İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/1191 E. 2026/521 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/1191
Karar No
2026/521
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/1191 Esas KARAR NO : 2026/521

DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 14/07/2026 KARAR TARİHİ : 17/08/2026

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... A.Ş., ...A.Ş. "Taksitli Ticari Kredi Sözleşmesi" kapsamında, kredinin asıl müşterisi/ borçlusu olan... Ltd. Şti. ile birlikte, "müşterek borçlu / müteselsil kefil" gösterildiği aleyhine ... 24. İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyasıyla takip yürütüldüğünü, takibe dayanak sözleşme bir "Ticari Kredi Sözleşmesi" olduğu asıl borçlu bir limited şirketi olduğunu; uyuşmazlığın, Türk Ticaret Kanunu m.4/1-f uyarınca (finansal kurumlara/ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerden doğan davalar) mutlak ticari dava niteliğinde olduğunu; Kefalet/müşterek borçluluk fer'î olduğundan, asıl borç ticari ise kefil bakımından da görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olduğunu , Söz konusu kredi/kefalet işlemini, bilerek ve isteyerek bu borca kefil/ müşterek borçlu olmadığını, imzanın şahsına ait olup olmadığının HMK m.211 uyarınca imza/grafoloji bilirkişi incelemesiyle tespitini talep edildiği, usulüne uygun hiçbir tebligat yapılmadığını, ideme emri usulüne uygun tebliğ edilmediğini; dosyadaki tebligat "tanınmıyor" şerhiyle muhtara (7201 s. Kanun m.21) bırakılan usulsüz tebligat olduğunu, açıklanan nedenlerle, davalıya, takibe dayanak kredi/kefalet-müşterek borçluluk ilişkisinden hiçbir borcu bulunmadığınhı talebinin yalnızca borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; dava dilekçesi, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Mahkememizce yapılan inceleme sonucunda; dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre; Dava dava dışı ... A.Ş. İle dava dışı ... Ltd. Şti. Arasında akdedilen taksitli ticari kredi sözleşmesinde davacıya atfen atılı kefalet imzasının kendisine ait olmadığı ve davacıya takip herhangi bir ihtarname tebliği yapılmamış olmasından bahisle, alacağı temlik alan sıfatıyla davalıya karşı bir borcun bulunmadığının tespitine yöneliktir. Bu haliyle eldeki dava, İİK'nın 72. maddesi kapsamında menfi tespit davası niteliğindedir. Uyuşmazlığın ticari kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir ilişkiden doğması karşısında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca dava mutlak ticari dava niteliğindedir. Davacının iddiası, bu sözleşmeye dayalı olarak başlatılan icra takipleri yönünden davalıya borçlu bulunmadığının tespiti isteminden ibarettir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesinde; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü yer almaktadır. Anılan hüküm, 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31. maddesi ile değiştirilerek menfi tespit ve istirdat davaları da 01/09/2023 tarihinden itibaren zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi zorunluluğu ile bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya bir haftalık kesin süre verileceği, bu süre içinde de son tutanağın sunulmaması halinde davanın usulden reddedileceği düzenlenmiştir. Somut olayda; eldeki menfi tespit davasının 14/07/2026 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davanın menfi tespit davası olması hasebiyle arabuluculuk dava şartına tabi olmadığını açıkça ifade ettiği anlaşılmıştır. 6325 sayılı Kanun'un 18/A-2 maddesinin, dava şartı arabuluculuğun tamamlanabilir nitelikte olmadığını açıkça öngören özel ve emredici bir hüküm olması karşısında, 6100 sayılı HMK'nın sonradan tamamlanabilen dava şartlarına ilişkin 115. maddesinin somut olayda uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira arabuluculuğa başvuru, dava açılmadan önce yerine getirilmesi gereken bir dava şartı olup, bu eksikliğin sonradan giderilmesi mümkün değildir. Bu itibarla; dava şartı olan arabuluculuğa dava açılmadan önce başvurulmadığı, bu hususun da dava dilekçesinde açıkça ifade edilmiş olması karşısında davacıya ayrıca süre verilmesine de gerek bulunmadığı anlaşılmakla, davanın 6102 sayılı Kanun'un 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş; bu yönde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi ile 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca arabulucuya başvurulmadan dava açılmış olması karşısında, davanın Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2, Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 732,00 TL maktu red harcının davacıdan tahsiline, peşin alınan harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstinaf Kanun Yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/08/2026 Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/1191, K. 2026/521, T. 17.08.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-1191-e-2026-521-k-3b35deb020e1