Diğer ·
2026/30 E. 2026/218 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2026/30
- Karar No
- 2026/218
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/30 Esas KARAR NO : 2026/218
DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 19/02/2026 KARAR TARİHİ : 29/09/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin yapımcısı olduğu “...” isimli sinema filmi serisinin 2014 yılından bu yana kesintisiz şekilde üretildiğini, serinin bugüne kadar sekiz ayrı film ile geniş bir izleyici kitlesine ulaştığını ve kamuoyunda bilinirlik kazandığını beyan etmiştir, davacı taraf, “...” ibaresinin uzun yıllardır müvekkili tarafından film adı olarak kullanıldığını ve bu ibarenin müvekkili ile özdeşleştiğini, buna rağmen davalı tarafından 2025 yılı itibariyle söz konusu ibarenin Nice ... sınıfta marka olarak tescil ettirildiğini, dava dilekçesinde, müvekkilinin kullanımına ilişkin olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde düzenlenmiş eser kayıt ve tescil belgeleri bulunduğu, “...”, “... ”, “... : ...”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ” ve “... ” isimli filmlerin farklı yıllarda vizyona girdiği ve bu suretle ibarenin uzun süreli, kesintisiz ve ticari kullanımının sabit olduğunu, davacı vekili, bu kullanım neticesinde “...” ibaresinin yalnızca bir film adı olmaktan çıktığını, kamuoyu nezdinde müvekkili ile doğrudan özdeşleştiğini, seri halinde üretilen ve ticari dolaşıma sunulan sinema eserlerinin adı olarak ayırt edici nitelik kazandığını ve kaynak gösterme işlevi üstlendiğini, davacının iddiasına göre, davalının müvekkil ile herhangi bir hukuki veya fiili bağı bulunmamasına rağmen aynı ibareyi aynı faaliyet alanında marka olarak tescil ettirmesi, dürüstlük kuralı ile bağdaşmamakta olup kötü niyetli bir başvuru niteliğinde olduğunu, bu kapsamda davalının, müvekkilinin yerleşik faaliyetlerini engellemeye, baskı altına almaya ve ileride hukuki veya ticari bir avantaj elde etmeye yönelik hareket ettiğini, Dava dilekçesinde ayrıca davalının yalnızca “...” ibaresi ile sınırlı kalmayıp, kamuoyunda bilinirliği bulunan başka film serilerine ilişkin ibareler yönünden de marka başvurularında bulunduğu, bu durumun kötü niyetin sistematik olduğunu gösterdiği, hukuki dayanak olarak, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/3 ve 6/9 maddeleri uyarınca önceye dayalı kullanım ve kötü niyet hükümlerine dayanılmış; ayrıca 25/1 maddesi gereğince dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini, Davacı vekili, müvekkilinin “...” ibaresini başvurudan çok önce ve yoğun şekilde kullandığını, bu kullanımın ticari hayatta bilinirlik kazandığını ve bu nedenle önceye dayalı hak sahibi olduğunu, öte yandan, davalı adına tescilli markaya dayanılarak müvekkilinin film yapım ve vizyon faaliyetlerinin engellenmesi ihtimalinin bulunduğu, özellikle “... ” isimli filmin 15 Mayıs 2026 tarihinde vizyona girmesinin planlandığı, bu sürece müdahale edilmesi halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğacağını, davacı taraf, davalının marka hakkına dayanarak dağıtımcılar, sinema salonları ve dijital platformlar nezdinde girişimlerde bulunmasının film vizyonunun ertelenmesine veya engellenmesine yol açabileceğini, bu durumun yalnızca teorik değil somut ve ciddi bir risk olduğunu, bu kapsamda davacı vekili; yargılama süresince davalının dava konusu markaya dayanarak müvekkilinin vizyon, dağıtım, tanıtım ve dijital yayın faaliyetlerine yönelik ihtar, bildirim ve benzeri engelleyici girişimlerde bulunmasının önlenmesini, “... ” filminin vizyon sürecine müdahale edilmemesini, ayrıca markanın üçüncü kişilere devrinin ve lisanslanmasının durdurulmasını talep ettiğini, sonuç olarak davacı vekili; davalı adına tescilli bulunan ve Nice ... sınıfta yer alan “...” ibareli markanın Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/3 ve 6/9 maddelerine aykırı ve kötü niyetli tescil niteliğinde olduğunun tespiti ile 25/1 maddesi uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmesini ve yargılama süresince ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA : Davalı yana usulüne uygun tebligat yapılmış olup, süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığı, 16.3.2026 tarihli beyan dilekçesiyle: Dava konusu “...” ibaresinin TÜRKPATENT nezdinde ... sınıfta adına usulüne uygun şekilde tescilli ve geçerli bir marka olduğunu, davacının ibareyi uzun süredir kullandığını iddia etmesine rağmen marka tescili için başvurmadığını, buna karşılık kendisinin hukuka uygun şekilde marka tescilini gerçekleştirdiğini, tedbirin ciddi ticari ve hukuki zararlara yol açtığını belirterek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava konusu uyuşmazlık; Davalı adına ... tescil nolu '' ...'' ibareli markanın hükümsüzlüğü ve tedbir kapsamında açılmıştır. Mahkememiz 23/02/2026 tarihinde tensip zaptı gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak “...”, “... ”, “... : ...”