İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/889 E. 2026/450 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/889
- Karar No
- 2026/450
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/889 Esas KARAR NO :2026/450
DAVA:Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:28/11/2025 KARAR TARİHİ:13/05/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı Vekilinin Mahkememize Tevzi Edilen Dava Dilekçesinde Özetle; davacı ...'a ait olup davalı şirketin bünyesinde kasko poliçesi bulunan ... plakalı traktör 11.10.2020 tarihinde sebebi bilinmeyen bir yangın sonucu tamamen yanarak kullanılamaz hale geldiğini, söz konusu rizikoya istinaden davacı tarafından davalı şirkete kasko ödemesini yapması için başvuruda bulunulmuş ancak davalı şirket davacıya ödeme yapmaktan imtina ettiğini, .... İcra Müdürlüğü'nün 2025/... E sayılı dosyası ile 26.05.2025 tarihinde takibe konulmuş olup davalı tarafın tehiri icra almasından da kaynaklı olarak davacı alacağına ancak 17.11.2025 yılında kavuşabildiğini, davacının almış olduğu tazminat miktarı gerçek zararını karşılamaktan son derece uzak kaldığını, davacı geçimini zar zor sağlayan, ekonomik olarak çok zor koşullar altında yaşayan biri olduğunu, ayrıca davacının üzerinde yapılacak taşınmaz sorgusunda her ne kadar adına kayıtlı 4 adet taşınmaz olduğu bilgisi görünse de hisse bilgilerinde de anlaşılacağı üzere söz konusu taşınmazların hepsi hisseli olup sadece miras intikali sebebiyle davacı adına görünmekte olduğunu, bu sebeple söz konusu taşınmazlar davacının kullanımında olmayıp diğer mirasçılar tarafından işletilmekte olduğunu, bu sebeple esasında davacıya ait ve davacının kullanımında bulunan herhangi bir taşınır-taşınmaz mal bulunmadığını, kendisine ait son taşınmazını banka borcunu ödemek için satan davacının gelinen noktada mahkeme masraflarını dahi karşılayacak durumu söz konusu olmadığını, davacının mahkemeye ulaşım hakkı için kendisi açısından adli yardım talebinde bulunma zorunluluğu hasıl olduğunu, açıklanan nedenler ve sunulan belgeler çerçevesinde, davacının yargılama harç ve giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu ve adli yardım talebinin kabul edilmemesi durumunda davayı takip etmekte zorluğa düşeceği açıkça ortada olduğundan adli yardım talebinin kabulünü talep ettiğini, arz ve izah ettiği sebepler ile re'sen gözetilecek sebepler dolayısıyla davanın kabulü ile adli yardım talebinin kabulünü, davacının munzam zararına ilişkin olarak şimdilik 10 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Vekilinin Mahkememize Sunmuş Olduğu Cevap Dilekçesinde Özetle; kabul anlamına gelmemekle birlikte munzam zarar talep edilebilmesinin temel şartı, iddia edilen munzam zararın oluşmasında borçlunun kusurlu tutumu olduğunu, davalı şirketin sorumluluğu sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında olduğunu, davalı şirketin davacıyı zarara uğratmak maksadı ile ödeme yapmadığı iddiası gerçeği yansıtmamakta ve munzam zarar talebine dayanak olacak bir kusuru bulunmadığını, mevcut davanın konusu olan hasarın karşılanması yükümlülüğünü doğrudan doğurmadığını, zira, önceki yargı kararı, prim tahsilatındaki sorumluluğuna ilişkin olup, hasarın karşılanması yükümlülüğünün kapsamını ve şartlarını belirlemediğini, davalı şirket, kesinleşen karar doğrultusunda üzerine düşen edimi yerine getirmiş ve tazminat ödemesini gerçekleştirdiğini, davacının işbu davaya konu talebi açıkça zenginleşme yasağına aykırılık teşkil ettiğini, hiçbir surette kabul anlamına gelmemek kaydı ile, sigorta hukuk prensibi itibari ile, davalı şirketin sorumluluğu mal varlığında riziko anında meydana gelen azalma ile sınırlı olduğunu, izah olunan sebeple "munzam zarar" kavramı ile "sorumluluk sigortası" kavramı nitelik itibari ile örtüşmediğini, talebin reddedilmesi gerektiğini, davalı şirketin bir ihmal veya kusuru bulunmadığını, davacının ana tazminat talebi ve işbu munzam zarar talebi haksız fiilden kaynaklandığını, bu kapsamda davacının munzam zarar kapsamında herhangi bir talepte bulunabilmesi ancak ve ancak işbu haksız fiili işleyen kişilere karşı mümkün olabileceğini, öncelikle beyan ve itirazları dikkate alınarak, mahkeme nezdinde görülen olan haksız ve hukuka aykırı davanın esastan reddini, davalı şirketin sigortalısı açısından munzam zarar durumunun gerçekleştiğinin kabulü durumunda ise,dava konusu talebin davalı şirketin düzenlediği poliçe teminat kapsamı haricinde kalması sebebiyle, davanın davalı şirket hakkında esastan reddini, harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizin 03/12/2025 ve 09/01/2026 tarihli ara kararları ile davacının adli yardım talebinin kabulüne karar verilerek davacının yapılacak olan tüm yargılama giderleri ve harçların ileride haksız çıkan taraftan tahsil edilmek üzere bu aşamada suçüstü ödeneğinden karşılanmasına kararı verilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, davalı kasko sigortasının, davacının 11/10/2020 tarihinde hak kazandığını iddia ettiği tazminatı geç ödediğinden bahisle bu sürede uğradığı munzam zararın tahsili istemine ilişkin olduğu anlaşıldı. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartları arasında yer almakta, aynı Kanun’un 115. maddesi gereğince mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekmektedir. Bu nedenle mahkeme, tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın görevli olup olmadığını kendiliğinden değerlendirmekle yükümlüdür. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili; müvekkiline ait ve davalı sigorta şirketi nezdinde kasko sigorta poliçesi ile teminat altına alınan 51 LB 788 plakalı traktörün 11.10.2020 tarihinde meydana gelen yangın sonucu tamamen yanarak kullanılamaz hale geldiğini, sigorta tazminatının ödenmesi amacıyla davalı sigorta şirketine başvurulduğunu, ancak davalının ödeme yapmaktan kaçındığını, bunun üzerine alacağın icra takibine konu edildiğini, davalının tehiri icra kararı alması nedeniyle sigorta bedelinin ancak 17.11.2025 tarihinde tahsil edilebildiğini ileri sürerek, sigorta tazminatının geç ödenmesi nedeniyle uğradığını iddia ettiği munzam zararın davalıdan tahsilini talep etmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-a maddesinde, Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayılacağı; aynı Kanun’un 5. maddesinde ise aksine hüküm bulunmadıkça ticari davalara bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu düzenlenmiştir. Bununla birlikte, bir uyuşmazlığın ticari dava olarak kabul edilebilmesi için dava konusunun doğrudan ticari nitelikteki bir ilişki veya Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen bir hukuki kurumdan kaynaklanması gerekmektedir. Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan sigorta tazminatının tahsiline ilişkin davalar bu kapsamda mutlak ticari dava niteliğindedir. Ancak eldeki davada davacı tarafından talep edilen alacak, sigorta sözleşmesinden kaynaklanan asli sigorta tazminatı olmayıp, sigorta tazminatının geç ödenmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen munzam (aşkın) zarar istemine ilişkindir. Davacı, sigorta teminatı kapsamındaki zararın tazminini değil, hükmedilen veya tahsil edilen sigorta alacağının geç ödenmesinden kaynaklanan ek zararının giderilmesini talep etmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 122. Maddesinde; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan zararının bulunduğunu ve bu zararın borçlunun kusurundan doğduğunu ispat ederse, borçlu bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” hükmüne yer verilmiş olup, munzam zarar talebi borçlunun temerrüdüne dayanan genel hükümler çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu nedenle munzam zarar isteminin hukuki dayanağı sigorta sözleşmesi hükümleri değil, borçlunun temerrüdüne ilişkin Türk Borçlar Kanunu hükümleridir. Uyuşmazlığın çözümünde sigorta poliçesinin kapsamının, teminat şartlarının veya sigorta tazminatına hak kazanılıp kazanılmadığının değerlendirilmesi gerekmemekte; davacının geç ödeme nedeniyle TBK’nın 122. maddesi kapsamında faizle karşılanamayan ek bir zarara uğrayıp uğramadığı, bu zararın miktarı ve davalıya yüklenebilir olup olmadığı hususlarının incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda dava konusu talep, sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemi niteliğinde olmayıp, borçlunun temerrüdüne dayalı munzam zarar istemi niteliğindedir. Dava konusu uyuşmazlığın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen sigortacılık hükümlerinin uygulanmasını gerektirmemesi ve genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davaya bakma görevi genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c ve 115. maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve süresi içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Ayrıntılı Açıklandığı Üzere; 1- Davanın 6100 sayılı Yasanın 114/1-c maddesi ve 115/2.maddesi gereğince görev dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE, 2- 6100 sayılı Yasanın 20/1 maddesi delaletiyle kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize başvurularak dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesinin talep edilmesi gerektiği, aksi durumda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin kararın tebliği ile birlikte ihtarına, 3- 6100 sayılı Yasanın 331/2.maddesi gereğince davaya görevli mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerinin görevli mahkemece hüküm altına alınmasına, davaya devam olunmaması halinde Mahkememizce dosya üzerinden durumun tespiti ile davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.13/05/2026
Katip ... Hakim ... e-imzalıdır e-imzalıdır