İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/723 E. 2025/623 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/723
Karar No
2025/623
Karar Tarihi

T.C. .............. 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/723 Esas - 2025/623 T.C. .............. 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR ESAS NO : 2025/723 Esas KARAR NO : 2025/623 B ...............x..........x........... x.....x.........x............x ............x..............x........... .x...............x..................x

DAVA : Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) DAVA TARİHİ : 03/10/2025 KARAR TARİHİ : 31/10/2025 YAZIM TARİHİ : 31/10/2025 Mahkememizde görülmekte olan Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Konkordato talep eden vekili davacı şirket yönünden: firma kurulduğu yıldan beri faaliyetlerini sürekli net ciro artışı ve önemli ölçüde kar ederek sürdürdüğünü, şirket 1998-2025 yılları arası aktif olarak çalışmalarını yürütmüş her yıl ortalama 50-75 arası personel istihdamı sağlamış bu dönemlerde hiçbir borç, haciz veya ödemelerde gecikme yaşamamış ve tüm paydaşlarının hak ve alacaklarını ödeyerek bu döneme geldiğini, ülkemizi etkisi altına alan enflasyonist ortam ve durgunluk ile döviz maliyetlerindeki artışlar, girdi maliyetleri önemli oranda arttığını, mal tedariğinin hızlı bir şekilde sağlanması için finansa ihtiyacı duyulmuş ise de banka kredi temininde zorluk yaşanmaya başladığını, aynı zamanda özellikle kısa vadeli banka kredi borçların yarattığı finans yükü ile ticari alacakların tahsilatlarındaki gecikmeler nedeniyle ödeme güçlüğü içerisine düşüldüğünü, enflasyonun etkisi ile zor duruma düşülmesi, tedarikçi firmaların alım şartlarını zorlaştırması ve ödeme vadelerini kısaltması nedeniyle, ürün tedariği çok daha maliyetli tutarlar ile yapılmaya başlandığını, bu şekilde, şirket nakit darboğazına girmiş, varolan işlerini devam ettirmekte, ve daha uygun mal ve hizmet tedariğinde bulunması iyice zorlaştığını, özellikle gelinen noktada ülkemizde resmi enflasyon oranları yüzde 65-70 seviyelerine yükselmiş, Merkez Bankası gösterge faizi yüzde 50 seviyesine gelmiş, banka kredi faiz oranları ise bileşikte %80’ler civarlarına ulaşmış bulunduğunu, reel sektörde faaliyet gösteren bizim gibi küçük ölçekli firmalar bu zorlu piyasada kredi ve finansman bulmakta ciddi anlamda zorlandığını, özellikle son dönemlerde yeni kredi vermek konusunda bankalar oldukça isteksiz davranmakta, yüksek teminatlar, ilave kefalet ve ipotek şartları öne sürmekte olduğunu, bu nedenle mevcut kredilerin çevrilebilmesi konusunda güçlükler yaşamakta olduğunu, kredilerin ödenmesi ve tedarikçi ödemelerinin yapılabilmesi için yüksek maliyetlere katlanılarak finansman kaynakları kullanılmakta ya da işlerin devam edebilmesi adına tedarikçilerden yüksek vade farkları ödemek suretiyle (aylık %6 gibi) hammadde tedarik yöntemlerine başvurulduğunu, içerisinde faaliyet göstermiş olduğumuz sektör halihazırda jeopolitik krizler, iklim değişikliği, tedarik zinciri kesintileri ve finansal dalgalanmalar, enerji fiyatları, kamu maliyesi ve faiz tarafında çok bilinmeyenli bir denklem ile karşı karşıya olduğunu, teklifte sunulan düzenlemelerle alacaklılardan tenzilat talep etmeksizin, faizsiz vade teklifinde bulunulduğunu, kanunun maksadının bu yöntemle öncelikli olarak alacaklıların alacağına kavuşmasını esas aldığı ve alacaklıların yararına öncelik veren bir kurum olduğu, talebimizin İİK 285 ve devamı maddelerinde belirtilen konkordato kapsamına ve kanun gerekçesine uygun olduğunu, ayrıca şirketin marka değeri ve iş yapma potansiyeli ile ülke ekonomisine de faydası olduğu, elindeki tecrübeli kadro ve yöneticilerin tecrübesi ile önemli projelere imza attığı hali hazırda bir çok imzalanmış devam eden sözleşmeleri de dikkate alındığında konkordato talebimizde alacaklılar ile şirketimizin karşılıklı menfaatleri yanı sıra ülke ekonomisi ve kamu yararının da olduğu ortada olduğunu, davacı şahıs yönünden ise, ortağı bulunduğu şirketin, ödeme güçlüğüne düşerek vadesi gelen ve gelecek olan borçları ödeyemeyecek duruma gelmesi ve bu nedenle şirketten kar payı ve huzur hakkı alacağının alınamaması, davacı şahsın da finansal durumunu zora sokmuş olup, bu nedenle hem kefili olduğu şirketin yüksek tutardaki borçlarını hemde şahsi borçlarını ifa edemeyecek duruma gelmiş ve konkordato başvurusu zarureti doğduğunu, müvekkillerin mali durumu dosyaya sunulan belge ve bilgilerin incelenmesinde de görüleceği üzere; öncelikle, müvekkillerin ticari faaliyetine devam edebilmesi ve malvarlığının korunabilmesi için tensip kararı ile birlikte İcra ve İflas Kanunu’nun 287., 288., 294. ve 295. maddeleri gereğince müvekkil şirket ve ortağı ............' in 3 ay süre ile geçici mühlet kararı verilmesini, İİK’nın 287/1 maddesinde yer alan “Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.” düzenlemesi