İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/476 E. 2026/461 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/476
- Karar No
- 2026/461
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. ANKARA TÜRK MİLLETİ ADINA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2026/476 Esas KARAR NO : 2026/461
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmeden Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 11/06/2026 KARAR TARİHİ : 11/06/2026 KARAR YAZMA TARİHİ : 12/06/2026 Mahkememize açılan davanın yapılan tensip incelemesi sonucunda, dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ ; DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Davalı/borçlu, .... Esas sayılı dosyasında borçlu olarak yer aldığını, Müvekkili şirketin, davalıdan alacaklı olduğunu, Ancak davalı-borçlu, cari hesap ekstresine göre takibe konu 6.000,00 TL 04.07.2024 tanzim ve 03.08.2024 ödeme tarihli faturaya ilişkin borcunu ödemediğini, Davalı/borçlunun borçları işlemiş ve işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsili için .... Esas sayılı dosya ile başlatılan icra takibine davalı borçlu itiraz etmiş ve takip durmuş olduğu, Davalı/borçlu, 03/08/2024 ödeme tarihinden bu yana ödeme vadesinin üzerinden 1 yıl 10 ay 7 gün geçen mal ve hizmet bedellerini,ödeme tarihine ve 30/10/2025 tarihli yapılan ihtara rağmen ödemezlikte ısrar ettiği, davalı/borçlunun itirazları hukuken dayanaksız olduğu, Cari hesap ekstre ve tarafların defter kayıtları incelendiğinde takibe konu borcun ödenmediği açıkça görüldüğü, davalı sadece alacağın tahsilini geciktirmek amacı taşıdığını, Alacak likit bir alacak olup, davalının kötü niyetli itirazı sonucu takip durmuş, müvekkili şirket mağdur olduğu, arabuluculuğa başvurulduğu, ancak olumsuz sonuçlandığı, bu itibarla ileri sürülen haklı taleplerin kabul edilmesi durumunda, davalı/borçlu olan ...’nin .... E. numaralı dosyasında gerçekleştirdiği haksız ve kötü niyetli itirazın iptaliyle birlikte takibin devam etmesini, Takibin durduğu ve alacağın likit olduğu göz önüne alındığında, kötüniyetli davalının lehine olmamak üzere %20 oranında icra inkar tazminatının ödenmesine karar verilmesini, ayrıca yargılama giderleri ve vekâlet ücreti hususlarında müvekkili lehine bir karar alınması adına, ilgili giderlerin ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesini dava ve talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davacının faturadan kaynaklı cari hesap alacağının tahsili için başlattığı icra takibine davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine açılan vaki itirazın iptali davasına ilişkindir. Mahkemenin görevi HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olup, 115. madde gereğince de mahkemece resen incelenmesi gereken hususlardandır. Bu kapsamda öncelikle Mahkememizin iş bu davada görevli olup olmadığı hususu re'sen irdelenmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "ticari işletme", "ticari iş", "tacir" ve "ticari dava" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır: Belirtmek gerekir ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir. Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır. TTK' nun 3. maddesinde "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar (.... ). Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticari işletme işletilen kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açıktır. Tacir sıfatına bağlanan hüküm ve sonuçları ise; iflasa tabi olmak, ticaret unvanı kullanmak, işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek, gerekli ticari defter ve kayıtları tutmak, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek, ticari örf ve adetlere tabi olmak, kanunda öngörülen ihtar ve ihbar şekillerine uymak, ticari iş karinesi, ticari işletmeyle ilgili görülen iş ve hizmetlerde kararlaştırılmamış olsa bile ücret isteyebilmek, avanslar ve giderler için faiz talep edebilmek, fatura vermek, faturaya ve teyit mektubuna süresinde itiraz etmemenin neticelerine katlanmak, ücret ve cezai şartın indirilmesini isteyememek, ticari yargı konusu olmak, ticari satış ve mal değişiminde özel hükümler, mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin özel sonuçları ve hapis hakkı bakımından özel düzenlemelerdir. Bu açıklamalardan sonra "ticari dava" konusuna gelindiğinde ise TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. ( .... Bölge Adliye mahkemesinin 09/02/2024 tarihli .... Kararı ) Somut olayda uyuşmazlık, davacının faturadan kaynaklı cari hesap alacağının tahsili için başlattığı icra takibine davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine açılan vaki itirazın iptali davasına ilişkin olup Mahkemenin görevi HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olup, davacı tarafın şirket olarak faturadan kaynaklı cari hesaptan kaynaklı 172.099,33 TL bakiye alacak iddiası ile davalı esnaf hakkında başlattığı icra takibine itiraz edilmesi üzerine davacı tarafından açılan vaki itirazın iptali davasına ilişkin olup sözleşmeler hukukundan kaynaklanmaktadır. .... Dairesinin 02.07.2020 tarihli .... sayılı ilamı ile " .... 