Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/835 E. 2026/1042 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/835
- Karar No
- 2026/1042
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/835 KARAR NO : 2026/1042
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/872 KARAR NO : 2025/1112 DAVA TARİHİ : 11.09.2025 KARAR TARİHİ : 24.12.2025 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 09.07.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 09.07.2026
İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24.12.2025 tarih ve 2025/872 Esas, 2025/1112 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesiyle özetle; Müvekkilinin ... marka ticari araçlar grubuna yetkili servis standartlarında hizmet veren bir özel servis olduğunu, müvekkili davalı firmaya da mal satıp hizmet verdiğini, ancak müvekkili şirketin davalıya mal satıp teslim etmesine ve araçlarında gerekli arızaları gidererek hizmet vermesine rağmen hak edişinin karşılığını alamadığını, işbu ticari satış ve hizmetten kaynaklanan fatura alacağına dayalı borcunu ödemeyen davalı aleyhinde müvekkili tarafından haklı alacağının tahsili amacıyla; 29.07.2025 tarihinde İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2025/6344 E. Sayılı dosyası üzerinden takip başlatılarak davalı borçluya 7 örnek ödeme emri gönderildiğini, işbu ödeme emrine karşı davalı tarafından 08.08.2025 tarihli dilekçesi ile borcun tamamına ve fer’ilerine itiraz edildiğini ve takibin durdurulduğunu, öncelikle alacak karşılığında borçlunun taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına, davalarının kabulü ile davalının İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2025/6344 E. sayılı dosyasına yapmış olduğu haksız ve kötü niyetli itirazının iptaline ve takibin devamına, davalı aleyhine alacağın % 20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davalı müvekkili şirketin merkezi İstanbul Küçükçekmece'de olduğunu, kabul etmemekle beraber; dava müvekkili şirket merkezinin bulunduğu Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemeleri'nde açılması gerekirken İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri'nde açılması HMK ve sair mevzuatlar uyarınca yetki yönünden davanın reddini gerektirdiğini, müvekkili şirketin faaliyet merkezi "... Mah.... Sk. No:... Küçükçekmece/İstanbul" adresi olup, yetkili mahkemeler de HMK m.6 gereği, Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davanın İzmir mahkemelerinde açılmasını gerektirecek bir durum söz konusu olmadığını, icra takibi yetkisiz yerde başlatıldığını, İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2025/6344 E. sayılı dosyasından başlatılan icra takibine yapılan borca ve yetkiye ilişkin itirazları alacaklı olduğunu iddia eden tarafça kabul edilmediğini, icra dosyası yetkili icra müdürlüğüne gönderilmeksizin dava açılmışsa da, bu husus usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının başlattığı icra takibi yetkisiz icra müdürlüklerinde açıldığını, aynı şekilde dava da yetkisiz mahkemede açıldığını, icra takibine yetki hususunda itiraz edildiğini, itiraz karşısında takip yetkili yere gönderilmemiş ve dava da yetki itirazının iptali istenmemiş olduğunu, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davada, davaya konu icra takibinde yetkiye itiraz edildiğini, itiraz bertaraf edilmeksizin açılan davanın usulden reddi gerektiğini, itirazın iptali davasının görülebilmesinin ön şartı usulüne uygun bir icra takibinin bulunması olduğunu, davaya konu icra takibi yetkili icra müdürülüğüne gönderilmediği gibi davanın da talep kısmında bu itirazının iptali hususunda bir beyana yer verilmediğini, bu sebeple davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacının talep ettiği tüm alacakları zamanaşımına uğradığından zamanaşımı itirazında bulunuyor ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafından müvekkili aleyhine başlatılan icra takibi haksız ve kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin ticari kayıtlarında davacıya ödenmemiş herhangi bir borcu gözükmediğini, davacının müvekkilinden hiçbir alacağı bulunmadığı ticari kayıtlar ile sabit olduğunu, iş yaptığı ticari çevrede yıllardır saygınlığı ile bilinen müvekkili, uzun yıllardır kamu kurumlarına araç temini noktasında hizmet verdiğini, bu güvenle bir çok serviste cari hesap ilişkisi bulunduğunu, ancak bu işlemler suistimale açık işlemler olduğundan servisler tarafından düzenlenen faturalar incelenmekte, fatura içeriği ve yapılan işlerin rayiç bedelleri denetlendiğini, bu anlamda servislerin düzenlediği faturalarda usulsüzlük tespit edilmesi halinde haksız kesilen faturalar iade edildiğini, davacının düzenlediği faturalara konu araçlar müvekkiline ait olmayan araçlar olduğunu, müvekkiline ait olmayan araçlara yapılan işlemler müvekkiline fatura edildiğini, müvekkilinin bu faturaları kabul etmemesi üzerinde haksız dava ikame edildiğini, davacı tarafından icra takibinde dayanılmayan delillere davada dayanılmış olup bu husus usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın icra takibinde yer vermediği delillere dava dilekçesinde dayanması usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı taraf, davasına dayanak olması için usulüne uygun olarak düzenlenmiş herhangi bir belge sunmadığını, davacının kendine göre düzenlemiş olduğu faturalar bir alacağın tek başına delili olamayacağını, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle beraber söz konusu faturalar hakkında müvekkilinin bilgisi söz konusu olduğunu, fatura tek başına alacak iddiasını kanıtlayan bir belge olmadığını, salt faturanın kesilmesinden; iş veya hizmetin de yapılmış olduğunun kabul edildiği anlaşılmayacağı gibi fatura konusu işin de yapılarak iş sahibine teslim edildiğinin davacı tarafından kanıtlanmış olması zorunlu olduğunu, belirtilen sebeple davanın bu yönden de reddi gerektiğini, usule ilişkin itirazları dikkate alınarak davanın usulden reddine, mahkemece esasa girilecek olursa yasal dayanaktan yoksun ve mesnetsiz davanın esastan reddine, davacı tarafın, asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiş ve savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 24.12.2025 tarih ve 2025/872 Esas, 2025/1112 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Davalı borçlu tarafından icra takibinde icra dairesinin yetkisine ilişkin itirazda bulunulduğu ve yetkili icra dairesi olarak Küçükçekmece İcra Dairesi'ni gösterdiği görülmüştür. Bu durumda itiraz süresi içerisinde usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunulduğu ve davanın yetkisiz olan İzmir 26. İcra Dairesi'nde takip başlatıldığı, yetkisiz icra dairesinde başlatılan icra takibine yapılan itirazla ilgili olarak iptal davası görülemeyeceği gözetilerek davanın usulden reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 08.04.2026 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -İlk derece Mahkemesinin, gerekçeli kararında önce "davacı müvekkilin davaya konu icra takibinde fatura alacağına dayanmış olup fatura içeriklerinin incelenmesinde davacı müvekkil tarafından davalıya bir kısım ürünlerin satışının gerçekleştirildiği anlaşıldığından uyuşmazlığın satış sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini, taraflar arasında bir yetki sözleşmesinin bulunmadığını, satış sözleşmesinde satıcının mal teslim borcu, alıcının ise mal bedelini satıcıya ödeme borcu altında olduğunu, para borcunun Türk Borçlar Kanunu'nun 89. Maddesi uyarınca alacaklının yerleşim yerinde ifa edilmesi gerektiğini, buna göre takip tarihinde alıcının ikamet yerinde takip başlatılabileceğini" şeklinde gayet haklı, yerinde ve hukuka uygun olarak değerlendirildiğini, -İlk Derece Mahkemesinin, davacı müvekkilinin yerleşim yeri icra dairelerinde davalı aleyhinde takip başlatabileceğini kabul ettikten sonra bu yetkiyi ortadan kaldıracak şekilde "davalı şirket merkezinin "... Mah. .... Sk. No:....Küçükçekmece/İstanbul" adresi olduğu, takip tarihi itibariyle davalının yerleşim yerinin Küçükçekmece/ İstanbul ilçesinde olması nedeniyle davacının para borcu için yerleşim yerinde açabileceği icra takiplerinin Küçükçekmece İcra Dairesi'nde açılması gerektiğini" değerlendirmesinin haksız, yanlış, çelişkili ve dolayısıyla hukuka aykırı bulunduğunu, bu değerlendirmesinin devamında ilk derece mahkemesi, "davacı müvekkilin seçimlik hakkını yanlış kullandığı, bu aşamadan sonra seçim hakkının borçluya geçtiği" şeklinde bir gerekçeye dayanmış ise de bu gerekçenin hukuken kabul edilemeyeceğini, gerçekten; ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere dava konusu somut olayda; taraflar arasında bir satım sözleşmesi olduğunu ve yapılan bu satışa ilişkin olarak davacı müvekkilinin, faturaya dayalı olan alacağını tahsil edemediğinden davalı aleyhine İzmir 26. İcra Müdürlüğünün 2025/6344 Esas sayılı icra takibini başlattığını, yani ortada sözleşmeye dayalı bir para alacağının söz konusu olduğunu, davalının, taraflar arasındaki akdi ilişkiyi ve/veya malları teslim almadığını inkar etmediğini, taraflar arasında herhangi bir yetki anlaşması bulunmadığını, bu durumda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 10 hükmünün atfıyla Türk Borçlar Kanunu madde 89/1 hükmü gereği alacaklının yani davacı müvekkilinin ifa zamanındaki yerleşim yeri mahkemesinde veya icra dairesinde dava veya icra takibi başlatılabileceğini, müvekkilinin de bu doğrultuda yerleşim yerine göre yetkili bulunan ki bu hususun dosya münderecatıyla sabit olduğunu, İzmir İcra Dairelerinde borçlu aleyhine takip başlattığını, bunda hukuka aykırı bir yön bulunmadığını, dolayısıyla dava konusu icra takibi yetkili icra dairesinde başlatılmış olup geçerli olduğunu, Yüksek yargı kararlarınun da bu doğrultuda olduğunu, buna ilişkin olarak dilekçelerinde emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/449 E. , 2023/395 K. ve Yargıtay 13. HD 2015/22393 E. , 2017/9591 K. Sayılı kararına değinildiğini, -Şayet müvekkilinin, yetkili olmayan bir yerde icra takibi başlatmış olsaydı o takdirde seçimlik hakkının davalı-borçluya geçtiği kabul edilebileceğini, ancak yukarıda arz ettikleri üzere müvekkilinin, yetkiye dair kanunen kendisine tanınan seçimlik hakkını kullandığını ve bu hakkını da doğru kullandığını, dolayısıyla müvekkilinin seçimlik hakkını yanlış kullandığı, hakkın borçluya geçtiği hukuken kesinlikle kabul edilemeyeceğini, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki gerekçesinin haksız, yanlış ve hukuka aykırı olduğu gibi dosya münderecatıyla da bağdaşmadığını, -Diğer taraftan ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, kararına dayanak gösterdiği yargı kararlarının da dava konusu somut olayla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, böylesi kararlara yapılan atıfla hüküm tesis edilmesinin de haksız, yanlış ve hukuka aykırı olduğunu, -Tüm bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince davalı-borçlunun icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı yerinde olmadığından reddine karar verilerek esasa geçilmesi gerekirken takibin yetkisiz icra dairesinde açıldığı gerekçesiyle ortada usulüne uygun olarak başlatılmış bir icra takibi bulunmadığı değerlendirilerek davanın esasına girilmeksizin usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olup bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuru zorunluluğu hasıl olduğunu, Yukarıda arz olunan ve re'sen belirlenecek nedenlerle, istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi olan İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.12.2025 tarih ve 2025/872 Esas - 2025/1112 Karar sayılı "davanın dava şartı noksanlığından usulden reddine" ilişkin kararının kaldırılarak davanın esası hakkında inceleme yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesi tarafından "yetkili icra dairesinde açılmış usulüne uygun icra takibi bulunmadığından davanın usulden reddine" karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. İtirazın iptali davasının görülebilmesi, usulüne uygun şekilde yapılmış ve geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Ortada, geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda, itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. İcra müdürlüğünün yetkisine itiraz edilen hâllerde, bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı müddetçe açıklanan şekilde geçerli bir takibin bulunmayacağı açıktır. İİK’nın 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nın yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. HMK’nın 6. maddesine göre, genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Aynı Kanun’un “Sözleşmelerden doğan davalarda yetki” başlıklı 10. maddesinde ise, sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği hüküm altına alınmıştır. İcra takibinin yapıldığı ve eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 89. maddesinde ise borcun ifa edileceği yer düzenlenmiştir. Buna göre; “Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir. Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir”. Kısaca özetlemek gerekirse, HMK’daki yetki kuralları ilamsız icra takiplerinde kıyasen uygulanır. İtirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlar da öncelikle incelenmelidir. HMK’nın 6. maddesine göre ilamsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi iken, sözleşmeden doğan para borçlarının takibi için başlatılan takipte sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkili kılınmıştır. Takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden, ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olacaktır. Böyle bir durumda alacaklı kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabilecektir.(Yargıtay 6.HD'nin 10.12.2025 tarih 2025/3558 Esas ve 2025/4270 Kararı) Yargıtay 15.Hukuk ve 23.Hukuk Dairelerinin uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklanması halinde TBK'nın 89/1 inci maddesindeki düzenlemenin sadece karz akdinden doğan borçlarla sınırlı olduğu, niteliği itibariyle iki tarafa karşılıklı borç yükleyen ve karşılıklı edimler içeren eser sözleşmesinden kaynaklanan ihtilâfta yetkili icra müdürlüğünün ve mahkemenin belirlenmesinde TBK'nın 89/1 inci maddesinin uygulanamayacağına dair içtihatları bulunmakta ise de, yukarıda belirtilen Yargıtay 6.HD'nin 10.12.2025 tarih 2025/3558 Esas ve 2025/4270 Karar sayılı emsal kararıyla bu içtihatlardan dönüldüğü anlaşılmıştır. Bu kapsamda yukarıda açıklandığı üzere eldeki dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup, icra dairesinin yetkisi İİK’nın 50. maddesine göre HMK hükümleri çerçevesinde hadise şeklinde incelenip değerlendirilmelidir. Taraflar arasında akdi ilişki bulunduğu, davanın bir miktar para alacağına ilişkin olduğu gözetilerek TBK’nın 89/1. maddesi uyarınca davacı alacaklının ikametgahı olan İzmir İcra Dairesinin yetkili olduğunun kabulü ile yargılamaya devam edilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; mahkemece yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir icra takip bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüştür. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-4 ve 6. maddeleri gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun KABULÜ ile, 2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24.12.2025 tarih ve 2025/872 Esas, 2025/1112 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-4 ve 6. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, 5-Davacı tarafından yatırılan 732,00 TL istinaf karar harcının istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine, 6-Davacı tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 09.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.