Bedelsizlik tespiti açısından bilirkişi, yukarıda belirtilen tüm faktörleri ve grafoloji raporlarındaki bulguları birlikte değerlendirerek, dava konusu bononun bedelsiz olduğu sonucuna varmıştır. Bu tespit, senedin gerçek bir ticari işleme dayanmadığını ortaya koymaktadır. İyiniyetli hamillik değerlendirmesi bakımından raporda, davalı ... şirketi ile diğer davalı ... arasında ticari ilişki olduğuna dair veri bulunmadığından, davalı ...'ın iyiniyetli yasal hamil olabileceği yönünden müspet kanaat edilemediği belirtilmiştir. C. Raporların Bütünsel Değerlendirmesi Üç farklı alanda alınan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, tutarlı bir tablo ortaya çıkmaktadır: Grafoloji raporunda tespit edilen pencere usulü bulgularıyla, mali müşavir raporunda tespit edilen ticari ilişkisizlik ve bedelsizlik durumu birbirini desteklemektedir. Kapalı bir şirketin 2 yıl sonra lehine bono düzenlenmesi ve bunun ticari temelinin bulunmaması, pencere usulü yöntemiyle sahte senet hazırlandığı iddiasını güçlendirmektedir. Ayrıca davalıların hiçbirinin bu iddialara karşı somut ticari belge ibraz etmemesi, davalı şirketin ticari defter sunmaması ve aralarındaki ticari ilişkiyi ispatlayamaması, bilirkişi raporlarında ortaya konan tespitleri doğrulamaktadır. Bu bütünsel değerlendirme ışığında, bilirkişi raporlarının dava konusu senedin sahte olduğu ve gerçek bir ticari işleme dayanmadığı yönündeki davacı iddialarını desteklediği sonucuna varılmaktadır. V. TİCARİ DURUM ANALİZİ VE KRONOLOJİK TUTARSIZLIK A. ... Tekstil Şirketinin Durumu Dava konusu bononun lehdarı olan ...'nin ticari durumunun incelenmesi, uyuşmazlığın çözümü açısından kritik önem taşımaktadır. Dosyada yapılan araştırmalarda, ... Tekstil şirketinin vergi kaydının 2020 yılında kapatıldığı ve şirketin bu tarihten itibaren fiilen ticari faaliyette bulunmadığı tespit edilmiştir. Şirkete yapılan tebligatların TBK m.35 uyarınca yapılması, şirketin kayıtlı adresinde bulunmaması ve ulaşılamaması durumunu ortaya koymaktadır. Bu durum, şirketin sadece vergi kaydının değil, fiili olarak da faaliyetinin sona erdiğinin göstergesidir. Dava konusu bono ise 18.04.2022 tarihinde düzenlenmiş olup, bu tarih itibarıyla ... şirketi yaklaşık 2 yıldır faaliyette değildir. Ticari hayatın olağan akışında, vergi kaydı kapalı ve fiilen faaliyette olmayan bir şirketin lehine 1.800.000 TL tutarlı bono düzenlenmesi mümkün değildir. Zira böylesine yüksek tutarlı ticari işlemler, şirketlerin aktif durumda olmalarını, ticari faaliyetlerini sürdürmelerini ve bu işlemlere hukuki ve mali açıdan hazır olmalarını gerektirir. Kapalı bir şirketin lehine bono düzenlenmesi iddiası, sadece ticari mantıkla değil, hukuki açıdan da tutarsızdır. Şirketin faaliyette olmaması, böyle bir borcun nasıl doğduğunu, hangi ticari ilişki sonucunda ortaya çıktığını ve nasıl takip edilebileceğini açıklayamamaktadır. B. Kronolojik Tutarsızlığın Analizi Olayların zaman çizelgesi incelendiğinde belirgin bir tutarsızlık ortaya çıkmaktadır: 2020: ... Tekstil şirketi vergi kapanışı yapmış ve fiilen ticareti terk etmiştir 18.04.2022: Dava konusu bono düzenlenmiştir (şirketin kapanmasından yaklaşık 2 yıl sonra) 18.07.2022: Bononun vade tarihi Ağustos 2022: İcra takibi başlatılmıştır Bu kronolojik sıralama, ticari mantık açısından izah edilemez tutarsızlıklar içermektedir. Özellikle, kapalı bir şirketin 2 yıl sonra böylesine yüksek tutarlı işleme taraf olması ve bu işlemin hiçbir ticari belgeyle desteklenememesi, senedin gerçek bir ticari ilişkiye dayanmadığının açık göstergesidir. VII. PENCERE USULÜ İMZANIN HUKUKİ SONUÇLARI Pencere usulü yöntemiyle imza alınması, kambiyo hukuku açısından özel bir irade sakatlığı durumu oluşturmakta olup, bu durumun hukuki sonuçlarının doğru şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Pencere Usulü İmzanın Hukuki Niteliği Pencere usulü yöntemi, imza sahibinin kambiyo senedi