Diğer ·

2022/1190 E. 2026/1593 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2022/1190
Karar No
2026/1593
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL BAM

8. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO:2022/1190

KARAR NO:2026/1593

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:02/02/2022

NUMARASI:2020/200 Esas - 2022/82 Karar

DAVANIN KONUSU:Trafik Kazasına Bağlı Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ:14/10/2027

İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;

K A R A R

Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin, 03.11.2011 tarihinde dava dışı ...'ın sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araç ile seyri sırasında, bisikleti ile seyir halinde olan müvekkiline çarpması neticesinde meydana gelen kazada yaralandığını,Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bölümleri tarafından düzenlenen rapor ile müvekkilinin %16,2 oranında sürekli maluliyeti bulunduğunun tespit edildiğini, kazaya neden olan aracın trafik sigortası bulunmadığından müvekkilinin zararının giderilmesi için davalıya yapılan başvuruya rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek, (belirsiz alacak) 5.390,00-TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalıya başvuru yapılan 27.06.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında sunduğu 10.01.2022 tarihli dilekçesi ile; tazminat taleplerini 9.823,15-TL'ye artırdıklarını bildirmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince; ATK Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan rapora göre davacının %85 oranında, davalının %15 oranında kusurlu olduğu, davacının %3,3 oranında sürekli maluliyeti bulunduğu, alınan aktüer bilirkişi raporu ile davacının zararının 9.823,15-TL olarak hesaplandığı, davalı tarafça zamanaşımı definde bulunulmuş ise de, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, davacı tarafça tazminat miktarının artırılmasına ilişkin dilekçenin ıslah dilekçesi olmadığı, davacı tarafça 26.07.2019 tarihinde davalı Kuruma başvuruda bulunulmuş olması nedeniyle 08.08.2019 tarihinde temerrüdün oluştuğu, gerekçesi ile;"Davanın kabulü ile; 9.823,15-TL sürekli iş göremezlik (maddi) tazminatının temerrüt tarihi olan 08/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Güvence Hesabı'ndan alınarak davacıya ödenmesine" karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davalı vekilinin istinaf nedenleri; davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle reddi gerektiği, kaza tarihi itibariyle geçerli olan 8 yıllık zamanaşımı süresinin 03.11.2019 tarihinde dolduğu, başvuru şartının yerine getirilmediği, davanın kısmi dava olması nedeniyle ıslah tarihi itibariyle zamanaşımının olduğu, tazminat hesabının kaza tarihi itibariyle PMF 1931 yaşam tablosu kullanılarak yapılması ve %1,65 iskonto oranının esas alınması gerektiği, müvekkili Kurumun dava tarihinden evvel usulüne uygun şekilde temerrüde düşürülmediği hususlarına ilişkindir.Dava, trafik kazasına bağlı cismani zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.

(1)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, Yargıtay ilgili Dairesi ve Dairemiz yerleşik uygulamaları gereğince tazminat hesabı yapılırken TRH 2010 yaşam tablosu uygulanması gerekmesine ve teknik faiz iskontosu uygulanamayacak olmasına, dava tarihinden evvel yapılan yazılı başvuru ile davalının temerrüde düşürülmüş olmasına göre, aşağıdaki bentte açıklanan husus haricinde davalı vekilinin bu hususlara isabet eden istinaf talebi yerinde değildir.

(2)İddianın ileri sürülüş biçimi ile dava dilekçesindeki talebe göre belirsiz alacak (HMK.m.107) davası olarak açılan davada, davalı tarafça dava dilekçesine karşı zamanaşımı definde bulunulmamış olması gözetilerek davalı vekili tarafından bedel artırım dilekçesine karşı ileri sürülen zamanaşımı def'i yönünden yapılan incelemede;Öncelikle belirtilmelidir ki, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davalı tarafça dava dilekçesine karşı zamanaşımı definde bulunulmadığı, davacı tarafça sunulan bedel artırım dilekçesinin davalı tarafa 16.01.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilince 25.01.2022 tarihinde sunulan dilekçe ile davanın zamanaşımına uğradığının savunulduğu görülmüştür.2918 sayılı KTK'nın 109.maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.Yine maddi ve manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.) maddesinde de düzenlenmiştir.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. maddesinde "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır" denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada "kısa süreli zamanaşımı" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür.Mutlak nitelikteki "uzun süreli zamanaşımı"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Diğer bir anlatımla iki yıllık zamanaşımı süresi on yıllık süre ile sınırlıdır. Zarar ve zararın sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise "ceza zamanaşımı süresi"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir.2918 sayılı KTK'nın az yukarıda açıklanan madde hükümleri uyarınca, gözden kaçırılmaması gereken husus Yargıtay Özel Dairesinin bir çok içtihadından da anlaşılacağı üzere, ceza kanununda ön görülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesi koşulu, sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması halidir. Diğer bir ifade ile meydana gelen olayda ölüm veya yaralanma meydana gelmesi halinde, sonuç kimin eyleminden kaynaklanmış olursa olsun ceza kanununa göre suç sayılma hali gerçekleşmiş olur. Böyle olunca da uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma açılması veya mahkumiyetle sonuçlandırılmış bir ceza davası varlığı koşulu aranmayacaktır. Zira yasa koyucu, ceza zamanaşımı uygulaması bakımından sürücü ve diğer sorumlular bakımından bir ayrım yapmamış, kuralın tümü için geçerli olduğunu kabul etmiştir. (-bkz..Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/19153 Esas ve 2019/8633 Karar sayılı ilamı-) Hukuk Genel Kurulu kararları da bu yöndedir.6098 sayılı TBK'nın 153.maddesinde zamanaşımının durması, 154.maddesinde ise zamanaşımının kesilmesi düzenlenmiştir.Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi ise, borçlunun veya alacaklının ya da hakimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler TBK'nın 154.maddesinde gösterilmiştir. TBK'nın 154.maddesinde “Zamanaşımının Kesilmesi” başlığında; “Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir; 1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse. 2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defî dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hakimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.Diğer yandan zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için, zarar gören tarafından failin yanında zararın da öğrenilmesi gerekir. Bedensel zararlarda, ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır. Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre zaman aşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 03.11.2011 tarihinde meydana gelmiş, davacının beyanına göre 27.06.2019 tarihinde davalı Kuruma başvuruda bulunulmuş, görülmekte olan dava ise 23.03.2020 tarihinde açılmış, davacı tarafça 04.01.2020 tarihinde arabuluculuğa başvurulmuş ve 25.02.2020 tarihinde arabulucuk son tutanağı düzenlenmiştir.Eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olması sebebiyle, bedel artırım dilekçesine karşı ileri sürülen zamanaşaşımı def'inin de dava tarihi itibariyle değerlendirilmesi gerekmekte olup, kaza tarihi ile arabuluculuğa başvuru yapıldığı 04.01.2020 tarihi arasında 8 yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. Dosya kapsamı ve ATK 2. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor göz önüne alındığında, davacının, trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle maluliyet durumunda kendi içerisinde değişken ve gelişen bir durum bulunmadığı gibi davacı tarafça bu yönde bir iddiada da bulunulmadığı anlaşılmıştır.Bu durumda, ilk derece mahkemesince, davaya konu kaza tarihi 03.11.2011 tarihinden itibaren işlemeye başlayan 8 yıllık uzamış zamanaşımı süresinin 03.11.2019 tarihinde dolduğu, her ne kadar davacı vekili tarafından, davalı Kuruma 27.06.2019 tarihinde yapılan başvuru ile zamanaşımının kesildiği ileri sürülmüş ise de, 6098 sayılı Kanun'un 154. maddesinde, zarar sorumlusuna yapılan başvurunun zamanaşımını keseceği yönünde bir düzenleme bulunmadığı, zamanaşımı süresi, arabuluculuğa başvuru tarihi olan 04.01.2020 tarihinden evvel dolduğundan, arabuluculuğa başvurunun, dolan süreyi durdurmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla arabuluculukta geçen sürenin zamanaşımı süresine eklenemeyceği, dava tarihi 23.02.2020 tarihi itibariyle davacı tarafın talepleri tamamıyla zamanaşımına uğramakla birlikte,davalı tarafça dava dilekçesine karşı süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunulmadığı hususları hep birlikte değerlendirilerek, dava dilekçesinde talep edilen kısım yönünden davanın kısmen kabulüne, 10.01.2022 tarihli dilekçe ile artırılan kısım yönünden ise talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın tümden kabulüne karar verilmesi hatalı olup, davalı vekilinin bu hususa isabet eden istinaf talebi yerindedir.Açıklanan nedenle, davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ne var ki Dairemizce tespit edilen hukuka aykırılık yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK m. 353/1-b/2 hükmü gereğince, davanın kısmen kabulü ile 5.390,00-TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihi olan 08/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Güvence Hesabı'ndan alınarak davacıya ödenmesine, aşan istemin zamanaşımının dolması nedeniyle reddine karar vermek suretiyle yeniden hüküm kurmak gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/Gerekçe uyarınca,

1/İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/02/2022 tarih ve 2020/200 Esas - 2022/82 Karar sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle KABULÜNE,

2/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından yatırıldığı anlaşılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davalıya iadesine,

3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,

4/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin yapan üzerinde bırakılmasına,

5/İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/02/2022 tarih ve 2020/200 Esas - 2022/82 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b/2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

a/Davanın KISMEN KABULÜ ile; 5.390,00-TL sürekli iş göremezlik (maddi) tazminatının temerrüt tarihi olan 08/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Güvence Hesabı'ndan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,

b/Alınması gereken 732,00-TL karar harcından davacı tarafça peşin yatırılan 54,40-TL harcın, 70,00-TL tamamlama harcının ve davalı tarafından karar tarihinden sonra yatırılan 546,61-TL bakiye karar harcının mahsubu ile eksik kalan 60,99-TL karar harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,

c/Davacı tarafından yapılan iş bu dava için yatırılan 54,40-TL peşin harç ile 70,00-TL tamamlama harcının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

d/Davacı tarafından iş bu dava için yapılan 54,40-TL başvurma harcı, 7,80-TL vekalet harcı, 1.000,00-TL bilirkişi ücreti, 307,00-TL posta masrafı, 1.393,00-TL ATK rapor bedelinden ibaret toplam 2.762,20-TL yargılama giderinin davanın red ve kabul oranına göre belirlenen 1.515,63-TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, bakiye kısmın davacı yan üzerinde bırakılmasına,

e/Davacı taraf vekille temsil olunduğundan kabul edilen kısım yönünden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 5.390,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,

f/Davalı taraf vekille temsil olunduğundan reddedilen kısım yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 4.433,15-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,

g/6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabulucu ücretinin tahsilde tekerrür olmamak üzere 724,29-TL'sinin davalıdan, bakiyesinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,

6/Taraflarca yatırılan gider avanslarından arta kalanının ilgilisine iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, KESİN olarak oy birliğiyle karar verildi.14/10/2026

Atıf: Diğer, E. 2022/1190, K. 2026/1593, T. 14.10.2026, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2022-1190-e-2026-1593-k-f26402643b44