Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/2122 E. 2026/2562 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/2122
- Karar No
- 2026/2562
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
57. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/2122
KARAR NO : 2026/2562
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: (KAPATILAN)KÜÇÜKÇEKMECE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/05/2026
NUMARASI : 2026/212 Esas, 2026/258 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 17/02/2026
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 19/10/2026
KARAR
Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ile davalı ... Limited Şirketi arasında 25.10.2022 tarihinde ... ... ... Satış Vaadi Sözleşmesi akdedildiğini, işbu sözleşmeye göre satıcının İstanbul İli ... ... Mah. ... Bulvarı, ... ada, 1 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine inşa edilen ... ... projesinde bulunan C Blok ... numaralı bağımsız bölümü satış bedeline karşılık olarak müvekkillerine teslim etmesi gerektiğini, müvekkillerinin sözleşmede belirtilen, kendilerine düşen tüm yükümlülükleri eksiksiz bir biçimde yerine getirdiklerini, satış vaadi sözleşmesine konu ticari nitelikteki taşınmazın teslim edilmemesi nedeniyle oluşan zarar ve kira talepleri ile ilgili olarak... sayılı ticari arabuluculuk görüşmelerine başlanıldığını, arabuluculuk görüşmeleri sonucunda müvekkillerinin zarar taleplerine karşılık olmak üzere satıcı tarafından, ... numaralı bağımsız bölüm için oluşturulan mimari projeye uygun bir biçimde buffle tavan sistemi, zemin alt yapı sarf malzemesi, seramik ve parke uygulamaları, mimari projede görünen ahşap uygulamalar hariç olmak üzere oda bölmeleri bağımsız bölümün tüm kapıları, elektrik sistemi, yangın sistemi ve klima sisteminin inşa edileceği konusunda anlaşmaya varıldığını, davalı tarafından bahse konu inşai işlemler için harekete geçilmekten sakınıldığını, müvekkillerinin ısrarlı davranışları sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinde belirtilen yükümlülüklerinin bir kısmının yapımına 2025 Ağustos ayında başlanıldığını, inşai faaliyetlerin başlanılmasının ardından davalı tarafın yine işi bitirmekten kaçındığını, davalının geride kalan işleri yerine getirmeyeceğini açıkça beyan ettiğini, müvekkillerinin tüm eksik ve yarım işleri kendi imkanlarıyla tamamlamak zorunda kaldıklarını, bu süreçte müvekkillerinin hem zaman hem de ek maliyet yönünden ciddi şekilde mağdur olduklarını, arabuluculuk anlaşma belgesinde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle müvekkilleri tarafından ödenen bedellerin tahsili talepli olarak Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine başlanıldığını, icra takibi uyarınca düzenlenen ödeme emrinin davalının ... adresine 10.12.2025 tarihinde tebliğ edildiğini, 11.12.2025 tarihinde borçlu tarafından soyut beyanlar itiraz edildiğini, davanın kabulüne, Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; arabuluculuk anlaşmasının dava yasağı hükmü ve geçersiz icra takibi nedeniyle davanın usulden reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise, müvekkili şirketin edimini ifa etme iradesinin davacılarca haksız olarak engellendiği ve alacaklı temerrüdünün gerçekleştiği sabit olduğundan, haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, davacıların haksız ve kötü niyetli icra takibi nedeniyle, takibe konu asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere müvekkili şirket lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, davacıların likit olmayan ve yargılamayı gerektiren iddiaları karşısında haksız icra inkar tazminatı taleplerinin reddine, davacıların yasal şartları oluşmayan, yaklaşık ispat koşulunu sağlamayan ve alacağın varlığı yargılamayı gerektiren ihtiyati haciz taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince; " 1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle davanın HMK'nın 114-1c ve 115/2 maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE,
2-HMK 20.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli KÜÇÜKÇEKMECE NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, " karar verilmiş olup, bu karara karşı davalı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki uyuşmazlığın, müvekkili şirket tarafından inşa edilen ... ... ve İş Merkezi projesindeki ofis niteliğindeki bağımsız bölümün teslimine ve bu teslime bağlı inşai eksikliklerin giderilmesine ilişkin olduğunu, davacıların avukat olup, dava dilekçelerinde ve mahkemeye sundukları 19/02/2026 tarihli beyan dilekçelerinde dava konusu taşınmazı serbest meslek faaliyetlerini yürüttükleri hukuk bürosu olarak kullanmak amacıyla, yani mesleki ve ticari gelir elde etme gayesiyle edindiklerinin açıkça ikrar edildiğini, taşınmazın bir mesken değil, iş merkezi içerisinde yer alan ticari bir alan olduğunu, müvekkilinin bir ticari şirket olup tacir sıfatına haciz olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2 maddesi uyarınca, taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayıldığını, müvekkili şirket açısından ticari işletmesiyle ilgili olan bu inşa ve satış işleminin, yasal karine gereği davacılar açısından da ticari iş niteliğinde olduğunu, bununla birlikte, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca her iki tarafın ticari işletmesiyle veya mesleki/ticari kazanç alanıyla ilgili hususlardan doğan davaların nispi ticari dava sayıldığını, davacıların avukatlık mesleğini icra etmek üzere ticari bir ofis satın almalarının, işbu uyuşmazlığı nispi ticari dava kapsamına soktuğunu beyanla; haklı istinaf başvurumuzun kabulüne, Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/05/2026 tarihli, 2026/212 Esas ve 2026/258 Karar sayılı usul ve yasaya aykırı görevsizlik kararının kaldırılmasına, davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmeye devam etmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olmadığını, dosya kapsamındaki tüm olgular birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini beyanla; dosyanın yargılamaya devam etmek üzere ilk derece Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Değerlendirme:
Dava, Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine konu ticari nitelikteki taşınmazın teslim edilmediği iddiasına dayalı oluşan zarar ve kira taleplerinin tahsili istemi ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince; davanın görev dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiş olup bu karara karşı davalı tarafından süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.
İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi;
Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) yürürlüğe girdiği 01.11.2011 tarihinden sonra 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5. maddesinde 6335 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olmasının yanında HMK'nın 114. maddesinde açıkça dava şartı olarak düzenlenmiş olduğundan, mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay'ca re'sen dikkate alınması gerekir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir.
Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup bu maddeye göre:“(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;
a) Bu Kanunda,
b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,
c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,
d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,
e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.”
Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.
Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarih, 2017/11-2630 Esas ve 2019/328 Karar sayılı ilamı; 15.06.2021 tarih, 2017/(6)3-979 Esas ve 2021/759 Karar sayılı ilamı )
Öte yandan 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun 3. maddesinde, esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 11/1. maddesine göre; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. TTK'nın 11/2. maddesine göre ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak kararnamede gösterilir. TTK'nın 24 ve devamı maddelerinde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez.
Aynı Yasanın 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.
TTK'nın 15. maddesine göre ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.
19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; "1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar; 2- Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanlar"ın tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. İkinci sınıf tacirler esnaf olarak kabul edilecektir.
Somut olayda, her ne kadar sözleşmeye konu bağımsız bölüm ticari nitelikli olsa da, mahkemece de tespit edildiği üzere, İstanbul İli , ... İlçesi, ... Bölgesi, ... ada, 1 parsel...numaralı taşınmazın satış sözleşmesinde belirtilen tarihten sonra geç teslim edilmesi nedeniyle oluşan zararlar ile eksik işlemlerin davacılar tarafından karşılanması nedeniyle yapılan harcamaların tazminine ilişkin olup; tüm dosya kapsamı itibari ile avukat olan davacıların, dava konusu taşınmazı avukatlık görevini ifa etmek için kullandığı, bu durumun beyan dilekçesi ve duruşma zabıtları ile dosyaya yansıdığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın , tarafların hukuki sıfatları, uyuşmazlığa uygulanacak kanun maddeleri dikkate alındığında, davanın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı gibi davanın nispi ticari dava da olmadığı, salt davaya konu taşınmazın ticari nitelikte olmasının iş bu davayı ticari dava haline getirmeyeceği anlaşılmakla ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik görülmemiştir.
Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda, tüm dosya kapsamında toplanan delillere göre; davalının istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK m.353/1-b-1 gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,
3-Alınması gerekli harç peşin alındığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK m. 360 yollamasıyla, m. 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, 7589 sayılı Kanun değişik HMK m. 362 uyarınca, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 19/10/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.