İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/195 E. 2026/459 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/195
Karar No
2026/459
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/195 Esas KARAR NO : 2026/459

DAVA : Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) DAVA TARİHİ : 05/03/2026 KARAR TARİHİ : 03/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin, davalı ... Şirketin’den ... plakalı ... marka ... model aracı 1.317.200 TL bedel karşılığında 27.10.2023 tarihinde satın aldığını, satın aldığı aracın motor arızası nedeniyle yetkili servise bırakıldığını, yetkili servis tarafından onarımı yapılan aracın tekrardan motor arızası verdiğinden ikinci kez yaşanan arıza sonrasında tekrardan yetkili servise bırakıldığını, yetkili servisin ikinci arızada motor değişimi yapılacağının belirtildiğini, ancak uzunca bir süre bekletildikten sonra müvekkiline teslim edilen araçta aynı arızanın tekrarlandığını, devamında da aynı arıza ile motorun sürekli servise gönderilmiş olmasına rağmen tamirinin yapılamadığını, dava konusu aracın halen yetkili serviste bulunduğunu, davalı tarafça müvekkilinin mağduriyeti giderilmeyince 28.05.2025 tarihinde garanti süresi içerisinde davalıya ihtarname göndererek davaya konu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi talep edilmiş ise de davacının yazılı olarak yaptığı bu talebinin davalı tarafça karşılanmadığını belirterek anlatılan tüm bu nedenlerle ; davaya konu ... plaka sayılı 27.10.2023 tescil tarihli 2023 model ... Marka aracın ayıplı olması sebebiyle misli ile değişimi, mümkün değilse ödenen bedele karşılık gelmek üzere şimdilik 900,00 TL'nin taraflar arasında imzalanan sözleşme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte iadesine, aracın çalıştırılmamasından kaynaklı ticari kayba karşılık şimdilik 100,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte iadesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; aracın ticari amaçla satın alınmasının davayı ticari dava haline getirmediğini, nispi ticari dava uyarınca mutlaka her iki tarafın tacir olmasının zorunlu olduğunu, davacının faaliyetinin esnaf sınırını aştığı ve davacının tacir olduğu noktasında dosyada delil bulunmadığını, davacı iştigalinin esnaf faaliyeti kapsamında kaldığı dolayısıyla davacının esnaf olduğu durumda Mahkemenin görevsiz, görevli mahkemenin ise İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri olacağını belirterek öncelikle davanın görev dava şartı noksanlığında usulden reddine ve yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; ... 9. Noterliğinin ... tarihli ... numaralı ihtarnamesi, fatura, davacının tacir sıfatının bulunmadığına ilişkin müzekkere cevapları celp edilmiş, incelenmiştir Dava, araç satış sözleşmesinden kaynaklanan ve satıma konu malın ayıplı olması sebebiyle ayıba karşı tekeffül hükümleri kapsamında misli ile değişim - mümkün olmadığı takdirde araç bedelinin iadesi istemine ilişkindir. Davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur. 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, ayıplı mal satışına yönelik misli ile değişim mümkün olmadığı takdirde bedel iadesine ilişkin davanın borç ilişkisi itibariyle satım sözleşmesinden kaynaklandığı, satım sözleşmeleri TTK' da düzenlenmediğinden ve diğer Kanunlarda da "ticari dava" olarak belirtilmediğinden eldeki uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından, Mahkememizce, davacının tacir olup olmadığı incelenmiştir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, ... tarih ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Nispi ticari dava bakımından, davalının ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davacının da tacir olması zorunludur. ... tarih ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. 21/07/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ... tarihli ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda belirlenen sınırların yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir. Davacı ...'nın ... Defterdarlığı yazı cevabı uyarınca 1. sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalının VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan; davacı ...'nın işletme hesabına göre defter tuttuğu, 2025 yılı itibariyle celp edilen gelir beyannameleri ve eki performans tabloları incelendiğinde Bakanlar Kurulu kararı uyarınca esnaf - tacir ayırımına göre davalının faaliyetinin esnaf sınırını (limit hadlerini) aşmadığı, nitekim Bakanlar Kurulu Kararı ve 213 s. VUK m.177/1.b.2 uyarınca 2025 yılı itibariyle 2.bentte yer alan faaliyetler için limitin 990.000 TL olduğu buna karşılık davacının hasılatının 661.839,51 TL olduğu ve limit altında kaldığı, davacının faaliyetinin esnaf sınırını aşmadığı, tacir sıfatının bulunmadığı belirlenmiştir. Ayrıca vurgulamak gerekir ki, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazı cevabı uyarınca davacının sicilde tacir olarak kayıtlı bulunmadığı, faaliyetinin esnaf sınırında olduğu, ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığının tarihli yazısı uyarınca esasen davacının Esnaf Odasına kaydının bulunduğu ve bu kaydının halen devam ettiği, bu suretle davacının esnaf olduğu anlaşılmıştır. Davacının tacir olmadığı ve her iki tarafın tacir olmadığı eldeki dava dosyası bakımından Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı, davacının esnaf olması sebebiyle uyuşmazlığın çözümünde genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesince davaya bakılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; eldeki davanın mutlak ticari davalardan olmadığı, davacının tacir olmaması sebebiyle nispi ticari dava da bulunmadığından uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı, aksine davacının esnaf olması, faaliyetinin esnaf sınırında olması ve halihazırda esnaf olarak faaliyetini sürdürmesi sebebiyle uyuşmazlığın çözümünde genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğu anlaşılmakla, HMK 114/1-c. ve HMK 115/2. madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: (Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere); 1-6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, Görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine, 2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine, 3-HMK'nın 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4-Harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.03/06/2026

Katip

Hakim

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/195, K. 2026/459, T. 03.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-195-e-2026-459-k-223d7be9dd66