düzenlediğinin farkında olmaksızın, başka bir amaçla (iş başvurusu formu, kimlik doğrulama belgesi vb.) imza atması suretiyle gerçekleştirilen sahtecilik yöntemidir. Bu durumda fiziksel imza gerçek olmakla birlikte, imzalayan kişinin kambiyo senedi düzenleme iradesi mevcut değildir. Bu durum, kambiyo hukuku açısından hata ve hile nedeniyle nispi (kişisel) hükümsüzlük defisi oluşturmaktadır. TTK m.599 uyarınca, kambiyo senedinin düzenlenmesi sırasında düşülen hata ve hile durumları, doğrudan kambiyo senedinin düzenlenmesi sırasında sakat irade oluşturur. İrade Sakatlığının Unsurları Somut olayda pencere usulü uygulamasında iki temel unsur bulunmaktadır: Hata unsuru: Davacı ...'in normal bir belge (iş başvuru formu) imzaladığını düşünürken, aslında bono imzalamış olmasıdır. Bu durum, borçlar hukuku anlamında esaslı hata niteliğinde olup, kambiyo senedi düzenleme iradesinin hiç oluşmadığını göstermektedir. Hile unsuru: Karşı tarafın, imza sahibinin durumu tam olarak anlayamayacağı şekilde davranması ve gerçek amacını gizleyerek imza attırmasıdır. Bu davranış, TBK anlamında hile teşkil etmekte ve irade sakatlığına yol açmaktadır. Emre Yazılı Senet Düzenleme İradesinin Bulunmaması Pencere usulü uygulamasında en kritik husus, imzalayan kişinin "emre yazılı senet düzenleme iradesinin" hiç bulunmamasıdır. Kambiyo senetlerinin geçerliliği için, sadece fiziksel imzanın varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda bilinçli bir kambiyo taahhüdü iradesi de gereklidir. TTK'daki "el yazısı ile imza" ifadesi, salt fiziksel imzayı değil, aynı zamanda bu imzanın kambiyo hukuku anlamında iradenin dışa vurumu olmasını da gerektirir. Pencere usulü durumunda, imzalayan kişi kambiyo senedi düzenlediğinin farkında olmadığından, gerçek anlamda kambiyo taahhüdü iradesi oluşmamaktadır. Nispi Defi Niteliği ve Sonuçları Pencere usulü ile imza alınması durumu, nispi (kişisel) defi niteliği taşımaktadır. Bu durumun hukuki sonuçları şunlardır: TTK kapsamında, hata, hile veya tehdit sonucu kambiyo taahhüdünde bulunulması durumunda ortaya çıkan defi, iyiniyetli hamile karşı öne sürülemez. Ancak bu koruma, hamilin gerçekten iyiniyetli olması şartına bağlıdır. Somut olayda davalı ...'ın iyiniyetli hamil olmadığının tespiti, bu definin davalıya karşı ileri sürülebilmesini mümkün kılmaktadır. Davalının kötüniyetli davranışları ve ağır kusuru daha önce detaylı şekilde açıklandığından, TTK m.599'un sağladığı korumadan yararlanması mümkün değildir. İspatın Yapılması Pencere usulü uygulamasının ispatı, grafoloji bilirkişi raporlarıyla gerçekleştirilmiştir. Bilirkişi raporunda tespit edilen bant izleri, noktalamalar ve sınırlı alan kullanımı gibi objektif bulgular, pencere usulü uygulamasının varlığını somut şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca davacının iş başvurusu yapma durumu, yaşı, deneyimi ve ticari geçmişinin olmaması gibi hususlar, pencere usulü yöntemiyle mağdur edildiği iddiasını desteklemektedir. Menfi Tespit Davası Açısından Sonuç Pencere usulü ile alınan imzanın nispi defi oluşturması, menfi tespit davası açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Davacının bu defiyi davalılara karşı ileri sürmesi mümkün olup, davalıların iyiniyetli hamil olmadıklarının tespiti ile birlikte, senedin davacıyı borçlandırmayacağı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda senet, mutlak anlamda geçersiz olmamakla birlikte, davacıya karşı hüküm ifade etmemekte ve davacının bu senetle borçlu olmadığının tespiti gerekmektedir. VIII. KÖTÜ NİYET TAZMİNATI DEĞERLENDİRMESİ İİK m.72, icra takibine karşı açılan menfi tespit davalarında, takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun anlaşılması halinde borçlunun uğradığı zararın tazmin edilmesini düzenlemektedir. Somut olayda her iki davalının da kötüniyet tazminatından sorumlu tutulması gerekmektedir. İİK m.72/5 Hükmünün Kapsamı İİK m.72/5 uyarınca "Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir." Bu hükmün uygulanabilmesi için takibin haksız ve kötüniyetli olması gerekmektedir. Somut olayda icra takibi, sahte senet kullanılarak başlatılmış olup, hem takibin haksızlığı hem de takibi başlatanların kötüniyeti açık şekilde tespit edilmiştir. Pencere usulü yöntemiyle elde edilen sahte senetle icra takibi yapılması, İİK m.72 anlamında kötüniyetli takip niteliği taşımaktadır. Davalı ...'