Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/680 E. 2026/871 K. – Maddi Ve Tazminat
Konu: Maddi Ve Tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/680
- Karar No
- 2026/871
- Karar Tarihi
- Konu
- Maddi Ve Tazminat
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/680
KARAR NO:2026/871
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:21/01/2026
NUMARASI:2020/536 E. - 2026/45 K.
DAVANIN KONUSU:Maddi ve Manevi Tazminat
Taraflar arasındaki maddi ve tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nin, davacı küçük ...'nin annesi olup gebelik takibinin dava dışı Dr. ..., Dr. ... ve Dr. ... ...tarafından yapıldığını, Dr. ...'nün .... poliçesi ile 05/08/2020-05/08/2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere ...no, ile davalı ... Şirketi tarafından, Dr. ...'in.. poliçesi ile 03/09/2020-03/09/2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere ... no ile davalı ... Şirketi tarafından, Dr. ...'ın ... poliçesi ile 19/08/2020- 19/08/2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere ... no ile davalı ... Şirketi tarafından sorumluluğunun teminat altına alındığını,sigortalı doktorların, gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak davacı küçük ...'nin down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sandromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2827 sayılı Kanuna göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ise down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul ettiğini, davanın, sigortalı doktorların davacıları aydınlatmaması sebebiyle down sendromlu doğumdan sorumlu olduğu iddiasına dayandığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bu konudaki ilke kararının, anomaliyi tespit imkanları konusunda aydınlatma yapılmamasının hekimin sorumluluğunu gerektirdiği ve aydınlatma konusunda da ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğu yönünde olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1849 Esas, 2019/7608 Karar sayılı 28/11/2019 tarihli kararında çok kesin bir şekilde down sendromu teşhis yöntemleri konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun (dolayısıyla sigortacının) sorumlu olacağının tartışmasız olduğunu vurguladığını, Yargıtay'ın kusur konusunda rapor almaktan veya bilirkişiye başvurmaktan bahsetmeyip tam tersi ''aydınlatma yoksa sorumluluk vardır''dediğini, rapor almanın gereksiz olduğunu, kararın devamında bir yandan down sendromunun gebelikte tespit edilebildiğinin vurgulandığını, diğer yandan da aydınlatmanın kapsamının açıklandığını, öte yandan down sendromuna ilişkin açtıkları bir başka davada Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/5309 Esas, 2019/7607 Karar sayılı kararında da aynı hususların tekrar edildiğini, down sendromu davaları hakkında aslında ilke kararı bulunduğunu ileri sürerek, davacı küçük ... yönünden 430.000 TL iş göremezlik, bakıcı ücreti dahil maddi tazminat, 40.000 TL manevi tazminat davacı ... (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, davacı ... (baba) için 20.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 01.10.2025 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile talebini davacı küçüğün maddi tazminat istemi bakımından 290.000 TL arttırarak, manevi tazminat talepleri yanında davacı küçük bakımından 720.000 TL maddi tazminat isteminde bulunmuştur.Davalı ... AŞ vekili, savunmasında özetle; davacı yan tarafından, müvekkili şirkette sigortalı bulunduğu iddia edilen hekim Dr. ... tarafından takip edildiğinin belirtildiğini, davanın, sigortalı hekime ihbarının gerektiğini, davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yaptırıldığını, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb. anomalilerin %100 tespitinin mümkün olmadığını, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, zira testlerin tespit oranlarının değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu bulunmadığını, üstelik, hastanın ikili tarama testi vb. yöntemlerle yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi invazif işlemlerin yapılmasının mümkün olmadığını, bahsi geçen invazif tanı yöntemlerinin yüksek oranda risk içerdiğinden, bu tür invazif girişimlerin yapılabilmesi için hastanın yüksek risk grubunda yer alması gerektiğini, o durumda hastanın, hekimin yönlendirmelerine uygun şekilde işlem yapması gerektiğini, gebelik takibinde hastaların çoğu kez birden fazla hastanede farklı hekimler tarafından muayene edildiğini, özellikle her test ve tetkikin her yerde yapılamadığı gözetildiğinde farklı tıp merkezlerinde çeşitli test ve tetkikler yaptırılabildiğini,ayrıca tek başına Sağlık Bakanlığı sistem evraklarının yeterli olmadığını, maddi vakıanın gerçekleştiği tarihi kapsayan, poliklinik defterleri ve epikrizler ile fiziki hasta dosyasının da hastaneden celbi gerektiğini, maddi vakıa ancak hastanın gebelik sürecinde hangi merkezlerde hangi hekimler tarafından takip edildiğinin, ne gibi test ve tetkiklerin yapıldığının tespiti ve hasta dosyalarının celbi ile aydınlatılabileceğini,hastanın, gebelik takibinin hangi aşamalarında, hangi haftalarda sigortalı hekime muayene için geldiğinin; gebeliğin hangi haftalarında sigortalı hekim takibinde olduğunun belirlenmesini, malum olduğu üzere prenatal tanı testlerinin yapılabildiği haftalar sınırlıdır; davacının bahsi geçen dönemlerde muayeneye gelip gelmediğinin; farklı hastanelerde takiplerine devam edip etmediğinin tespitini, bilirkişi incelemesiyle ve literatür taramasıyla da tespit edileceği üzere, amniyosentez-kordosentez gibi işlemler, rutin olarak her hastaya yapılan bir prosedür olmadığını, invazif tanı yöntemi olduğunu, girişimsel yani cerrahi bir prosedür olduğunu, yüksek oranda gebelik kaybı, bebek ve anne ölümü, enfeksiyon gibi riskler içerdiğini, ancak down sendromlu bebek dünyaya gelmesi tarama tesleri vs. soft markerlarla yüksek risk tespit edilen hastalara yapılabildiğini, aksi halde endikasyon olmadığı halde, hastayı hatalı şekilde riske atan bir işlem yapılmış olacağını,tazminat talebin fahiş olduğunu zamanaşımı itirazı bulunuğunu savunarak, davanın reddini ve davanın Dr. ...'ye ihbar edilmesini istemiştir.Davalı... AŞ vekili, savunmasında özetle; poliçe bulunduğu gerekçesi ile müvekkile dava yönlendiren Prof. ...'ın... Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim dalında görev yapan bir kamu görevlisi olduğunu, adı geçen hekimin işbu davanın ikame edilmesinden önce emekli olduğu bilgisinin iletildiğini, davacı tarafın kusur iddiasında bulunduğu tüm hekimlerle hastanın ilişkisinin hukuki niteliğinin tespit edilmesi gerektiğini, hastanın doğrudan sağlık kuruluşlarına başvurduğunu, kamu sağlık kuruluşunda hastane tarafından verilecek hekimlik hizmetinin hastane bünyesinde görevlendirilmiş hekim tarafından yürütüldüğünü, davacılar ile dava dilekçesinde adı geçen hekimler ve bilhassa Dr. ... arasında sözleşmesel bir ilişkinin bulunmadığını, davacı tarafça dilekçede yer verilmediğini ve kesinlikle bu kapsamda sorumluluğunun bulunmadığını, haksız fiil iddiasına dayalı olması gereken işbu davanın davacı küçüğün 22/11/2017 doğum tarihli olması ve başlatılan arabuluculuk sürecinin başladığı tarihin 12/10/2020 olması sebebiyle zaman aşımına uğradığını, müvekkil şirket nezdindeki poliçesine istinaden işbu davanın Prof. Dr. ...'a ihbar edilmesi gerektiğini, işbu dosya açısından ilk talep tarihindeki ... poliçesinin tespitinin gerektiğini, talep konusu olay tarihinde hekimin herhangi bir sigorta şirketinde ... poliçesinin tespitinin de gerektiğini, poliçe genel şartlarına göre bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta korumasının olmadığını, poliçenin, tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhlerine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağladığını, davacı tarafça hukuka aykırı şekilde kişisel verilerin korunmasına dair mevzuata aykırı şekilde kişisel verilere ulaşıldığını, müvekkil şirket nezdinde her türlü yasal yola başvurma hakkının saklı tutulduğunu, sigorta poliçesinin sigorta ettiren ile sigorta şirketi arasındaki sözleşmeye istinaden düzenlenen kıymetli bir evrak olduğunu, içerisinde kişisel nitelikte bilgilerin yer aldığını, poliçe bilgilerine sigorta şirketi dışında yalnızca sigortalısı tarafından e-devlet aracılığı ile ulaşılabildiğini, davacı tarafça ulaşılarak veri elde edildiği görülen ... sayfası kullanıcı adı ve şifresi aracılığı ile giriş yapılabilen bir alan olduğunu, söz konusu verilere hukuka aykırı şekilde ulaşıldığını, müvekkil şirketin hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlalinin söz konusu olduğunu, davalı tarafça ilgili kanun hükümleri doğrultusunda kamu görevlisi hekimler bakımından Anayasa m.129 gereği ilgili idareye dava açılması gerektiğini, idarece rücu koşullarının bulunması halinde hekime başvuru yapılması durumunda müvekkil şirkete bir talep yöneltilebilmesi gerektiğini, ancak davanın baştan ve yalnızca sigorta şirketleri aleyhine ikame edilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın söz konusu hukuki süreci tamamlamasının bekletici mesele sayılması gerektiğini, davacının tarafın hukuka aykırı iddialarının çözümünün özel ve teknik bir bilgi gerektirdiğini, dolayısıyla bilirkişi deliline başvurulması gerektiğini, tıbbi bilirkişi incelemesine esas evrak hastane kayıtlarının tarafların sunduğu tüm deliller, tarafların iddia ve beyannamesi olacağını, ancak işbu davanın yalnızca tıbbi süreç hakkında bilgisi bulunması kendisinden beklenmeyecek müvekkil sigorta şirketi aleyhine ikame edilmiş olmasının, müvekkil şirketin anayasa ve tüm uluslararası belgeler ile koruma altında olan adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, sigortalıya dava ikame edilmeksizin yalnızca sigorta şirketine doğrudan dava açılmasının hukuk ve adalet duygusuna aykırı olduğunu,somut olayda hekimlerin herhangi bir sorumluluğu söz konusu olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirket aleyhine ikame ettiği davanın reddinin gerektiğini, down sendromunun bir kromozom anomalisi olduğunu, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmadığını, genetik bir farklılık farklılık olduğunu, tıbbi bir hata ile meydana gelemeyeceğini, anne yaşının ilerlemiş olmasının sendromun sıklığı ile ilişkili olan tek istatistik veri olduğunu, davacının ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde poliklinik hastası olduğunu, polikliniklerde hastaların hastane sistemine girişi kuralları gereği hastaların tetkik ve muayenelerinin o haftadaki poliklinikte görevli hekimler üzerinden yapılmakta olduğunu, davacının her gelişinde farklı farklı öğretim üyeleri adına işlem gördüğünü ve bu şekilde en az 6-7 öğretim üyesi ile indirekt ilintili olduğunu, yalnızca 05/05/2017 tarihli poliklinik muayenesinde, o haftanın konsültanı olan Prof. Dr. ...'a muayene olduğunu, ancak davacının o tarihte 7 haftalık gebe olduğunu ve Prof Dr ...tarafından 20. Haftada rutin olarak yapılması gereken detaylı ultrasonografi için istek yapıldığını, davacının bu muayenesinde poliklinik hekimi tarafından Sağlık Bakanlığınca da denetlenen ...Okulu'na yönlendirildiğini, davacı ...'nin 18/05/2017 tarihinde 9 haftalık gebe iken ... Bilgilendirme Sınıfına katıldığının ve serfitikasyonunun yapıldığını, davacının daha önce sağlıklı bir çocuğu olduğunu, davacının 31 yaşında kendisine prenatal tarama amacı ile kombine test istendiğini ve risk down sendromu için 1/1300 civarı olarak rapor edildiğini, hastaya radyoloji anabilim dalında bu test için 12/05/2017 tarihinde, 14/08/2017 tarihi için randevu alındığını, bu hususun hastaya gösterilen özeni kanıtladığını, ultrasonografide bebeğin pozisyonuna bağlı kalp değerlendirmesinin yeterince yapılamadığının belirtildiğini, bunun üzerine poliklinik doktorları tarafından fetal ekokardiyagrafi istenilerek normal sonuçlara ulaşıldığını, hastanın sonraki muayenelerinin gebe polikliniğinde yapıldığını, 35.hafta civarında ise bebeğin gelişimsel sıkıntı olabileceği düşünüldüğünü, perinatoloji bölümünden konsültasyon istenildiğini, bebekte gelişimsel gerilik görüldüğünü, bu sebeple bebeğe bir şey olmaması adına 36 hafta 1 günlük iken sezaryen doğum ile bebeğin dünyaya geldiğini, Prof Dr ...'ın davacıya tüm gebelik sürecinde yapılan uygulamaların da normlara uygun olduğunu, ... Üniversitesi Hastanelerinin uluslararası ve ulusal akreditasyonları olan bir kuruluş olduğunu tüm uygulamalarda olduğu gibi antenatal bakım ve prenatal tarama/tanı uygulamalarının da usulüne, standart normlara uygun ve özenle yapıldığını savunarak, davanın reddini ve davanın Prof. Dr. ...'a ihbarını istemiştir. Davalı ... AŞ (Eski Unvanı:... AŞ) vekili, savunmasında özetle; davanın yetkisiz yerde açıldığını, davanın zamanaşımına uğradığını, ilk tazminat talep tarihinde hekimin sigortasının hangi şirket nezdinde bulunduğunun tespiti gerektiğini, tarama testi yapılıp risk belirlendiğini, düşük risk olanlara ek bir tetkik önerilmediğini, bunun genel geçer kabul edildiğini, eğer risk görülürse amniosentez gibi girişimsel bir tetkik yapılacağını, düşük riskli kişilere bu incelemenin yapılmasının tavsiye edilmediğini, çünkü bu incelemenin risk oluşturduğunu, dava dilekçesinden anlaşıldığı kadarı ile davacı anne ...'yi 3 ayrı doktorun takip ettiğini, takibi gerçekleştiren bu üç doktorun da muayene kayıtlarının ilgili hastaneden celbini talep ettiğini, bahsi geçen incelemelerin belirli haftalar arasında yapıldığı için o dönemde hangi doktorun davacıyı muayene ettiğinin önemli bir husus olduğunu, müvekkil şirket sigortalısı olan doktor ...'in hangi haftada hastayı gördüğünün tespiti gerektiğini avunarak, davanın reddini ve davanın Dr. ...'e ihbar edilmesini istemiştir. İhbar olunan ... vekili, beyanında özetle; müvekkilin davacının gebelik takibi esnasında hiç muayenesini yapmadığını, müvekkilin davacıyı hiç tanımadığını, sadece konsültan hekim olarak görev aldığını, doğacak bebeğin down sendromlu olacağının bilindiği ya da ihtimalin yüksek olmasına rağmen annenin bilgilendirilmediği iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu, hastanın rutin tetkiklerden geçtiğini, kendisine hastanede kurulu olan ... Okulunda her türlü bilginin önceden verildiğini, bütün süreç hakkında hastaya bilgi verildiğini, hastanın yaşı ve rutin kontrollerde riskin yüksek çıkmaması daha ileri seviye tetkik yapılmasını gerektirmediğini, çok düşük seviyelerde çıkan down sendrom riskinin ileri seviye testlerini gerektirmediğini, ileri seviye tetkiklerin hastanın ve bebeğin hayatına yönelik büyük tehdit ve risk içermesi sebebiyle her koşulda yapılmadığını, yapılmaması gerektiğini, ancak somut olayda şartların oluşmaması sebebiyle tıbbi bir hata olmadığını, hastane kayıtları ve dava dosyası incelemesinde gebenin ... Üniversitesi'nde takip edildiğinin anlaşıldığını, kadın hastalıkları ve doğum bölümünde uygulanan hizmetlerin titizlikle yürütüldüğünü, bu polikliniğin haftalık olarak değişen öğretim üyelerinin konsültanlığında asistan hekimler tarafından yürütüldüğünü, hazırlanmış antenatal gebe takip programı bulunduğunu, ve bu programın yine öğretim üyeleri tarafından ulusal ve uluslararası kılavuzlara uygun hazırlandığını, protokol dışı bir durum saptandığında konsültan hekimlerin devreye girerek gerekli müdahaleleri yaptığını, yapılan tüm işlemlerin kayıtlı olduğunu, davacı gebe için her başvuruda farklı bir öğretim üyesi adına sistem kaydı açıldığını, kadın doğum polikliniklerinde her gün yüzlerce hastaya bakıldığı için hastayı muayene eden araştırma görevlisi hekimlerin sadece danışılması gerekenleri ilgili konsültanlara danıştıklarını, hastaneye işleyişinde konsültan hekimlerin direkt olarak tüm hastalar ile ilgili bilgi sahibi olmasının imkansız olduğunu, bu nedenle davacının sürekli olarak aynı hekimin takibinde olduğu iddianın gerçeğe aykırı olduğunu, davacının gebe takibinde başvurularındaki tarihler ve konsültan öğretim üyesi olarak başvuru doktorlarının; 05.05.2017 tarihinde Dr. ..., 15.05.2017 tarihinde Dr. ..., 08.06.2017 tarihinden müvekkil Dr. ..., 06.07.2017 tarihinde Dr. ..., 03.08.2017 tarihinde müvekkl Dr. ..., 06.09.2017 tarihinde Dr. ..., 04.10.2017 tarihinde Dr. ..., 01.11.2017 tarihinde Dr. ..., 16.11.2017 tarihinde Dr. ... ve 22.11.2017 tarihinde müvekkil Dr. ... olduğunun kayıtlardan anlaşıldığını, müvekkilinin gebeyi 12, 20 ve 35.haftalarda konsülte ettiğini, müvekkilinin yaptığı işlemlerin süreklilik arzeden bir hasta takibi olmadığını, hasta ile ilgili muayene ve kontrollerin yapılması esnasında ileri seviyede danışılması gereken noktada hasta tetkiklerinin yapılması ya da kontrolünü sağlamaktan öteye geçmediğini, sadece tarama testleri yüksek riskli sonuçlanan gebelerde ileri tetkiklerin yapıldığını, biyokimyasal ve ultrasonografik testler olan bu testlerin 11-14 hafta arasında yapıldığını, davacı anneye ise 12.gebelik haftasında kombine test yapıldığını ve sonucun normal çıktığını, yaygın olarak kullanılan eşik değer 1/270 olmasına rağmen davacının değerinin 1/1364 olarak belirlendiğini, davacıya gebeliğin 18-22.haftalarında yapılması planlanan fetal anatomik tarama için randevu verildiğini, 14/08/2017 tarihinde radyoloji tarafından yapılan fetal anatomik tarama raporunun normal sınırlarda çıktığını ancak bebeğin pozisyonu nedeniyle kalbiyle ilgi değerlendirmenin yapılamadığını, fetal kalbin tam değerlendirilebilmesi için 21/08/2017 tarihinde çocuk kardiyolojide yapılan fetal ekokardiyografide normal fetal eko bulgularının görüldüğünü,anlaşıldığı üzere hastaya yapılabilecek tüm tarama testlerinin yapıldığını, davacının antenetal takip protokolüne uygun aralıklarla kontrole çağrıldığını, 35 hafta 3 günlük gebe iken yapılan kontrollerde görülen anormali yüzünden müvekkilden konsültasyon istenildiğini, ortaya çıkan büyüme geriliği sebebiyle müvekkili tarafından yapılan konsültasyon sonucunda durumunun riski değerlendirildiğinde 22/11/2017 tarihinde 36 hafta 1 günlük gebe iken sezaryen ile doğum öngörüldüğünü, bebeğin 2000 gr doğduğunu ve doğum sonrası yapılan incelemede bebeğin down sendromlu olduğunun teşhis edildiğini, yapılan tüm testler ve taramalara rağmen bazı olguların yakalanamayacağının unutulmaması gerektiğini, bu olası durumun gebeye anlatıldığını, davacıyla görüşen tüm hekimlerin uygulamalarının tıbbın gerek ve kurallarına uygun olduğunu, kötü niyet ve ihmal bulunduğunun öne sürelemeyeceğini, soft marker adı verilen çeşitli ultrasongrafi bulularının bu hastalık açısından şüphe uyandırıcı olsa da down sendromu tanısını kesin olarak ultrasonografi aracılığıyla koymanın mümkün olmadığını, davacının talebinin açıkça hiçbir ihmal ya da kusur olmayan kendisinden hiçbir şey gizlenmeyen bir olguya dayandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.Feri Müdahil ... vekili, feri müdahale talep dilekçesinde özetle; müvekkilinin herhangi bir ihmali veya özen eksikliğinin olmadığını savunarak, davanın reddini ve davaya feri müdahil olarak kabulünü talep etmiştir. Feri Müdahil ... ...vekili, feri müdahale talep dilekçesinde özetle; müvekkilinin herhangi bir ihmali veya özen eksikliğinin olmadığını savunarak, davanın reddini ve davaya feri müdahil olarak kabulünü talep etmiştir.Feri Müdahil ... Üniversitesi Rektörlüğü vekili, feri müdahale talep dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, davacı anneye hastane kliniğinde yapılan gebelik muayene sürecinde gerekli bilgilendirmelerin yapıldığını, ...Okulu'na yönlendirildiğini, herhangi bir ihmalin, yanlış uygulamanın bulunmadığını savunarak, davanın reddini ve feri müdahale taleplerinin kabulünü talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... davacıların eldeki davayı 2020 yılında açtıkları, bahsi geçen tarihte neredeyse tüm kararların kabul yönünde olduğu ve dairenin istikrarlı bir uygulaması olduğu, 2022 yılı sonrası Yargıtay ve İstinaf dairelerinin görüş değiştirdikleri, her ne kadar yukarıdaki içtihatlar bir tarafın daha zayıf konumda olduğu işçinin bulunduğu iş dairelerine bakan 9. Hukuk dairesine ait ise de eldeki davanın da sigorta şirketlerine karşı açılması nedeni ile mahkememizde ikame edildiği, davacıların tacir olmadığı,down sendromlu bir evlada sahip bir aile olduğu, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olduğu ve vekalet ücret tarifesi gereği maddi ve manevi tazminat yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, yani her bir davacı bakımından red edilen maddi ve manevi tazminat bakımından ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri gerektiği, durumun hakkaniyete aykırı olduğu, davacıların da down sendromlu çocuk sahibi bir aile olduğu, tacir olmadıkları, yüksek mahkemelerin istikrarlı uygulamalarına dayanarak dava açtıkları bu nedenle aleyhlerine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu sonucuna varılmış, binnetice davacı küçükteki down sendromunun tespit ve teşhisinde dava dışı feri müdahil hekimlerin bir kusuru olmaması, ikili tarama test sonucunun düşük çıkması nedeni ile ileri tetkik önermelerinin beklenemeyeceği, önermedikleri bir testin yazılı onamını da almalarının beklenemeyeceği sonucuna varılmış davanın reddine ve yukarıdaki gerekçeler nedeni ile davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, bu yön itibarıyla karara karşı istinaf başvuruları olmadığını, ancak davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, dava reddedildiğine göre davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin zorunlu olduğunu, bunun hakimin takdirine bırakılmadığını,Mahkemenin, davacıların dava açtıkları tarihteki içtihatlara güvenmiş olmalarını ve sonradan içtihat değişikliği yaşanmasını gerekçe göstererek vekalet ücretine hükmetmediğini, oysa içtihat değişikliğinin, yargılama gideri ve vekalet ücreti kuralını ortadan kaldırmayacağını, hukuk sistemimizde içtihatlara güvenerek dava açılması, karşı tarafın vekalet ücretinden mahrum bırakılmasını gerektiren bir istisna sebebi olmadığını,hakkaniyet gerekçesinin, kanunun açık hükmünü bertaraf edecek şekilde yorumlanamayacağını,dayanılan kararların somut olaya emsal teşkil etmeyeceğini, mahkemenin gerekçe yaptığı kararların iş hukuku alanına ilişkin olup işçi lehine yorum ilkesi bulunan özel nitelikli uyuşmazlıklara ilişkin olduğunu, iş hukukuna özgü koruyucu yaklaşımın ticari nitelikli sorumluluk ve sigorta davalarına teşmilinin mümkün olmadığını, somut uyuşmazlıkta davacıların tüketici ya da işçi statüsünde olmadığını, davanın haksız fiil ve sigorta sorumluluğu iddiasına dayandığını, uyuşmazlığın özel hukuk sorumluluğu olduğunu, iş hukuku içtihatlarının uygulanma imkânı bulunmadığını, dolayısıyla mahkemenin farklı hukuk dalına ait kararları genelleştirerek vekâlet ücretini kaldırmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, hakimin hakkaniyet takdirinin yalnızca kanunun izin verdiği alanlarda söz konusu olabileceğini, yargılama gideri ve vekalet ücreti ise kanuni sonuç odluğunu, davayı kaybeden tarafa yükletilmesi gerektiğini, aksi durumun davayı kazanan tarafın avukatlık ücretinden mahrum kalmasına, haksız dava açılmasının fiilen teşvik edilmesine, hukuki güvenlik ilkesinin zedelenmesine neden olacağını, birden fazla davacı bulunmasının vekalet ücretine hükmedilmemesini değil, ayrı ayrı hükmedilmesini gerektirdiğini, mahkeme kararında davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu belirtildiğini, hatta tarifeye göre ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin ifade edildiğini, bu tespit doğru olmakla birlikte kararın sonuç kısmında vekalet ücretine hükmedilmemesinin açık çelişki olduğunu, her bir davacı yönünden reddedilen maddi ve manevi talepler bakımından ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, bu sebeplerle davanın reddine ilişkin kısmının onanmasına, davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine dair kısmının kaldırılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca her bir davacı yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, davanın reddine ilişkin kısmının onanmasına, davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi kısmının kaldırılmasına, AAÜT uyarınca her bir davacı yönünden ayrı ayrı vekalet ücreti hükmedilmesine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminatın sorumluluk sigortacısı davalılardan tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davalı ... AŞ vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacılar vekili ;davacı anne ...'nin gebelik takibinin davalıların sigortalısı hekimler tarafından gerçekleştirildiğini, davacı ... ve diğer davacı baba ...'nin ortak çocukları ...'nin gebelik sonunda down sendromlu olarak doğduğunu, bu konuda davalıların sigortalısı hekimlerin aydınlatma ve diğer yükümlülüklerini yerine getirmediğini, yaptığı tarama testleri, down sendromu ve benzeri hastalıkların teşhis ve tespitleriyle ilgili seçenekler konusunda bilgilendirmediğini, bu sebeple davacı anne, baba ve çocuğun manevi zarara uğradığını, davacı küçüğün ise bakıma muhtaç olduğunu ve maddi zarara uğradığını iddia ederek davacı küçük için maddi ve manevi, davacı anne ve baba bakımından manevi tazminat talebinde bulunmuştur.Mahkemece; davacı küçükteki down sendromunun tespit ve teşhisinde dava dışı feri müdahil hekimlerin bir kusuru olmaması, ikili tarama test sonucunun düşük çıkması nedeni ile ileri tetkik önermelerinin beklenemeyeceği, önermedikleri bir testin yazılı onamını almalarının da beklenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmekle birlikte, davacıların eldeki davayı 2020 yılında açtıkları, bahsi geçen tarihte neredeyse tüm Yargıtay kararlarının kabul yönünde olduğu ve Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin istikrarlı bir uygulaması olduğu, 2022 yılı sonrası Yargıtay ve istinaf dairelerinin görüş değiştirdikleri, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olduğu, vekalet ücret tarifesi gereği maddi ve manevi tazminat yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği,her bir davacı bakımından red edilen maddi ve manevi tazminat bakımından ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri gerektiği, durumun hakkaniyete aykırı olduğu, davacıların down sendromlu çocuk sahibi bir aile olduğu, tacir olmadıkları, yüksek mahkemelerin istikrarlı uygulamalarına dayanarak dava açtıkları, bu nedenle aleyhlerine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu belirtilerek davalılar lehine yargılama giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir.İlk derece mahkemesi kararı, davalılardan ... vekilince, hükmün, davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi dair kısmının kaldırılmasına ve her bir davacı bakımından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtilerek istinaf edilmiştir. HMK'nın 323/1-ğ maddesinde,vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmıştır. HMK'nın 326/1 maddesi hükmüne göre ise kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.Somut olayda, davacılar tarafından davalıların sigortalısı hekimlerin görevlerinin yerine getirirken gerekli dikkat ve özeni göstermedikleri, kusurlu oldukları iddia edilerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davalıların sigortalısı olan hekimlerin bilimsel standartlara uygun davrandıkları, davacıda down sendromu riski düşük olduğundan prenatal genetik tanı testlerinin önerilmesinin bilimsel standartlar içerisinde bulunmadığı, hekimlerin ihmali veya kötü tıbbi uygulamasının bulunmadığı belirtilmiş,mahkemece bu rapor esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Bu durumda, yukarıda yer verilen maddeler uyarınca ihtiyari dava arkadaşı olan davacıların davalarının reddedilmesi sebebiyle, kararı istinaf eden davalı ... AŞ lehine her bir davacı bakımından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece, somut olayda emsal olarak uygulanamayacak bir kısım kararlar gerekçe gösterilerek, istinaf eden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hatalı olmuştur.Bu durumda mahkemece, ihtiyari dava arkadaşı olan davacıların davalarının reddedilmesi sebebiyle, kararı istinaf eden davalı ... AŞ lehine her bir davacı bakımından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, adı geçen davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün vekalet ücreti bakımından düzeltilmek üzere kaldırılarak Dairemizce, istinaf eden davalı lehine her bir davacı bakımında ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmek suretiyle yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.Mahkemece, feri müdahillere gerekçeli kararda yer verilmemesi de hatalı olduğundan Dairemizce yeniden hüküm kurulurken, feri müdahillere de Dairemiz karar başlığında yer verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı ... AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının vekalet ücreti bakımında düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarda açıklanan gerekçelerle;Davalı ... AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Tüm davacılar bakımından davanın reddine,
2-Dava açılırken peşin olarak yatırılan 1.741,91 TL peşin harçtan,Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının mahsubu ile Hazineye gelir kaydına; artan 1.009,91 TL harcın, talep hâlinde davacılara iadesine,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davacılar ihtiyari dava arkadaşı olduklarından her biri yönünden ayrı ayrı davalı ... AŞ lehine vekalet ücreti takdirine, buna göre;
a-Davalı ... AŞ yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden, davacı ... tarafından açılan manevi tazminat davası yönünden AAÜT'nin 10/3 ve 13/2 maddesine göre hesaplanan 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı ... AŞ'ye verilmesine,
b-Davalı.. AŞ yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden davacı ... tarafından açılan maddi tazminat davası yönünden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 13/4 maddesine göre hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı ... AŞ'ye verilmesine,
c-Davalı ... AŞ yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden davacı ... tarafından açılan manevi tazminat davası yönünden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 10/3 ve 13/2 maddesine göre hesaplanan 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı ... AŞ'ye verilmesine,
d-Davalı ... AŞ yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden davacı ... tarafından açılan manevi tazminat davası yönünden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 10/3 ve 13/2 maddesine göre hesaplanan 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'tan alınarak bu davalıya verilmesine,
5-Karar kesinleştiğinde, yatırılan ancak kullanılmayan gider avans bakiyelerinin yatıranlara iadesine,
6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Davalı ... AŞ tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; bu davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının ise talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,
b-Davalı ... AŞ tarafından yapılan 2.002,00 TL istinaf başvuru harcı gideri, 540,00 TL posta gideri olmak üzere, toplam 2.542,00 TL kanun yolu giderinin davacılardan alınarak bu davalıya verilmesine,
7-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
8-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.07.05.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, istinaf konusu vekalet ücretinin miktarına göre karar kesindir.