İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/779 E. 2026/746 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/779
- Karar No
- 2026/746
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/779 Esas KARAR NO : 2026/746
DAVA : Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/10/2024 KARAR TARİHİ : 06/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın sağlık sektöründe faaliyet gösterdiği, davalı firma ile yazılım programı hazırlatılması hususunda 1.500.000,00 TL bedel üzerinden anlaşıldığı, taraflar arasında yazılı bir ticari sözleşme bulunmadığı, 30.04.2024 tarihinde düzenlenen faturalara karşılık olarak 02.05.2024 tarihinde toplam 1.500.000,00 TL tutarında 5 adet çekin davalıya peşinen teslim edildiği, ancak tarafların şifahi olarak ticari ilişkiyi sonlandırdığı, davalı tarafından herhangi bir hizmet ifasında bulunulmadığı, müvekkili tarafından 01.08.2024 tarihinde iade faturası kesildiği, davalı yanın 1 ve 2 numaralı çekleri iade ettiği, 3, 4 ve 5 numaralı çeklerin ise akıbetinin belirsiz olduğu, ... Bankası'na ait ... seri numaralı 30.09.2024 vade tarihli 312.500,00 TL bedelli çekin karşılıksız çıktığı, ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi...E sayılı dosya ile ödemeden men yasağı alınmasına rağmen çeklerin üçüncü kişilere ciro edilme riski bulunduğu, faturanın tek başına bir akit niteliği taşımadığı ve temel borç ilişkisinin ispatlanamadığı, bu nedenle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti gerektiği, ayrıca ... seri numaralı 31.07.2024 vade tarihli 312.500,00 TL bedelli çek, ... seri numaralı 22.08.2024 vade tarihli 250.000,00 TL bedelli çek ve ... Bankası ... seri numaralı 30.09.2024 vade tarihli 312.500,00 TL bedelli çekin iptali ile söz konusu çeklerin üçüncü şahıslara devrinin, protesto edilmesinin veya icra takibine konu edilmesinin önlenmesi amacıyla teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalıya yapılan usulüne uygun tebligata rağmen davaya karşı cevap dilekçesi sunmadığı anlaşıldı. DELİLLER VE GEREKÇE: Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/07/2026 tarihi itibariyle faaliyetinin durdurulmasına ve ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan dava ve işler ile arşiv dosyalarının ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne devrine karar verilmiş olup söz konusu karar uyarınca ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne devredilerek söz konusu dava dosyasının ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yukarıdaki esasına kaydının yapıldığı görülmüştür. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. HMK'nın 320/2. maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının; taraflar arasında ticari ilişki bulunup bulunmadığı davacının 5 adet faturaya ilişkin hizmet alıp almadığı davacının 5 adet fatura bedelinden sorumlu olup olmadığı, borçlu bulunup bulunmadığı 3 adet çek yönünden çekin iptali koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarının tespiti istemine ilişkin olduğu anlaşıldı. Mahkememiz dosyasına Habip Kullukcu tarafından 26/03/2025 tarihinde sunulan bilirkişi raporunda; dosyada mevcut tüm belgeler ile davacı şirket ticari defterlerinin incelendiğini, davacı şirkete ait 2024 yılları ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yapıldığını, davacı şirketin yasa gereği 01.07.2024 tarihinden itibaren e-defter mükellefi olduğu ve yevmiye defterine ait 2024 yılı Eylül ayı beratının yasal süresinde alındığı, bu doğrultuda ticari defterlerinin usulüne uygun tasdik edildiğinin tespit edildiğini, davalı yanın 25.02.2025 günü saat 14:30’da mahkeme kaleminde yapılan incelemeye katılmadığı ve yerinde inceleme talebinde bulunmadığının anlaşıldığını, davalı tarafından davacı yana düzenlenen 30.04.2024 tarihli ... numaralı 312.500,00 TL tutarlı, 30.04.2024 tarihli ... numaralı 312.500,00 TL tutarlı, 30.04.2024 tarihli ... numaralı 312.500,00 TL tutarlı, 30.04.2024 tarihli ... numaralı 312.500,00 TL tutarlı ve 30.04.2024 tarihli ... numaralı 250.000,00 TL tutarlı faturaların davacı yan tarafından 10 gün içinde ticari defterlerine kaydedilmesi gerekirken 01.06.2024 tarihinde kaydedildiği görüldüğünden davacı yanın ticari defterlerini belirlenen muhasebe usul ve esaslarına göre usulüne uygun tutmadığı sonucuna ulaşıldığını, davacı yan tarafından davalı yana düzenlenen 01.08.2024 tarihli ... numaralı 1.500.000,00 TL tutarlı iade faturasının davalının düzenlediği 5 adet faturaya istinaden düzenlendiği ve elektronik defterlerinde süresinde ile usulüne uygun kayıt altına alındığının belirlendiğini, davacı yanın incelenen ticari defterlerinde davalı ile olan hesap bakiyesinin 01.08.2024 tarihi itibariyle (0) sıfır olduğu ve davacının davalı yana borcunun bulunmadığının saptandığını, davacı yanın dava dilekçesine konu ettiği 5 adet çeki 2024 yılına ait ticari defterlerinde kayıt altına almadığının görüldüğünü, ... vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından gönderilen 11.11.2024 tarihli yazı ekindeki BS formu tetkikinde davalı şirkete düzenlenen KDV hariç 1.250.000,00 TL tutarlı iade faturasının yer almadığı, ancak davalı tarafın düzenlediği 1.250.000,00 KDV hariç faturaların davacının BA formunda bulunduğu, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından gönderilen 06.11.2024 tarihli yazı ekindeki BS formunun tetkikinde ise davacı şirkete düzenlenen KDV hariç 1.250.000,00 TL tutarlı faturaların BS formunda yer aldığının tespit edildiğini, davacının davalıdan hizmet alıp almadığı hususunun uzmanlık alanı dışında kalması sebebiyle bu hususun yazılımcı teknik bilirkişi tarafından belirlenebileceği ve davacı yanın dava konusu çekler ile ilgili menfi tespit talebinin sayın mahkemenin takdiri içinde kaldığı kanaatine varıldığı tespit edilmiştir. Mahkememiz dosyasına ... ve ... tarafından 24/03/2026 tarihinde sunulan bilirkişi raporunda; Davacı tarafından davalıya sözleşme bedelinin peşin olarak ödenmesi amacıyla verilmiş olan, dava konusu 5 adet çekten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığı, Dava dilekçesinde özelliklere belirtilen 30.07.2024, 22.08.2024, 30.09.2024 vadeli çeklerin (3 adet Çekin) iptali gerektiği (TBK.md.117, md.124, md.125/f.2 ve f.3), hususları tespit edilmiştir. Huzurda görülen dava menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer, fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki İlişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer. (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372) Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce (alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunması şartı ile) ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonrada ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu halde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Hakan Pencanıtez, Oğuz Atalay, Meral Sungurtekin Özkan, Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164). Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından dava konusu yapılan çeklerin davalıya avans çeki olarak verildiği, avans çeki verilmesine karşın davalının edimlerini yerine getirmediği, bu nedenle de davacının söz konusu çekler nedeniyle davalıya borçlu olmadığı iddiası ile huzurda görülen menfi tespit davası açılmıştır. Mahkememizce uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olup yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi kök ve ek raporunda; davacı şirkete ait 2024 yılları ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yapıldığı, davacı şirketin yasa gereği 01.07.2024 tarihinden itibaren e-defter mükellefi olduğu ve yevmiye defterine ait 2024 yılı Eylül ayı beratını yasal süresinde aldığı, bu doğrultuda ticari defterlerinin usulüne uygun tasdik edildiğinin tespit edildiği, davalı tarafından davacı adına düzenlenen faturaların davacı yan tarafından 10 gün içinde ticari defterlerine kaydedilmesi gerekirken bu süre geçtikten sonra ticari defterlerine kaydedildiği, bu nedenle davacı yanın ticari defterlerini belirlenen muhasebe usul ve esaslarına göre usulüne uygun olarak tutmadığı, davacı ile davalı tarafın BA ve BS formlarının birbiri ile uyumlu olduğu, davacının adına düzenlenen faturaları BA formu ile ilgili vergi dairesine bildirdiği, davacının dava konusu çekler nedeniyle davalıya borçlu olmadığı sonucuna ulaşıldığı hususları tespit edilmiştir. HMK m. 282 uyarınca hâkim, bilirkişi raporunu serbestçe takdir eder ve raporla bağlı değildir. Yine HMK m. 279/4 uyarınca bilirkişi, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Bu itibarla, bilirkişinin davacının dava konusu çekler nedeniyle davalıya borçlu olmadığı yönündeki değerlendirmesi hukuki nitelendirmeye ilişkin olup, bu husustaki takdir doğrudan mahkemeye ait olduğundan bilirkişi tarafından davacının davalıya borçlu olmadığı yönündeki bilirkişi tespitine mahkememizce itibar edilmemiştir. Ancak mahkememizce bilirkişi kök ve ek raporu, sadece defterlerin şeklî unsurları ile kayıt içeriklerinin tespiti bakımından hükme esas alınabilecek nitelikte, yeterli ve denetime elverişli bulunmuştur. Taraflar arasında TTK m. 89 ve devamı maddeleri anlamında yazılı şekilde akdedilmiş bir cari hesap sözleşmesi bulunmamaktadır. Tarafların "cari hesap" olarak nitelendirdiği ilişki, münferit satım sözleşmelerinden doğan semen alacaklarının muhasebe kayıtlarında tek bir hesap altında izlenmesinden ibarettir. Dolayısıyla dava konusu alacağın hukuki sebebi, TBK m. 207 ve devamı ile TTK m. 23 hükümleri çerçevesinde satılan malın bedelidir. TTK m. 21/2 uyarınca kendisine fatura gönderilen kişi, faturayı aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. HMK m. 222/2 uyarınca ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, bu şartlara uygun tutulan defter kayıtlarının sahibi lehine delil kabul edilebilmesi ise, diğer tarafın aynı şartlara uygun tutulmuş defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması koşuluna bağlıdır. Dördüncü fıkra uyarınca ise, açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Çek bir ödeme vasıtası olup, kural olarak mevcut bir borcun tasfiyesine yönelik olarak verildiğinin kabulü gerekir. TBK'nın 207/2. maddesi uyarınca aslolan peşin satış olup, peşin satışta, malın ve bedelinin aynı anda verildiği kabul edilmektedir. Somut olayda davacı, belirtilen kuralların aksini iddia edip, verdiği çekler karşılığında kendisine mal teslim edilmediğini, başka bir anlatımla çeklerin avans karşılığı verildiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle çekin avans olarak olarak verildiğini ileri süren tarafın iddiasını HMK'nın 200. maddesi gözetilerek kanıtlaması gerekir. Davacı tarafça dava konusu çeklerin avans çeki olarak verildiği iddia edilmiş ise de HMK'nın 222/4. maddesi uyarınca davacının aleyhine delil niteliği bulunan ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafından düzenlenen faturaların ticari defter ve kayıtlarına işlenerek BA formunda ilgili vergi dairesine bildirilmiş olması ve çek teslim bordrosunun fatura tarihleri olan 30/04/2024 tarihinden sonra 02/05/2024 tarihinde düzenlenerek çeklerin davalıya teslim edilmiş olması karşısında faturalara konu malların davacıya teslim edildiği, dolayısıyla da davacının dava konusu çekler nedeniyle sorumluluğunun devam ettiği mahkememizce kabul edilmiştir. Davacı tarafça HMK'nın 200. maddesi kapsamında dava konusu çeklerin avans çeki olduğuna ve faturalara konu malların teslim edilmediği iddialarının ispatına yarar herhangi bir delil mahkememize ibraz edilmemiştir. Davacı tarafından dava dilekçesinde delilleri arasında açıkça yemin delilinin belirtilmemiş olması nedeniyle mahkememizce davacıya iddialarının ispatı bakımından yemin delili de hatırlatılamamıştır. Açıklanan nedenlerle davacının avans çeki iddiasını ispat edemediği anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddi ile mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararı uygulanmadığından İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca davalı lehine tazminat takdirine yer olmadığına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-AÇILAN DAVANIN REDDİNE, 2-Mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararı uygulanmadığından İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca davalı lehine tazminat takdirine yer olmadığına, 3-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 14.210,81-TL'nin yatıran tarafa iadesine, 4-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirmediğinden davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 7-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nın 333. maddesi uyarınca resen yatırana İADESİNE, 8-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk ücreti olan 3.600,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/10/2026
Katip ... e-imzalı
Hakim ... e-imzalı