Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/61 E. 2026/840 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/61
Karar No
2026/840
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2026/61 - Karar No:2026/840

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ

(İnceleme Aşamasında Esastan Red HMK 353/1-b.1 md)

ESAS NO : 2026/61 KARAR NO : 2026/840

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/09/2025 NUMARASI : 2024/280 E-2025/627 K

DAVACI : VEKİLLERİ : Av. Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ :18/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 18/09/2026

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, Taraflar arasında, 15 Aralık 2008 tarihinde 7.448.000,00 Euro bedelli "... Yapım İşleri" eser sözleşmesinin imzalandığını, davacı şirket tarafından en az 500.000 Euro cinsinden alacağın ödenmesi için keşide edilen Ankara 18. Noterliğinin 10.03.2016 tarihli ve 12902 yevmiye numaralı ihtarnamesinin, davalıya 14.03.2016 tarihinde tebliğ edildiği ve tanınan 3 günlük sürenin eklenmesi ile 18.03.2016 tarihinde temerrüde düştüğünü, alacak ödenmeyince Ankara 14. ATM 2016/284 Esas, 2021/51 Karar sayılı dava dosyasında alacak davası açıldığını, davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, kararın temyiz denetiminden geçerek, 06.02.2024 günü kesinleştiği,kararın kesinleşmesi ile davalı Ankara 1. Genel İcra Müdürlüğü 2021/2983 Esas sayılı icra dosyasında taraflarına ödeme yapılarak dosya borcunun kapatıldığını ancak karşı tarafın temerrüde düştüğünü, 18.03.2016 tarihinden, davacı müvekkiline icra müdürlüğü tarafından ödemenin yapıldığını, 15.03.2024 tarihi itibariyle enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirileri, icradan tahsil edilen temerrüt faizinden çok daha fazla olduğu, Yargıtay uygulamasında belirtilen; ‘Alacağın Elde Edilmesi Için Yapılan Giderler, Alacaklının Başkasına Olan Borcunu Zamanında Ödememesinden Kaynaklanan Zararı, Ödenmeyen Paranın Başka Kaynaklardan Sağlanması Sebebiyle Yapılan Giderler ve Yoksun Kalınan Kazanç’ munzam zarar kalemlerinin müvekkili davacı yönünden gerçekleşmiş bulunduğu, zira davacının alacağını elde etmek için gider yaptığı, kendi bir kısım borçlarını zararla ötelemek zorunda kaldığı ve sonuçta da kâr yoksunluğu yaşadığı, davacının 2016 yılında 1.250.000,00 TL işletmesel sermaye miktarı itibarıyla, kendi sermayesinden fazla miktarda alacağını alamayınca 2016 - 2024 dönemleri arasında bankalardan yüklü miktarlarda kredi çekmesi gerektiği, davacının işletmesel sermaye miktarı, hangi bankadan, hangi tarihte ne miktarda kredi çektiği şirket ve banka kayıtlarıyla sabit olduğu, kullanılan uzun, kısa ve çeşitli isimlerdeki ticari krediler için asıl para yanında, yüksek miktarda faizlerin bankalara davacı şirket tarafından ödendiği,bu nedenle 2016 - 2024 döneminde kullanılmak zorunda kalınan ticari krediler nedeniyle, temerrüt faiziyle karşılanmayan davacı zararının oluştuğu,dava dosyasında temerrüt günü olan 18.03.2016 gününden alacağın tahsil edildiği 15.03.2024 gününe kadar oluşan munzam zararın miktarının tespitinin mümkün olmadığından taraflarınca belirsiz alacak davası açıldığını, bilirkişi raporundan sonra dava değeri arttırılmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL munzam zararın, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınması, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; Davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerektiği, davacı vekili Ankara 14.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/284 Esas sayılı dosyasında sözleşme bedeli Euro olarak kararlaştırılmış olmasına rağmen TL cinsinden toplam 100,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 18.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava ettiğini, davacının daha sonra mahkemeye vermiş olduğu ıslah dilekçesi ile Euro üzerinden tahsilini talep etmiş ise de davada TL cinsinden talepte bulunan davacının, yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteme hakkı bulunmadığı gibi kararın kesinleşmesinden sonra davacının munzam zararın tazminini talep etme hakkının bulunmamakta olduğu,keza Ankara 14.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/284 Esas, 28/01/2021 tarihli ve 2021/51 K. sayılı kararında; davacının, sözleşme bedelinin yabancı ülke parası ile kararlaştırılmış olmasına ve TBK'nın 99. ve 100. maddelerine göre, aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini istemek hakkı var iken seçimlik hakkını TL olarak kullandığı, seçimlik hak kullanıldığından ıslah ile bundan dönülemeyeceği anlaşıldığından ve dava dilekçesinde temerrüt tarihindeki yabancı paranın TL karşılığının dava konusu edildiği belirtilerek asıl davada 892.709,20 TL'nin 18.03.2016 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, birleşen dava yönünden de 570.762,42 TL'nin 18.03.2016 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiğini, kararın kesinleşmesi üzerine davacı tarafından Ankara 1.Genel İcra Müdürlüğünün 2021/2983 Esas sayılı dosyasıyla davalı kurum aleyhine başlatılan icra takibi neticesinde mahkemece hüküm altına alınan bedellerin, davalı kurum tarafından ödendiği,mahkeme kararı gereği hüküm altına alınan bedellerin davalı kurum tarafından davacı tarafa ödendiği halde kararın kesinleşmesinden sonra davacının munzam zararın tazminini talep etme hakkı bulunmadığı, Yargıtay içtihatlarında da yabancı para üzerinden talepte bulunma imkanı varken, Türk Lirası üzerinden alacağını talep ve tahsil etmek suretiyle tercih hakkını bu yolda kullanan davacının munzam zararının varlığından söz edilemeyeceğinin açıkça vurgulandığı, davacının munzam zarar talebiyle iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, iş bu davada zamanaşımı süresinin de dolmuş olduğu,dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan dava konusu alacağın zamanaşımına uğramış olduğunu, belirsiz alacak davası için aranan belirleyememe halinin mevcut olmadığı,haksız ve yersiz olarak açılan işbu davanın öncelikle usulden reddine; usulden reddedilmemesi halinde davanın esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "Dava, TBK 122.maddesi uyarınca munzam zarar istemine ilişkindir. Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/284 E.,2021/51 K. Sayılı dosyasında eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davası açtığı ve yargılama sonucunda verilmiş olan hükmün davacı tarafından 03.03.2021 takip tarihli icra dosyası ile takibe konulduğu; Ankara 1. Genel İcra Dairesi 2021/2393 sayılı icra takip dosyasında kesinleşen alacak miktarına ödeme tarihine kadar faiz işletilerek hüküm altına alındığı ve hükmedilen bedellerin sorumluluk tutarı olan kısımlarının icra dosyasına 14.03.2024, 22.03.2024 ve 04.04.2024 tarihinde davalının sorumlu olduğu tutarı işlemiş faiz tutarları ve masrafları ile birlikte ödemiş olduğu, davacının davalının temerrüde düştüğü tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasındaki enflasyon oranları ve döviz kurları ve mevduat faizleri ile diğer yatırım araçlarının fazileri de dikkate alındığında zararının temerrüt faizinden fazla olması sebebiyle eldeki davada munzam zarar talebinde bulunduğu, Türk Borçlar Kanunun 122. maddesinin; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. " şeklinde düzenlendiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı 29.03.2022 tarihli ilamı ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde; davacının Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/284 E. Sayılı dosyasında sözleşmede bedelin Euro cinsinden kararlaştırılmasına rağmen Borçlar kanunu'nun 99.maddesi uyarınca davada TL cinsinden talepte bulunduğu, buna bağlı olarak da mahkeme tarafından TL üzerinden hüküm kurulduğu, davacının yabancı para cinsinden talepte bulunmakta seçim hakkı varken tercihini TL üzerinden kullandığı bu nedenle de munzam zarar talebinde bulunma hakkının olmadığı, kaldı ki Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilmesi için alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatının gerektiği, ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiğinin söylenemeyeceği, zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm delillerin ortaya konulması gerektiği buna göre somut olay değerlendirildiğinde, davacı tarafın, soyut iddiaları dışında, zarar iddiasını, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak ispatlayamadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 08.07.2025 gün ve 2024/41763 Başvuru Numaralı Pilot Kararında, munzam zarar isteğinin reddi hakkında ki ilk derece mahkemesi kararı hakkında; " Anayasanın 35'inci maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. Maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş ve yapısal sorunun çözümü için keyfiyetin TBMM ye bildirilmesine karar verildiğini, Anayasanın 153 üncü maddesi gereği yargı organlarını bağlayan AYM kararı gereği, munzam zararın tazmini isteğinin mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak giderilmesi gerektiği açık olduğunu, bilirkişi raporunda USD döviz kuru, 24 Ayar gram altın, Yi-Üfe Endeksi ve TÜFE Endeksi, Yıllık Yasal Faiz Oranları,Yıllık Avans Faiz Oranları, Yıllar/Aylar itibariyle 12 Ay Vadeli Ağırlıklı Mevduat Faiz Oranları, Asgari ücret artışı gibi parametrelerin ortalaması üzerinden munzam zarar miktarını hesapladıklarını, müvekkilinin 18.03.2016 / 15.03.2024 tarihleri arasında alacağına kavuşamamaktan kaynaklı munzam zararı, alacaklının TBK 99 maddesi gereği yapacağı seçimle giderilemeyecek bir derecede olduğu, bilirkişi hesaplamasıyla belirlendiğini, , Anayasamızın ruhuna uygun biçimde özgürlük lehine yorum yapmak yerine temel hak ve hürriyet rejimiyle ve hukuki güvenlik ilkesiyle çelişir bir yorumla davacının mülkiyet hakkına müdahalede bulunulması anlamına geleceğini, ayrıca belirsiz alacak olarak açılmış davanın ıslah ile kısmi alacak davasına çevrilmesi talebinin, " Davacı vekilinin ıslah talebinin ıslah ile dava türü değiştirilemeyeceğinden reddine" karar verilmesinin doğru olmadığını, HMK 107 ye dayanarak açılan davanın zarar belirlendikten sonra ıslah yoluyla HMK 109 maddesi gereği kısmi davaya çevrilemeyecğine, dair normatif bir düzenleme bulunmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca da ıslah kurumuyla “talebin değiştirilmesinin” mümkün olduğunu, diğer taraftan ıslahla talebin değiştirilemeyeceğine ilişkin süregelen yargısal içtihatta bulunmadığını, bu nedenle kısmi dava yoluyla davaya takip edilmesi yönünde ki talebin reddi kararının hatalı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli gerekçeyle karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına. 3-İstinaf başvurusu nedeniyle 1.683,10 TL tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 18/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.

Başkan Üye Üye Katip

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/61, K. 2026/840, T. 18.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-61-e-2026-840-k-08af007f3399