İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/667 E. 2026/58 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/667
- Karar No
- 2026/58
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 26. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/667 Esas KARAR NO : 2026/58
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 21/05/2025 KARAR TARİHİ : 17/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 17/12/2023 tarihinde davalının işleteni olduğu ... plakalı araç, geri geri manevra yaptığı sırada müvekkiline ait ... plakalı ticari araç/taksinin arka kısmından çarpması sonucunda maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, bu kazaya bağlı olarak müvekkilinin aracının hasarlandığını, hasarın oluşumunda ...plakalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğunu, gerçekleşen olay nedeniyle müvekkilinin aracında ciddi oranda hasar meydana geldiğini ve ticari taksi ile taşımacılık işi yapan müvekkili tamir süresi boyunca aracını kullanamadığından kazanç kaybına uğramış olup kazanç kaybının tazmin edilmesi gerekmekte olduğunu belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla HMK 107/1. madde gereğince belirsiz alacak davasının kabulü ile; 100,00 TL kazanç kaybı bedelinin 17/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizinden aşağı olmamak üzere enflasyon oranında faizi ile tahsiline, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf zarara uğradığını iddia ettiği gün ve miktarı açıkça bildiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılması hukuken mümkün olmadığını, aracın gerçekten tamir gördüğünün ve tamir süresinin 7 gün olduğunun, bu tamir süresinde dava konusu aracın kullanılamadığının davacı tarafından kanıtlanması gerekmekteyken buna ilişkin herhangi bir servis veya tamir formu, fatura veya belge sunulmamış ve aracın kullanılamayıp kazanç kaybına uğrandığı belge ve delillerle ispat edilemediğini, davayı ve iddiaları kabul etmemek üzere müvekkilininin sorumluluğuna gidilmesi halinde rücu haklarını kullanmak amacıyla müvekkiline ait aracı kaza tarihinde kullanmakta olan Yunus Karabacak'a ve müvekkilinin trafik sigortacısı olan Anadolu Sigorta Türk Sigorta Şirketi'ne davanın ihbarını talep ettiklerini belirterek davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilemeyecek olması nedeniyle ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, davacının gerçek bir zararının bulunmaması ve bunu dava tarihi itibariyle ispatlayamaması nedeniyle davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: -... Ticaret Odası'nın yazı cevabı -Sigorta Bilgi Gözetim Merkezi'nin yazı cevabı -... Şirketi'nin yazı cevabı -... Başkanlığı'nın yazı cevabı -... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün yazı cevabı -18/05/2026 tarihli bilirkişi raporu -Mahkememiz dosyasına makine mühendisi bilirkişi tarafından sunulan 18/05/2026 tarihli bilirkişi raporunda; meydana gelen trafik kazasında Sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı araç dikkatsiz, tedbirsiz ve kurallara aykırı manevrası kazanın asli nedeni olup, olayda %100 oranında asli kusurlu olduğu, sürücü ...sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ise kazayı önlemek adına alabileceği bir tedbir bulunmadığından kusursuz olduğu, davacıya ait... plakalı ticari taksinin arka kısmında oluşan ekspertiz raporunda da belirtilen hasarın makul onarım süresinin 7 gün olduğu, davacı tarafın aracını kullanamamaktan doğan net kazanç kaybı zararının (kaza tarihi rayiçlerine göre takdiren) 10.500,00 TL olarak hesaplandığı yönünde görüş ve kanaatine varılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, trafik kazasından kaynaklı araç mahrumiyet zararının(kazanç kaybı) tahsili istemine ilişkindir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin, tarafların her ikisinin birden ticari işletmesi ile ilgili olması yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunun veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Diğer taraftan 6102 sayılı TTK'nın 19/2 maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin, diğeri içinde ticari iş sayılması davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, 6102 sayılı TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar dışında, ticari davayı ticari iş esasına göre değil ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6335 Sayılı Kanununun 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı TTK'nın 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır.Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleriyle diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunununda ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 Sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce re'sen incelenir. Bu durumda eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. Türk Ticaret Kanununun 3. Maddesinde , "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." düzenlemesi getirilmiştir. TTK'nın 14. maddesine göre " bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir." Aynı Kanunun 17. maddesi hükmüne göre de ; iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir." düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3'üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Bakanlar Kurulu'nun Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin 21/07/2007 tarihli kararı ile esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. ...tarih ve ... sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. HMK Madde 2’ye göre, “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk mahkemesidir.” Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek yapılan incelemede; Davacının tacir sıfatı bulunup bulunmadığına ilişkin mahkememizce yapılan araştırma doğrultusunda vergi dairesi yazılan müzekkereye verilen yazı cevabında davacının basit usulde mükellef olduğu belirtilmiş olup vergi mükellefiyetinin konusu taksi ile yolcu taşımacılığına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davacının taksi ile yolcu taşımacılığından kaynaklı basit usulde mükellef olması ve iktisadi faaliyetinin esnaflık düzeyini aşar şekilde olduğunu gösterir dosya kapsamında bir bilgi ve belge de bulunmadığından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ...Karar sayılı ilamı da gözetilerek işbu dava açısından ticaret mahkemelerinin görevli olduğundan bahsedilemeyeceği, bu durumda HMK'nın 2.maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde genel görevli mahkemeler olan asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:( Yukarıda açıklanan nedenlerle) 1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 115/2. Maddesi uyarınca dava şartı noksanlığından davanın usulden REDDİNE, 2-Taraflardan birinin, karar süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, 3-Yasal süre içinde Mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde, Mahkememize davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin iş bu kararın tefhim/tebliği ile İHTARINA, 4-Dava dosyasının talep üzerine gönderilmesi halinde yargılama giderlerine görevli mahkemece hükmedilmesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin (e duruşma) yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde kararın istinaf edilmemesi halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/09/2026
Katip ¸e-imzalıdır
Hakim ¸e-imzalıdır