İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1365 E. 2026/792 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1365
Karar No
2026/792
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1365 Esas KARAR NO : 2026/792

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 16/07/2026 KARAR TARİHİ : 23/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili tarafından sunulan 16/07/2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; 08.09.2025 tarihinde dava dışı ... Otomotiv'e ait, davalı ... sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araç park halinde iken bir anda harekete geçip müvekkilinin cadde üstünde ilerleyen ... plakalı aracına sağ yandan çarpması sonucu iki araçlı maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen trafik kazası sebebiyle tutulan Kaza Tespit Tutanağına ve SBGM verilerine göre davalı araç sürücüsü ...'in %100 kusurlu olduğu tespit edildiğini, müvekkili meydana gelen kaza sonrasında ... plakalı aracının onarımı için dava dışı araç malikine ait ... plakalı aracın trafik sigortacısı olan ... Sigorta A.Ş.'ye 11/... nolu hasar dosyasını açtırdığını, ... Sigorta A.Ş. tarafından açılan hasar dosyası kapsamında aldırılan eksper raporuna göre, müvekkilinin aracındaki hasar miktarı 64.930,60-TL olarak tespit edildiğini, müvekkiline ait dava konusu ... plakalı araç ruhsatta ticari ibaresiyle kayıtlı olup ticari araç olduğunu, işbu araçla günlük hayatta ticari faaliyetlerde kazanç elde etmekte iken kaza sonrası aracın onarımda kaldığı süre boyunca müvekkili aracını kullanamadığını ve ticari kazanç kaybına uğradığını, söz konusu olayda meydana gelen ticari zarar ve kusurlu hareket arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunduğu açık olduğunu, müvekkilinin bahsi geçen kaza dolayısıyla uğradığı zararların davalıdan tazmini gerektiğini, şimdilik 100,00-TL kazanç kaybı bedelinin kaza tarihi olan 08.09.2025 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini ve yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava, trafik kazası nedeniyle davacıya ait ... plakalı araçta kazanç kaybı koşullarının oluşup oluşmadığından ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekirse, Asliye Ticaret Mahkemesi ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan yani taraflara tebligat yapıp anları dinlemeden dahi dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile resen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. Bu kapsamda olmak üzere de öncelikle çözümlenmesi gereken husus davaya bakma görevinin hangi mahkemeye ait olduğudur. Konunun açıklığa kavuşturulması için "ticari iş ve ticari dava" kavramlarının açıklanması faydalı olacaktır. Nitekim bu hususta Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/09/2015 tarih, 2014/15-1026 E. 2015/1765 K. Sayılı kararında da aynen belirtildiği üzere; "6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür." şeklindedir. Görüldüğü üzere bir davanın "ticari dava" sayılabilmesi ve de dolayısıyla mahkememizin görevli olması için yukarıda belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İşbu dava yönünden belirtmek gerekirse de, üzerinde durulması gereken husus davanın ikinci grupta belirtilen nispi ticari davalardan olup olmadığıdır. Bu dava türünde yukarıda da açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Davacının şirket olduğu yani tacir olduğu göz önüne alındığında çözümü gereken husus, davalının tacir olup olmadığıdır. 6102 sayılı TTK'nın 12/1 maddesine göre; "Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir derir."Aynı Yasa'nın 15. Maddesi hükmünce de; "ister gezici olsun ister bir dükkanda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak tacirlere özgü 20 ve 53. Maddeler ile Türk Medeni Kanunu'nun 950. Maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır." düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunun'unun 3/1-a maddesinde, "Esnaf ve sanatkar: ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri" olarak ifade edilmiştir. Konuya ilişkin olarak mahkememizce davalı hakkında tacir araştırması yapılmış olup Vergi Dairesi Müdürlüğü cevabi yazısında davalının potansiyel mükellef olduğu mahkememize bildirilmiştir. Esnaf ve Sanatkarlar Odasının ve Ticaret Odasının cevabı yazısında davalının kaydına rastlanılmadığı bildirilmiştir. Görüldüğü üzere, davalının tacir olmadığı, 21/07/2007 tarih 26589 sayılı R.G'nin 2007/12362 sayılı esnaf ve sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına ilişkin bakanlar kurulu kararında belirtilen kriterlere göre de tacir sayılmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla da işbu davanın nispi ticari dava olarak kabulünün mümkün olmaması karşısında mahkememizin bu davaya bakmaya görevli olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu noktada belirtmek gerekir ki, araçların trafik kayıtlarında kullanım amacının "hususi" ve "ticari" şeklinde yazılması, araçların vergilendirilmesi ve diğer idari işlemler için yapılan bir sınıflandırmadır. Bir kısım "ticari" sınıftaki araçların kişilerin özel kullanımları için edinildiği bilinen bir durum olduğu gibi, şirketlerin de "hususi" sınıftaki araçları edindikleri bilinmektedir. Bu nedenle bir aracın trafik kaydında ticari sınıfta kayıtlı olması tek başına araç maliki ve işleteninin 6102 sayılı TTK'nın 11, 12 ve 16. Maddeleri anlamında tacir sayılmaları için yeterli olmadığı gibi mahkemelerin görevi de araç ruhsatlarında yazan araçların kullanım sınıflarına göre belirlenemez. Asliye Ticaret mahkemelerinin görevi yukarıda açıklandığı üzere 6102 sayılı TTK'nın 4. Maddesi hükümleri kapsamında belirlenir (Aynı yönde; ... BAM 7 HD. 2025/2058 Esas, 2026/329 Karar sayılı ilam). Kaldı ki eldeki davada araç sahiplik raporlarında görüldüğü üzere zarar gören araç ticari olup kazayı gerçekleştiren ... plakalı araç ticari değil, hususi kullanımda olduğu anlaşılan otomobildir. Bu durumda da mahkememizin görevsiz olduğu, bu haliyle uyuşmazlığın haksız fiile dayalı tazminat davası olduğu anlaşıldığından davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekeceği değerlendirildiğinden, mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiştir. Sonuç olarak; yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan gerekçeler ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında eldeki davaya bakma görevinin İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu değerlendirilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir. KARAR : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın mahkememizin görevsizliği nedeniyle 6100 sayılı HMK m.114/1-c ve m.115/2-1. cümle hükümleri uyarınca USULDEN REDDİNE, 2-6100 sayılı HMK m.20 hükmü gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde talepte bulunulması halinde dosyanın davaya bakmakla görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE, 3-6100 sayılı HMK m.20 hükmünde öngörülen yasal süre içerisinde talepte bulunulmaması halinde yine 6100 sayılı HMK m.20-2. cümle hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin taraflara İHTARINA, 4-Yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücreti gibi hususların görevli mahkemece DEĞERLENDİRİLMESİNE, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan taraflara okunmak suretiyle tefhim edildi. 23/10/2026

Katip ... e-imzalı

Hakim ... e-imzalı

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1365, K. 2026/792, T. 23.10.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1365-e-2026-792-k-fcd2a8262dda