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ” ve “... ” isimli filmlere ait eser işletme belgeleri celp edilmiştir. Yapılan inceleme sonunda; Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıt tescil belgesine göre; “...” adlı sinema eserinin 2014 yapımı korku türünde olduğu, 24.09.2014 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, Yapımcının... olduğu, eser üzerinde hak sahiplerinin bulunduğu ve ilgili mevzuat kapsamında sınıflandırıldığı “... ” adlı eserin 2015 yapımı korku türünde olduğu, 07.07.2015 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, yapımcının ... olduğu, eser üzerindeki mali ve bağlantılı hakların mevcut olduğu , “... : ...” adlı eserin 2015-2016 yapımı olduğu, 09.08.2016 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, Yapımcının ... olduğu, korku türünde sinema eseri olarak sınıflandırıldığı ,“... ” adlı eserin 2017 yapımı olduğu, 17.08.2017 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, yapımcının ... olduğu, korku türünde sinema eseri olarak ,“... ” adlı eserin 2018 yapımı olduğu, 30.07.2018 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, korku türünde sinema eseri olarak , “... ” adlı eserin 2019 yapımı olduğu, 22.07.2019 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, Yapımcının ... olduğu, korku türünde sinema eseri olduğu ve mali haklarının bulunduğu ,“... ” adlı eserin 2024 yapımı olduğu, 11.06.2024 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, Yapımcının... olduğu, korku türünde sinema eseri olarak sınıflandırıldığı , “... ” adlı eserin 2025 yapımı olduğu, 12.05.2025 tarihli kayıt ve tescil ile koruma altına alındığı, yapımcının ... olduğu, korku türünde sinema eseri olduğu ve mali haklarının mevcut bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkememiz 24/03/2026 tarihli ihtiyat-i tedbir kararıyla; ''Davalı markasının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönünde verilen ihtiyati tedbir kararının, marka sahibinin markasını kullanmasına engel olmadığından ve yalnızca kayıt üzerinde gerçekleştiğinden davalı itirazının reddine, 6100 sayılı HMK'nın 389-390 maddeleri ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 159.maddesi gereğince; TEDBİR İSTEMİNİN TAKDİREN TEMİNATSIZ OLARAK KABULÜ ile; "yaklaşık ispat" yönünden gelen Eser İşletme Belgeleri, Vizyon Takvimi, gözetilerek Davalının, dava konusu tescilli ... ibareli marka hakkına dayanarak davacı ve sair pazarlama şirketlerine karşı, sinema salonu işletmecilerine ve filmlerin yayımlandığı dijital platformlara (...) yönelik her türlü ihtarname, bildirim, içerik kaldırma talebi veya benzeri engelleyici girişimlerde bulunmasının yargılama sonuna kadar TEDBİREN DURDURULMASINA VE ÖNLENMESİNE,'' şeklinde karar verilmiştir. Davalı 16/03/2026 tarihli beyan dilekçesiyle; Dava konusu “...” ibaresinin TÜRKPATENT nezdinde ... sınıfta adına usulüne uygun şekilde tescilli ve geçerli bir marka olduğunu, verilen ihtiyati tedbir nedeniyle tescilli marka hakkını fiilen kullanamaz hâle geldiğini, davacının ise ihtiyati tedbir için gerekli olan telafisi imkânsız zarar ve açık haklılık koşullarını somut delillerle ortaya koyamadığını, davacının ibareyi uzun süredir kullandığını iddia etmesine rağmen marka tescili için başvurmadığını, buna karşılık kendisinin hukuka uygun şekilde marka tescilini gerçekleştirdiğini, tedbirin ciddi ticari ve hukuki zararlara yol açtığını belirterek ihtiyati tedbir kararının ölçüsüz ve hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kaldırılmasını talep etmiştir. Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve beyanları, celp edilen Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıt ve tescil belgeleri, marka tescil belgesi ile mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde; GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ YÖNÜNDEN HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMİNİN İNCELENMESİ; Marka hakkı tescil ya da kullanım yoluyla olmak üzere iki şekilde iktisap edilebilir. İkinci iktisap şekli gerçek hak sahipliği ilkesi olarak adlandırılır. Marka üzerinde öncelik hakkının o markayı ihdas ve istimal eden ve piyasaya maruf hale getiren kişiye ait olduğu kabul edilir. Bu kişiye gerçek hak sahibi denilmektedir. Bu kişinin daha sonra adına yapılan tescil açıklayıcı niteliktedir. Hakkın tescilden önce doğduğu kabul edilir. Eskiye dayalı kullanım yoluyla gerçek hak sahipliğinin söz konusu olabilmesi için; - Tescilli markanın başvuru veya rüçhan tarihinden önce bir hak elde edilmiş olması, - Tescilli markanın, tescilsiz marka ile aynı ya da iltibas derecesinde benzer olması - Tescilsiz markanın veya ticaret sırasında kullanılan işaretin, marka etkisi doğuracak ve marka fonksiyonlarını yerine getirecek şekilde kullanılması, - Tescilsiz markanın, tescilli markanın başvuru tarihi itibariyle hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlamış ve ayırt edici nitelik kazanmış olması gerekmektedir. Eskiye dayalı kullanım nedeniyle, üstün ve öncelikli hak hangi mal ve hizmetler için elde edildiyse, sadece bunlar ve benzer sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük kararı verilebilir, diğer sınıflar yönünden ise hükümsüzlük talebi reddedilmelidir. Buna göre somut olayda, davalı adına tescilli markanın başvuru tarihinden önce söz konusu ibare üzerinde davacının bir hak elde edip etmediği, tescilsiz kullandığı işaretin marka fonksiyonlarını yerine getirip getirmediği ve hitap ettiği alıcı kitlesi nezdinde ayırt edici nitelik kazanıp kazanmadığı hususlarının incelenmesi gerekmektedir. Davacı marka üzerindeki hak sahipliğinin kanıtı olarak eser işletme belgelerine dayanmıştır. Davalı ise hiçbir delil sunmamıştır. “...” ibaresinin davacı tarafından dava konusu ... sayılı marka başvurusundan çok önce, 2014 yılından itibaren sinema eserlerinde kesintisiz ve seri hâlinde kullanıldığı, “...”, “... ”, “... : ...”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ” ve “... ” isimli sinema eserlerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıt ve tescil belgelerinden eserlerin yapımcısının davacı İrfan Tözüm/... olduğu, bu suretle “...” ibaresinin dava konusu marka başvuru tarihinden uzun süre önce davacı tarafından ticari hayatta fiilen kullanıldığı ve sinema eserleri bakımından davacı ile özdeşleşerek ayırt edicilik kazandığı anlaşılmıştır. Davalının ise davacı tarafından uzun yıllardır kullanılan ve aynı faaliyet alanında bilinirlik kazandırılan “...” ibaresini Nice ... sınıfta kendi adına marka olarak tescil ettirdiği, davacı ile davalı arasında söz konusu ibarenin davalı tarafından tescilini haklı gösterecek herhangi bir hukuki veya fiilî ilişkinin dosya kapsamından anlaşılamadığı, davalının usulüne uygun tebligata rağmen süresinde cevap ve delil dilekçesi de sunmadığı gözetildiğinde; davacının önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği iddiasının dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerle doğrulandığı,... ibaresi üzerinde davacının gerçek hak sahibi olduğu , davalının bu ibareyi tescilinde gerçek hak sahibi olduğunu ispat edemediği, davalının tescilde de kötüniyetli olduğu ve tescilin SMK'nın 6/3 ve 6/9. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. KÖTÜNİYETLİ TESCİLE DAYALI HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMİNİN İNCELENMESİ SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir amir hükmünü düzenlemiştir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Çünkü bu düzenlemeler, esasen, TMK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. HGK’nın 29.06.2022 tarih,... E., ... K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, gerek 556 sayılı KHK’da gerekse de 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda hangi hâllerde kötü niyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiştir. Ancak genel olarak kötü niyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötü niyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötü niyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötü niyetli olarak kabul edilmelidir. Görüldüğü üzere kötü niyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötü niyet iddiası ileri sürülmüş ise 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir. TMK 2. Maddesinde düzenlenen "Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü ile TTK 18/2 maddesinde düzenlenen "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir" hükmü kötü niyetin tespitinde dayanılan yasa maddeleridir. Asıl olan iyi niyet olduğu için tescilin kötü niyetli olduğunu iddia edenin bunu ispatlaması gerekmektedir. Ancak bu olgu spesifik bir tespit olduğundan her somut olayda mahkemece takdir edilmesi gereklidir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri ve hükümsüzlüğü istenen markanın tescil başvurusunun yapıldığı tarihteki hukuki durumu dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmelidir. Buna göre somut olayda davalı marka başvuru tarihi olan 3.4.2025 tarihi dikkate alındığında kötüniyetli olduğu zira davacının yapımcısı olduğu “...” isimli sinema filmi serisinin 2014 yılından bu yana kesintisiz şekilde üretildi, serinin bugüne kadar sekiz ayrı film ile izleyici kitlesine ulaştığı ve kamuoyunda korku filmi alanında belirli bir bilinirlik kazandığı, davacı taraf, “...” ibaresini uzun yıllardır film adı olarak kullanıldığı ve bu ibarenin davacı ile özdeşleştiği, buna rağmen davalı tarafından 2025 yılı itibariyle söz konusu ibarenin Nice 41. sınıfta marka olarak tescil ettirildiği, Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde düzenlenmiş eser kayıt ve tescil belgeleri incelenmesinde “...”, “... ”, “... : ...”, “... ”, “... ”, “... ”, “... ” ve “... ” isimli filmlerin farklı yıllarda vizyona girdiği ve bu suretle ibarenin uzun süreli, kesintisiz ve ticari kullanımının sabit olduğu, bu kullanım neticesinde “...” ibaresinin yalnızca bir film adı olmaktan çıktığını, kamuoyu nezdinde davacı ile korku filmi alanında marka olarak anıldığı,seri halinde üretilen ve ticari dolaşıma sunulan sinema eserlerinin adı olarak da ayırt edici niteliğinin bulunduğu, kaynak gösterme işlevi üstlendiği, davalının ise birebir aynı ibareyi aynı faaliyet alanında marka olarak tescil ettirmesini somut ikna edici bir şekilde açıklayamadığı, davalı eyleminin dürüstlük kuralı ile bağdaşmamakta olup kötü niyetli bir başvuru niteliğinde olduğu, somut olayda SMK 6/9 maddesine dayalı hükümsüzlük isteminin yerinde olduğu gözetilerek davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmiştir. Zira davalının marka tescil başvurusu sırasında markanın davacıya ait olduğunu bildiği, bu itibarla davalının hukuki anlamda kötü niyetli olduğu kanaatine varılmıştır. Esasen kötü niyetli başvuru durumu mal ve hizmetlerle ilgili olmayıp, markanın tamamı ile ilgili olabileceğinden, kötü niyetli başvuru iddiası ile açılan davada, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı kanaatine varıldığında, kötü niyet tescilin tamamını kapsar ve bölünemez (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.953). Bu nedenle davalının kötü niyetli tescili gözetilerek markanın tümden hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmiştir. Toplanan delillere göre; davalı adına tescilli ... numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca dosya kapsamındaki deliller ve yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmiş olması karşısında, davacının sinema eserlerinin vizyon, dağıtım, tanıtım ve dijital yayın faaliyetlerinin dava konusu marka hakkına dayanılarak engellenmesi hâlinde telafisi güç zararların doğabileceği değerlendirilerek, 23/03/2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının hüküm kesinleşinceye kadar devamına ve davalının tedbire itirazının reddine karar verilerek aşağıda ki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: 1-Davalı adına tescilli ... nolu ''...'' ibareli markanın hükümsüzlüğüne, 2-Mahkememizce oluşturulan 23/03/2026 tarihli İhtiyat-i Tedbir kararının karar kesinleşene kadar devamına ve tedbire itirazın reddine, 3-732,00-TL ilam harcının yatırılan 732,00 TL peşin harçtan tahsiliyle hazineye gelir kaydına, 4-Hükümsüzlük talebi yönünden; Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 55.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafın yargılama giderlerinden olan 732 TL başvuru harcı, 732 TL peşin harç, 612 TL tebligat ve müzekkere masrafı olmak üzere toplam 2.076 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine, Dair karar davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 29/09/2026
Katip ... ¸
Hakim ... ¸
/