İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/560 E. 2026/352 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/560
- Karar No
- 2026/352
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/560 Esas KARAR NO : 2026/352
DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 26/06/2024 KARAR TARİHİ : 05/05/2026 K.YAZIM TARİHİ : 04/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında akdedilen sözleşme uyarınca davalı şirket, üreticisi olduğu ve savunma sanayinde kullanılan16mncr5 çap (16mncr5 sementasyon çeliği) malzeme kodlu hammaddeyi ("ürün") müvekkil şirkete satmıştır (ek-a: faturalar) müvekkil firma söz konusu ürünlerinden (hammadde) 3400 adet namlu hareket tahdit mandalı üretip dava dışı gir-san firmasına satılıp teslim edildiğini gir-san firması tarafından yapılan giriş kalite kontrol analizlerde ürünlerde kullanılan ham maddenin 16mncr5 sementasyon çeliği olması gerekirken, içerisine c45 cinsi farklı bir madde karıştırıldığı tespit edilmiştir, bunun üzerine 3400 adet namlu hareket tahdit mandalı müvekkil şirkete iade edilmiştir. (ek-ç: gir-san'a ait iade faturası). akabinde müvekkil şirketçe de farklı bir laboratuvardan malzeme analizi yaptırmış ve 06.03.2024 tarihli analiz raporunda malzemelerin içerine c45 adlı maddenin karıştırıldığı teyit edilmiştir (EK-D: 06.03.2024 tarihli analiz raporu) Ayıplı ürünler ile ilgili olarak derhal davalı ..... Ltd. Şti' nin malzeme mühendisleri ile iletişime geçilmiştir. Malzemelerinin kaçının içine c45 malzemesinin karıştırıldığının ancak analizle tespit edilebileceği öğrenilmiştir. Buna göre analiz ve ayıklama işlemi sonucunda ayıplı çıkan ürünlerin bedelini iade edileceği, kalan ürünlerin ise müvekkil şirkete geri gönderileceği kararlaştırılmıştır. Bunun üzerine ürünlerin hepsi davalı şirkete teslim edilerek 08.03.2024 tarihli bir sevk irsaliyesi düzenlenmiştir. Söz konusu sevk irsaliyesi ile ürünlerin ayıplı olduğu ve ürünlerin kaçına c45 malzemesinin karıştırıldığının tespit edilmesi suretiyle ayıklama işleminin yapılarak ürünlerin müvekkil şirkete geri gönderilmesi için süre verilmiştir. 20.03.2024 tarihine kadar ayıklama işlemi yapılarak malzemelerin gönderilmemesi halinde ise tanesi 5 USD' den olmak üzere iade faturası düzenleneceği belirtilmiştir. İşbu sevk irsaliyesi davalı şirketin firma sipariş sorumlusu ..... tarafından imzalanmış olup ürünlerin ayıplı olduğu kabul edilmiştir(ek-e: 08.03.2024 tarihli sevk irsaliyesi) .yapılan ayıklama işlemi neticesinde 3400 ürünün 849 tanesinin içinden c45 maddesi çıktığı tespit edilmiş, ayıpsız ürünler müvekkil şirkete gönderilmiş, müvekkil şirket tarafından da dava dışı girsan'a teslim edilmiştir (ek-f: taraflar arasındaki konuşmalar). ne var ki ayıplı çıkan 849 ürün hakkında iade faturası düzenlenmişse de davalı şirketçe daha önce kabul etmelerine rağmen iade bedelleri davalı tarafından ödenmemiştir (ek-g: iade faturası). zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuşsa da anlaşma sağlanamamıştır. açıklanan nedenlerle, davalı tarafın gizli ayıplı olarak satışını yapmış olduğu ürünler nedeniyle müvekkil şirketin uğradığı zararların tazmin edilmesi gerekmektedir. bu kapsamda (fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak ve sonradan arttırılmak kaydıyla) şimdilik 50,00 dolarlık ürün bedelinin ürünlerin davalıya teslim edildiği 08.03.2024 tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının dolar ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte davalı taraftan alınarak müvekkile verilmesine talebiyle iş bu davanın açılması zarureti hasıl olmuştur. davamızın kabulüyle, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50 usd bedel iadesinin ürünlerin davalıya teslim edildiği 08.03.2024 tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının dolar ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden davalıdan alınarak davacıya verilmesine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketçe davacı tarafa ekte sunulan faturalarında belirtilen miktarda 16MNCR5 SEMENTASYON ÇELİĞİ niteliğinde ürün satıldığını, davacı taraf belli bir zaman geçtikten sonra müvekkili şirket çalışanlarına sözlü olarak müracaat ederek ürettiği bazı ürünlerdeki imalat çeliğ içeriği nedeniyle satış yaptığı müşterisi ile sorun yaşadığını ve kendilerine bu konuda yardımcı olunmasını talep ettiğini, müvekkili çalışanları şayet ürünler ortaya konursa ürünler ile ilgili çalıştıkları bir firmaya analiz yaptırabileceklerini bildirdiklerini, davacı taraf müşterisince kendisine iade edilen ürünler olarak bir miktar ürünü müvekkili şirketin iş yerine getirmiş ve müvekkil şirketçe bu ürünler üzerinde analiz yaptırılmasına aracı olunduğunu, yapılan analiz sonuçları ve ürünlerin tamamı davacı tarafa teslim edildiğini, davacı taraf bu aşamada ürünlerin bazılarında ortaya çıkan durum nedeniyle müvekkil şirkette biz bu çeliği sizden aldık bunun sorumlusu sizsiniz bütün zararımızı karşılayacaksınız şeklinde talepte bulunduğunu, müvekkili şirket çalışanları ise ürünün yapıldığı çeliğin müvekkil şirketin sattığı çelik olduğuna dair bir tespitin ortada bulunmadığını belirterek ve yine talep edilen zarar miktarınında oluşan zarar miktarı değil ürünlerin toplan satış miktarı olduğunu bu nedenle talebin haksız ve kötü niyetli olduğunu söyleyerek bu talebi reddettiklerini, davacı taraf bunun üzerine müvekkile, içerisinde olmaması gereken maddenin bulunduğu tespit edilen ürünleri adeta satıyormuş gibi bir fatura düzenlemiş ancak bu fatura müvekkil şirketçe iade edilerek kabul edilmemiştir. Davacı tarafa iddialarının asılsız ve mesnetsiz taleplerinin de haksız ve kötü niyetli olduğu belirtilerek isterlerse yargı yoluna başvurabilecekleri söylendiğini, sonuç olarak davacı tarafın ayıplı olduğunu iddia ettiği ürünlerin imal edildiği ham maddenin müvekkilden satın alındığına dair hiç bir tespit bulunmamakta zira bu ham madde davacı tarafça başka bir tedarikçiden resmi ya da gayrı resmi olarak satın alınmış olabilir. Yine davacı tarafın iddia ve taleplerini kabul anlamına gelmemekle birlikte iade edilen ürünlerle ilgili uğramış olduğu zararına yönelik talep miktarı ticaretin ve hukukun bu konuda ortaya koyduğu teamül ve kurallarla bağdaşmamakta, davacı taraf adeta ortaya çıkan durumu kullanarak müvekkilden haksız kazanç elde etmeye çalışmakta, davacının haksız ve kötü niyetli, hukuki mesnetten yoksun ayıplı mal iddiasına dayanan maddi tazminat taleplerinin reddini, dava masrafları ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. HMK'nın 320/2. maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının; taraflar arasında yapılan satış sözleşmesi kapsamında davalı tarafından davacıya teslim edilen ürünlerde ayıp olup olmadığı; ayıplı ise ayıp nedeni ile davacının davalıdan ayıplı ürün bedelini talep edip edemeyeceği; edebilecekse miktarı konusunda toplandığı tespit edildi. 22/08/2025 tarihli bilirkişiler ..... , Dr. ..... tarafından dosyaya sunulan bilirkişi raporu özetle; Dava dışı ...... firması tarafından yapılan kimyasal analiz sonucuna göre ürünün 16MnCr5 sementasyon çeliği olmadığı, '. Davalının 849 adet ürününün istenilen vasıfta olmadığı (08.03.2024 tarihli ürün iade sevk irsaliyesinde) Davacı bu 849 adet ürünü dava dışı firmaya sattığı şekilde davalıya birim fiyatı 5 USD 4 KDV'den iade edebileceği, Çünkü aldığı hammadde(sementasyon çeliği) den yeni bir. ürün üretip ( işçiliktenerji #makine ve zaman kaybı vs.) satışa sunması halinde aynı fiyattan satabileceği,. Davacı 08.03.2024 tarihli ürün iade sevk irsaliyesinde 849 adet ürün için adetin 5dolardan fatura edileceğini açıkça yazmış ve davalı taraf imza karşılığında kabul ettiği,. Heyetimiz teknik uzmanınca yapılan değerlendirmeler sonucunda, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine konu malların, taşıması gereken özellikleri taşımadığı bu itibarla ayıbın (sonradan ortaya çıkması nedeniyle gizli ayıbın) ortaya çıktığı, ayıplı mal teslimi nedeniyle, ayıptan doğan sorumluluk bağlamında davacının dava konusu bedeli talep edebileceği yönünde bir sonuca varmanın nihai takdirinin sayın Mahkemede olduğu, Davacı ticari defterlerinde, dava tarihinde davacının davalıdan 136.289,33 TL Davalı ticari defterlerinde, dava tarihinde davacının değil, davalının davacıdan 27.774,66 TL alacaklı gözüktüğü, andaki ihtilafın davacının davalıya kestiği 08.05.2024 tarihli 164.063,99 TL'lik faturadan kaynaklandığı, yukarıda yapılan teknik değerlendirmeler neticesinde davacının iade faturasının uygun olduğunun değerlendirildiği, Davacı tarafından, alacaklı olduğu tutar USD cinsinden talep edilmiş ise de, davacının iade faturasından önce davalının da davacıdan 27.774,66 TL alacaklı olduğu, keza davacı tarafından dava dışı firmaya fatura ettiği şekilde davalıya birim fiyat 5 USD'den iade faturası kesilmiş ise de, ödemenin de USD cinsinden olacağına ilişkin bir delil görülmediği, dolayısıyla davacı alacağının TL olarak hesaplanmasının adil ve uygun olacağı ve dava tarihinde davacının davalıdan 136.289,33 TL alacaklı olduğunun söylenebileceği, davalının alacaklı olduğu bedellerin USD'ye çevrilmesi ve davacının alacaklı olduğu bedelden mahsubu neticesinde davacının davalıdan 4.206,21 USD alacaklı olduğunun hesaplandığı hususları tespit edilmiştir. 05/01/2026 tarihli bilirkişiler ...., ..... , Dr. .....tarafından dosyaya sunulan bilirkişi ek raporu özetle; Dava dışı GİR-SAN firması tarafından yapılan kimyasal analiz sonucuna göre ürünün 16MnCrS sementasyon çeliği olmadığı, 2. Keşifle ürünler görülmüş ve istenilen vasıfta olmadığı kanaatine varıldığı, Davacı ticari defterlerinde, dava tarihinde davacının davalıdan 136.289,33 TL alacaklı gözüktüğü, Davalı ticari defterlerinde, dava tarihinde davacının değil, davalının davacıdan 27.774,66 TL alacaklı gözüktüğü, Yanlar arasındaki ihtilafın davacının davalıya kestiği 08.05.2024 tarihli 164.063,99 TL'lik faturadan kaynaklandığı, yukarıda yapılan teknik değerlendirmeler neticesinde davacının iade faturasının uygun olduğunun değerlendirildiği, Davacı tarafından, alacaklı olduğu tutar USD cinsinden talep edilmiş ise de, davacının iade faturasından önce davalının da davacıdan 27.774,66 TL alacaklı olduğu, keza davacı tarafından dava dışı firmaya fatura ettiği şekilde davalıya birim fiyat 5 USD'den iade faturası kesilmiş ise de, ödemenin de USD cinsinden olacağına ilişkin bir delil görülmediği, dolayısıyla davacı alacağının TL olarak hesaplanmasının adil ve uygun olacağı ve dava tarihinde davacının davalıdan 136.289,33 TL alacaklı olduğunun söylenebileceği, heyetimiz mali bilirkişisinin bu değerlendirmeleri de dikkate alınacak olduğunda, yabancı para borcunun veya dövize endeksli bir ödemenin sözkonusu olabilmesi için taraflar arasında bu hususta bir anlaşmaya gerek olduğu, tarafların yabancı para kaydını açıkça kararlaştırmadığı durumlarda, taraflar arasındaki uygulamaya bakılabileceği, yabancı para üzerinden bir ödeme şeklinin dolayısıyla sözleşme değişikliğinin: tek taraflı olarak değil ancak her iki tarafın da kabulü/uygulamasıyla mümkün olabileceği, teslimi kanıtlayıcı bir belge niteliğinde olan sevk irsaliyesindeki “...ayıklama işlemi için geri dönüş yapılmadığı takdirde işlemiş parçaların 5 ($) Amerikan doları iade faturası kesilerek tarafınıza iade edilecektir” şeklindeki açıklamanın taraflar arasında yabancı para üzerinden bir sözleşme kurulduğu/sözleşme değişikliği yapıldığı anlamına gelip gelmeyeceği hususunda nihai takdirin sayın Mahkemede olduğu, davalının alacaklı olduğu bedellerin USD'ye çevrilmesi ve davacının alacaklı olduğu bedelden mahsubu neticesinde davacının davalıdan 4.206,21 USD alacaklı olduğunun hesaplandığı hususları tespit edilmiştir. Huzurda görülen dava, 6098 sayılı TBK'nın 227. maddesine dayalı menkul satışına dayalı alıcının ayıba karşı seçimlik haklarının kulanılması talebine ilişkindir. Türk Ticaret Kanununun "5. Ticari satış ve mal değişimi" kenar başlıklı 23. maddesine göre, “(1)Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. a)Sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre, satış sözleşmesinin kısım kısım yerine getirilmesi mümkün ise veya bu şartların bulunmamasına rağmen alıcı, çekince ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmişse; sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi durumunda alıcı haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir. Ancak, o kısmın teslim edilmemesi dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya izlenen amaca ulaşılması imkânı ortadan kalkıyor veya zayıflıyorsa ya da durumdan ve şartlardan, sözleşmenin kalan kısmının tam veya gereği gibi yerine getirilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir. b)Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir. c)Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." İfa kavramı, borçlar hukukunun sistematiği içerisinde borcun sona erme sebepleri arasında asli ve en doğal sona erme biçimini ifade eder. Öğretide genel kabul gören tanıma göre ifa, borçlanılan edimin borcun içeriğine uygun biçimde yerine getirilmesi suretiyle borç ilişkisinin ortadan kaldırılmasıdır. Nitekim hem Türk Borçlar Hukuku öğretisinde hem de Alman Medeni Kanunu’nun 362. maddesinde ifa, borcun konusunu oluşturan edimin gerçekleştirilmesi ile borç ilişkisinin sona ermesi olarak düzenlenmiştir. İfanın hukuki temeli ise ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesine dayanmaktadır. Bu ilke, tarafların özgür iradeleriyle kurdukları sözleşmelerin bağlayıcı olduğunu ve tarafların üstlendikleri edimleri dürüstlük kuralı çerçevesinde yerine getirmekle yükümlü olduklarını ifade eder. Modern borçlar hukukunda sözleşme serbestisi ile birlikte değerlendirilen ahde vefa ilkesi, ekonomik güvenliğin ve ticari istikrarın sağlanması, olası risklerin önlenmesi açısından vazgeçilmez bir fonksiyon üstlenmektedir. Borcun gereği gibi ifası, yalnızca edimin fiilen yerine getirilmesinden ibaret değildir; aynı zamanda ifanın tarafları, zamanı, yeri, miktarı ve niteliği bakımından sözleşmeye uygun şekilde gerçekleştirilmesini gerektirir. Bu kapsamda ifa, hem objektif hem de sübjektif unsurları bünyesinde barındıran bir kavramdır. Objektif unsur, edimin borç ilişkisinde kararlaştırıldığı şekilde yerine getirilmesi iken; sübjektif unsur, borçlunun ifayı dürüstlük kuralına uygun biçimde gerçekleştirmesidir. Öğretide “gereği gibi ifa” kavramı, borçlanılan edimin eksiksiz ve sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmesini ifade etmekte olup, bu şartların gerçekleşmemesi hâlinde ifa olgusundan değil, ifa etmeme veya gereği gibi ifa etmeme hâlinden söz edilir. Bu ayrım, borçlunun sorumluluğunun belirlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 112. maddesi, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun sorumluluğunu düzenleyen temel normdur. Söz konusu hüküm, kusur karinesi esasına dayanmakta olup borçluya yüklenen sorumluluğun objektif nitelik taşıdığı kabul edilmektedir. Buna göre borçlu, borcun ifa edilmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlü olup ancak kusursuzluğunu ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulabilir. Öğretide bu düzenleme, borçlunun edimini ifa borcu yanında alacaklının menfaatini koruma yükümlülüğünün de bulunduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Nitekim sözleşme ilişkisi yalnızca edimin yerine getirilmesiyle sınırlı olmayıp, tarafların karşılıklı güven ve menfaatlerini koruyan bir hukuki bağ niteliği taşımaktadır. Eksik ifa kavramı, özellikle eser sözleşmeleri ve satış sözleşmeleri bakımından önem arz eden bir ifa bozukluğu türüdür. Eksik ifa, sözleşme veya dürüstlük kuralı gereği yapılması gereken işlerin bir kısmının hiç yapılmaması ya da kararlaştırılan kapsamda tamamlanmaması halini ifade eder. Eksik ifa ile ayıp kavramı her ne kadar uygulamada sıklıkla karıştırılsa da doktrinde ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında bu iki kavramın farklı olduğu kabul edilmektedir. Eksik ifada edim nicelik bakımından eksikken, ayıpta edim yerine getirilmiş olmakla birlikte niteliksel bir bozukluk söz konusudur. Bu ayrım, alıcının seçimlik haklarının belirlenmesi ve satıcının sorumluluğunun kapsamının tespit edilmesi açısından belirleyici bir rol oynar. Ayıp kavramı, satış sözleşmesinin merkezinde yer alan ve satıcının sorumluluğunu doğuran temel unsurlardan biridir. Ayıp, satılan malın sözleşmede kararlaştırılan nitelikleri taşımaması veya objektif olarak bulunması gereken özelliklerden yoksun olması şeklinde tanımlanır. Öğretide ayıp değerlendirmesi yapılırken öncelikle tarafların açık irade beyanları dikkate alınmakta, açık bir düzenleme bulunmayan hallerde sözleşmenin yorumu ve dürüstlük kuralı esas alınmaktadır. Bu yaklaşım, sözleşme özgürlüğü ile dürüstlük kuralı arasındaki dengeyi korumayı amaçlamaktadır. Nitekim taraflar belirli özellikleri açıkça kararlaştırmışlarsa, malın bu özellikleri taşımaması doğrudan ayıp olarak kabul edilir; sözleşmede açık hüküm bulunmadığı hâllerde ise malın objektif kullanım amacına uygunluğu esas alınır. Ayıplar, açık ayıp ve gizli ayıp şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Açık ayıp, basit bir inceleme ile fark edilebilen niteliksel bozuklukları ifade ederken; gizli ayıp, teslim anında mevcut olmakla birlikte olağan inceleme ile fark edilemeyen ve kullanım sırasında ortaya çıkan kusurları ifade eder. Gizli ayıp hallerinde alıcının ihbar yükümlülüğü, ayıbın öğrenildiği andan itibaren başlar. Satıcının ayıptan sorumluluğunu ortadan kaldıran sorumsuzluk anlaşmaları TBK'nın 221. maddesi kapsamında belirli şartlara bağlanmıştır. Satıcının ağır kusuru halinde sorumsuzluk kayıtları geçersizdir. Ayrıca hasarın alıcıya geçiş anı da sorumluluğun belirlenmesinde önemlidir; taşınır satışlarında hasar kural olarak zilyetliğin devriyle alıcıya geçse de, teslimden önce mevcut gizli ayıplar bakımından satıcının sorumluluğu devam eder. Satıcının, ayıplı ifadan dolayı sorumlu olabilmesi için satılandaki ayıp, yarar ve hasarın alıcıya geçişinden önce mevcut olmalıdır. Yarar ve hasarın alıcıya geçtikten, yani satılan teslim edildikten sonra doğan ayıplardan kural olarak satıcı sorumlu olmaz. Fakat bu ayıplar da sözleşme kurulmadan önceki bir nedenden kaynaklanıyorsa satıcı yine sorumlu tutulabilir. Satım sözleşmeleri bakımından maldaki yarar ve hasarın geçiş anı, TBK'nın 208. maddesinde düzenlenmiştir. TBK'nın 208/1. maddesi hükmü; “Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık haller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir.” şeklindedir. TBK'nın 208. maddesi hükmünde geçen zilyetliğin devri kavramının amaca uygun sınırlama çerçevesinde satılanın alıcıya teslim edilmiş olarak anlaşılması ve bu şekilde okunması gerekmektedir. Yarar ve hasarın alıcıya geçtiği esnada ayıp sebebinin mevcut olması TBK'nın 219. maddesi anlamında ayıbın varlığı için yeterli görülmektedir. Hasarın geçmesinden sonra ortaya çıkan ayıplar, önceden mevcut sebeplerden ileri gelmedikçe, satıcıyı sorumlu kılmaz. Örneğin satın alınan bir dizüstü bilgisayarı daha önceden üretim hatası içeriyorsa ve bu hata yüzünden sürekli arızalanıyorsa satıcı bundan sorumlu olur; buna karşılık, satım konusu deri ceket, hasarın geçmesinden sonra normal olarak eskimeye bağlı olarak rengi solarsa tekeffül söz konusu olmaz. Diğer bir anlatımla satılandaki hasarın alıcıya geçmesinden sonra ortaya çıkan ayıplar, daha önceki mevcut sebeplerden ileri gelmedikçe satıcı sorumlu olmaz. Örneğin, satılan makine üretim sırasında hasara uğradıysa ve bu hasar sonucu makine kullanılırken bozuluyorsa satıcı bundan sorumlu olur. Buna karşılık, örneğin satılan meyveler hasarın alıcıya geçmesinden sonra normal olarak zamanının geçmesi sebebiyle çürürse bu durumda satıcı ayıptan sorumlu olmaz ya da kullanma hatası veya kötü kullanma neticesinde satılanda bir arıza veya zarar meydana gelirse, bundan satıcı sorumlu olmayacaktır. (Bkz. Doğan, Nazlı, Tacirler Arası Ticari Satım Sözleşmelerinde Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, İstanbul 2017, s.39 vd. ve orada anılan yazarlar) Alıcının, ayıptan doğan sorumluluk hükümlerine başvurabilmesi için, gerekli muayene/ihbar külfetini yerine getirmiş olması gerekmekte olup bu külfet ayıptan sorumluluğun şekli şartları arasında yer alır. TBK'nın 223. maddesine göre alıcı, teslimden sonra malı makul süre içinde incelemeli ve ayıp tespit ettiğinde satıcıya bildirmelidir. Ticari satışlarda TTK'nın 23. maddesi hükümleri uygulanmakta olup, uygulamada garanti süresi içinde yapılan servis başvurularının ihbar niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Ayıplı mal halinde alıcının sahip olduğu seçimlik haklar TBK'nın 227. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar sözleşmeden dönme, bedelden indirim, ücretsiz onarım ve ayıpsız misliyle değiştirme olarak belirlenmiş olup seçimlik hakkın kullanımı dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilir. Sonuç olarak ifa kavramı ile ayıp sorumluluğu arasındaki ilişki, borçlar hukukunun sistematiği içerisinde önemli bir yer tutar. Gereği gibi ifa edilmemiş bir edim ayıplı ifa niteliği taşıyacağından satıcının sorumluluğu doğar ve somut olayın teknik özellikleri ile sözleşmesel beklenti birlikte değerlendirilerek sonuçlandırılır. Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında 16MNCR5 SEMANTASYON ÇELİĞİ'nin davacıya satışı konusunda satış sözleşmesi yapıldığı, sözleşme gereği davacıya teslim edilen çeliğin içerisinde olmaması gereken farklı bir maddenin bulunduğu, bu nedenle davalı tarafından satılan ürünün ayıplı olduğu iddiası ile huzurda görülen dava açılmıştır. Davacı tarafından davalıdan satın alınan ham madde ile savunma sanayinde kullanılmak üzere bir kısım namlu hareket tahdit mandalı üretilerek söz konusu ürünlerin dava dışı bir şirkete satışının yapıldığı, üretilen ürünlerden 3.400 adet mandalın gerekli kriterleri sağlamadığı gerekçesiyle davacıya iade edildiği belirtilmiştir. Davacıya dava dışı şirket tarafından iade edilen bir kısım ürünlerin davalıya teslim edilerek ürünler üzerinde analiz yapıldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Her ne kadar davalı tarafından cevap dilekçesinde tarafına teslim edilen ürünlerin tamamının, yapılan analiz sonrasında davacıya iade edildiği iddia edilmiş ise de davalı tarafça bu iddiasını ispata yarar herhangi bir delil ibraz edilemediğinden davacının beyanı doğrultusunda 849 adet ürünün davalıda kaldığı mahkememizce kabul edilmiştir. Dava konusu uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgi gerektirmesi nedeni ile ayıplı olduğu iddia edilen ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek davalı vekiline ayıplı olduğu yerini bildirmek üzere davalı vekiline ihtaratlı kesin süre verilmiş olup verilen kesin süre içerisinde söz konusu ürünlerin yeri bildirilmemiştir. Davalı tarafça söz konusu ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasının engellenmesi, davacı tarafından dosyaya sunulan kimyasal analiz raporu doğrultusunda davacıya satışı yapılan ürünün sementasyon çeliği olmadığının tespit edilmesi ve bilirkişi raporunda da bu durumun tespit edilmiş olması karşısında davacının ayıp iddiasına mahkememizce itibar edilerek 849 adet üründe ayıp olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar davacı tarafından taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para üzerinden kurulduğu iddia edilmiş ise de dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, tarafların ticari defter ve kayıtları, düzenlenen faturalar ile ödeme belgeleri birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında alacağın yabancı para (USD) cinsinden kararlaştırıldığına dair yazılı bir sözleşme, kur sabitlemesine ilişkin bir hüküm ya da açık bir yabancı para borcu düzenlemesinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı tarafça 08/03/2024 tarihli sevk irsaliyesinde ayıplı ürünlerin tanesinin 5 USD üzerinden fatura edileceğinin belirtildiği iddia edilerek yabancı para üzerinden hüküm kurulması talep edilmiş ise de söz konusu sevk irsaliyesinin ayıplı olduğu iddia edilen malların teslimine ilişkin olduğu, sözleşme niteliğinde olmadığı davacı tarafından yapılan ödemelerin fiilen Türk Lirası cinsinden gerçekleştirildiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin TL üzerinden yürütüldüğü ve taraflar arasında USD üzerinden bağlayıcı bir borçlandırma iradesinin ortaya konulamadığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle somut olayda taraflar arasındaki ilişkinin yabancı para üzerinden kurulduğu ispat edilemediğinden davacının USD üzerinden hüküm kurulması talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından 02/04/2026 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 4.206,21 USD olarak ıslah edilmiştir. Tekniğine uygun ve denetime elverişli düzenlendiği kabul edilen bilirkişi raporu doğrultusunda açılan davanın kısmen kabulü ile 136.289,33 TL'nin 1.650,51 TL'lik kısmına dava tarihi olan 26/06/2024 tarihinden itibaren bakiye 134.638,82 TL'lik kısmına ise ıslah tarihi olan 02/04/2026 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-AÇILAN DAVANIN KISMEN KABULÜ ile 136.289,33 TL'nin 1.650,51 TL'lik kısmına dava tarihi olan 26/06/2024 tarihinden itibaren bakiye 134.638,82 TL'lik kısmına ise ıslah tarihi olan 02/04/2026 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE, 3-Harçlar kanunu gereğince kabul edilen değer üzerinden alınması gereken toplam 9.309,92-TL harçtan daha önceden ödenen toplam 3.604,02-TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 5.705,90-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T.'ye göre hesaplanan 45.000,00-TL nisbi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T.'ye göre hesaplanan 45.000,00-TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan; 60,80-TL Vekalet Harcı, 427,60-TL Başvuru Harcı, 3.604,02-TL Peşin/Nisbi Harç olmak üzere toplam 4.092,42-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan; 25.000,00-TL Bilirkişi ücreti, 232,00 TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar olmak üzere toplam 25.232 TL yargılama giderinin kabul red oranı (%72,75 kabul oranı) dikkate alınarak 18.356,28 lik kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye 6.875,72 yargılama giderinin ise davacı üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 9-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde HMK’nun 333. maddesi uyarınca yatırana İADESİNE, 10-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk ücreti olan 3.600,00 TL'nin kabul ve red oranına göre hesaplanan 981,00-TL'sinin davacıdan, bakiye 2.619,00-TL'nin ise davalıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalı vekilinin yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 05/05/2026
Katip ...... ☪e-imzalıdır.☪ Hakim ...... ☪e-imzalıdır.☪