İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/397 E. 2026/57 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/397
Karar No
2026/57
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Türk Milleti Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR

ESAS NO : 2023/397 Esas KARAR NO : 2026/57

DAVA : Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) DAVA TARİHİ : 06/06/2023 KARAR TARİHİ : 28/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİHİ : 03/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı 17.05.1972 tarihinde tescil ile kurulan ... Şirketinde 06.09.1985 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, Eski TTK 312/2 md yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi ortaklardan oluşmasını, eğer pay sahibi olmayan bir kimse üye seçilirse pay sahibi sıfatını kazandıktan sonra göreve başlayabileceğini öngörmüş olduğunu, yine Yönetim Kurulu üyelerinden her biri itibari değeri şirket esas sermayesinin en %1 ne eşit miktarda pay senetlerini, teminat olarak şirkete vermeye mecbur olduğunu (m. 313/1). bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere davacının 06.09.1985 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısından itibaren pay sahibi olduğuna ilişkin herhangi bir tereddüt bulunmadığını, 15.09.1986 toplantı tarihli yönetim kurulu kararında davacı şirketin konu ve amacına uygun tüm işlemleri başından sonuna kadar ifa ve icraya, şirket yönetim kurulu başkanı ... ve yönetim kurulu üyesi ... ile birlikte münferiden yetkili kılındığını, 08.01.1987 tarihinde unvan değişikliği ile ... Şirketi adını alan ... Şirketinin 13.05.1987 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul toplantısında davacının tekrar idare meclis üyeliğine seçilmiş olup pay sahipliğinin sürdüğü açık olduğunu, 05.02.1988 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan ilanda görüleceği üzere, davacının ortağı olduğu ... Şirketi genel kurul kararıyla tamamı ödenmiş olan 48.000.000 TL sermayesini 52.000.000 TL artırıma giderek 100.000.000 TL'ye çıkarmış ve 52.000.000 TL'lik bedelin 1/4'ü ilan tarihi itibariyle şirkete ödendiği, Kalan 3/4'lük kısmın ise davacının da üyesi olduğu idare meclisinin karar vereceği tarih ve miktarlarda ödenmesi taahhüt edildiğini, 13.10.1988 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul kararı ile davacı ... tekrar idare meclisi üyeliğine seçildiğini, ... Şirketi 19.04.1989 tarihli genel kurul kararı ile yeniden unvan değişikliğine giderek ... Sanayii ve Ticaret Anonim Şirketi adını aldığını, söz konusu unvan değişikliğine ilişkin 20.10.1988 tarihli yönetim kurulu kararında davacı ...'ın imzası bulunduğunu, bu tarihten itibaren davacının haberi olmaksızın imzası taklit edilmek suretiyle şirketteki hissesi el değiştirdiğini, bu durumdan haberi olmayan davacı ile davalı ... birlikte başka iş ve işlemler yapmaya devam ettiğini fakat belli bir süreden sonra davalı ... ve ailesi ile arası açıldıktan sonra fiili ortaklık ilişkisi 2020 yılında sona erdiğini, sahte imzalar ile davacının paylarının ... tarafından iktisap edilmiş ve eşi ve çocuklarına da temlik edilmiş olduğunu, davacı seneler sonra genel kurul kararları ile ... Şirketinde sırasıyla 2008, 2011 ve 2014 yıllarında sahte imzalar ile denetim kurulu üyeliğine seçildiğini, Hatta ...'ın paydaşı olduğu ... İnş. Taah. İhr. Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketinde de davacı aynı yıllarda yine sahte imzalar ile denetim kurulu üyeliğine seçilmiş olduğunu, davacının; ... Şirketinin temsil ve ilzamında kullanacağı imza sirküleri .... Noteri İbrahim Uzun tarafından alındığını ve 20.09.1985 tarihli, ... yevmiye numaralı belge ile tespit edildiğini, davacının denetçi olarak toplantıda hazır bulunduğuna ilişkin olan imzaların hiçbirinin davacının tespit edilen imzası ile uyuşmamakta olduğunu; başkasının el ürünü olduğunu, bu durumlar sahte imza ile şirket işlerinin yürütüldüğünün olağan hale geldiğini göstermekte olup davacıya ait payların da bu yolla devredildiğinin ispatı niteliğinde olduğunu, davacının paylarının devrine ilişkin şirkette bulunması gereken pay defteri, belgeler ve bu belgelerdeki imzaların salahiyetinin tespiti önem arz ettiğinden davalı ... Şirketinden celbi gerektiğini, sahte imzalarla hak elde etmeye çalışan ve davacıyı hak kaybına uğratan davalı ... adına yahut başkasına devrettiği davacıya ait hisselerin tespiti ile tescil işlemlerinin iptaline ve davacı adına şirket hisselerinin tesciline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; Hiçbir şekilde davacının iddialarını kabul anlamı taşımamak kaydıyla, davacının iddia ve talepleri zamanaşımına uğramış olduğunu, dava dilekçesinde davacı 20.10.1988 tarihinden itibaren haberi olmaksızın imzasının taklit edilmek suretiyle şirketteki hissesinin el değiştirdiğini ve bu durumdan haberi olmadığını iddia ettiğini, davacının gerçekleştiğini iddia ettiği olay üzerinden 35 sene geçmiş olup bu kapsamda davacının talep ve iddialarının zamanaşımına uğradığını, davacı taraf 1985 yılından itibaren müvekkil şirkette hissedar olduğunu, hisse miktarının 400 olduğunu, 1988 yılından itibaren ise imzasının taklit edildiğini, bu şekilde şirketteki hissesinin el değiştirdiğini, bu durumdan haberdar olmadığını iddia etmiş ise de bu iddia doğru olmadığını, davacı 1985-2020 yılları arasında yani TAM 35 sene davalı şirkette aktif rolü/görevi bulunduğunu beyan ettiğini, davacı taraf aynı zamanda diğer davalı ve şirket hissedarı ... ve ailesi ile de çok yakın ilişki içinde olduğunu, sürekli olarak birlikte iş ve işlemler yapılmaya devam ettiklerini beyan ettiğini, kendi beyan ve iddiası uyarınca, tam 35 sene davalı şirkette aktif rol/görev üstlenen, tam 35 sene diğer davalı ve ailesiyle birlikte iş ve işlemler yapmaya devam etmiş olan davacının, kendi iddiasındaki olaylardan, en basit tabirle davalı şirkette hissedar olmadığından haberinin bulunmaması mantıken mümkün olmayıp, hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, davacı tarafın davalı şirkette hiçbir şekilde hissedar hak sahibi olmadığını, Şirket hisselerinin sahte imzalarla el değiştirmesi gibi bir durum de kesinlikle olmadığını, davalı şirket 1988 yılı sonundan işbu dava tarihine kadar 4 kez sermaye artırımına gittiğini, davacının tam 4 kez yapılan sermaye artırımlarından haberdar olmamasının da mümkün olmayıp hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, şirket hisse devrinin hükümsüzlüğünün tespiti ile davacının şirketteki payının tespiti ile pay defterine işlenmesi istemine ilişkindir. Davacı yan, dava konusu hisse devirlerinin geçersiz olduğunu iddia ederek davalı şirkette toplam 400 hisse sahibi olduğunun tespiti ile işbu 400 hissenin davacıya ait olduğunun pay defterine kaydına ve işlemlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Nitelikli hesaplamalar uzmanı ve mali müşavir bilirkişiler tarafından sunulan bilirkişi raporunda özetle; "... Usulünce düzenlenmekle sahibi lehine delil olma vasfına haiz olduğu anlaşılan davalı şirketin zaman aşımına uğramamış olan 2019 ve sonrası dönemlerine ait ticari defterlerinde yer alan kayıt ve işlemlerde, şirketin 50.000,00.-TL olan ödenmiş sermayesinde davacıya ait pay kaydının bulunmadığı, davalı şirketin 06.09.1985 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı ve Hazirun Cetvelinde şirketin 17742 adet paya bölünmüş sermayesinin 400 adedinde davacının pay sahibi olduğu; bu payların davacı tarafından devredildiğine ilişkin gerek dosya kapsamında gerekse Ticaret Sicili web sayfasındaki ticaret sicili gazete örneklerinde tesciline ilişkin gazete örneği bulunmadığı, davacının 1989 yılına kadar şirketin yönetim kurulunda yer aldığı, 2007 sonrası Ticaret Sicili Gazetelerinde ise denetim kurulunda yer aldığının anlaşıldığı, denetçi olarak yazılı olduğu Genel Kurul Toplantı Tutanakları ile davacı imza beyannamesindeki imzaların gözle görülür şekilde benzerlik göstermediği tespit edilmiş ise de, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği 2008,2011 ve 2014 yıllarındaki iddialarına yönelik yapılan incelemelerde, 2008 yılı genel kurulunda ... Komiseri ..., 2011 yılı genel kurulunda ... Komiseri ... isim ve imzalarının bulunduğunun tescil ve ilan edildiği, buna göre 2014 yılı genel kurulunda bakanlık temsilcisi bulunmadığından iddia edilen bu dönemlerden sadece 2014 yılında sahte imza eyleminin gerçekleşmiş olabileceği, davacının 1989 yılı ve sonrasında 400 adet payını devrettiğine ilişkin gerek dosya kapsamında gerekse Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi web sayfasında yapılan incelemelerde tespit, tescil ve kayda rastlanılmadığı, yüksek mahkemece gerekli görülmesi halinde ...'ne müzekkere yazılarak davacının 06.09.1985 tarihi ve sonrasında ... San. ve Tic. A.Ş. 'deki pay durumu ve devir işlemlerinin durumunun sorgulanmasına yönelik müzekkere yazılması halinde pay devir durumunun tespiti hakkında daha somut verilere ulaşılabilme olasılığının bulunduğu, davacının pay devrinin tespit edilmemesi durumunda davacının halen 400 paya sahip olduğunun kabul edileceği..." yönünde kanaat bildirdikleri görülmüştür. Dosyanın tetkikinden; Ticaret Sicil gazetesinde; davalı şirketin 17/05/1972 tarihinde kurulduğu, 14.10.1985 tarihli 364 sayılı gazetede ... yönetim kurulu üyesi olarak görüldüğü, 22.07.1986 tarih 1559 sayılı Ticaret Sicil gazetesinde ..., ..., ... 3 yıllığına yönetim kurul üyesi seçilmiş olduğu, 03.10.1986 tarih 1610 sayılı Ticaret Sicil gazetesinde ... yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, 12.09.1989 tarih 2355 sayılı Ticaret Sicil gazetesinde ... yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olduğu, 25.04.1995 tarih 3774 sayılı Tic Sicil gazetesinde ... ... 3 yıl süre ile şirketi temsile yetkili kılınmış olduğu, 16.09.1996 tarih 4124 sayılı Tic sic gazetesinde ... ... ... 3 yıl süre ile yönetim kurulu üyesi seçilmiş olduğu, 21.09.2019 tarih 4881 sayılı Tic sic gazetesinde ... San ve Tic AŞ ..., ... yönetim kurulu üyesi 3 yıl süre ile seçilmiş eski sermayesi 1.500.000.000 TL yeni sermayesi 5.000.000.000 TL olduğu, Yeni sermayenin 50 hisse karşılığı 25.000.000.000 ..., 20 hisse karşılığı 1.000.000.000 ... 14 hisse karşılığı 700.000.000 ..., 8 hisse karşılığı 400.000.000 ... 8 hisse karşılığı 400.000.000 ...'a ait olduğu belirlenmiş, 06.12.2001 tarih ... nolu Tic sic gazetesinde ... ..., ... 3 yıl süre ile yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olduğu, 13.08.2002 tarih ... nolu Tic sic. Gazetesinde ..., ..., ... yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olduğu, 03.07.2006 tarih ... nolu Tic Sic gazetesinde ..., ..., ... yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olduğu, 28.01.2008 tarih ... nolu Tic sic gazetesinde ..., ..., ..., yönetim kurulu üyeliğine, ... denetçiliğe seçildiği, 23.06.2011 tarih ... nolu Tic sic gazetesinde ... denetçiliğe seçildiği, 28.01.2014 tarih ... nolu Tic Sic gazetesinde ... AŞ 23.01.2014 tarihinde Ticaret sicilinden silinmesine karar verildiği, 18.04.2017 tarih ... sayılıTic Sicil gazetesinde ... tadili başlığı ile ...'ın Yönetim kurulu üyesi seçildiği, 27.10.2020 tarih ... nolu ticaret sicil gazetesinde 2017-2018-2019 Olağan Genel kurul toplantısında Yönetim Kurulu ... seçildiği, 08.04.2021 tarih ... nolu Tic sic gazetesinde yönetim kurulu üyesi ... seçildiği, 05.07.2022 tarih ... sayılı Tic sic gazetesinde ..., ... ... yönetim kurulu üyesi seçildiği anlaşılmıştır. Davacı taraf, davalı şirketin 400 hissesini devraldığına, şirket hissedarı olduğuna ilişkin dosyaya yazılı bir belge sunamamış, iddiasını yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiş olmasına ve genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde isminin karşısına 400 hisse yazılmış olmasına dayandırmıştır. Davalı tarafta şirket hisselerinin devralındığına dair yazılı bir belge sunamamış ve davalı kişininde yine yönetim kurulu üyesi olduğu ve yine hazirun cetvelinde isminin ve hisse miktarının yazıldığı, davalı ...'ın vefat ettiği tarihe kadar da şirket hissedarı olduğu ve vefatı ile şirket hisselerinin davalı mirasçılara intikal ettiği anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 490 ıncı maddesi, anonim şirketlerde nama yazılı payların devrini düzenlemekte olup nama yazılı paylar, kanunda veya esas sözleşmede aksi yazılı olmadıkça herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan devredilebilir. Nitekim maddenin ikinci fıkrasında nama yazılı hisse senetlerinin ciro yoluyla devredileceğinin öngörülmüş olması, alacağın temliki yoluyla devrine engel değildir. Bu nedenle esas sözleşmede devir şekli hakkında herhangi bir hüküm yoksa nama yazılı hisse senetleri, 6098 sayılı Kanun'un 183 üncü ve devamı hükümlerine göre alacağın temliki yoluyla da devredilebilir. Özetle nama yazılı senetlerin alacağın temliki yoluyla devrinde devredenin beyanı, mahiyeti itibariyle alacağı temlik edenin beyanıyla aynı olup 6102 sayılı Kanun'un 647 nci maddesinin ikinci hükmünden anlaşılacağı üzere, beyanın nereye yazıldığının önemi yoktur. Senedi devreden şahıs, devir beyanını bu senet üzerine yazılabileceği gibi, başka bir kağıt üzerine de yazabilir. Ortaklığa karşı ancak pay defterinde kayıtlı bulunan kimse ortak sıfatını haizdir. Pay devri, ortaklığa karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder (...Dairesinin 27/10/2015 tarihli .... sayılı ilamı). Pay defteri ise, 6102 sayılı Kanun'un 64 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ticari defterlerden olup, pay defterinin tutulması, açılış ve kapanış onayları ile saklanması bakımından anlam taşır, yoksa pay defterinin özel olma karakterini etkilemez ve pay defterine yapılan kayıtlara kurucu nitelik kazandırmaz (...). Anonim şirketler için önemli bir kavram olan “pay”, üç anlamda kullanılır. Bunlardan ilki esas sermayenin bir parçasını ifade etmesidir. Esas sermayenin pay sayısına bölünmesi sonucu oluşan ve nominal (itibari) değeri olan her bir birim birer payı oluşturur. Pay sayısının ve nominal değerinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunludur. Bir diğer anlamıyla pay; pay sahipliği konumunu yani ortaklık sıfatını ifade eder. Ortaklık sıfatından kaynaklanan hak ve borçlar paya bağlıdır. Pay elde edilirken ortaklık sıfatı da kazanılmış olur. Payın devredilmesi halinde ortaklık sıfatı ve buna bağlı hak ve borçlar da devredilmiş olur. Üçüncü anlamıyla pay; bir kıymetli evrak niteliğindeki pay senetlerini (hisse senetlerini) ifade eder. Hamiline düzenlenmiş paylar hariç olmak üzere, payın bir senede bağlanması zorunluluğu yoktur. Senede bağlanmamış paylar “çıplak pay” olarak adlandırılmıştır (... ). Dava konusu devir olunan hisselerin anonim şirkete ait senede bağlanmamış (çıplak) nama yazılı paylar olduğu anlaşılmaktadır. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda Türk Ticaret Kanunu'nda bir hüküm bulunmamakla birlikte, payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği, bu devrin 6098 sayılı Kanun'un 183 üncü maddesine göre alacağın temliki hükümleri çerçevesinde olacağı kabul edilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12/11/2014 tarih, .... sayılı ilamı). Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçmektedir. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olacak olup, bu durumda nama yazılı paylar TBK'nun 183 vd maddelerine göre alacağın devri hükümlerine göre devredilebilecektir. TBK'nın 184. maddesine göre de alacağın devrinin yazılı yapılması yeterlidir. Somut uyuşmazlıkta, davacıya ait olduğu iddia olunan 400 hissenin davalı ...'e devredildiğine dair yazılı bir belge sunulmamış ancak aynı şekilde davacı tarafta hisseleri devraldığına dair yazılı bir belge sunamamıştır. Yargıtay HGK tarafından verilen 19/02/1969 tarih ve ... sayılı ilamda özetle; “… Hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin MK’nun 2.maddesi anlamını bulan “dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığı” ayrı bir sorundur. Başkasının hakkına iyi niyetle el atan kimse büyük masraflara girişerek yeni mal varlığı değerleri meydana getirmiş olabilir. Aradan çok uzun süre geçtikten sonra, açmış olduğu dava, hakkın sınırları dışına çıkılarak yaratılan mal varlığı değerlerinin yok olması veya sökülüp bozulması sonucuna yol açtığı için hakkaniyete aykırı görülebilirse bu takdirde el atanın gayretiyle elde ettiği bu durumdan istifadeye kalkışmak isteyen hak sahibinin bu hakkı MK’nun 2. maddesine göre himaye görmeyebilir” şeklinde kararıyla, bir hakkın varlığına karşın uzun süre sessiz kalındıktan sonra hakkın ileri sürülmesinin MK’nın 2.maddesine aykırılık teşkil edeceğine karar verilmiştir. Yargıtay, daha sonra bu yaklaşımını bir çok kararında istisnasız şekilde sürdürmüştür (...., ... sayılı ilamları vb.). Davacı tarafından da iddianın ileri sürülüş şekline göre; davalı şirketin toplam 400 hissesine denk düşen payına sahip iken haberi olmadan davalı ... tarafından devralındığını, bahse konu işlemin 1995 yılında gerçekleştrildiğini, bu devirden davanın açıldığı 2023 yılına kadar haberdar olmadığını, aynı zamanda 2020 yılına kadar da davalı ... ile ortaklık ilişkisinin fiilen devam ettiğini belirtmiş ise de, söz konusu genel kurul kararlarının Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği gibi iddia olunan senetlerin usulsüz olarak ele geçilme tarihinden dava tarihine kadar 28 yıla yakın sürede davacının iddia ettiği, 400 hisse adedini haiz olmakla ortağı olduğu davalı şirketin işleyişinden haberdar olmaması, bu aşamaya kadar şirkete yapılan bir başvuru veya ihtar ile sorgulamaması, toplantıları takip etmemesi, ortaklıktan doğan haklarını kullanmaması vs. hayatın olağan akışına uygun olmadığı, genel kurul toplantısına dair ilk olarak 25.04.1995 olmak üzere takip eden yıllarda TTSG’de olağan ve olağanüstü durumlara dair sair ilanların yapıldığı, ilanı yapılan hususların davacının pay durumunu ve ortağı olduğunu iddia ettiği şirketin yönetim ve temsilini de ilgilendirdiği, bu halde davacının mevcut durumdan haberdar olmadığına yönelik iddiasının kabulüne olanak bulunmadığı ve ticaret sicilinin olumlu etkisi (TTK md. 36) dolayısıyla tescil ve ilan edilen hususların davacıyı da bağlayacağı tabii olduğundan sonuç olarak; davacının aradan geçen uzun zamanda sessiz kalmakla eldeki davanın ikamesinde TMK md. 2’ye uygun hareket ettiğinin söylenemeyeceği, ezcümle; davacının sahtelik iddiasının yerinde olmayıp, söz konusu belgelerinde yasal saklama süresi dolmuş olmakla davalı şirkette mevcut olmadığının bildirildiği anlaşılmakla, son tahlilde, davacı tarafından eldeki davada ileri sürülen tüm talepleri bakımından haklılığı kanıtlanamayan davanın reddi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Bu karar nedeniyle alınması gerekli 732,00 TL harcın peşin alınan 179,90 TL ile 153,38 TL tamamlama harcının çıkartılarak geriye kalan 398,72 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalılar ... ile ..., ..., ..., ... ve ... iş bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince hesaplanan 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçenlere verilmesine, 5-Davalı ... tarafından yatırılan ve kullanılan 100,00 TL avansın davacıdan alınarak adı geçene verilmesine, 6-Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, Dair, davacı vekili Av. ..., Mirasçı ... Vekili Av. ..., Davalı şirket vekili Av. ..., Mirasçı ... vekili Av. .... Mirasçı ... ve ... vekili Av. ..., Mirasçı ... Vekili Av. ...'ın yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.28/01/2026

Katip ... ¸e-imzalıdır.

Hakim ... ¸e-imzalıdır.

Not : Bu evrak 5070 sayılı Elektronik imza yasası kapsamında imzalanmıştır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/397, K. 2026/57, T. 28.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-397-e-2026-57-k-c4af5d1d1119