kapsamında aşağıdaki hususlara dair ek tedbir kararları tesis edilmesini, İcra ve İflas Kanunu’nun madde 206/1 sırasındakiler hariç bulunan 6183 sayılı Kanundan doğan vergi ve hertürlü harç, ceza ile SGK alacakları (prim ve idari para cezaları da dahil) ile ilgili takipler dahil olmak üzere, davacı aleyhine takip yapılmaması, haciz, ihtiyati haciz, e-haciz, ihtiyati tedbir, satış, muhafaza işlemlerinin uygulanmaması, evvelce yapılmış tüm takiplerin durdurulmasını, yeni takip yapılmamasını, İİK’nın 287/1 maddesinde yer alan “Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.” düzenlemesi kapsamında aşağıdaki hususlara dair ek tedbir kararları tesis edilmesini, İİK md.206'nın birinci sırasında belirtilen alacaklar hariç olmak kaydı ile davacılar aleyhine devam eden icra takiplerinde hacizli mallar için muhafaza yapılmış ise hacizler baki kalmak kaydıyla muhafazalar kaldırılarak hacizli malların müvekkil şirket yetkilisine yediemin olarak teslimini, davacının alacaklı olduğu kurum ve gerçek kişilerdeki hak ve alacaklarının 3. kişilerce haciz, muhafaza ve her ne şekilde olursa olsun tahsil edilmesinin önlenmesine, tüm hak ve alacakların davacılara ödenmesini, geçici mühlet tedbir kararından sonra İİK'nun 89. maddesine dayanan haciz ihbarnamesi tebliği uygulamalarından doğan işlemlerin durdurulmasına, İİK.'nun 89/1 maddesine göre çıkartılan haciz ihbarnameleri üzerine icra veznesine giren/girecek paranın konkordato komiser denetimindeki hesaplara ödenmesini, İİK'nun 206. maddesinde yer alan alacaklılar yönünden takip yapılmakla birlikte muhafaza tedbirleri alınmasının ve rehinli malların satışının tedbiren önlenmesini, bankalar ve tüm alacaklıların takas mahsup haklarının kullanılmasının önlenmesini, müvekkile ait banka hesaplarına konulan haciz ve ihtiyati hacizlerin mühlet tarihinden itibaren kaldırılmasını, mühlet kararı öncesi yapılmış alacakların temliki sözleşmeleri kapsamında, mühlet içinde doğacak alacaklar için temlik işleminin hükümsüz sayılmasına ve mühlet içinde ödemelerin komiser denetimindeki hesaplara yapılmasını, geçici mühlet öncesi mal tedariği yapılan firmalara verilen teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin tedbiren durdurulmasını, mühlet içinde alacaklılar tarafından yapılabilecek takas ve mahsup işlemlerinin engellenmesini, mahkeme tarafından uygun görülecek diğer tedbirlerin alınmasını, İcra ve Kanunu’nun 289. maddesi uyarınca kesin mühlet verilmesini, netice itibariyle İcra İflas Kanunu’nun 305. maddesi vd. maddeleri uyarınca konkordato taleplerimizin tasdikini, konkordato talebinin kabulüne ve yasada belirtilen sair kararların alınmasına ve sonuç itibariyle konkordato talebinin tasdikine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE HMK’nun harç ve avans ödenmesi başlıklı 120. maddesinde; "(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. (2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” hükmü getirilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde ise: “Madde ile, dava açılırken yargılama harçlarının mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, 1086 sayılı Kanunda yer almayan, yeni bir düzenleme yapılarak, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu avansın yetmemesi durumunda ise tamamlanması için davacıya kesin süre verileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Avans miktarının, davanın türü ve özelliklerine göre her yıl Adalet Bakanlığınca ilân edilecek tarifeye göre belirleneceği, maddede yer almıştır. Maddede yapılan bu düzenlemeyle, gerekli masrafların zamanında yatırılmamasından dolayı davaların gecikmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır” ifadelerine yer verilmek suretiyle, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirildiği vurgulanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun delil ikamesi için avans başlıklı 324 maddesinde ise “(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3)Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir. Anılan madde gerekçesinde de: “Harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125 inci maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “Dava şartları” başlıklı 119 uncu maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125 inci madde hükmüdür…” ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği vurgulanmıştır. 03.04.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesinde: “(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder. (2)Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır. (3)Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir. (4)Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…” hükmü getirilmiştir. Yönetmeliğin 45. maddesinde gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup, gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği vurgulanmıştır.

Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler bulunmakta olup, her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.

.............. Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi'nin 19/10/2022 tarih, 2021/782 Esas, 2022/1162 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur. Kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. (Benzer ilkelere YHGK’nun 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249 sayılı kararlarında da değinilmiştir.) Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hakim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir.

Mahkememizin 06/10/2025 tarihli tensip kararı ile " 1.302.196‬‬,00-TL gider avansının İİK.'nun 285/4. maddesi ve HMK'nun 114., 115/2. maddeleri gereğince tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde talep edence karşılanmasına aksi halde talebin usulden ret edileceğinin ihtarına " şeklinde karar verildiği, Konkordato talep eden vekiline mahkememiz ara kararının tebligat mazbatasında 06/10/2025 tarihinde tebliğ evrakının teslim alındığı ve 11/10/2025 tarihinde otomatik olarak okundu sayıldığının belirtildiği ve 11/10/2025 tarihinde tebliğ edildiği, kesin sürenin ise HMK'nun 92 ve 94. maddelerine göre 27/10/2025 tarihinde sona erdiği ve kesin süreye ilişkin ara kararda belirtilen ihtarata rağmen kesin süre içerisinde belirtilen gider avansının ödenmediği anlaşılmakla İİK'nun 287. maddesi gereğince konkordato talebinin reddine karar vererek aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.

KARAR : Ayrıntılı gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Konkordato talebinin USULDEN REDDİNE, 2-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4- Davacı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333. maddesine uygun şekilde davacıya iadesine, Dair, tarafların yokluğunda, İİK 308/a maddesi uyarınca davacı yönünden kararın tebliğinden, itibaren iki hafta içinde .............. Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 31/10/2025

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/723, K. 2025/623, T. 31.10.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-723-e-2025-623-k-d7a22ada2c68