14.6.1973 tarihli 1739 sayılı .... 'nun 5257 sayılı Kanunla değişik 16. Maddesine göre hazırlanan ... Yönetmeliğine göre kurulmuştur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 47. Maddesinde tüzel kişiliğin tanımı şu şekilde yapılmıştır. "Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümleri uyarınca tüzel kişilik kazanırlar" Türk Medeni Kanunu'nun açık hükmünden hareket edildiğinde .... Yönetmeliğinde Birliğin Özel Hukuk Tüzel Kişiliği veya Kamu Tüzel Kişiliği olduğu yönünde bir hüküm bulunmadığından örgütlenmiş bir kişi toplululuğu olmalarına rağmen .... tüzel kişiliklerinin bulunmadığının, bu durumda tüzel kişiliği bulunmayan .... yasal temsilcisinin .... olduğunun kabulü gerekir. Dava dilekçesinde... davalı olarak gösterilmiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmiş olan davalının tüzel kişiliği bulunmayıp yasal temsilcisi .... . Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen ... 'nın tüzel kişiliği olmadığından, avukat tutup kendilerini vekil ile temsil ettirme yetkileri de yoktur. Mahkemece, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmiş olan davalının yasal temsilcisi olan ...'na dava dilekçesi tebliğ edilerek, ... huzuru ile davanın görülmesi gerekirken, bu yasal gerekliliğe riayet edilmeden taraf teşkili yapılmadan tüzel kişiliği bulunmayan davalının huzurunda davanın görülmesi hatalı olup bozma nedenidir.” şeklinde belirtilmiştir. Davalı tarafın tacir olmadığı.... olduğu, .... yukarıda belirtilen Yargıtay ilamında belirtildiği gibi tüzel kişiliğinin dahi bulunmadığından ... tarafından yasal temsilci olarak temsil edilmesi gerektiği, davacı tarafın şirket olarak tacir olup buna göre iki tarafta birlikte tacir konumunda olmadığı gibi dava mutlak ticari dava olmadığından Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesine olanak bulunmamaktadır. Dava konusu uyuşmazlık iki tarafın Türk Ticaret Kanununda belirtilen ve tanımı yapılan ticari işletmesini ilgilendirmediği, davacının alacağının Borçlar Kanunuda düzenlenen sözleşmeden kaynaklı alacağa dayandığından, davanın ticari dava olarak da kabul edilmesi mümkün değildir. Genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. (.... Kararı benzer mahiyette) Bu durumda, uyuşmazlığın Borçlar Kanununda düzenlenen sözleşmeler hukuku ve hükümlerinden kaynaklandığından yukarıda değinilen nedenlerle genel mahkemelerin görevine girdiği dikkate alınarak, davanın .... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu kapsamda mahkememizin görevsizliğine, HMK'nın 114/c, 115/2.maddelerine göre dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, dava dosyasının görevli .... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1- Uyuşmazlığın genel mahkemelerin görevine girdiği dikkate alınarak, dava mutlak ticari dava niteliğinde de olmadığından mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-HMK'nın 114/c maddesi gereğince görev dava şartı olduğundan anılan yasanın 115/2. maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın USULDEN REDDİNE, 3-Tarafların, görevsizlik kararına karşı kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulması halinde ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize müracaatı halinde dava dosyasının görevli .... NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine, aksi durumda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4-Yargılama giderleri ve harcın HMK'nun 331/2 maddesi gereğince görevli mahkemece nazara alınmasına,
Dair; dosya üzerinden davacı vekili ile davalı tarafın yokluğunda,gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf başvuru yolu açık olmak üzere karar verildi.11/06/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır.
Hakim ... ¸e-imzalıdır.
¸* Bu karar 5070 sayılı kanun gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır*¸