Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/873 E. 2026/979 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/873
- Karar No
- 2026/979
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/873
KARAR NO: 2026/979
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/313
KARAR NO: 2025/826
DAVA TARİHİ : 04/04/2024
KARAR TARİHİ: 06/11/2025
DAVA: Alacak
KARAR TARİHİ: 01/07/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılara ait olan İstanbul, ... ... mah., ... ada, ve ... parsele kain taşınmazda inşa edilecek olan inşaatın yapı denetim işi havuz sisteminden müvekkili şirkete atandığını ve taraflar arasında 31/08/2021 tarih, ... YİBF No.lu ve 1 yıl süreli yapı denetimi hizmeti sözleşmesi imzalanmış olduğunu, ancak sözleşmeyle belirlenen 1 yıllık ifa süresi dolmasına rağmen davalıların çeşitli oyalama taktikleriyle müvekkili şirketi sürekli oyaladıklarını ve sözleşmeye konu inşaatın bir türlü başlamadığını, sözleşmeye konu iş miktarının çok yüksek olması sebebiyle müvekkilinin havuz sisteminde en alt sıralara düştüğünü, bu nedenle yıllarca kendisine para kazanabileceği yeni bir iş atanmamış olduğunu, bu süreçte telafisi imkansız maddi ve manevi zarara uğramış olduğunu, şirket bünyesinde istihdam edilen mühendisler ile personelin 2 yılının davalı tarafın inşaata başlamaması sebebiyle boşa geçtiğini, davalıların inşaatı başlatmamaları şeklindeki akde aykırı davranışları nedeniyle davalılardan yıllarca tahsil etmesi gereken yapı denetim bedelini de tahsil edememiş olduğunu, davalı tarafın haksız ve kötüniyetli olduğu ve inşaatı yapmayacaklarının anlaşılması üzerine müvekkilinin, Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği'nin Yapı Denetimi Hizmet Sözleşmesi ve Fesih Esasları başlıklı 21. maddesinin d bendindeki "Yapının inşasının herhangi bir nedenle en az 6 ay süreyle devam etmemesi" hükmü uyarınca taraflar arasındaki sözleşmeyi.... Noterliği'nin 18.05.2023 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile haklı nedenle feshetmiş olduğunu, davalılardan ... ve ortağı ... hakkında konkordato ilan edildiğinden ve davalı/borçluların mal kaçırma hazırlığı içerisinde olduğu öğrenildiğinden, öncelikle akdin feshi tarihi itibariyle KDV Hariç 14.180.131,16 TL'ye ulaşan alacağını teminat altına almak için davalılara ait borcu karşılamaya yetecek tutardaki malvarlığının ihtiyaten haczine, davanın kabulüne, yapı denetimi hizmet sözleşmesine konu inşaata başlanmamış ve süresi içinde işin tamamlanmamış olması nedeniyle, müvekkili şirketi 2 yıl boyunca kotasını işgal ederek yeni iş almasına da engel olan davalı taraftan, müvekkili şirketin güncellenmiş sözleşme bedeli ve KDV'si ile alamadığı işler sebebiyle uğramış olduğu sözleşme bedeli ve sair belirsiz alacak niteliğindeki tüm müspet zararlarının şimdilik 10.000,00 TL tutarındaki kısmının, akdin feshine kusuruyla yol açan davalılardan akdin feshi tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı ...vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin sözleşmede taraf olmadığı, sözleşmede imzasının bulunmadığını, müvekkilinin husumet yöneltilmesi mümkün olmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olmadığını, davacının taleplerinin zaman aşımına uğramış olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak olarak açılması usulen mümkün olmadığını, davacının dayanak yaptığı sözleşmede müvekkili şirket adına atılmış bir imza bulunmadığı için müvekkili bakımından davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, dayanak yapılan sözleşmenin geçersiz bir sözleşme olduğunu, davacı şirketin yapı denetimi işini üstlendiği inşaatın yapım yükümlülüğü arsa maliki sıfatıyla müvekkili şirket üzerinde bulunmadığını, inşaatın yapılmamış olmasının sebebinin müvekkili şirket olmadığını, davaya dayanak yapılan sözleşme uyarınca davacının herhangi bir hizmet sunmamış olduğunu, davacının yasal olarak sözleşmeyi feshederek imzalamış olduğu sözleşme uyarınca siciline eklenen puanları sildirerek yeniden iş alma imkanı elde edebilecek olmasına rağmen bu yolu kullanmadığını ve geçerli olmayan bir sözleşme sebebiyle müvekkilinden tazminat talebinde bulunması hukuka aykırı ve kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı...vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin HMK'nın 119. maddesi kapsamına uygun olmadığını, dava değerinin düşük gösterildiğini, eksik harcın ikmal edilmediğini, davanın belirsiz alacak davası alınması mümkün olmadığını, müvekkilinin sadece hissedar olduğunu, yapı denetim sözleşmeleri yapı sahibi ile yapı denetim kuruluşu arasında akdedildiğini, davacının müvekkiline husumet yönetmesinin mümkün oladığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinin HMK'nın 119. maddesi kapsamına uygun olmadığını, davacı tarafın dava değerini düşük gösterdiğini, eksik harç ikmal edilmediğini, dava dilekçesi ile talep ettiği alacakların zamanaşımına uğramış olduğunu, müvekkilinin .... A.Ş.nin İstanbul İli, ... ilçesi, ... mah., ... ada, .... parselde bulunan taşınmazda hissedar olduğunu, sözleşmede herhangi bir imzasının bulunmadığı, .... A.Ş.'nin dava konusu inşaatın müteahhiti olduğunu, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğini, müteahhit firmanın iflas ettiğini, müvekkili şirket tarafından .... Noterliği'nin 13/02/2023 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile yapılması gereken inşaat işleri için gerekli edimlerin ifasına davet edildiğini ve süre verilmiş olduğunu, müvekkili tarafından müteahhitlik sözleşmesinin ifası için diğer davalı .... A.Ş.'nin müteahhitlik yükümlüğü kapsamında olan konularda 1.113.612 USD ve 121.000 EURO harcamalarda bulunduğunu, müvekkilinin .... A.Ş. tarafından mağdur edildiğini, davalının dava dilekçesinde hizmet vermediğinin ikrar edildiğini, hizmet vermeyen davacı tarafın tazminat talebinde bulunması usul ve yasaya aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasında, dava öncelikle İstanbul Anadolu 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılmış, mahkemece verilen 22/11/2024 tarih 2024/272 esas, 2024/680 karar sayılı görevsizlik kararına itiraz üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesinin 2025/599 esas, 2025/473 karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek dosya mahkememizin 2025/313 esasına tevzi olunduğu, dava dilekçesinin hem içeriğinde hem de netice-i talep kısmında açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, davacı vekilince bildirildiği, 6100 sayılı HMK 107. Maddesi ve gerekçesinde alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edildiği (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 20/01/2021 tarih 2020/4444 E. 2021/1729 K, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 07/05/2018 tarihli 2018/2013 E. 2018/3870 K., Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22/03/2021 tarihli 2020/2021 E. 2021/2703 K., Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04/03/2020 tarihli 2019/4065 E. 2020/2331 K. sayılı ilamları), somut olayda davacı vekili dava dilekçesi ile akdin fesih tarihi itibari ile kdv hariç 14.180.131,16-TL davalılardan alacaklarının bulunduğu, sarahaten bildirmiş olup, yapılan açıklamalar ışığında dava dilekçesi değerlendirildiğinde; netice-i talebin, davacı şirketin davalılar ile imzalamış olduğu "Yapı Denetim Hizmet Sözleşmesi" sebebi ile işe zamanında başlanmayıp işin gereğinin yerine getirilmemesi- akde aykırılık sebebi ile zararının meydana geldiği, bu zararının akdin fesih tarihi olan 18.05.2023 tarihi itibari ile 14.180.131,16 TL olduğu, sözleşme bedeli ve şimdilik uğramış olduğu tüm müspet zararlarının şimdilik belirsiz alacak davası olarak 10.000,00 TL'sinin davalılardan tahsili olmakla bu durumda belirsiz alacak davasından söz edilemeyeceği, davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı, zira davacının zararını dava dilekçesinde belirtildiği üzere 14.180.131,16 TL olduğunun aşikar olduğu, talebin bu kısmı için dava miktarının sarahaten belirli ve belirlenebilir olduğu, bu durumda davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle Hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesinde belirtilen tutarın sözleşme ifa edilmiş olsaydı ödenecek bedel olup, taleplerinin ise bu bedel emsal alınarak, sözleşmenin karşı tarafça edimlerin ifa edilmemesi sebebiyle feshinden dolayı müvekkil şirketin uğradığı zararların tazminine ilişkin olduğunu, davanın belirsiz alacak niteliğinde bir tazminat davası olduğunu, Mahkemenin aksi yöndeki kabulünün bu sebeple isabetsiz olduğunu, dava dilekçesinde yer alan 14.180.131,16 TL'nin taraflar arasındaki Yapı Denetimi Hizmet Sözleşmesi’nin Bakanlık sistemindeki güncel verileri üzerinden yapılan bir hesaplama olup müvekkili şirketin davanın açıldığı tarihte tam ve kesin olarak belirleyebildiği bir alacak kalemini değil, talep edilen ihtiyati haciz kararı için mahkemeye sunulması zorunlu olan olası yaklaşık değeri işaret ettiğini, rakamın dava açıldığı tarihteki güncel bedeli ihtiyati haciz yapılabilmesi amacıyla belirtildiğini, müvekkilinin uğramış olduğu zararların sadece sözleşme bedelinden ibaret olmayıp, 2 yıl boyunca havuz sistemindeki kotasının işgal edilmesi nedeniyle mahrum kalınan diğer işler, personel giderleri, kira ve genel masrafların karmaşık bir hesaplamasını da içeren müspet zarar kaleminin yani sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı uğramayacağı zararını da içerdiğini, zararın müvekkilinin o dönemdeki personel yapısı, havuzdaki diğer işlerin dağılımı ve sair teknik incelemeler ışığında ancak bilirkişi incelemesi ile netleşebileceğini, HMK'nın 119/1-ğ bendi uyarınca talep sonucunun açık olması gerekliliği ile eksiklik halinde hâkimin bir haftalık kesin süre vermesini emretmiş olduğundan verilen kararın bu yönüyle de kanuna aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Dava, yapı denetim hizmeti sözleşmesinin haklı nedenle feshi iddiasıyla sözleşme bedeli ve müspet zarar istemlerine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi belirsiz alacak ve tespit davasını düzenlemektedir. Anılan madde, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü içermektedir.
Madde gerekçesi "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı yada bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklanmıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/13485 E. 2018/4815 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere, alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/03/2022 tarihli 2019/11-220 E. 2022/376 K. sayılı ilamında; "...dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle, HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir.
Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır.Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda mahkemece, açılmış olan dava, kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır..." gerekçesiyle belirsiz alacak davası olarak açılan ancak belirsiz alacak davasının koşulları bulunmayan davanın, koşulları mevcut ise kısmi dava olarak değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.11.2020 Tarihli 2019/17-853 E. 2020/907 K. sayılı içtihatı da aynı doğrultudadır.
Somut uyuşmazlıkta davacı, dava dilekçesinde yapı denetim hizmeti sözleşmesinin karşı tarafı nedeniyle edimlerin ifa edilemediğini, haklı nedenle müvekkili tarafından fesedildiğini bildirerek akdin feshi tarihi itibariyle KDV hariç 14.180.131,16 TL'ye ulaşan sözleşme bedeli alacağını ve işin tamamlanmasına engel olarak 2 yıl boyunca yeni iş almasına da engel olan davalılardan müspet zararlarını talep ettiği, 10.000,00 TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunduğu, davacı vekili davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir.
Davacının öncelikli olarak iki ayrı kaleme dayalı talepte bulunduğu dikkate alınarak inceleme yapılması gerekmektedir. İlk olarak davacının sözleşme bedeline dayalı talebi yönünden sözleşme bedelinin belirli olması ile davacının bu konudaki hesaplamasını dava dilekçesinde yapması nedeniyle bu kalem yönünden alacağın belirsiz alacak niteliğinde olmadığı kanaatine varılmakla yukarıda yer verilen içtihat çerçevesinde kısmi dava niteliğinde görülerek karara bağlanması gerektiği anlaşılmıştır.
Davacının sözleşmenin haklı nedenle feshi iddiasına dayalı müspet zarar kalemi yönünden talebine yönelik ise dava ile talep edilen zarar miktarı, davalı tarafın vereceği bilgiler ve sonrasında tahkikat ile bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilebilecek niteliktedir. Bu sebeple davacı tarafın, dava tarihinde uğranıldığı iddia olunan müspet zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebileceği söylenemez. Buradan hareketle işbu dava ile talep edilen müspet zarar kalemine yönelik talep belirsiz alacak niteliğindedir.
Dolayısıyla davacı tarafından ileri sürülen iddiaları kapsamında gerek HMK’nın 109. maddesi kapsamında kısmi dava gerekse de HMK’nın 107. maddesi kapsamında belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar mevcuttur.
Bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince davacı vekiline hangi kalem yönünden ne kadar miktar talep ettiğini açıklaması için HMK'nın 31. maddesi uyarınca süre verilmesinin ardından davacının sözleşme bedeli talebi yönünden kısmi dava, müspet zarar kalemi yönünden belirsiz alacak davası olarak yargılamanın yürütülmesi gerekirken aksi yönde usul ve kanuna aykırı şekilde hukuki yarar yokluğuna yönelik karar verilmesi isabetsizdir.
Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi uyarınca kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul Anadolu .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ..../11/2025 tarihli 2025/....E. 2025/826 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvurma harcının Hazine'ye gelir kaydına, istinaf karar harcının istemi halinde davacıya iadesine,
4-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.01/07/2026