Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/707 E. 2026/966 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/707
- Karar No
- 2026/966
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi 2026/707 Esas - 2026/966 Karar
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/707 KARAR NO : 2026/966
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05/02/2026 NUMARASI : 2026/86 ESAS - 2026/84 KARAR DAVACILAR : 1- 2- VEKİLİ : Av. DAVALI : DAVANIN KONUSU : Alacak KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 11/10/2026
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın usulden reddine dair verilen karara karşı davacılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, mahkeme ilamına bağlı alacağın geç ödenmesinden kaynaklı munzam zarar ile menfi ve müspet tüm zararların tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, "Mahkememizin görevsiz olduğu anlaşılmakla, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, hükmün kesinleşmesi ve talep halinde dosyanın görevli Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine" dair verilen karara karşı, davacılar; şirketlerinin, Anayasa Mahkemesi'nin 11/01/2023 tarih ve 2019/39236 Esas sayılı kararının başvurucusu olup, bu karar da davalı idarenin benzer bir hizmet alım ihalesine ilişkin sözleşme imzalamaması nedeniyle uğradığı zararların tazmini talebiyle açtığı davada "kararın icrası hakkının ihlal edildiği" sonucuna varıldığını, bu emsal kararın, mevcut görevsizlik kararının hukuka aykırılığını destekleyen önemli bir dayanak olduğunu, dava konusu alacağın, 2007 yılından bu yana süregelen bir uyuşmazlığa dayandığını, ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararı, zaten uzun yıllardır devam eden bu hukuki süreci daha da uzatacağını, şirketlerinin hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını (makul sürede yargılanma hakkı) zedeleyeceğini, bu durumda, davalı idarenin tacir sıfatı taşımamasına rağmen, uyuşmazlığın şirketleri açısından ticari işletmeyle ilgili olması, munzam zarar hesaplamasının ticari uzmanlık gerektirmesi ve Yargıtay'ın güncel içtihatlarındaki "öz ticaret hayatı" vurgusu dikkate alındığında, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği yönündeki savunmanın hukuken daha isabetli ve yargılamanın etkinliği açısından daha uygun olacağını, kararın kaldırılarak dosyanın esas hakkında karar verilmek üzere ilgili Asliye Ticaret Mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürülerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacıların istinaf sebepleri ile HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni nedeniyle re'sen dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde; Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında pazarlık usulü ile...Kongresi organizasyonu işi için yapılan ihalede 21/03/2007 tarihli sözleşme imzalandığı, davacı şirketin pilot ortak olduğu, davacı şirket tarafından sözleşme konusu işin yerine getirildiği, sözleşme dahilinde %20 iş artış bedelinin yapıldığı, bunun dışında sözleşme kapsamında bulunmayan işlerin gerçekleştirildiği ileri sürülerek Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/444 Esas sayılı dosyasında açılan itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonucunda 13/03/2014 tarihli 2014/142 karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2007/6452 Esas sayılı dosyasında davalı borçlunun 829.445,60 TL asıl alacak yönünden itirazının iptaline ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek avans faizi üzerinden icra takibinin devamına karar verildiği, verilen kararın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 17/06/2015 tarihli 2014/27927 Esas 2015/20654 Karar sayılı ilamı ile hükmün onandığı, kararın kesinleşmesi üzerine davacı tarafça mahkeme ilamının icraya konulduğu, ancak davalı tarafça ödenmesi gereken miktarın 2007 yılı yerine ilk ödemenin 07/12/2015 tarihinde yapılması nedeniyle ilama bağlı alacağın tahsilinin gecikmesi nedeniyle uğranılan munzam zararın tahsilinin talep edildiği görülmektedir. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 6. maddesi ve 6100 sayılı HMK 2. maddesi gereğince, genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Asliye ticaret mahkemeleri ise özel mahkeme niteliğindedir. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 4 ve 5'inci maddelerinde ticari dava düzenlenmiş olup TTK'nın 4. maddesine göre bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesince bakılacağı yönünde bir düzenleme bulunması (mutlak ticari dava olması) gereklidir. Aynı Kanun'un 5'inci maddesinde ticari davaların asliye ticaret mahkemelerinde görüleceği ve asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişkinin de görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan işin, diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiş olup işin ticari nitelikte olması veya sayılması, davanın ticari dava olarak kabulü için yeterli değildir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davalının tacir sıfatına haiz olmadığı, taraflar sıfatı ve davanın niteliğine göre nispi ya da mutlak nitelikteki bir ticari davadan söz edilemeyeceğinden davada görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemesi değil, genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesidir. Açıklanan nedenlerle, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davacılarının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1/b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılardan yeteri kadar istinaf karar ve ilam harcı alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuran davacılar üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf kararının yerel mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 01/10/2026 tarihinde, oybirliği ile kesin olarak karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip