Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/863 E. 2026/1038 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/863
Karar No
2026/1038
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/863

KARAR NO: 2026/1038

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 28/01/2026

NUMARASI: 2024/437 Esas - 2026/56 Karar

DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/05/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Davalı 05/01/2017 tarihli iş sözleşmesi tahtında, müvekkili şirket nezdinde Saha Satış Müdürü olarak sürdürdüğü görevini, müvekkilinin şirkete sunmuş olduğu işten ayrılma isteğini içeren istifa dilekçesi üzerine 03/11/2020 tarihinde sona erdirdiğini, İş Sözleşmesi’nin 10. maddesine tahtında, İş Sözleşmesi’nin sona ermesini takiben altı ay boyunca Marmara Bölgesi sınırlarında, diğer bir firmanın çalışanı olarak müvekkili şirketin faaliyetleri ile doğrudan ve dolaylı olarak rekabet halinde olan veya olması muhtemel işlerde çalışmayacağını beyan ve taahhüt etmiş bulunduğunu ancak yapılan incelemeler neticesinde, İş Sözleşmesi’nin 10. maddesindeki rekabet etmeme taahhüdünü aykırı olarak, İş Sözleşmesi’nin sona ermesinin hemen akabinde müvekkili şirketin doğrudan rakibi konumundaki ... Anonim Şirketi'nin İstanbul’daki iş yerinde İş Geliştirme ve İnovasyon biriminde çalışamaya başladığı tespit edildiğini, İş Sözleşmesi’nin 12. maddesine göre, davalının 10. maddedeki taahhütlerini ihlal etmesi halinde her bir aykırılık için, müvekkili şirkette aldığı son ücret üzerinden toplam altı aylık brüt ücreti tutarında tazminatı müvekkili cezai şart olarak ödemesi gerektiğini, müvekkilinin cezai şartı aşan zararları bakımından Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri kapsamında tazminat ve/veya dava hakkı ile ihlale konu fiil ve eylemlere son verilmesi amacıyla ihtiyati tedbir talep etme hakları bulunduğunu, davalının, İş Sözleşmesi’nin 12. maddesinin son fıkrasında kararlaştırıldığı üzere, belirtilen cezai şart tutarını ödese dahi, 10. maddede düzenlenen yükümlülüklerinden kurtulmuş olmayacağını, davalı işçinin, müvekkilinin işverenin iş yerinde; saha satış müdürü olarak görevini sürdürdüğünü, davalı işçinin müvekkili şirketin tüm teknik, ticari ve personele ilişkin iş sırlarına ve müşteri çevresine nüfuz eden konumu nedeniyle bu iş yerine dair elde ettiği bilgi, ticari sır ve teknik verileri paylaşmasının davacı şirketi zarara uğratacağını

İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/354 Esas 2023/875 Karar sayılı dosyasında davalının rekabet yasağına ilişkin hükümleri ihlal ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verildiğini, ancak davayı 1.000.-TL üzerinden açtıklarında, mahkemece ıslah için süre verilmeden dava miktarı üzerinden karar verildiğini, bu sebeplerle; İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/354 Esas 2023/875 Karar sayılı dosyada verilen karara ek dava olmak üzere taraflar arasında düzenlenen iş akdi ve iş akdinde bulunan rekabet yasağı hükümlerince iş sözleşmesi süresince ve hitamından itibaren 6 ay süre ile benzer ve ilgili bir iş yerinde çalışması halinde işçinin işverene cezai şart ödeneceğinin öngörülmesi nedeniyle rekabet yasağına ilişkin cezai şart bedeli olarak fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalının 6 aylık brüt ücreti olan (iş akdi fesih tarihi itibari ile aylık 15.500 TL brüt ücretten hesaplanan) 92.000,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ferileri birlikte davalıdan tahsiline ve bu aşamada alacaklarının garantisi zımmında davalının menkul ve gayrimenkullerine ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Davacı tarafın, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinde açmış olduğu davayı belirsiz alacak davası olarak açtığını, bu sebeple de davacı tarafın ek dava açma hakkı bulunmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması durumunda alacağın tamamı dava konusu edildiğinden aynı dava konusu ile ilgili ek dava açılması halinde derdestlik dava şartı söz konusu olduğunu, söz konusu davanın zamanaşımına uğradığını, bu sebeple davanın usulden reddi gerektiğini, davacı tarafın, somut olayda cezai şartların oluştuğunu ve tazminat taleplerini dayandırdıkları belirsiz süreli iş sözleşmesi nin 10. maddesi müvekkilinin çalışma özgürlüğünü kısıtladığını ve müvekkiline söz konusu sektörde çalışma alanı bırakmadığı aşikar olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır İstanbul'da ikamet etmekte ve lojistik firmalarında çalıştığını, tüm düzenini ve hayatını İstanbul'da ikame ettirmeye göre düzenleyen müvekkilinin, davacı şirket bünyesinde çalışmakta iken belirsiz süreli iş sözleşmesi imzaladığını ve bu sözleşmenin 10. maddesinde de rekabet etmeme ve ayartmama hükümleri yer aldığını, söz konusu maddede müvekkilinin, davacı şirket bünyesinden ayrıldıktan sonra en az 6 ay süre ile Marmara Bölgesinde Kara, Hava, Deniz yolları ve Demir Yolları vasıtaları ticari eşyalarının yurt içi ve yurt dışı taşımacılığı yapmaması konusunda kısıtlama getirildiğini ve söz konusu koşullara uymaması halinde cezai şarta mahkum edileceği düzenlendiğini ancak söz konusu madde ve şartlar hukuka aykırı olduğu gibi düzenlenen rekabet yasağı da aşırı nitelikte olduğunu, en az 6 ay boyunca Marmara coğrafyasında müvekkilinin bu sektörde çalışmaması halinde müvekkilinin öz geçmişinde ve kariyerinde önemli zararlara neden olacağını, Marmara coğrafyası geniş kitlesel bölgeye sahip olup İstanbul, Yalova, Bursa, Tekirdağ, Sakarya, Kocaeli, Kırklareli, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Bilecik olmak üzere toplamda 10 şehirden oluştuğunu, müvekkilinin bu 10 şehirde 6 ay boyunca çalıştırılmaması hakkaniyete aykırı olduğu gibi aşırı nitelikte kalmakta ve işveren tarafından müvekkiline atfedilen söz konusu kısıt başta Anayasanın 48. maddesine aykırılık teşkil ettiği gibi Borçlar kanununda yer alan hükümlere de aykırı düştüğünü, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasında yer alan bilirkişi tarafından tespit edilen ve müvekkili aleyhine tek taraflı cezai koşul yükleyen hükümler aşırı nitelikte olduğunu ve rekabet etmemeye ilişkin hükümler geçersiz olduğunu,

Türk Borçlar Kanununun 444. ve 447. maddeleri arasında düzenlenen Rekabet Yasağı hükümleri uyarınca, davacı şirketin müvekkili aleyhine olarak düzenlemiş olduğu rekabet yasağına ilişkin maddeler aşırı nitelikte olduğunu ve Türk Borçlar Kanununa aykırı düştüğünü ancak somut olayda müvekkiline uygulatılmaya çalışılan rekabet yasağına ilişkin kanunun bu maddesine aykırı olarak müvekkilinin ekonomik geleceğini tehlikeye sokacak biçimde olduğunu, uzun yıllardır İstanbul'da ikamet eden ve hayatını burada ikame ettiren ve aynı iş kolu içerisinde çalışan bir kişiye çalışmakta ve uzmanlaştığı faaliyet alanından 6 ay boyunca ve belli bir coğrafyadan uzak tutmak hakkaniyete aykırı düştüğünü, somut olayda, rekabet yasağını ve buna bağlı olarak ceza koşulunu düzenleyen sözleşmede sadece müvekkili aleyhine ceza koşulu getirildiğini, buna karşılık işveren davacı şirket bir yükümlülüğe sahip kılınmadığını, bu nedenle sözleşmede ki ceza koşulu da geçersiz olduğunu, bu geçersizlikte mahkemenin müdahalesi ile de giderilebilecek bir geçersizlik de olmadığını, geçersiz bir sözleşmeye dayalı alacak talebi de hukuku uygun olmadığını, bu sebeplerle; davanın dava şartı yokluğundan ve zamanaşımı nedeniyle davanın usulden reddine, mahkeme usul yönünden farklı kanaatte ise yine yukarıda açıklanan nedenler ile davanın reddine, tüm mahkeme ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilerek, müvekkili adına vekalet ücreti verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesi kararında özetle "Somut olayda; davalının 05/01/2017 tarihli iş sözleşmesi ile davacı şirkette saha satış müdürü olarak çalışmaya başladığı, davacı ile davalı arasında yapılan iş sözleşmesinin 10. maddesinde rekabet yasağının zaman, yer ve kapsam bakımından belirli olduğu, çalışanın, işveren ile arasındaki hizmet sözleşmesinin sona ermesi halinde işverenin faaliyet gösterdiği Marmara Bölgesi sınırları içerisinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 2 yıl süre boyunca işverenin işkolunda faaliyet göstermeyeceğini, faaliyet gösteren bayi ve acenteler de dahil olmak üzere bir başka gerçek ya da tüzel kişi nezdinde çalışmayacağını, bunlarla ortaklık ilişkisine girmeyeceğini, bunlara danışmanlık vermeyeceğini, bunlar ile herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunmayacağını kabul ettiği, sözleşmenin 12. Maddesine göre rekabet etmeme borcuna aykırı davranması halinde işverene son brüt ücreti üzerinden hesaplanacak 6 aylık ücretinin toplamı kadar cezai şart ödemeyi kabul ettiği hususlarının hüküm altına alındığı, davalının 03/11/2020 tarihinde işten ayrıldığı, işten ayrıldıktan 2 gün sonra 05/11/2020 tarihinde davacı şirket ile aynı sektörde ve aynı faaliyet konularıyla iştigal eden dava dışı firmada çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır.

Sözleşmede yer alan rekabet yasağı hükmü geçerli olup, Sözleşmede rekabet yasağı iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 2 yıl süre ve Marmara Bölgesi coğrafi alanı ile sınırlandırılmıştır. Bu nedenle sözleşmede TBK'nın 445. maddesi kapsamında da kanuna aykırılık yoktur.

Davalının davacı şirket nezdinde; 05/01/2017 - 03/11/2020 tarihleri arasında saha satış müdürü olarak çalışması sırasında iş yerinin tüm teknik, ticari ve personele ilişkin iş sırlarına ve müşteri çevresine nüfuz eden konumu nedeniyle iş yerine ait elde edeceği bilgi, ticari sır ve teknik verileri elde ettiği, işten ayrıldıktan sonra rekabet yasağında belirlenen 6 aylık süre içinde aynı işi yapan başka bir şirkette çalışmaya başladığı, davacı şirketin davalıya yönelik rekabet yasağı getirmekte haklı menfaati olduğu değerlendirilmiştir.

Zira Borçlar Kanunu'nun ilgili hükmünde işverene önemli bir zarar verilmesi ihtimalinin olması rekabet yasağı bakımından yeterli görülmüştür.

TBK'nın 444/2. maddesi gereğince; rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Dosya kapsamından; davalının, davacı şirketteki işinden ayrıldıktan sonra yeni iş yerinde de aynı iş kolunda çalıştığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda davalının önceki iş yerinde edindiği bilgileri yeni iş yerinde kullanması, davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşımakta olup, zarar ihtimalinin varlığı ise rekabet yasağına aykırılığın kabulü için yeterlidir. Bu nedenle davalının sözleşmenin rekabet yasağı hükmünü ihlal ettiği, toplam cezai şart miktarı olarak bilirkişi raporunda; davalının en son brüt ücretinin 6 katı (6 ay x 15.500,00 TL=) 93.000,00 TL olarak hesap edilmiş olup, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/354 Esas ve 2023/875 Karar sayılı dosyasında karar verilen 1.000,00-TL'nin indirilmesi sonucunda 92.000,00-TL'nin hesap edilmiş düzenlenen raporun dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olduğu anlaşılmıştır. TBK'nın 182/3. fıkrasına göre hakim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir.

Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarını belirlerken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır. Buna göre davalının; davacı ve dava dışı iş yerindeki çalışma süreleri gözetildiğinde işten ayrıldığında 15.500,00-TL brüt ücret alan davalının 6 aylık brüt ücretine tekabül eden 93.000,00-TL cezai şart tazminatı fahiş kabul edilmiştir.

Bu nedenle kararlaştırılan cezai şarttan %40 oranında tenkis yapılması somut olaya uygun görülmüş olup, cezai şart tutarı takdiren 12 aylık ücret tutarı olan 93.000,00-TL'den İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/354 Esas ve 2023/875 Karar sayılı dosyasında karar verilen 1.000,00-TL'nin indirilmesi sonucunda bulunan 92.000,00-TL'nin %40'ı oranında indirim yapılması sonucunda 55.200,00-TL olarak hesaplanmıştır.

Diğer yandan sözleşmede öngörülen cezai şarttan TBK'nın 182/3. maddesi hükmü doğrultusunda tenkis yapılması hakimin takdirine bağlı olup, tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargılama giderine hükmedilmiş olup reddedilen miktar üzerinden davalı taraf lehine vekalet ücreti takdir edilmemiştir." şeklinde karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının aynı hukuki ilişkiye ve aynı vakıalara dayanarak daha önce açtığı davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğunu, bu nedenle alacağın tamamının dava konusu edildiğini, sonradan ek dava açılmasının mümkün olmadığını, buna rağmen eldeki davanın ek dava olarak açıldığını, bu durumun dava şartı yokluğu oluşturduğunu, taraflarınca bu hususun açıkça ileri sürüldüğünü ancak Mahkemece hiç değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda da davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup tutmadığının belirlenemediğinin ifade edildiğini, buna rağmen bu husus araştırılmadan hüküm kurulduğunu, gerekçesiz karar verildiğini ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, davacının rekabet yasağına aykırılık iddiasına dayalı taleplerinin TTK kapsamında olduğunu, bu nedenle zamanaşımına tabi olduğunu, davacının müvekkilin rakip firmada çalıştığını işten ayrıldığı tarihte öğrendiğini, buna rağmen bir yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra dava açtığını, zamanaşımı def’inin ileri sürülmesine rağmen Mahkemece bu hususun hiç incelenmediğini ve gerekçe oluşturulmadığını, mahkemenin rekabet yasağı hükmünü geçerli kabul ettiğini ancak bu sonuca somut olayın özellikleri değerlendirilmeden, yüzeysel inceleme ile ulaşıldığını, rekabet yasağının yalnızca süre ve yer bakımından değil, işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürüp düşürmediği ve işverenin korunmaya değer menfaatinin bulunup bulunmadığı yönünden de incelenmesi gerektiğini, somut olayda yasağın Marmara Bölgesi gibi geniş bir alanı ve sektörün tamamını kapsadığını, bunun müvekkilin mesleğini icra etmesini fiilen engellediğini ve ölçüsüz bir sınırlama oluşturduğunu, mahkemenin TBK 445/2 kapsamında gerekli daraltma değerlendirmesini yapmadığını, rekabet yasağına bağlı cezai şartın yalnızca işçi aleyhine düzenlendiğini, işverenin herhangi bir karşı edim üstlenmediğini, bu nedenle cezai şart hükmünün geçersiz olduğunu, müvekkilin müşteri çevresi, ticari sırlar veya korunmaya değer bilgilere vakıf olduğuna dair herhangi bir somut delil bulunmadığını, buna rağmen varsayıma dayalı şekilde rekabet yasağına aykırılık kabul edildiğini ve cezai şarta hükmedildiğini, sonuç olarak; usule ilişkin itirazların değerlendirilmediğini, zamanaşımı def’inin incelenmediğini, rekabet yasağının geçerlilik şartlarının somut olayda oluşmadığını, yasağın ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olduğunu, somut delil bulunmadan cezai şarta hükmedildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka aykırı olduğunu ve kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE :Dava, taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına aykırılık nedeniyle kararlaştırılan cezai şartın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.

İstinaf incelemesine konu uyuşmazlığın; taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı hükmünün geçerli olup olmadığı, davalının bu yasağı ihlal edip etmediği ve buna bağlı olarak cezai şart koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı görülmektedir.

Dosya kapsamının incelenmesinde; davacı tarafça daha önce İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/354 Esas, 2023/875 Karar sayılı dosyasında, taraflar arasındaki aynı iş sözleşmesine dayalı olarak rekabet yasağına aykırılık iddiası ile cezai şart talebinde bulunulduğu, yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilerek 1.000,00 TL cezai şartın tahsiline hükmedildiği ve anılan kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Söz konusu dava kısmi dava niteliğinde olup; öğreti ve yerleşik yargısal uygulamada kısmi davanın reddi halinde tüm alacak hakkında, kısmen kabul kısmen reddi halinde her iki bölüm yönünden, tamamen kabulü halinde ise kararın dayandığı tespit yönünden kesin hüküm oluşacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda kesin hüküm, yalnızca hüküm altına alınan miktar yönünden değil, aynı zamanda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı ve niteliği yönünden de bağlayıcılık taşımaktadır.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun sayılı ilamlarında da bu husus açıkça vurgulanmış olup, kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin yeniden inceleme ve değerlendirme yapmasına hukuken olanak bulunmadığı, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğu ve mahkemelerce re’sen dikkate alınması gerektiği kabul edilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.02.1980 gün ve 1980/9-73 Esas, 1980/186 Karar; 02.06.1982 gün ve 1981/11-1130 Esas, 1982/549 Karar; 09.11.1988 gün ve 1988/15-572 Esas, 1988/898 Karar; 2013/7-1728 Esas, 2015/1036 Karar ve 2017/19-927 Esas, 2020/382 Karar) Bu itibarla, taraflar arasında rekabet yasağı sözleşmesinin varlığı, geçerliliği ve davalının bu yasağa aykırı davrandığı hususları kesin hüküm ile sabit olup, eldeki davada bu hususların yeniden tartışılması mümkün değildir.

Eldeki dava, önceki davada hüküm altına alınan alacağın bakiye kısmına ilişkin olup, yapılacak inceleme yalnızca cezai şartta uygulanan takdiri indirime ilişkindir. Cezai şart miktarı yönünden yapılan incelemede ise; taraflar arasında kararlaştırılan tutarın davalının ekonomik durumu, iş ilişkisi süresi ve ihlalin niteliği dikkate alınarak Türk Borçlar Kanunu’nun 182/son maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince takdiri indirim yapıldığı, yapılan bu indirimin dosya kapsamına ve hakkaniyet ilkelerine uygun olduğu anlaşılmıştır.

İlk derece mahkemesince, tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirilerek usul ve yasaya uygun şekilde hüküm kurulduğu, kararda kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir husus bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 943,00 TL harcın, alınması gerekli olan 3.770,71 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.827,71 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 20/05/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/863, K. 2026/1038, T. 20.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-863-e-2026-1038-k-bb58cc678e76