Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/223 E. 2026/1596 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/223
- Karar No
- 2026/1596
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/223 KARAR NO : 2026/1596
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05/04/2022 NUMARASI : 2020/102 Esas 2022/253 Karar DAVANIN KONUSU : Sözleşmenin İptali BAM KARAR TARİHİ : 25/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 25/06/2026
Davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 01/01/2014 tarihinde "oyun ve eğlence makinelerinin kiralanması ve işletilerek ortak gelir elde edilmesine" ilişkin sözleşme imzalandığını, sözleşmenin 3 yıl boyunca sorunsuz bir biçimde sürdürüldüğünü, ancak ikinci yılın sonundan itibaren davalı şirketin kendisine düşen sorumlulukları yerine getirilmesi bir tarafa, işletmenin işletilerek para kazanmasını engelleyici, müvekkilini yıldırarak sözleşmeden vazgeçip tesisi terk etmeye zorlayıcı fiiller içerisine girdiğini, 10 yıllık sözleşmenin 7 yıllık kısmının gerçekleşmediğini, müvekkilinin bu nedenle zarara uğradığını, bu nedenlerle müvekkili ... için bilirkişi incelemesinde sonra ıslah edilmek üzere şimdilik 5.000,00-TL maddi tazminadın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini karar ve talep etmiştir. Davacı vekili, ıslah dilekçesi ile; dava dilekçesini tam ıslah etmek suretiyle cezai şart alacaklarını fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla dava değerinin artırıldığı 250.000,00-TL. üzerinden 03.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari ticari faizi ile birlikte talep ettiklerini, haklı davalarının kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle 250.000,00-TL. cezai şart alacağının 03.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsili davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davacı arasında dava dilekçesinde bahsi geçen şekilde "Oyun ve eğlence makinelerinin kiralanması ve işletilerek ortak gelir elde edilmesine" ilişkin biz sözleşmenin imzalanmadığını, davacı ile müvekkili şirket arasında sözleşmeyi gerektirecek bir ticari ilişki bağı olarak da ticari bir ihtilaf olmadığını, davacının kardeşi .... ile süregelen ilişkilerden ötürü davacıyı tanıdıklarını, davacının bu ilişkide taraf olmadığını, taraflar arasında yapılan böyle bir sözleşme olmadığını, imza incelemesi ve imza yaşının tespit edilmesini talep ettiklerini, davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,1-Dava dilekçesi ile davacı ile davalı şirket arasında imzalanan karma nitelikteki sözleşme ile davalı tarafça yer tahsis edilmesi karşılığında oyuncaklardan işletilecek bedelin yarısının davalıya verileceği, buna karşılık ise davacı tarafça oyuncakların yönetim ve idaresi davacıda olacak şekilde davalıya ait işletmede bulundurulacağı, davalı tarafça sözleşme süresi sona ermeden haksız olarak oyuncakların iş yeri dışına çıkartıldığı ve bundan dolayı zarar gördüğü ileri sürülerek davalının oyun makinelerine verdiği zarar ve diğer zararın tazmini talep edilmiştir. 2-Dosyada mahkememiz ile İzmir 10.Sulh Hukuk Mahkemesi arasında görev uyuşmazlığı oluşmuş, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6.Hukuk Dairesi'nin yargı yeri belirlemesi kararı ile mahkememizin görevli olduğuna karar verildiğinden yargılamaya mahkememizde devam olunmuştur. 3-Somut olayda uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 01/01/2014 tarihli sözleşmenin davalı şirketi bağlar nitelikte olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Dosyaya getirtilen ticaret sicil kayıtlarının incelenmesi neticesinde İzmir Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün 22.11.2013 tarihinde tescil etmiş olduğu, İzmir 6.Noterliği'nn 22.11.2013 tarih 12106 yevmiye nolu onayı ile onaylanan yönetim kurulu toplantısında .... ve sözleşmede imzası bulunan ...'ın müşterek imza ile şirketi temsile yetkili kılındıkları görülmüştür. Uyuşmazlık konusu sözleşmenin incelenmesinde davalı şirketin yalnızca 1 yönetim kurulu imzası ile sözleşmede temsil edildiği, müşterek imza şartının yerine getirilmediği görülmüştür. Her ne kadar davacı tarafça davalı şirketin sözleşmeyi benimseyerek uyguladığı ileri sürülmüş ise de davalı şirketin temsile yetkili organlarıyla sözleşmeyi imzalamadığı sabit olup, sözleşmenin fiili olarak uygulanan kısmıyla olarak bağlı olabileceği, dosyaya sunulan delillerden sözleşmenin icrasına yönelik taraflarca yerine getirilen edimler yönüyle davalı şirket sorumlu tutulabilir ise de cezai şart ve süre yönüyle irade açıklaması niteliğinde bir davalı eylemi bulunmadığından sözleşmede yer alan hükümlerle davalının sorumlu tutulamayacağı değerlendirilmiştir. Davalı şirketin sözleşme konusu içeriğin bir kısmıyla ilgili davacıyla karşılıklı faaliyette bulunmuş olması tek başına sözleşmenin benimsendiğini göstermez. Zira sözleşmenin içeriği arasında cezai şart ve sözleşme süresi dahil bir çok hüküm bulunmakta olup davalı tarafın salt işletmesinde oyun cihazları yerleştirilerek davacı tarafça işletilmesi ve kira bedellerinin davacıya ödenmesi şeklindeki eylemlerinin sözleşme içeriğinin tümünün benimsendiğini göstermeyeceği açıktır. Aksi durumun kabulü halinde kısmen ifada bulunmuş bir kimse hakkında, yetkisiz kimselerce imzalanan kısmi ifayı içerir sözleşmelerin ilgilileri bağlayabileceği şeklinde yorumlanacağı, bunun ise hukuk düzeninde kabulünün mümkün olmadığı, bir sözleşme veya hukuki ilişkinden lehine sonuç çıkaran kimsenin sözleşmenin sıhhatini ispat sorumluluğu altında olduğu, salt kısmi eylem ile sözleşmenin benimsendiğinin ispat edilemeyeceği, ancak eylemli olarak yerine getirilen edimlerle sınırlı olarak ilgililerin sorumlu tutulabileceği değerlendirilmekle uyuşmazlık konusu sözleşmenin davalı açısından bağlayıcı olmayacağı değerlendirilmiştir. 