ın Kötüniyeti Davalı ..., icra takibini başlatan alacaklı sıfatıyla doğrudan İİK m.72/5 kapsamında sorumludur. Davalı ...'ın kötüniyeti yukarıda açıklanmıştır. Davalı ... Şirketinin Sorumluluğu Davalı ... Tekstil şirketi, icra takibinde doğrudan alacaklı konumunda olmamakla birlikte, takibe dayanak bonoda lehdar konumunda alacaklı olduğu gerek bu nedenle gerek ise aşağıdaki nedenlerle kötüniyet tazminatından sorumlu tutulması gerekmektedir. Bu sorumluluğun hukuki temelleri şunlardır: Birincisi, bono lehdarı sıfatı: ... şirketi, dava konusu bononun asıl lehdarı konumundadır. İcra takibi bu bonoya dayalı olarak yapılmış olup, takibin temelini oluşturan hukuki ilişkinin bir tarafı ... şirketidir. İkincisi, işbirliği ve danışıklılık: Dosya kapsamındaki deliller, ... şirketi ile davalı ... arasında danışıklı bir işbirliğinin varlığını göstermektedir. Şirketin 2020 yılında kapanmış olmasına rağmen 2022 yılında lehine bono düzenlenmesi, davalı ...'ın yalnızca davacı aleyhine işlem yapıp şirket aleyhine takip yapmaması, bu danışıklılığın açık göstergeleridir. Üçüncüsü, İİK m.72/5'in yorumu: İİK m.72/5 hükmündeki "alacaklı" kavramı, sadece icra takibini başlatan kişiyi değil, takibe sebep olan hukuki ilişkinin taraflarını da kapsamaktadır. Zira bu hükmün amacı, haksız takiplere karşı borçluyu korumak olup, bu koruma ancak takibin tüm sorumluları aleyhine uygulandığında etkili olabilir. Dördüncüsü, müşterek sorumluluk ilkesi: TBK m.61 vd. hükümlerine göre, aynı zararın ortaya çıkmasında birden fazla kişinin kusuru bulunması halinde, bunlar müştereken sorumlu tutulur. Sahte senedin oluşturulması ve bu senetle takip yapılması sürecinde her iki davalının da kusuru bulunmakta olup, zararın doğmasında müşterek rolleri vardır. Tazminat Miktarının Belirlenmesi İİK m.72 uyarınca kötüniyet tazminatı, takip alacağının %20'si oranında belirlenmektedir. Somut olayda takip tutarı 1.800.000 TL olup, %20 oranında 360.000 TL kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir. Bu nedenlerle, her iki davalının da İİK m.72 kapsamında 360.000 TL kötüniyet tazminatından müşterek ve müteselsil olarak sorumlu tutulması gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle sonuçta aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi ve ayrıntısı açıklanan nedenlerle; 1-Davanın kabulüyle .... İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasında takibe konulan 18.04.2022 tanzim tarihli 18.07.2022 vade tarihli 1.800.000 TL'lik bono nedeniyle davalılara borçlu olmadıklarının tespitine, 2-Davalıların kötü niyetli oldukları anlaşılmakla İİK 72. madde gereği 1.800.000 TL'nin %20 oranında olan 360.000 TL kötü niyet tazminatının davalılardan müştereken tahsili ile davacıya verilmesine, 3-İİK 72. madde uygulanması gerekmekle İİK 170. madde gereğince para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına, 4-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 125.117,96-TL ilam harcından peşin alınan 31.279,50-TL'nin mahsubu ile bakiye 93.838,46-TL ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 31.279,50-TL peşin harç ve 80,70-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 31.360,20-TL'nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 261.478,20-TL vekalet ücretinin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan 9.700,50-TL yargılama gideri davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.17/04/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır