İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/74 E. 2026/104 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/74
Karar No
2026/104
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/74 KARAR NO : 2026/104

DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/03/2023 KARAR TARİHİ : 05/05/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Tekstil sektöründe ticari faaliyette bulunan ------yetkilisi ve tek ortağı müvekkil --- Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde esas unsuru "----" olan 17.06.2020 başvuru tarihli, ----- tescil numaralı, 10. sınıfa kayıtlı -----"; 29.03.2021 başvuru tarihli, ---- tescil numaralı, 09/35. sınıflarına kayıtlı ----"; 08.12.2020 başvuru tarihli,---- tescil numaralı, 10. sınıfa kayıtlı -----" ve 08.12.2020 başvuru tarihli, ---- tescil numaralı, 10. sınıfa kayıtlı "------" ibareli tescilli ve koruma altında olan markaları bulunduğunu, müvekkili davacının tescilli "----" markası ile kendisinin ürettiği veya davalı ----- gibi anlaşmalı olduğu bazı fason firmalara ürettirdiği koruyucu tulumların, kısa bir süre ticari ilişki içerisinde olduğu ihracatçı firma davalı ----- ülkelerinde mukim yabancı firmalara satışını yaptığını, müvekkili davacının imal ettiği veya ettirdiği tescilli markalı koruyucu tulumları, ihracatçı davalı ---- teslim etmekte, davalı ---- sözü edilen markalı ürünlerimizin yabancı firmalara ihraç ve satış işlemlerini gerçekleştirmektedir. Bu durum bir süre devam ettikten sonra müvekkil davacı ile davalılar ---- arasındaki ticari ilişki son bulmuştur. Müvekkil davacının diğer davalı fason firmalar----- ile herhangi bir ticari ilişkisi olmadığını, fikir ve eylem birliği içerisinde birlikte hareket eden kötü niyetli davalıların ---- ve ----- müvekkilin izin ve onayını almaksızın fason üretim yapan diğer kötü niyetli davalı firmalarla anlaşarak, koruyucu tulumların ambalajı da dahil olmak üzere neredeyse tüm hususiyetlerini ihtiva eden birebir aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini imal ederek ya da ettirerek, müvekkili davacının ----- tescil numaralı markasını da aynen iktibas edip kullanmak suretiyle, müvekkilin ticari faaliyette bulunduğu yabancı firmalara satış ve ihracatını yaptığının, taklit markalı ürünlerin üreticisi olduğumuz zannıyla yabancı firmadan gelen olumsuz geri bildirimle (ayıp ihbarı) öğrenilmesi üzerine, tarafımızca derhal işin iç yüzü araştırılmış ve 30.11.2020 tarihinde ----- Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat edilerek, kötü niyetli davalılar hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, makamca başlatılan soruşturma kapsamında, ----- Gümrük Müdürlüğü sahasında, dava dışı taşıyan-----plakalı tır ve dorseye -tam da gümrüğü terk etmek üzereyken- müdahale edilmiş ve araçta yapılan aramada tespit edilen binlerce ürüne (1 kalemde 820 kap, 8.200 kg, 41.000 adet koruyucu tulum), ---- Gümrük Muhafaza ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince el konulduğunu, ---- Cumhuriyet Başsavcılığınca ----- soruşturma numarasıyla yürütülen soruşturmada, gümrükte el konulan ürünlerin marka taklidi olup olmadıkları, marka taklidi iseler müvekkil şikayetçinin hak sahibi olup olmadığı vs. gibi hususlarda marka uzmanından rapor alındığını, marka uzmanı/endüstri mühendisi ---tarafından hazırlanarak ilgili soruşturma makamına sunulan 08.01.2021 tarihli Bilirkişi Raporu'nda sonuç olarak; "1- --- Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğünde sayın Başsavcılığınız için ayrılmış 3 adet ürün, müşteki vekilinden temin edilen 1 adet orijinal ürün ile karşılaştırmalı olarak incelenmiş olup, Türk Patent ve Marka Kurumu resmi sitesinden yapılan araştırmalar ile iş bu rapor düzenlendiğini, suça konu --- markalı 3 adet --- model-olan medical Koruyucu Tulumun ambalajı üzerinde müşteki---- adına ----- numarası ile tescilli ¸markasının aynısının İKTİBAS EDİLEREK kullanıldığını, Türk Patent ve Marka Kurumu resmi sitesinden yapılan araştırmaya göre; ---- markası 10. emtia (medikal malzemeler) sınıfında Müşteki----- adına tescilli olduğu ve 17.06.2020 tarihinden bu yana Müşteki ----Türkiye sınırları içerisinde 10.emtia sınıfında tek hak sahibi olduğunu, şüpheli ---- tarafından eklenmiş alt faturalar incelendiğinde; şüpheli ---- ait 26.11.20020 tarihli e-faturalı ürünleri ile içerik, tarih ve adet olarak suça konu ürünlerin uyumlu olduğu, ---- isimli firmadan satın alınan ürünlerden olabileceğini, üretim tarzıyle bu ürünlerin marka taklidi üretilen ----- markalı koruyucu tulumlardan oldukları, aldatıcı özelliklerinin bulunduğu," görüş ve kanaatine varıldığını, keza aynı gün, tarafımızca ----- Cumhuriyet Başsavcılığına da müracaat edilmiştir. Makamca başlatılan soruşturma kapsamında, fason üretim yapan ve taklit markalı koruyucu tulumları imal eden davalı firmalar ---- ilindeki fabrika veya imalathane adreslerinde 01.12.2020 tarihinde yapılan aramalarda tespit edilen -el koyma tutanakları, şikayet ve beyan dilekçelerimiz ile bilirkişi raporunda ayrıntıları mevcut olan- çok sayıda taklit markalı ürüne (koruyucu tulum, koli, ambalaj) emniyet güçleri tarafından el konulduğunu, devam edegelen süreçte, soruşturma makamlarının karşı yetkisizlik kararları ilgili mahkemece nihayete erdirilmiş olup; davalılar hakkındaki derdest soruşturma halihazırda ---- Cumhuriyet Başsavcılığınca ----- soruşturma numarası üzerinden yürütülmektedir. Yine, önemle belirtmek gerekirse, müvekkil davacıya yabancı firma tarafından yapılan ayıp ihbarı ki bu husus eylemin mükerrerliğini ortaya koymaktadır- ile aramalarda ele geçirilen ürün ve materyallerden de kolaylıkla anlaşılacağı üzere, davalıların işbu davaya konu hukuksuz eylemi müteaddit kez gerçekleştirdikleri kesinlik derecesinde kuvvetle muhtemel olduğundan, sair haksız ve suç teşkil eden eylemlerinin de tespiti amacıyla, savcılık makamından soruşturmanın genişletilmesi (tevsii tahkikat) talep edildiğini, fikir ve eylem birliği içerisinde birlikte hareket eden kötü niyetli davalıların, 6769 sayılı SMK'nın 7 ve 29. maddelerinde belirtilen hukuka aykırı eylemlerle, müvekkil davacının tescilli marka hakkına tecavüz ettikleri, iktibas veya iltibasa yol açacak şekilde markasını kullandıkları, imal ettikleri taklit markalı ürünlerin satış ve ihracatını yaptıkları, soruşturma kapsamında toplanan deliller ve 08.01.2021 tarihli bilirkişi raporuyla sabittir. Nitekim, davalıların hukuka aykırı ve suç oluşturan eylemleri, fikri haklara tecavüzün yanı sıra, haksız rekabet de (6102 sayılı TTK m. 54 vd) teşkil etmektedir. Zira, davalılar aldatıcı, hileli ve iyi niyetle bağdaşmayacak eylemlerde bulunmak suretiyle, müvekkille rekabet ederek, haksız menfaat temin etmektedirler. Yargıtay'ın müstakar kararları gereğince, marka hakkının ihlali durumunda, hem marka hakkına hem de haksız rekabete dayanılarak dava açılabilmektedir. (Yargıtay ---- davalıların müvekkiline verdikleri maddi zararların kapsam ve miktarının belirlenebilmesi, ticari defterlerini ve sair belgeleri dosyaya sunmaları ile mümkün olacağından, SMK'nın 150/3, TTK'nın 82 vd., HMK'nın ilgili hükümleri dikkate alınarak, bu hususta tensiben hüküm kurulması talep edildiğini, kar kaybı ve yoksun kalınan kazanç miktarlarının bu aşamada tarafımızca belirlenebilmesi imkansız olduğundan, 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesi uyarınca, bu taleplerle ilgili olarak belirsiz alacak davası ikame edilmiştir. Ayrıca yoksun kalınan kazancın SMK'nın 151/2-a maddesi "Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir" hükmü dikkate alınarak belirlenmesi talep edildiğini, Yargıtay ----. HD'nin 04.11.2020 tarih,----sayılı kararlarında açıklandığı üzere, işbu uyuşmazlık zorunlu arabuluculuk kapsamında yer almadığından, dava açmadan önce arabulucuya müracaat edilmediğini, SMK'nın 156/3. maddesi gereğince, işbu davanın, müvekkil davacının yerleşim yeri mahkemesi olan, mahkemeniz nezdinde ikame edilmesi tercih edildiğini beyanla müvekkillerinin uğradığı zarar miktarının belirlenebilmesi için, sınai mülkiyet hakkının kullanılması ile ilgili belgelerin, ticari defterlerin davalılar tarafından dosyaya sunulmasına, davanın kabulüne, davalıların eylemlerinin müvekkilin davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile, tecavüzün önlenmesine ve durdurulmasına, davalıların tecavüz tarihinden itibaren ticari avans faizi işletilerek 1.000,00 TL kar kaybı ve 1.000,00 TL yoksun kalınan kazanç alacağına müştereken ve müteselsilen mahkum edilmelerine, (Belirsiz alacak davası), (Yoksun kalınan kazanç için SMK m. 151/2-a), davalıların tecavüz tarihinden itibaren ticari avans faizi işletilerek 100.000,00 TL manevi tazminata müştereken ve müteselsilen mahkum edilmelerine, tecavüz oluşturan ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçların elkonularak imha edilmesine, taklit markalı ürünlerin ihracının yasaklanmasına, kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla özet olarak ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

DAVAYA CEVAP: Davalı-----vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların "------" ibaresiyle alakalı olarak ihlalin yapıldığını iddia ettikleri 30.11.2020 tarihi itibariyle anılan markalar üzerinde dava konusu koruyucu tulum sınıfıyla alakalı hiçbir hak sahiplikleri bulunmadığını, kaldı ki davacılardan ----- aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, zira dava dilekçesine bakıldığında mahrum kalınan kazanç ve kar kaybı noktasında---- aktif husumet ehliyetinin bulunduğunu, bu nedenle davacı vekilinin hangi talebi hangi müvekkili yönünden istediğini açıklaması gerektiğini, --- Cumhuriyet Başsavcılığının ----- soruşturma sayılı dosyasında dava konusu olaylara ilişkin gerekli bilgi ve belgeler bulunduğunu, gerek taraf, gerek tanık ifadelerine bakıldığında müvekkili şirketin diğer davalılarla faturalı ve mevzuata uygun bir ticaretinin olduğu, mal alıp mal sattığını, müvekkili şirketin hiçbir şekilde diğer davalılara "----" ibareli tulum siparişi vermişliği söz konusu olmadığını, sadece------ tulum satın aldığını ve ihraç ettiğini, müvekkili şirketin davacılardan --- birçok kez ürün satın alıp ihraç ettiğini, hiçbir şekilde ----- markasıyla alakalı olarak ürün ürettirmediğini veya sahte olarak üretilen ürünleri satmadığını, dava dilekçesinde sunulan ----- Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporunun da eksik ve hatalı olduğunu, zira davacı ----- bir üretim standardı bulunmadığını, birçok fason üreticiye ürün ürettirmekte ve bunu da farklı farklı poşet ve kolilere koyarak sattığını, dolayısıyla orijinal ve taklit olarak tespit edilen ürünlerin poşetleri de ------ gönderilmiş olan ürünler olduğunu, buna ilişkin tüm faturalar, irsaliyeler mevcut olup tüm bunlar davacılar kötüniyetli ve haksız olarak işbu davayı açtıklarını kanıtlar nitelikte olduğunu, müvekkili şirket ----. arasında süregelen ticaretin temel taşı koruyucu tulum olduğunu, zira Covid-19 pandemisinde tüm dünyada markasına bakılmaksızın belirli seviyede koruyuculuk maske, tulum ve sair ekipmanların talep gördüğünü, dolayısıyla müvekkili şirketten talep edilen tulumların "-----" olup olmamasının hiçbir önemi bulunmadığını, anılan poşet veya paketlerin üzerinde ------yazmasının bir önemi bulunmadığını, koruyucu tulumun kendisinin talep gördüğünü, davacıların davalılara husumet yönelttiği 30.11.2020 tarihli olayla alakalı olarak kar kaybı ve yoksun kalınan kazancı söz konusu olmadığını, mahkeme aksi kanaatte olsa bile müvekkili şirketin bu kalemlerden sorumluluğu söz konusu olmadığını, ayrıca işbu davanın maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden dava şartı arabuluculuğa tabi olduğunu, davacılara bu talepleri yönünden arabuluculuk son tutanağının sunulması bakımından 1 haftalık süre verilmeli akabinde sunulmaması halinde dosyanın maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden tefrik edilerek bu kısmının usulden reddedilmesi gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.

Davalı ----- vekili cevap dilekçesinde özetle; Açılan davanın müvekkillerinin taraf sıfatı bulunmayıp davacının iddia ettiği hususlar gerçeği yansıtmadığından HMK md. 114 vd. maddeleri gereğince husumet itirazında bulunduklarını, ayrıca her ne kadar davacı, davasını müvekkillerden ---- firmasına da yöneltmişse de tarafların işbu davaya konu olan uyuşmazlık konusu olayla ilgili ticari ilişkisinde müvekkili ---- taraf olmayıp davacı ---- firmasının talebi ve talimatı doğrultusunda üretilen ve satılan ürünlerin üretimini de kendisi yapmadığını, ------. Firmasının lokasyonu ve firmalar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı yardımlaşma mevcut olsa da işbu davada müvekkili -----husumet yöneltilmesini kabul etmediklerini, bu hususta davanın her iki müvekkil şirket yönünden de husumet yokluğu nedeniyle ve mahkemece re'sen dikkate alınacak tüm dava şartı eksiklikleri kapsamında reddini talep ettiklerini, HMK md. 116 kapsamında ilk itirazlarımızın olduğunu belirterek davanın yetkisiz mahkemede açıldığını zira davalı şirketlerin merkezlerin/yerleşim yerlerinin --- olması nedeniyle HMK md. 6 bağlamında HMK md.7/1 gereğince genel yetkili mahkemenin davalıların merkezleri olan ---- olması gerektiğinden yetki itirazımızın da değerlendirilmesini talep ettiklerini, 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi gereğince konusu bir miktar alacak ve tazminat olana davalar yönünden arabuluculuğa başvurulmasının dava şartı olduğu açıkça düzenlendiğini, her ne kadar dava dilekçesinde istisnai Yargıtay kararları paylaşılmışsa da son dönem Yargıtay uygulamada görüş değiştirmiş olup davacının tazminat yönünden talepleri arabuluculuk dava şartına tabi olduğunu, zira davacının söz konusu talepleri birbirinden bağımsız nitelikte asli taleplerdir ve ayrı ayrı dava konusu yapılabildiğini, bu noktada SMK m.149/1,ç hükmünde düzenlenen sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle ileri sürülecek maddi ve/veya manevi tazminat taleplerinin dava şartı arabuluculuk kapsamında yer aldığı konusunda bir tereddüt bulunmadığını, davacının tek davada birden çok asli talebini davaların yığılması kapsamında talep etmiş olmakla bu taleplerin tümü birbirinden bağımsız, eşdeğer ve aynı derecede öneme sahip olduğunu, her bir talep farklı edimlerin gerçekleştirilmesine yönelik olduğunu, bu yapıda görünüşte tek dava ve tek hüküm olsa da aslında talep sayısı kadar dava ve hüküm bulunduğunu, her bir talep için vakıaların ayrı ayrı belirtilmesi, ispat edilmesi davacı bakımından bir zorunlulukken; taleplerin tümü hakkında ayrı ayrı karar verilmesi ve bunların hüküm fıkrasında gösterilmesi de mahkeme bakımından bir zorunlu olduğunu, bu bağlamda dava şartları da her bir talep bakımından ayrı ayrı belirlendiğini, dolayısıyla davacının atıfta bulunduğu kararlar kanunda öngörülmemiş bir dava şartının fiilen uygulanması sonucunu doğuracağı için ve bu şekildeki davalarda arabuluculuğun uygulanmasından kaçınmak için tespit gerekmeyen hallerde dahi tespit talep edilerek arabuluculuk yönünden kanunu dolanmak söz konusu olacağından bu durum hukuka aykırı nitelik taşıyacağını, bu kapsamda mahkemece HUAK m.18/A/2 hükmüne göre; davacıya, son tutanağın sunulması için bir haftalık kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içinde eksikliğin giderilmemesi hâlinde tazminat talepleri yönünden HMK m.167 hükmüne göre davanın tefrik edilmesi, dava şartı zorunlu arabuluculuk kapsamına girmeyen taleplerin devam etmes, zorunlu arabuluculuk kapsamına giren talepler yönünden ise dosyanın tefrik edilerek bu davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, esasa ilişkin öncelikle kabul anlamına gelmemekle birlikte talepler yönünden maddi hukuktan kaynaklanan zamanaşımı def'inde bulunduklarını, somut olaya değinmek gerekirse davalılar her ne kadar marka hakkına tecavüz edildiğinden bahisle dava açmışsa da müvekkili şirketler ve davalı-----) firması arasında uzun süredir devam eden ticari ilişki olmasına rağmen ve dava konusu yapılan ürünler davacı ---- firması tarafından müvekkil ---- firmasına ürettirilip satışı noktasında da bilgi sahibi iken müvekkil şirketin davacıdan olan alacağını talep etmesine rağmen ödeme yapmaması sonrasında --- İcra Dairesinde ----- esas numaralı dosya ile başlatılan İcra takibi nedeniyle taraflar arasında husumet oluşması sonucunda davacının kendi talebi ve onayı ile üretilen ve satışa sunulan ürünler için muvafakati ve talebi yokmuşcasına şikayet yoluna giderek müvekkil şirket tarafından başlatılan İcra takibine karşılık olarak işbu davayı ikame etmesi de kötüniyet taşıdığını, müvekkili----- firması ile davacı firma arasında aynı şekilde ve şartlarda üretim talep edilmiş ve bedeli karşılığında davacı firmaya ürünler daha önce de satılmış olup davacı hem talep ettiği önceki ürünlerin bedelini ödememişken işbu davaya konu ürünler için de müvekkilinden zararına satış yapmasını beklediğini, davacının müvekkili ------- firmasına ürettirdiği ürünleri satın almayıp bu ürünlerin adet başı ücreti konusunda da taraflar arasında anlaşmazlık oluşması nedeniyle davacı satışa hazır ve paketlenmiş haldeki ürünleri son dakika almaktan vazgeçmesi nedeniyle ürünler müvekkil şirketin elinde kalmış olup oluşan zararın giderilmesi için davacı firmayla görüşmesi sonrasında davacı ürünleri istediği fiyata istediği yere satabileceğini belirtmesi üzerine davacı oluşan zararı gidermek adına üretilen ürünleri yine davacının çalıştığı bir diğer firmaya satmak konusunda müvekkil şirketi yönlendirdiğini, davacının her ne kadar marka hakkına tecavüz edildiği gerekçesiyle dava açmışsa da soruşturma dosyasında yer alan ve dosyada sunulacak olan belgelerden ve ayrıca davacının kendi beyanıyla taraflar arasında süregelen ticari ilişkinin olduğu aşikar olup kendi talebi doğrultusunda yaptırdığı ürünlerin sahte olduğundan bahisle müvekkil şirketler hakkında işbu davayı ikame etmesi anlaşılabilir olmadığını, davacı tarafından dava dilekçesi EK'inde delil olarak dayandığı soruşturma dosyasından alınma bilirkişi raporunun marka hakkına tecavüz olarak değerlendirmeye elverişli bir rapor olmadığını, çünkü zaten davacının belirli bir renk, şekil ve düzene sahip tasarımı olmayıp birçok firmaya farklı farklı şekillerde ürün ürettirmekteyken tescilini talep ettiği son şekildeki marka tasarımının değerlendirilerek üretimini talep ettiği diğer ürünlerdeki şekillerin sahtelik iddiasına konu olması şaşırtıcı olduğunu, zaten davacının 'CE' belgesi almak için başvurduğu ürün ile soruşturma dosyasına orjinal ürün nitelemesiyle sundukları ürün dahi farklı modellemede olduğunu, bu çerçeveden bakıldığında firmanın yıllardır fason olarak ürettirdiği ürünler üzerindeki farklı farklı şekil ve düzene sahip ürünlerin tamamı için sahtelik iddiasıyla dava açıp son şekliyle tescil talep ettiği marka şablonuna uymadığından bahisle çalıştığı tüm firmalardan tazminat talep etmesinin önü açık olmadığını, dolayısıyla dava konusu olaydaki somut durumla davacının iddiaları hiçbir şekilde uyuşmadığını, her ne kadar davacının kendi markasının sahtesinin yapıldığından ve marka hakkına tecavüz edildiğini iddia etmişse de müvekkil şirketler dünyaca ünlü ve herkes tarafından bilinirliği olan markalarla yıllardır çalışmakta olup bu markaların ürünlerini taklit etmeyip 'marka bilinirliği' olmayan bir markanın adının kullanılarak sahte ürün yapıldığı iddiası gerçeklikten ve mantıktan uzak olduğunu, zira birçok dünyaca ünlü markaya yıllardır ürün üreten bir firma, kendi itibarını zedeleyerek hiçbir tanınırlığı olmayan bir markanın sahtesini üretmek gibi mantık dışı bir riske girmeyeceğini, bunun yanında yine sahte ürün üreten bir firmadan, ürün sahibi firmanın çalıştığı lojistik firmasını ve şahısları tercih etmesini beklemek de olanak olduğunu, dolayısıyla dosyadaki yazılı belgeler bir kenara bırakılsa dahi nereden bakılırsa bakılsın iddia edilen durumla somut olay uyuşmamakta ve hayatın olağan gerekleriyle de çeliştiğini, davacı tarafın kendi marka isimlerinin kullanılarak tulum üretildiğini iddia etmişse de soruşturma dosyasındaki incelemelerde de açıkça görülmektedir ki tulumlar üzerinde herhangi bir marka ibaresi bulunmamakta olup marka hakkının kullanılma kastıyla hareket edildiği varsayımında bu markanın tulumlar üzerinde olması gerekecekken satışa konu esas ürün tulum olmakla birlikte bu tulumlar üzerinde herhangi bir marka ibaresinin bulunmadığı da ihtilaf dışıdır. Zaten davacı kendi markasının basılı olduğu jelatin, poşet ve kolileri de davalı müvekkile kendisi göndermiş olup bunlara dair bir kısım sevk irsaliyesi de bulunduğunu, buradan çıkarımla davacının ürünler üzerindeki poşet, kolileri vesaire paketleme araçlarını kendisi göndermişken ve ayrıca talep ettiği tulumlarında üzerinde kendi markasına ait hiçbir ibare yokken marka hakkına tecavüz edildiğini iddia etmesi anlaşılabilir olmadığını, davacının markasının kullanılmadığını müvekkilin bu markayı kullanmaktan bir çıkarı olamayacağından kullanma gibi bir teşebbüsünün dahi olmadığını vurgulamak gerektiğini, davacının manevi tazminat yönünden taleplerinin de, marka hakkına tecavüzün olması bir yana müvekkilin böyle bir girişiminin dahi olmaması nedeniyle ve ayrıca müvekkilin davacıdan olan alacağı talep etmesi sonrasında taraflar arasında çıkan ve İcra Dairesine de yansıyan uyuşmazlığın ardından kötüniyetli olarak işbu davayı ikame ettiği açık olduğundan ve bu sebeple davacı nezdinde hiçbir alacak talebi gündeme gelemeyeceğinden manevi tazminat dahil tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının dilekçesinde bahsettiği İlan talebine ilişkin olarak haklı bir nedenin veya menfaatinin bulunması gerektiği kanuni düzenlemeden kaynaklandığını, davacının markasının tanınmış bir marka olmadığından veya isminin kullanılmasının herhangi bir katma değeri olmayacağından ilan edilmesinin de herhangi bir amacı bulunmadığını, davacının bir talebinin olamayacağı gibi bu şekilde kötüniyetli davranışları nedeniyle müvekkil şirketlerin ticari itibarına da zarar verdiğini, bu itibar kaybı nedeniyle müvekkilinin uğrayacağı maddi ve manevi zararlar dahil tüm dava talep haklarını saklı tutarak davanın reddini talep etmiştir.

TARAFLAR ARASINDAKİ UYUŞMAZLIK:Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı adına tescilli --- markasına ait ürünlerin iltibas oluşturacak şekilde üretim ve pazarlanması suretiyle davacının marka hakkına tecavüz oluşturulup oluşturulmadığı, yine bu durumun haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturması halinde maddi ve manevi tazminatın gerekip gerekmeyeceği noktasında toplandığı anlaşılmıştır.

UYUŞMAZLIK HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER: Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, ön inceleme duruşması sonrası dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile, uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip deliller toplanmıştır. Dosyaya Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtları getirtilmiş olup, incelendiğinde; --- tescil numaralı ----- markasının 07 ve 09. sınıflarda ----- adına 25.05.2016 tarihinde, ----- tescil numaralı ----markasının 07 ve 09. sınıflarda ------ 25.05.2016 tarihinde, ---- tescil numaralı --- markasının 10. sınıfta 26.01.2022 tarihinde davacı --- adına, ---- tescil numaralı ----- markasının 10. sınıfta 02.12.2020 tarihinde davacı ----- adına tescil edildiği anlaşıldı. ----- Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen 30.03.2023 tarihli yazı cevabında; " ticaret sicilinin ---- sicil numarasında kayıtlı bulunan ve kaydı halen devam eden ---- ŞİRKETİ, ticaret sicilinin ----- sicil numarasında kayıtlı bulunan ve kaydı halen devam eden----ŞİRKETİ ve ticaret sicilinin ---sicil numarasında kayıtlı bulunan ve kaydı halen devam eden ------ ünvanlı şirketlerin ilgi yazınızda istenilen tüm bilgilerinin yer aldığı kuruluşlarından bu yana tüm sicil kayıt bilgilerini (şirketin genel kurulları, hisse devirleri, pay durumları, pay defterleri, ortakları, yetkilileri, faaliyet alanlarını içerir şekilde) içeren belge ve evrakların yer aldığı ilgili 3 ayrı şirketin tüm dosya, elektronik ortama (DVD) aktarılmış olup ilgili DVD yazımız ekinde gönderilmektedir." şeklinde cevap verilmiştir. ----- Ticaret Odasından gelen 30.03.2023 tarihli yazı cevabında; "Müdürlüğümüzün ----- sicil numarasında kayıtlı ----- ŞİRKETİ hakkında karşılanabilenler aşağıda belirtilmiştir. Ticaret Sicili Durumu: Aktif, Kuruluş Tarihi: 16-03-2017, Firma Adres Bilgisi:----Elektronik Tebligat Adresi: ------, Şirketin kuruluş tarihinden itibaren tüm değişikliklerini içerir dosya sureti hazırlanmış olup, ekte sunulmuştur. Eski Unvanı: ------ ŞİRKETİ" şeklinde cevap verilmiş eki ----- dosyası dosyamıza gönderilmiştir. ----Asliye Ceza Mahkemesinin ----- Esas sayılı dosyasına ait kesinleşme şerhli gerekçeli kararı dosyamıza celb edilip incelenmiş, bu dosyada ------Hakkında marka hakkına tecavüz suçundan dava açıldığı, yargılama sonunda fason imalata konu ürünlerin imalatı yaptıran tarafın izni ile satıldığı ve ihraç edildiğine dair tanık beyanları, Tutanaklar, mesaj kayıtları, tanık beyanları, faturalar, icra dosyası, sevk irsaliyeler dikkate alındığında suçun unsurlarının oluşmadığı, alacak ve icra takibiyle bağlantılı, hukuki ihtilaf olduğu ve suçun unsurları oluşmadığından sanıkların CMK 223/2-a maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlarına, şirkete ait olduğu belirtilen tulumların ----- iadesine" dair karar verilmiş ve verilen bu Karar --- Bam ----. Ceza Dairesinin-----sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek 07.01.2026 tarihinde kesinleşmiş olduğu görülmüştür----C. Başsavcılığı'nın --- Sor. Sayılı dosyası celp edilip incelenmiş, dosyada aldırılan bilirkişi raporunda; 04.11.2020 tarihli ---- tarihli irsaliye ile; şikayetçi ---- tarafından diğer şüpheli --- firmasına ; 30.000 adet--- ,860 adet -----koli ve 8920 kg kumaş gönderilmiş olduğu, 26.11.2020 tarihli e-faturada Şüpheli ---- firması tarafından şüpheli ----- firmasına düzenlemiş faturada; toplam 41.000 adet koruyucu tulum satış faturası olduğu, fatura üzerinde marka bilgisi bulunmadığı , Yukarıdaki şüpheli faturaları incelendiğinde; --- nolu ---- Refakat Belgesi muhteviyatı ----- plakalı tır aracında yapılan aramada ele geçen 820 kap ve 8.200 kg. 41.000 adet Koruyucu Tulum cinsi eşyaların 26.11.2020 tarihli fatura (şüpheli ----- firması tarafından şüpheli ---- firmasına satışı yapılan ) koruyucu tulum faturası ile tarih ve adet olarak uyumlu olduğu, ürünler üzerinde ----- numarası ile tescilli ------+şekil markasının aynısının iktibas edilerek kullanıldığı tespit ve rapor edilmiştir. Davalı---- beyanında : "Ben Hekimim, davalı ----- sağlık ürünleri konusunda danışmanlığını yaparım, pandemi döneminde medikal ürünü alışverişi hızlı bir sürkülasyon içerisinde yapılıyordu, bir müşetirimiz bizden mal isteyince dava konusu ürünlerin --- firmasında olduğunu öğrendik, ticari ilişki kuruldu, ---- bu malların kendisine ----- şirketi tarafından yaptırıldığını, aralarında alacak sorunu oluştuğunu, üretilen malları ----- almadığını, "ne yaparsanız yapın" şeklinde kendilerine sözlü olarak ---- firması tarafından söylendiğinde davalı ----- bu malların satışını yaptığını söyled, --- bu ürünleri alıp yurt dışına sattı, hatta Gümrükte bu ürünler durduruldu, daha doğrusu Gümrükçe mühürlenen tır beklediği garajda durdurularak mühürler açıldı, içindeki ürünlere bakılıp video çekildi, bu videonun yayınlanması üzerine yurt dışındaki alıcı firma bize izin olup olmadığını sordu, bizde bunun üzerine ---- firması ile görüştük, ---- firması ürünlerin kendilerine ait olduğunu, pazarlama haklarının bulunduğunu söyledi, ayrıca davacı ile de ben görüştüm, ---- ile aralarındaki problemi bizim ile alakası olmadığını ve ürünlerin bizim gönderebileceğimizi söyledi bunun üzerine biz ürünleri yurt dışına gönderdik, davacı aralarındaki problemi ---- şirketi ile çözeceğini söyledi, bizimle aralarında herhangi bir promlem olmadığını belirtmişti, bunun üzerine biz malları ihraç etmek istedik ancak mallara Gümrük te el konuldu, gönderemedik. Bizim aynı ürünlere ilişkin ---- firması ile dava konusu olay öncesinde alış verişimiz vardı, bu satış sırasında da ----- arandı, " ürün elimizde yok, 2-2,5 ay sonra ancak teslim edebileceklerini" söylediler, o dönem pandeminin sonları yaklaşıyordu, pandeminin 2. Yılı idi, dolayısı ile üretim azalmıştı ve üreticiler ellerinde stok bulundurmuyordu." Şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı ---- tanığı --- beyanında: "Ben ----- kozmetiğin sahibiyim, davalı ---- eski adı ----- firmsası ile ticari ilişkimiz vardır, Pandemi döneminde yoğun bir maske, tulum ve buna benzer ürün talebi oluşuyordu, bu dönemde biz de önceki ticari ilişkimiz sebebi ile yurt dışından olan talepleri ----- Firmasına ilettik, stok ürün bulmak zor oluyordu onlarda davalı ------ Şirketinde bu ürünlerin olduğunu ve oradan alıp satabileceklerini söylediler, ben yurt dışındaki şirket ile ------- şirketi arasında aracılık ettim, davalı ---- ürünleri ---- alıp yurt dışındaki şirkete sattı, benim o dönemde öğrendiğim kadarı ile bu mallar ---- şirketi tarafından sipariş edilmiş, daha sonra ----- şirketi ile ---- Şirketi arasında alacak verecek uyuşmazlığı oluşmuş, bu sebeple ---- tarafından mallar --- izni ile satıldığını ve ------ da bu şekilde aldığını biliyorum, bu bilgiyi ----- Şirketinin yetkililerinden duydum, satışa konu malların miktarını ve bedelini şuan hatırlamıyorum." Şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı tanığı --- beyanında: "Ben davalı şirket ----- sahibi olurum, gömlek, mont ve benzeri tekstil ürünleri üretiyoruz, daha önce ---- ve benzeri büyük firmalara üretim yapıyorduk, ancak pandemi zamanında bu kesildi, bunun üzerine pandemi zamanında kumaş alıp kendi üretimimiz olan tulum üretimi yaptık, 2 milyon kadar üretim yaptık, çoğunu sattık, geriye 180 bin adet mal kaldı, daha önceden tanığımızı ---- şirketi ile iletişime geçtik, onlar da bize " mal satıyoruz sizin elinizdeki malı alırız" dediler, 180 bin adet malda anlaştık, 110 bin adetini aldılar, 70-80 bin adetini almadılar, kendi koli ve poşetlerine koymuştuk, daha sonra bize bu mal satılmadı geri kalan 70-80 bin tane malı almayacağız nereye satıyorsanız satın dediler, bir müşteri geldi, biz de ---- satın dediği bu ürünleri sattık, ---- alacağımız vardı, çünkü 63 bin tane fason üretimi için anlaşma yapmıştık, ---- parasını ödemeyince icra takibi yaptık, bu sebeple husumet oluştu, onlarda kötü niyetli olarak bizi bu şekilde şikayet ettiler, oysa ki bütün koli ve poşetleri onlar vermişti, bu şekilde satmamıza da izin vermişlerdi, buna ilişkin ---- görüşmeleri ve diğer belgeleri dosyaya sunmuştuk. Ben ---- isimli şirketin yetkilisi olan ---- ve ----- isimli yetkilerle görüşmüştüm ve onlardan rızalarını almıştım. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, ayrıca tanıklık yaptığı için ücret talebim yoktur." Şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı tanığı --- beyanında: Ben -- isimli iş yerinin sahibi olurum, davacı --- sahibi olduğu ---- şirketi ile ---- şirketinin yetkililerini yakından tanırım, sürekli görüşürüz, bu iki şirket yetkilileri arasında tulum üretimi konusunda sözleşme yapıldığına şahit oldum, bu sektörde bir şirket başka bir şirkete fason üretim yaptırıyorsa bütün malzemelerini etiketlerini ve poşetlerini vermek zorundadır. Bu ürün pandemi döneminde kullanılan tek kullanımlık tulumdu, üzerinde bir logo ya da başka bir ibare yoktur, sadece paketlendiği kutuda ve jelatinde logo oluyordu, yani tulumların üzerinde herhangi bir marka veya ibare yoktur, tulumlar beyazdır, üzerinde yazı yoktur, ---- sipariş verdiği ürünlerin bir kısmını --- almadı, ----- aralarındaki anlaşma uyarınca üretim paralarını istedi, ---- bu ürünleri artık satamıyoruz siz geri kalan ürünleri ne yapıyorsanız yapın dedi, bu ürünlerin akıbetinin ne olduğunu, ---- tarafından piyasaya satılıp satılmadığını bilemiyorum, geri kalan ürünleri ne yapıyorsanız yapın diyen ----- şirketinin yetkilisi ---- beydir, ne yapıyorsanız yapın denildiği aşamada ----- elde kalan ürünlerin yarısını kolilemişti, yarısı da üretim bandındaydı, ----- tekstilin yetkilisi de siz böyle diyorsunuz ancak sipariş verdiğiniz ürünlerin yarısını koliledik, geri kalanı da üretim bandında diye ona gösterdi, Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, ayrıca tanıklık yaptığı için ücret talebim yoktur." şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı tanığı --- beyanında: "Ben --- ve ----- ortağı olurum, ---- şirketi bizim bir kısım üretimlerimizi alıp kendi etiketi ile satmak istedi ayrıca bize fason üretim siparişi de verdi, daha sonra pandemi döneminde bunlar satılamıyor diye almadılar, davacı şirket temsilcisi ----- bu ürünleri biz piyasa da satamıyoruz siz geri kalanını ne yapıyorsanız yapın dedi, ürettiğimiz tulumların üzerinde marka model ismi yazmıyor, düz beyaz tulumdur, ancak davacı bize koli ve jelatinlerini vermişti, biz de bunları kolileyip jelatinlemiştik, davacı temsilcisi geri kalan malları ne yapıyorsanız yapın dedi biz de onu bu izni ile satışa sunduk, fason üretimden olan paramızın bir kısmını davacı taraftan alamadık, icra takibi ile aldık, bu sebeple aramızda soğukluk oluştu, davacı da bu sebeple izin verdiği halde bizi şikayet etti. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, ayrıca tanıklık yaptığı için ücret talebim yoktur." şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı tanığı -- beyanında: " --- sahibi olurum, bu sektörde çalıştığım için davacı --- sahibi olduğu ---- ve ----giyimi tanıyorum, ----- şirketine fason üretim yaptı, ancak aralarındaki sözleşme konusunda bilgi sahibi değilim, Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, ayrıca tanıklık yaptığı için ücret talebim yoktur." şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı tanığı----- beyanında: "Ben tarafları tanıyorum, kovit döneminde ---- şirketi tulum üretimi yapıyordu, üretim yaptığı şirketle sorunlar çıkmış, ------ şirketi ile görüşmeye gittik, orada adının ------ olduğunu söyleyen yetkili biz anlaşma yaptık ancak bunun ödemesini yapamıyoruz, elinizdeki malları satabilirsiniz, biz de gerekirse müşterilere yönlendiririz dedi, ben de ona bu şekilde izin verirseniz bu aralarında yapılmış bir sözleşme sayılır ileride bir sorun çıkmasın dedim, o da " ne sorun çıkması biz kardeşiz " dedi, ---- alacaklı olduğu içi ----- şirketin icra takibi yaptık, ben ---- avukatlığını üstlendim, bu sebeple ---- şirketi yetkililerinin ---- şirketine elde bulunan ürünleri satması konusunda izin verdiğini biliyorum, -/---- çok samimi davrandı, taraflar da çok samimiydi, sorun çıkmayacağını düşündüğümüzü için yazılı sözleşme haline getirmedik, ancak ileride ---- borcunu ödemeyip icra takibi yapılınca böyle bir sorunla karşılaşıldı. Bize ait ürünlerin hepsini satabilirsiniz, bizim ürünlerimizi satmakta bizim açımızdan bir sakınca yoktur diye ---- yetkilisi beyanda bulundu, Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, ayrıca tanıklık yaptığı için ücret talebim yoktur." şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı tanığı --- beyanında: "Ben bu sektörde çalıştığım için tarafları tanıyorum davacı - sahibi olduğu ---- şirketi ---- isimli şirketine ürün siparişi verdi, ancak davacı şirket ücret ödemesinde sıkıntı yaşadı, davacı tarafın verdiği etiket ve ambalajlar içindeki ürünler davalı tarafça ücret karşılığında bir kısmını teslim etmedi, taraflar bu konuyu görüştüler aralarında anlaştılar, ------ ücret karşılığı teslim edilmeyen malları satması için ---- yetkililerine yetki verdi ve hatta onlara müşteri de bulup onları müşteriye yönlendirdi, ----- başka bir iş sebebiyle ---- borcu vardı, ----- alacağını alamayınca icra takibi başlattı, bunun üzerine davacı şirkette şikayet edip bu malların yakalanması ve toplanmasını istedi oysa bu malların satışını, ---- şirketinin ambalaj ve etiketlerinin kullanmasına kendisi rıza vermişti, ----- bu ürünlerin üretimi için üretilmesini istedi ancak kendisi satın almayınca bu malları başkası almayacağı ve ürünleri işe yaramayacağı için davacının rızası ile bu şekilde ambalaj ve etiketlerle satış yapıldı. Davalı ---- isimli şirket eski adı ----- , davalıya ürün ürettirmediler, ---- tarafından üretilip satın alınmayan ürünleri satın aldılar, --- - ürün ürettirmek için sözleşme yaptı, ancak anlaşmaya uygun fiyatları ödeyemedi davacı tarafından verilen etiketler ve kutular kullanılmıştı, bu durum karşısında bu malzemeler üzerinde etiket olan ve kutusu kullanılan şirket için daha değerli oluyor bu şirket almazsa başkalarının buna daha düşük fiyat verir, davacı bu durumu bildiği için fiyat kırmaya çalıştı, ----- bunu kabul etmedi aralarında bu şekilde anlaşmazlık çıktı ancak bu anlaşmazlığı oturup konuştular ve davacı bu ürünleri alamayacağını söyleyip bu etiket ve ambalaj ile satmasına rıza gösterdi, davacı bir kısım ücretleri ödemediği için ------ icra takibi başlatınca davacı sanki önceden bu işe rıza vermemiş gibi şikayette bulunarak baskı uyguladı. Dava konusu tulumlar tek tiptir, piyasada ambalajını ve etiketini gönderen kişiler bu etiketin tuluma yapıştırılmasını ister ve ambalajına yerleştirilir, yani tulum dizayn ve dikim yönünden davacı tarafından model olarak üretilmiş özel bir şekli yoktur, piyasadaki standart bir tulumdur, sadece davacı tarafından verilen etiketler bu tulumlar üzerine yapıştırıldı, bu etiketler söküldüğünde ise tulumlar tahrip oluyor, bu sebeple dikildikten sonra sökülmesi gibi bir durum söz konusu olmadı. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, ayrıca tanıklık yaptığı için ücret talebim yoktur" şeklinde beyanda bulunmuştur.

UYUŞMAZLIK HAKKINDAKİ YASAL DÜZENLEME: Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7, 7/2-b-c, 29. maddesi GEREKÇE: Dava. Marka hakkına tecavüzün tespiti ile men'i ile tecavüzün sonuçlarının ortadan kaldırılması, erişimin engellenmesine, tecavüzden kaynaklı maddi, manevi tazminat ve itibar tazminatı davasıdır. Davacı taraf -----" ana unsurlu adına tescilli markalar bulunduğunu, davalı tarafın daparsa şeklindeki markasal kullanımları bulunduğunu bu kullanımların davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunu ve bu kullanımların aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini beyan ve iddia ederek mark hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüzün men'i ve ref'i ile tecavüzün sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, bu tecavüz dolayısıyla oluşan maddi ve manevi zararlarının tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 29. Maddesinin (a) bendine göre, marka sahibinin izni olmaksızın markayı 7/2 maddede belirtilen biçimlerde kullanmak marka hakkına tecavüz olarak nitelendirilmiştir. Sınai Mülkiyet Kanununun 149. maddesinde marka hakkına tecavüz edilen marka sahibinin fiili tecavüzün olup olmadığının tespitini, muhtemel tecavüzün durdurulmasını, tecavüz fiillerinin durdurulmasını, tecavüzün kaldırılmasını, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir. Sınai Mülkiyet Kanununun 29. Maddesinin yollamasıyla SMK'nun 7/2-b maddesinde tescilli bir marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması marka hakkına tecavüz olarak tanımlanmıştır. Yine Sınai Mülkiyet Kanununun 149. maddesinde marka hakkına tecavüz edilen marka sahibinin fiili tecavüzün olup olmadığının tespitini, muhtemel tecavüzün durdurulmasını, tecavüz fiillerinin durdurulmasını, tecavüzün kaldırılmasını, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir. Markaların karıştırılma (iltibas) tehlikesi, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle, sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir. Diğer bir tanıma göre karıştırılma ihtimali, bir -tescilsiz- işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önce tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple ya aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesidir Yapılacak incelemede karıştırılma (iltibas) ihtimalinin araştırılmasına ilk önce markalar arasında ayniyet ya da benzerlik bulunup bulunmadığından başlanması gerekir. Bunun için de ilk önce markalar arasında ayniyet veya benzerlik ve daha sonra mal ve/veya hizmetler arasında ayniyet veya benzerlik olup olmadığı araştırılmalıdır. Burada iltibas tehlikesinin belirlenmesinde, benzerliğin vasat düzeydeki tüketicilerin ilk bakışta ürün veya hizmetin karıştırılmasına sebep olması veya karıştırma tehlikesinin bulunması ölçütü esas alınır. Ancak özel alıcı grubu olan hedef kitle de somut olayda nazara alınabilir. Bu açıklamalardan sonra dava konusu somut uyuşmazlık incelendiğinde; --- tescil numaralı --- markasının 10. sınıfta 26.01.2022 tarihinde davacı --- adına, ----- tescil numaralı ---- markasının 10. sınıfta 02.12.2020 tarihinde davacı --- adına tescil edildiği ve halen koruma altında bulunduğu, ----- C. Başsavcılığı'nın --- Sor. Sayılı dosyası dosyası ve----Asliye Ceza Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyasına ait kesinleşen dosyasındaki tespitler dikkate alındığında ----- nolu Transit Refakat Belgesi muhteviyatı ------ plakalı tır aracında yapılan aramada ele geçen 820 kap ve 8.200 kg. 41.000 adet Koruyucu Tulum cinsi eşyaların 26.11.2020 tarihli fatura (şüpheli ---- firması tarafından şüpheli --- firmasına satışı yapılan ) koruyucu tulum faturası ile tarih ve adet olarak uyumlu olduğu, ürünler üzerinde ---- numarası ile tescilli -----+şekil markasının aynısının kullanıldığı, bu kullanımın aynı davacı adına tescilli markalar ile 10. Sınıftaki emtialar yönünden birebir kullanım olduğu, bu hali ile davalıların ihracata konu ettikleri ürünlerin davacının marka hakkına ihlal oluşturacağı sabittir. Ancak Mahkememizce dinlenen tanıklar, ---- C. Başsavcılığı'nın ---- Sor. Sayılı dosyası dosyası ve ----Asliye Ceza Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyası ve davacı tarafın tek ortağı ve yetkilisi olduğu ----- şirketi tarafından davalı ---- firmasına ; 30.000 adet ---- jelatin ,860 adet ---- koli ve 8920 kg kumaş gönderimleri dikkate alındığında davacı tarafın tek ortağı ve yetkilisi olduğu ---- ile davalı ------ şirketi arasında fason üretim sözleşmesi olduğu, davalılar tarafından sunulan ve ----- C. Başsavcılığınca alınan raporda da açıklandığı üzere 22.10.2020 tarihli e-faturada davacıya ait firma tarafından davalı ----- firmasına düzenlemiş faturada; toplam 39.000 adet koruyucu tulum satış faturası olduğu, fatura üzerinde marka bilgisi bulunmadığı, 05.11.2020 tarihli e-faturada davacıya ait firma tarafından şüpheli ---- firmasına düzenlemiş faturada; toplam 37.000 adet koruyucu tulum satış faturası olduğu, fatura üzerinde marka bilgisi bulunmadığı, 07.11.2020 tarihli e-faturada davacıya ait firma tarafından davalı ----- firmasına düzenlemiş faturada; toplam 46.500 adet koruyucu tulum satış faturası olduğu, fatura üzerinde marka bilgisi bulunmadığı, bu hali ile davacı tarafın davalı ---- şirketine ürettirdiği ürünleri diğer davalı-----bazen kendi adına fatura ettirerek satışını yaptığı, dava konusu olayda ele geçirilen ürünlerinde bu kapsamda üretilen ve satışa konu edilen ürünler oldukları bu durumun ---- şirketi tarafından davalı --- firmasına ; 30.000 adet --- ,860 adet ----- koli ve 8920 kg kumaş gönderimleri ile de sabit olduğu, alınan tanık beyanları ile davacının bu ürünleri imal edildikten sonra teslim almadığı ve ödemeler konusunda taraflar arasında ihtilafın çıktığı, davalı ------ şirketine sözlü olarak bu ürünlerin satışını davacının ortağı olduğu şirketin borcuna mahsuben satabileceğini söylediği, bu durumun tanık beyanları ile de sabit olduğu, yine 26.11.2020 tarihli e-faturada Şüpheli---- firması tarafından şüpheli ----- firmasına düzenlemiş faturada; toplam 41.000 adet koruyucu tulum satış faturası olduğu, fatura üzerinde marka bilgisi bulunmadığı , Yukarıdaki şüpheli faturaları incelendiğinde; ---- nolu Transit Refakat Belgesi muhteviyatı ------ plakalı tır aracında yapılan aramada ele geçen 820 kap ve 8.200 kg. 41.000 adet Koruyucu Tulum cinsi eşyaların 26.11.2020 tarihli fatura (şüpheli --- Grup firması tarafından şüpheli --- firmasına satışı yapılan ) koruyucu tulum faturası ile tarih ve adet olarak uyumlu olduğu dikkate alındığında davalı taraf ------ şirketinin ürünleri ürettiği dönemde fason sözleşmesi dolayısıyla bu davalının fason üretim yaptığı tarihte, diğer davalı markasının kendi adına tescilli olduğu, dolayısıyla fason üretim yapılacak ürün ile ilgili hukuki ayıp bulunmadığı, diğer davalıların da fatura karşılığı ve davacının izni ile satın aldıkları ve davacı tarafça keşide edilen 22.10.2020, 05.11.2020, 07.11.2020 ta rihli faturalarla da ürünleri aldıkları ve davacı tarafa ait şirketin davalı ---- şirketine 30.000 adet --- jelatin ,860 adet ---- koli ve 8920 kg kumaş gönderimlerinin 04.11.2020 tarihinde olduğu dikkate alındığında bu ürünlerin fason üretim sözleşmesi kapsamında üretilen ürünler oldukları ve satışlarının yapıldığı kabul edilerek SMK'nın 152. Maddesi kapsamında Sınai mülkiyet hakkı korumasına konu ürünlerin, hak sahibi veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulmasından sonra bu ürünlerle ilgili fiiller kapsamında olduğu ve yine TMK'nın 2. Maddesi gereği herkesin haklarını kullanırken iyi niyetli hareket etmesi gerektiği, davacı tarafın fason üretim sözleşmesi kapsamında ürettirdiği ve teslim almadığı ürünlerin üretim bedellerine mahsuben satışına ticari teamül de dikkate alarak izin vermesi karşısında marka hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile dava ikame etmesinin dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağı dikkate alınarak davanın tüm davalılar yönünden tümden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli 732,00-TL harçtan, peşin alınan 179,90-TL'nin mahsubu ile bakiye 552,10-TL'nin davacıdan hazine yararına tahsiline, 3-Yargılama masraflarının davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden marka hakkına tecavüz talepleri yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 5-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden haksız rekabet talepleri yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 6-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden manevi tazminat talepleri yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 7-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden marka hakkına tecavüz talepleri yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 8-Gider avansının bakiye kısmının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesineDair; davacı vekili ve hazır olan davalı vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yasal 2 haftalık süre içersinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/74, K. 2026/104, T. 05.05.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-74-e-2026-104-k-6f55117ac69e