4-Zarar hususunda ise, davacı tarafça oyun makinelerinin hava şartları ve açık alanda bekletilmesi nedeniyle zarar gördüğü ileri sürülmüş ise de dosya kapsamı ve İzmir Bam 6.Hukuk Dairesi'nin yargı yeri belirlenmesi kararında açıkça zikredildiği üzere dava konusu makinelerin işletmesi ve fiili hakimiyeti davacıda olup davacının fiilen işlettiği makineleri uzun süre davalı uhdesinde işletmesini bırakmasını gerektirir bir durumun varlığına dair delil ileri sürmediği, davacının makul sürede oyuncakların dışarı çıkartıldığını bilebilecek durumda olduğu, davacı tarafça noter tespiti ile bir kısım oyuncakların açık alanda bulunduğu ileri sürülmüş ise de dosyaya sunulan fotoğraflarda açık alanda yer alan 1 adet oyun cihazının poşetle kaplı olduğunun görüldüğü, oyun cihazlarının zarar gördüğü hususunda net bir tespitin bulunmadığı gibi yargılama sürecinde de oyun cihazlarının zararına ilişkin davacının ispata yarar herhangi bir delil sunmadığı, yargılama aşamasında da oyun cihazlarının zararına yönelik somut ve denetime açık bir tespit yapılabilecek bir delil sunulmadığı, mahkememizce dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmak istenmiş ise de dosyaya sunulan raporda teknik değerlendirme yapılamadığı belirtilmekle, davacının zararını ispat edemediği değerlendirildiğinden davanın reddine karar verilmiştir," gerekçesi ile; "Davanın REDDİNE,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece hatalı olarak usule ve kanuna aykırı şekilde davanın reddine karar verildiğini, karara gerekçe olarak uyuşmazlık konusu sözleşmenin incelenmesinde davalı şirketin yalnızca 1 yönetim kurulu imzası ile sözleşmede temsil edildiği, müşterek imza şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle kira sözleşmesinin geçersiz olduğu, kira bedelinin ödenmiş olmasının kira sözleşmesinin kabulü anlamına gelmeyeceği ve bu nedenle cezai şartın da talep edilmeyeceğinin belirtildiğini, oysa ki gerek görevsizlik kararı veren mahkemede alınan bilirkişi raporunda gerekse yerel mahkemede alınan bilirkişi raporunda "...davacıya davalı tarafından "kira bedeli" adı altında sabit bir ödeme yapılmış olduğu, sözleşmenin 9.maddesi uyarınca makinelerin güvenliğinden davalının sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalının davacının onayı olmadan makinelerin sökülerek kullanım dışı bırakılmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceği ve sözleşmenin 11.maddesi uyarınca cezai şartın devreye gereceği tespit edilmiştir, bu bakımdan davalı şirket tarafından kira sözleşmesinin kabul edilip benimsenmesine ve kira bedellerinin de ödenmiş olmasına ve davalı tarafın kira sözleşmesine aykırı davranmış olduğunun tespit edilmiş olmasına rağmen mahkemece kira sözleşmesinin geçersiz olduğuna ve bu nedenle de cezai şartın talep edilemeyeceğine hükmedilmiş olmasının açıkça hatalı olup kararın usule ve kanuna aykırı olduğunu, kira sözleşmesini kabul eden, kira bedellerine ilişkin faturaları ticari defterlerine kaydeden ve bir kısım kira bedellerini ödeyen ve basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan davalı şirketin sonradan çift imza bulunmadığını iddia ederek kira sözleşmesinin geçersiz olduğunu ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiğini, basiretli davranma yükümlülüğü bulunan ve tacir olan davalı şirketin sonradan bu şekilde iddiada bulunmasının da hukuken mümkün olmadığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. Katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının gerekçe ve hüküm yönünden usul ve yasaya uygun olmakla birlikte müvekkili şirket yönünden hükmedilen 5.100-TL maktu vekalet ücretinin hatalı olduğunu, zira davacının 27/01/2022 tarihli ıslah dilekçesiyle de belirtildiği üzere dava değerinin 250.000-TL olduğunu, bu hususun dikkate alınarak nisbi vekalet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini, yerel mahkemenin hüküm kısmının bu yönüyle hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak ilgili kısmın düzeltilmesine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, sözleşmenin feshinden kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin 4. fıkrası; "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur." şeklindedir. İstinaf incelemesine konu dosyada da maddi tazminat niteliğinde cezai şart talep edildiği ve davanın tümden reddine karar verildiği dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/4473 esas 2024/6174 karar sayılı emsal ilamı aynı yöndedir.) Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, ispat yükü üzerinde olan davacının anonim şirket tüzel kişiliğine sahip davalıyı bağlayıcı bir sözleşme kapsamında tazminat alacağı olduğunu kanıtlayamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05/04/2022 tarih, 2020/102 Esas ve 2022/253 Karar sayılı kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4-Taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/06/2026