İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/2 E. 2026/434 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/2
- Karar No
- 2026/434
- Karar Tarihi
T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/2 Esas - 2026/434 T.C. ... TÜRK MİLLETİ ADINA 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/2 Esas KARAR NO : 2026/434
HAKİM : ... KATİP :....
DAVACI : .... VEKİLİ : Av. ..... DAVALI : ... VEKİLLERİ : Av. .... Av. ....
DAVA : Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 02/01/2025 KARAR TARİHİ : 22/05/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirketin ... ... Şti. sahibi ... ... ile ticaret yapmaya ve borç almaya ilişkin görüşmelere yaptığını, ... ...'tan yapılan ilk borçlanmadan kısa bir süre sonra, müvekkilinin çekinin olduğu gün ... ...'un bu borçlanmayı da ticari bir ilişki gibi göstermesi gerektiğini belirttiğini, vade farksız, yahut küçük marjlarda vade farkıyla ticaret yapabileceklerini belirttiğini, Bu kapsamda, Piyasadan ton/2000 usd seviyesinde olan ... ürününü müvekkil adına 2050-2070 usd gibi fiyatlardan 2-3 ay vadeli alıp, daha sonra aynı ürünü müvekkil firma adına 1.490 usd gibi fiyata peşin satabileceğini belirttiğini, müvekkilinin bunu kabul etmek zorunda kaldığını, yaptığını iddia ettiği bu ticarete ilişkin fatura vd. işlemler yapılmadığını, sadece 1 adet fatura kesildiğini, bu fatura da daha sonra ilgili firmadan öğrenildiğine göre gerçek ticarete ilişkin olmadığını, ... ... vadesiz borçla başladığı söylemine sonradan ticaret yapma vaadinde bulunduğunu, vadeli fiyat farkı olanlarda küçük oranlı vade farkı çıkabileceğini, vade farkı koymayan ticari işletmelerden satın alınan malları ise sembolik kar göstererek satış yapılacağını belirttiğini, son dakikada söylem değiştirerek her defasında yüksek vade farkı talep ettiğini, bir de kur farkı adı altında bir miktar daha kesinti yapacağını sonradan söylediğini, müvekkiline borç adı altında verdiği bedelleri, dayandığı hiçbir ticari ilişki olmadan hayali ticaret ile yüksek miktarlarla geri aldığını, müvekkili firma tarafından bugüne kadar toplam 19.850.000,00 TL çek verildiğini, buna karşılık firmadan 14.236.450,00 TL alındığını, müvekkili firma tarafından verilen çeklerin toplam 10.650.000,00 TL'lik kısmı ödendiğini, 27.09.2024 tarihinde, ihtiyati tedbir talepli olarak açılan dava tarihinde halen ödenmeyen toplam 9.200.000,00 TL'lik bedeli karşı tarafta olup ödenmemiş iken, davada yapılan eksik inceleme sonucunda belirtilen çeklerin ödenmesi durumunda müvekkilden 5.613.550,00TL fazladan haksız kazanç elde edildiğini, arada hiçbir hukuki iş, ticari alışveriş olmamasına rağmen, verilen borç para keyfi olarak yüksek miktarlardan geri alındığını, taraflar arasında böyle bir sözleşme olmadığını, davaya konu çeklerin bedelsiz kaldığını, çeklerin öncelikli olarak temel borç ilişkisinin geçersiz olması nedeniyle iptaline, bu mümkün değilse gabin nedeniyle iptaline karar verilmesini fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla; davanın kabulüyle müvekkilinin ilgili çeklerle ilgili borçlu olmadığının tespitine, ilgili çeklerin ödenmesi ile, karşı tarafın sebepsiz zenginleştiği bedelin haksız ödeme tarihinden işletilecek ticari faiziyle müvekkileine (şimdilik 1.000 TL Kısmi Dava) ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Öncelikle huzurdaki davada yetki itirazında bulunduğunu, davacı tarafça yapılmış bir arabuluculuk başvurusu olmadığını, dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesini, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, menfi tespit davası açamayacağını, menfi tespit talebinin hukuki yarar nedeniyle reddi gerektiğini, davaya konu çeklerin, imzası ikrar edilmiş kambiyo senedi olduğunu, kambiyo senetleri sebepten mücerret olduğunu, kambiyo senetlerinin temel borç ilişkisinden bağımsız olduğunu, davacı borçlunun borcunu ödememek için soyut ve asılsız iddialarda bulunduğunu, dava dilekçesinde ileri sürülen maddi vakılara itiraz ettiklerini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER -Ticari defter ve kayıtlar, -Çekler, -Banka kayıtları, -... CBS 2024/223147 soruşturma sayılı dosyası -Bilirkişi raporu, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava; kambiyo senedine dayalı istirdat istemine ilişkindir. Mahkememizce deliller toplanmış bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Davalı yanın ticari defter ve kayıtları incelenmek suretiyle tanzim edilen 24/10/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle: "Davalı mükellef kurum ticari defterine davacı kurum tarafından düzenlenen KDV dahil 2.595.492,00TL tutarındaki faturayı yevmiye fiş numarası ile yasal defterine kaydetmiştir. Davacı kurum tarafından verilen toplam 14 adet çek davalının yasal defterinde mevcuttur, yevmiye fiş numarası ile kaydedilmiştir. Davacı mükellef kurum davalıya 2.595.492,00TL tutarında fatura düzenleyip, toplam da 24.100.000,00TL tutarında çek vermiş ve 1.850.000,00TL tutarında da davalının hesabına para göndermiştir. Toplam = 2.595.492,00+24.100.000,00+1.850.000,00= 28.545.492,00TL tutarlı ödeme yapmıştır. Davalı mükellef kurum ise 2024 hesap döneminde toplam 20.786.704,00TL tutarında para göndermiştir davacı kurumdan aldığı 24.100.000,00TL tutarındaki çeklerin 9.900.000,00TL tutarındaki çekleri iade etmiştir. İade edilen çekler ile davacıya gönderilen paranın toplam tutarı 30.686.704,00TL'dir. davalı kurumun 2024 takvim yılına ait muavin dökümü ile davacı kuruma gönderdiği paraların dekontları ekte sunulmuştur. Davalı mükellef kurum 2024 takvim yılında e defterdir. Beratlar GİB onaylıdır. TTK hükümlerine göre sahibi lehine kesin delil olma vasfına haiz olduğu kanaatine varılmıştır, Davalı kurum ile davacı kurum arasında herhangi bir ticari sözleşmeye rastlanılmamıştır." hususları belirtilmiştir. Davacı yanın ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine yönelik olarak; mahkememizin ibraz kararına istinaden davacı vekilinin 02/04/2025 tarihli dilekçesinde ibraz emri bakımından tercihin yerinde inceleme talebi olarak kullanıldığı, adres ve iletişim numarası bildirildiği, mahkememizce de bu talep kabul edilerek bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmek suretiyle dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, ancak görevlendirilen bilirkişi tarafından 04/02/2026 tarihli raporda özetle, tarafına belge verilmediği yerinde inceleme yapılamadığının bildirildiği görülmüş, bu nedenle davacı yanın defterlerinin yerinde incelenmesine yönelik ara karardan rücu edilerek, davacı vekiline; davacı şirketin 2024 ve sonrası döneme ait ticari defterlerini/kayıtlarını doğrudan ve fiziken(mümkünse CD, DVD, USB içerisinde dijital ortamda) mahkememize ibraz etmek (sunmak) üzere kesin süre verilerek ihtarat yapılmış ancak defter ibrazında bulunulmadığından bilirkişi incelemesi yaptırılamamıştır. Eldeki davada, davacı özetle; davalıya teslim edilen ve ödenen çeklerin tefecilik faaliyeti kapsamında verildiğini, bu nedenle 5.613.550,00 TL fazla ve haksız tahsilat yapıldığını ileri sürmüş, davalı ise özetle çeklerin kambiyo vasfında olup illetten mücerret olduğunu, ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, davacı yanın bedelsizlik ve tefecilik iddialarının birbiriyle çeliştiğini ve hukuki dayanağı bulunmadığını savunmuştur. Davalı yanın esasa ilişkin savunmaları yanında yetki itirazı ileri sürdüğü görülmüş, öncelikle yetki itirazı ele alınmıştır. Somut olayda istirdat istemine konu edilen çeklerin muhatap bankalarının yargı çevremiz içerisinde bulunduğu ve çekte muhatap bankanın bulunduğu yerin ödeme yeri sayıldığı anlaşılmakla Mahkememiz de yetkili görüldüğünden, davalı vekilinin yetki itirazının reddine karar verilmiştir. (Aynı yönde bkz. Y. 5 HD. 2024/11141 E.,2025/3112 K.) Uyuşmazlığın esası yönünden; Bilindiği üzere kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, ..., 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir. Bedelsizlik iddiasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır ....: Uygulamada Ticari Senetler, ..., 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.(Açıklamalar için bkz. Yargıtay HGK. 2017/(19)11-893E.,2021/1499 K.,25.11.2021 T.) Anlatılan ilkeler ışığında; gerek bedelsizlik iddiasında, gerekse tefecilik iddiasında ispat yükünün davacı üzerinde olduğu tartışmasızdır. (Tefecilik iddiası yönünden ispat külfeti için bkz. Y. 11 HD. 2024/2731 E., 2025/3020 K.) Eldeki uyuşmazlıkta, senede karşı tanıkla ispat yasağı ve ayrıca miktar itibarıyla (davalı yanın muvafakati de bulunmadığından) dava konusu iddiaların tanıkla ispatı söz konusu olmayıp, yazılı ispat gereklidir. Somut olayda dava konusu çeklerin hangi akdi ilişki kapsamında verildiğine dair yazılı delil sunulmamıştır. Öte yandan taraflar tacir olup, uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olduğundan eldeki dava ticari dava niteliğindedir. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 222. Maddesi ve 6102 Sayılı TTK'nın 83. maddesi gereğince Mahkeme'ce ticari defterlerin resen (kendiliğinden) ibrazına karar verilebileceği açıkça düzenlenmiştir. HMK'nın 222/1. maddesi ve TTK'nın 85/2. maddesi gereğince ticari defterlerin mahkemece re'sen incelenebileceği yasa koyucu tarafından açıkça düzenlendiğine göre, yasa koyucunun defterleri ibraz etmeyen tarafla ilgili herhangi bir yaptırım öngörmediği düşünülemez zira ticari defterlerin resen ibrazına karar verilmesine rağmen tarafların defterlerin ibraz etmemeleri halinde mahkeme ara kararının yerine getirilmesi mümkün olamayacaktır. Bu nedenle kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği ilkesi gözönünde bulundurulmalıdır. Ticari defterler, sahibi veya halefleri lehine delil olabileceği gibi aleyhine de delil olabilir. Ticari defterlerin sahibi lehine delil niteliğini taşıyabilmesi için, kanuna uygun tutulmuş olmalı ve kanunda aranan diğer koşulların mevcut olması gerekir. TTK'nın 222/4. maddesi gereğince açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Eğer bu koşullar mevcut değilse defterlerin ancak aleyhe olan kısımları nazara alınır. Somut olayda davacı yan defter ibrazından kaçınmış olup, davalı yanın kendi defterlerine göre ise fazla tahsilata rastlanılmamıştır. Dolayısıyla somut olayda ticari defterler vasıtasıyla da ispat söz konusu olmamıştır. Diğer yandan bilindiği üzere ceza yargılamasında kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunması halinde, mahkumiyet kararıyla ortaya konan maddi vakıaların hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması mümkün değildir. Bu bakımdan dava konusu tefecilik iddiası yönünden ayrıca ceza yargılaması bulunup bulunmadığı ve sonucunun irdelenmesi gerekmiş, dava konusu olaya ilişkin ... CBS 2024/223147 Sayılı soruşturma dosyası incelenmiştir. Anılı soruşturma dosyası kapsamında davalı şirket yetkilisinin şüpheli sıfatıyla, üzerine atılı Dolandırıcılık, Nitelikli Dolandırıcılık, Güveni Kötüye Kullanma, Tefecilik Yapmak suçları yönünden "...şüpheli şirketin ve yetkilisinin bu suçları işleme kastı ile hareket ettiklerine dair müşteki şirket yetkilisinin soyut beyanlarından başkaca herhangi bir somut delil bulunmadığı dolayısıyla her iki şirket arasındaki dilekçede yazılı tüm hususların ticaret ve borçlar hukukunu ilgilendiren hukuki bir ihtilaf olduğu, Hukuk Mahkemelerinde dava açmak suretiyle çözümlenmesinin gerektiği, orta da ceza hukuku açısından soruşturma yapılmasını gerektirir bir suç ve suç unsuru bulunmadığı..." gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, karara Müşteki Vekilince itiraz edildiği ve ... 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2025/4897 D. İş Sayılı kararı ile "itirazın reddine" karar verilmekle takipsizlik kararının kesinleştiği görülmüştür. Hal böyle olunca davacının iddiasını destekleyen(ispata elverişli) bir mahkumiyet kararının da söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Yine dava dilekçesinde yemin delili de gösterilmiş ise de, 6100 Sayılı HMK'nın 226/1-c maddesi uyarınca yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu edilemeyeceğinden, somut olayda yemin deliline başvurulamayacağı değerlendirilmiştir. Yapılan açıklamalar kapsamında sonuç olarak; ispat yükü kendi üzerinde olan davacının, dava konusu çeklerin hangi akdi ilişki kapsamında verildiğini ve bedelsizlik iddialarını yazılı deliller ile ispatlayamadığı, açık muvafakat bulunmadığından tanıkla ispatın da söz konusu olmadığı, yine tarafların ticari defter kayıtlarıyla da ispat sağlanamadığı, ayrıca tefecilik iddiası yönünden dava konusu suç teşkil eden iddialar hakkında kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmadığı, davalı şirket yetkilisi üzerine atılı suçlamalar bakımından takipsizlik kararı verildiği hususları ile kambiyo senetlerinin illetten mücerret olduğu hep birlikte nazara alındığında sübut bulmayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından, 427,60 TL peşin harcın düşümü ile eksik 304,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacının karşıladığı yargılama harç ve giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18A/13. Maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan ve suç üstü ödeneğinden karşılanan 3.600,00-TL dava şartı arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 6-Gider avansından sarf edilmeyen miktarın 6100 Sayılı HMK'nın 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde iadesine Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/05/2026 Katip ... Hakim .... BU BELGE GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞTIR