İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1138 E. 2026/887 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1138
- Karar No
- 2026/887
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1138 Esas KARAR NO : 2026/887
DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 20/05/2026 KARAR TARİHİ : 06/10/2026
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından, ... Müdürlüğü hizmet alanı içerisinde bulunan, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... adresinde, 22.07.23024 tarihinde yapılan kazı çalışması esnasında İdarelerine ait içme suyu şebeke hatlarına zarar verilmiş olup, yapılan ihbar üzerine iş emri düzenlenerek olay mahalline gidilmiş, gerekli onarım işleri mezkür iş emrine istinaden İdareleri tarafından yapıldığını, bu kapsamda İdarelerinde KDV dâhil toplamda 4.950,02-TL gider yapıldığını, davalı aleyhine tahakkuk ettirilen borçtan TBK 49.maddesi uyarınca zarar veren sıfatıyla sorumlu olduğunu, bugüne kadar ödeme yapılmaması karşısında ... 10. İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğunu, tacirler arası haksız fiilden kaynaklanan alacak talepleri dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğundan arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, sürecin ... Arabuluculuk Bürosu, Büro No: ... - Dosya No: ... sayılı dosyası ile anlaşamama ile sonuçlanması üzerine işbu davanın açılmak zorunda kalındığını, dava konusu alacağın likit olduğunu, (alacak miktarı belli olup, bu durum borçlu tarafından bilineceğini) sabit veya yargılama gerektirmeksizin kolayca hesaplanabilir durumda olduğunu, dolayısıyla borçlu likit bir alacağa karşı itirazda bulunduğunu bu haksız itirazı nedeniyle %20 'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesi gerektiğini, davalının bir ticaret şirketi olması, borcun haksız fiilden kaynaklı bir borç olması ve haksız fiilin Bağcılar ilçesinde işlenmiş olması nedeniyle HMK 16. Maddesi gereğince işbu dava görevil ve yetkili mahkeme olan .... Asliye Ticaret Mahkemesinde açıldığını, haksız ve dayanaksız itirazın iptali ile takibin devamına, borçlunun %20'den az olmamak üzeri icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini dava ve talep etmişlerdir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : 22.07.2024 tarihinde ...adresinde müvekkilin yaptığı iddia olunan altyapı çalışması sebebiyle içmesuyu şebeke hattında hasar meydana geldiğini, söz konusu hasarın tazmini için ... 10. İcra Dairesi ... Esas numaralı icra dosyası ile icra takibi başlatıldığını beyanla takibe yapılan itirazın iptali ile müvekkilin icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Haksız fiilden kaynaklı başlatılan icra takibine itirazın iptali hakkında olduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller: 1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. 2-Mahkememizce: a-...'ne ... Belediyesi'ne müzekkereler yazılarak davaya konu tarihte davalıya ait kazı ruhsatı bulunup bulunmadığına ilişkin müzekkere cevapları delil olarak incelenmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile; davalının gerçekleştirdiği kazı çalışmaları sırasında davacıya ait altyapı tesisatına zarar verdiğini iddia etmiş, yapılan onarıma ilişkin bedellerin haksız fiil hükümleri kapsamında davalının başlatılan icra takibine itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; öncelikle zaman aşımı itirazında bulunmuştur. Esas yönünden ise ilgili adreste davacının alt yapısına herhangi bir zarar verilmediğini, davacının iddialarını kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından yine zamanaşımı ilk itirazında bulunulmuş ise de meydana geldiği iddia edilen olaydaki hasar tarihi ile dava tarihi arasında 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla davalının zamanaşımı ilk itirazına da itibar edilmemiş, davanın esasına girilmiştir. Haksız fiillere ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 49 ve 50. Maddesi şu şekildedir: "MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. II. Zararın ve kusurun ispatı MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır." İlgili hükümlerden görülebileceği üzere haksız fiil nedeniyle sorumluluğun söz konusu olabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil nedeniyle zararın meydana gelmesi gerekmekte olup, zarar ve kusuru ispat yükü davacı üzerindedir. Öncelikle ispat müessesesini açıklamakta fayda var. Bilindiği üzere, hakim, davada hangi vakıaların ispat edilmesini tespit ettikten sonra, bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorusuyla karşılaşır; buna ispat yükü denir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisinin ispat etmesi gerektiği vakıayı ispat edemezse karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez, bilakis kendisine ispat yükü düşen taraf , o vakıayı ispat edememiş sayılır.(Kuru, Medeni Usul Hukuku, 2016, sy 319) İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Bu bağlamda davacı tarafından öncelikle davalının fiili ispatlanmalı ve zararın bu fiil neticesinde meydana geldiğine ilişkin olarak zarar ve fiil arasındaki illiyet bağı kurulmalı ve ispatlanmalıdır. Davacı tarafından davalının söz konusu zararı meydana getirdiğine yönelik olarak kendi personeli tarafından tutulan bir tutanağın sunulduğu, tutanakta davalı personeline ait imza bulunmadığı gibi olaya ilişkin başka bir detayın da bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından delil olarak sunulan 2 adet fotoğraf incelendiğinde; olayın meydana geldiği iddia edilen yerdeki davacı tesisatına zararın davalı tarafından verildiğine yönelik herhangi bir delilin dosya içerisine sunulmadığı, fotoğraflarda davalı personelinin bulunmadığı gibi davalıya ait herhangi bir eşya veya iş makinesinin de bulunmadığı gibi zararın nitelik ve mahiyetinin de delillendirilmediği anlaşılmıştır. Davacı tarafından 06.10.2026 tarihli celsede tanık dinletme talebinden vazgeçilmiş olup, davalı tarafından da tanık dinletme talebinden vazgeçilmesine muvafakat edildiğinden tanık dinlenmemiştir. Mahkememizce ... ve ... Belediyesine müzekkere yazılarak davacının iddia ettiği tarihlere ilişkin herhangi bir kurum veya kuruluşun ilgili adreste kazı izninin bulunup bulunmadığı sorulmuş, ... tarafından davalıya ilgili adreste kazı ruhsatı verilmediği belirtilmiş, ... Belediyesi tarafından verilen kazı ruhsat tarihinin ise davacının iddia ettiği tarihten sonrasına ait olduğu Belediyeler tarafından gönderilen müzekkere cevabında belirtilmiştir. Bu bağlamda tüm dosya kapsamındaki deliller bir arada değerlendirildiğinde; ispat yükü üzerine düşen davacı tarafından; zarar, fail ve fiil arasındaki illiyet bağının kurulması ve ispatının da genel ispat kuralları uyarınca mevcut delillere göre mümkün olmadığı, davacı tarafından sunulan resimlerde davalıya isnat edilebilecek birşey olmadığı gibi zararın mahiyet ve niteliği ile meydana gelen zararın halinin bile belirli olmadığı, zarar anına yönelik dosya kapsamında bir resim bulunmadığı gibi davacının meydana geldiğini iddia ettiği zararın davalının fiili neticesinde gerçekleştiğini ispat edemediği davalı ile zarar arasında illiyet bağının kurulamadığı ve meydana gelen hasarın davalı tarafından yapıldığının mevcut dosya kapsamı ile davacı tarafından ispatlanamadığı anlaşılmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: Dava; Haksız fiil sebebiyle uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir. "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi geregince, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Bu hüküm dikkate alındığında kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları; Fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve hukuka aykırılıktır. Haksız bir eylemin tazminat sorumluluğu doğurabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğması, zarar ile fiil arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir. TMK'nın 6. maddesine göre; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” TMK'nın bu hükmü 6100 sayılı HMK'ın 190/1. maddesinde bir başka biçimde yinelenmiş olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde düzenleme yapılmıştır.Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir. Somut olayda; Davacı, tesisine davalı tarafından zarar verildiği iddiasını somut delillerle ispat edemediğinden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ... E.,... K. Sayılı kararında da aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosyada mevcut delil durumuna göre, ispat yükü kendisine düşen davacının 05.12.2019 tarihinde ... ilçesi, ... Mahallesi, ... adresinde davalının yahut davalıya bağlı yüklenicinin çalışma yaptığı usulüne uygun bir biçimde ispat edilmemiştir. Davacı tarafından tanzim edilen hasar tespit tutanağı da usulüne uygun tanzim edilmemiştir. Bu durumda davalının davacıya zarar verdiği dosya kapsamından sabit olmayıp ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır." Bu bağlamda dosya kapsamındaki tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde davacı tarafından meydana geldiği iddia edilen zararın davalı veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerce verildiğinin somut deliller ile ispat edilemediği anlaşılmakla davacının ispatlanamayan davasının reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından tazminat talep edilmiş ise de davacının kötü niyetinin ispatlanamadığı anlaşılmakla davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE 2-Davalının koşulları oluşmayan tazminat talebinin REDDİNE 3-Alınması gerekli 732,00 TL harcın peşin yatırıldığı görülmekle başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 4-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına , 5-Davacı tarafça peşin yatırılmış olan gider avansından artan kısmın, karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 6-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 6.166,90 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7- 6.000,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, 8-Davalı tarafından yapılan 305,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, Dair;6100 Sayılı HMK'nın 341/2. Maddesi uyarınca KESİN olarak verilen karar davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/10/2026
Katip ¸e-İmzalıdır.
Hakim ¸e-İmzalıdır.