İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/390 E. 2026/861 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/390
- Karar No
- 2026/861
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/390 Esas KARAR NO : 2026/861
DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 12/05/2026 KARAR TARİHİ : 04/11/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... Sigorta A.Ş. tarafından kasko poliçesiyle teminat altına alınan araca, davalılardan sürücü ...'in asli ve tam kusurlu olarak arkadan çarpması neticesinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sebebiyle, sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen 180.764,36 TL hasar bedelinin 140.000,00 TL'lik kısmının karşı aracın sigortasından tahsil edildiğini, bakiye kalan 40.764,36 TL rücu alacağının tahsili amacıyla sürücü ile araç işleteni olan diğer davalı ...İşletmeleri Genel Müdürlüğü (...) aleyhine .... İcra Müdürlüğü'nün 2025/... E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi yapıldığını belirterek ve borçluların icra takibine haksız şekilde itiraz etmesi ve arabuluculuk görüşmelerinde de anlaşma sağlanamaması üzerine Türk Ticaret Kanunu'nun halefiyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun kusur sorumluluğu hükümleri uyarınca mahkemeye başvurarak, davalıların haksız itirazının iptali ile takibin devamını ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; usul ve yasaya aykırı olarak açılan davanın reddini talep ettiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, meydana gelen kazada müvekkili kurumun ve şoförünün herhangi bir kusurunun bulunmadığını bildirdiğini; kazanın oluşumu, kusur ve hasar durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden ve bilirkişilerden rapor alınması gerektiğini, hukukta "gerçek zarar" ilkesinin geçerli olduğunu ve davacının talep ettiği hasar tutarının rayiç piyasa bedellerine uygun olmayıp fahiş nitelikte bulunduğunu, alacağın likit olmaması nedeniyle icra inkar tazminatı şartlarının oluşmadığını beyan ederek davanın kazaya karışan müvekkil aracının sigorta şirketi olan ... Sigorta A.Ş.'ye ihbar edilmesini ve neticeden davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; usul ve yasaya aykırı olarak açılan davanın reddini talep ettiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla öncelikle zamanaşımı definde bulunduğunu ve davanın zamanaşımından reddi gerektiğini; meydana gelen kazada müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını bildirdiğini; kazanın, davacı aracının yanlış park edilmesi ve park kurallarına riayet edilmemesi nedeniyle gerçekleştiğini, bu hususun ...'den celbini talep ettikleri araç içi ve dışı kamera kayıtları ile sabit olacağını; kazanın oluşumu, illiyet bağı ve kusur oranlarının tespiti için Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden ve uzman bilirkişilerden rapor alınması gerektiğini; hukukta "gerçek zarar" ilkesinin geçerli olduğunu, davacının talep ettiği hasar bedelinin rayiç piyasa bedellerine uygun olmayıp fahiş ve afaki nitelikte bulunduğunu, haksız fiilden kaynaklanan tazminat taleplerinde alacağın likit olmaması ve yargılamayı gerektirmesi sebebiyle icra inkar tazminatı şartlarının oluşmadığını beyan ederek müvekkili yönünden davanın reddini talep etmiştir. İhbar Olunan ... Sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduklarını, araç başına azami sorumluluk limitlerinin 200.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, davacı tarafa daha önce yapılan 60.000,00 TL değer kaybı ve 140.000,00 TL rücu ödemeleri ile poliçe limitinin tamamen tükendiğini ve müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun kalmadığını bildirdiğini; kabule müracaat olmamak kaydıyla, kazadaki kusur durumunun tespiti için bilirkişi raporu alınması gerektiğini, sigorta teminatının zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, hasarlı parçalarda onarım veya eskisinin yerine eşdeğer parça imkanının araştırılarak gerçek zararın belirlenmesi gerektiğini, müvekkil şirketin KDV'den muaf tutulması ve alacağın likit olmaması sebebiyle icra inkar tazminatı şartlarının oluşmadığını beyan ederek müvekkili aleyhine hüküm kurulmamasını talep etmiştir. 26/06/2012 tarihli, 6335 sayılı yasa ile değiştirilen TTK 4. maddesinde, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. TTK 4. maddesinde; "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda; Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır" denilmektedir. Anılan maddede, tek tek belirtilen davaların, mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, mutlak ticari davadan başka, nispi ticari davaların da tanımı yapılmış ve bir davanın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve aynı zamanda uyuşmazlığın da her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerektiği ifade edilmiştir. TTK hükümlerine göre, nisbi ticari davanın varlığından söz edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerekir. Bu iki koşuldan birinin olmaması halinde ortada bir ticari davanın varlığından bahsedilemez. Başka bir deyişle yasada ifade edilen iki koşulun aynı anda gerçekleşmesi zorunludur. Taraflardan birinin tacir olması durumunda ticari işten bahsedilebilirse de, ticari davanın mevcut olduğundan söz edilemez. 01.10.2011 tarihinde yürülüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri diğer dava ve işler bakımından da görevli mahkemedir. Somut olayda; dava, davacı sigorta şirketi tarafından kasko sigortalısı ...'na ait araçta trafik kazası sonucu oluşan hasar bedelinin, haksız fiil sorumlusu olan davalı sürücü ... ile araç işleteni olan davalı ... Genel Müdürlüğü'nden rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, halefiyet ilkesine dayanılarak sigorta şirketi tarafından açılan rücu davalarında görevli mahkeme belirlenirken, sigorta şirketinin değil, zarar gören kasko sigortalısının sıfatına bakılması gerekmektedir. Davacının sigortalısı ...'nın tacir olup olmadığının tespiti amacıyla Ula Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan yazı cevabı uyarınca ...'nın 31/12/2021 tarihi itibarıyla genel lokanta, restoran, otel ve inşaat faaliyetlerini terk ederek kaza ve dava tarihi itibarıyla yalnızca Gayrimenkul Sermaye İradı (GMSİ) mükellefi olduğu, vergi levhasının bulunmadığı ve ticari defter tutmadığı; ... Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün müzekkere cevabı uyarınca da adı geçene ait herhangi bir gerçek kişi tacir veya şirket ortaklığı kaydına rastlanılmadığı bildirilmiş olup zarar gören sigortalının tacir sıfatının bulunmadığı sabittir. Öte yandan, davalı sürücü ...'in durumunun tespiti amacıyla celbedilen Güngören Vergi Dairesi Müdürlüğü kayıtlarının tetkikinde; adı geçenin basit usulde vergilendirmeye tabi olduğu, 213 sayılı VUK kapsamında ikinci sınıf tüccar sayıldığı ve işletme hesabı esanasına göre defter tuttuğu anlaşılmıştır. Nitekim İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün ticaret sicili kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde de davalı ...'e ait herhangi bir gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı resmi olarak bildirilmiştir. Bu haliyle davalı sürücünün de tacir sıfatını haiz olmayıp esnaf sıfatını taşıdığı tartışmasızdır. Diğer davalı ... Genel Müdürlüğü her ne kadar iktisadi kamu kuruluşu statüsünde ise de, davanın temelini oluşturan uyuşmazlık doğrudan haksız fiilden (trafik kazasından) kaynaklanmaktadır. Bu haliyle uyuşmazlığın, tarafların tamamının tacir olmaması ve davanın TTK m. 4'te sayılan mutlak ticari davalar arasında düzenlenmemiş olması karşısında, ticari dava niteliği taşımadığı sabittir. Davaya bakma görevi genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup mahkememizin görev alanında değildir. HMK 114. maddesinde; mahkemenin görevli olması hususunun dava şartı olarak belirtildiği, HMK 115. maddesi uyarınca dava şartlarının mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceği ve dava şartı noksanlığının tespiti halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Tüm bu nedenlerle davanın görev yönünden usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-HMK 20/1 maddesi gereğince, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere İstanbul Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna GÖNDERİLMESİNE, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 3-Harç, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve gider avansı hususunun görevli mahkemece değerlendirilmesine, 4-Sair hususların gerekçeli kararda belirtilmesine, Dair, HMK'nın 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 04/11/2026
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır