Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1985 E. 2026/1735 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1985
- Karar No
- 2026/1735
- Karar Tarihi
T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/1985
KARAR NO: 2026/1735
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 05/08/2026 (ARA KARAR)
ESAS NO: 2026/725
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ticari Ünvanın Kullanılmasından Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/09/2026
İSTİNAF KARAR
YAZIM TARİHİ: 22/09/2026
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı ASIL tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; " 1. Ağır Mali Acziyetim Karşısında Adli Yardım Talebimin (HMK m. 334 vd.) Haklılığı ve Esası: Kök şirket, "... A.Ş."nin, iflas tasfiyesi sürecinde üstlendiğim şahsi kefaletler ve mütecavizlerin kronik tecavüzleri neticesinde tüm mal varlığımı kaybetmiş bulunmaktayım. Ekte sunduğum Fakirlik Belgesi, yasal olarak harç ödeme gücünden yoksun olduğumu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlamaktadır. Dahası, ekteki SGK Emekli Bilgileri dökümünden anlaşılacağı üzere emekli maaşım dışında hiçbir gelirim bulunmamaktadır. Bu maaş üzerinde dahi çok sayıda icra takibinden kaynaklanan kronik haciz ve icra baskısı mevcuttur. Ekte yer alan UYAP sorguları,Araç/Mülk sorgu ekran görüntüleri de üzerime kayıtlı paraya çevrilebilir somut hiçbir mal varlığı olmadığını doğrulamaktadır (EK-1İ).Bu devasa davayı ikame ederken maktu ve nisbi harçları, ilan ve tebligat masraflarını karşılama imkanım hukuken ve fiilen bulunmamaktadır. Anayasal bir hak olan "Hak Arama Özgürlüğü" ve "Mahkemeye Erişim Hakkı" ilkelerinin zedelenmemesi adına, HMK m. 334 vd. uyarınca şahsım hakkında dava harç ve masraflarından muafiyeti içeren ADLİ YARDIM TALEBİMİN KABULÜNE karar verilmesini Sayın Mahkemenizden öncelikli olarak talep etmekteyim. 2. Aktif Dava Ehliyetim, Meşru Sıfatım, Kıdemli Hak Sahipliğim ve Tanınmış Unvan Mirası: Ticaret Bakanlığı'nın 22.08.1968 tarih ve 16303 sayılı emirleri doğrultusunda kurulan ... A.Ş.'nin (EK-2) ortağı, hissedarı ve iflas öncesi son Yönetim Kurulu Başkanıyım (EK-3, EK-4). Kök şirketteki hak sahipliğim sadece unvanla sınırlı olmayıp; 1968'deki kuruluştan itibaren kesintisiz yürütülen üretim faaliyeti neticesinde 1979 yılında TPE (TÜRKPATENT) nezdinde ilk marka tescili yapılmış, 1981 yılında markaya son şekli verilmiş ve nihayet 1992 yılında "TANINMIŞ MARKA" statüsünde tescil edilerek kurumsal kimliği mutlak yasal korumaya alınmıştır (EK-5, EK-6). Her ne kadar anıları kök şirket hakkında tasfiye süreci devam etmekte ise de, şirket sicilden terkin edilmemiş olup hukuken ayaktadır. İşbu dava, müflis şirketin tüzel kişiliğini veya iflas masasını temsilen açılmış bir şirket davası olmayıp; ortağı, hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğum, kökleri 1968'e dayanan ve 1992'den beri 'Tanınmış Marka' zırhına sahip olan şirket unvanının ve tarihsel mirasının hileli bölünmelerle gasp edilmesi karşısında, bu sıfatların yasal taşıyıcısı olarak doğrudan uğradığım şahsi, kurumsal ve iktisadi zararların tazmini ile unvan tecavüzünün men'i istemli ŞAHSİ DAVAMDIR. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, TTK ve Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) uyarınca,1992'den beri 'Tanınmış' statüsünde olan bir unvan ve markanın halefleri ve ortakları, bu hakka yönelik her türlü haksız tecavüzün önlenmesini ve doğan zararların iflas masasına ödenmesini şahsen dava etmeye mutlak hukuki menfaat ve aktif dava sıfatına sahiptir. Bu nedenle dava, tüm bu kıdemli ve meşru sıfatları ühdemde barındıran şahsım adına ikame edilmiştir. 3. Davalıların Karar Altına Alınan ve Tescillenen Kronik Kötü Niyeti: Derdest olan marka mülkiyeti uyuşmazlıklarından tamamen bağımsız olarak, işbu davanın konusu doğrudan ticaret unvanının korunmasıdır. Davalı ... A.Ş., iflas tasfiyesi sürecinden yararlanarak müflis şirketimizin haklarını ve kurumsal kimliğini zedeleyecek nitelikte kötü niyetli ve hileli hazırlık iştiraklerinde bulunmuştur. Davalının 01.02.2007 tarihli tescil siİsilesi adli makamlarca kötü niyetli olarak mühürlenmiştir (EK-7). Zira, Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 01.03.2007 tarih ve 2005/35 E., 2007/65 K, sayılı ilamı ile davalının müvazaalı tescil faaliyetlerinin ağır tecavüz ve kötü niyet oluşturduğu saptanmış; bu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.10.2008 tarih ve 2007/8108 E., 2008/10949 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir (EK-8). Davalıların "... " adını haksızca tekelleştirme çabasındaki köklü kötü niyetleri bu ilamla sabittir. Tarafımdan davalılar adına; iflas tasfiyesinin geçersiz işlemlerine dayanan, kötü niyet,mutlak butlan ve yoklukla malul yolsuz marka tescillerinin iptali ve iflas masasına kaydı için Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2025/201 E. 2025/510 K. Sayılı dosyasından, "süresi içinde ihale feshi davası açılmadığı" gerekçesiyle usul ve yasaya aykırı verilen usuli red kararı Temyiz aşamasında derdesttir (EK-9). Körleşmeyen Kötü Niyetin ve Bütüncül Gasp Kurgusunun Somut Kanıtı (Kayseri 4. AHM 2022/115 E. Sayılı Dosya): Davalı yanın haksız ve hukuka aykırı eylemleri yalnızca ticaret unvanımızın ve markamızın gaspı ile sınırlı kalmamış; kök şirketimizin maddi, sınai ve üretim altyapısını oluşturan fabrika ve makinelerin de hileli/yolsuz tescillerle devralınması boyutuna ulaşmıştır. Nitekim Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/115 E., 2023/479 K. sayılı dosyasından verilen haksız karar temyiz aşamasında derdest olup (EK-10), bu uyuşmazlık ve tüm dosya mündericatı, davalıların şirketimizin kurumsal varlığını bir bütün olarak ortadan kaldırmaya yönelik zincirleme kötü niyetlerinin ve TTK m. 54-55 kapsamındaki ağır haksız rekabet fiillerinin en somut vesikasıdır. Davalı şirket, haksız unvan tescili ve bu yolsuz üretim altyapısı sayesinde milyarlık ticari hacimlere ulaşmış ve borsa kamusundan devasa fonlar toplamıştır. Dolayısıyla anılan dosya mündericatı, davalıların basiretli bir tacir gibi hareket etmediklerinin, tecavüzdeki kast ve sürekliliklerinin ve TTK m. 56/1-d uyarınca hesaplanacak haksız kâr/nema matrahının tespiti yönünden işbu davanın ayrılmaz bir parçası niteliğindedir. Nitekim davalılar, Ocak 2026 tarihli Halka Arz İzahnamesinin 73. sayfasında (EK-İ1) dahi kendi kronik kötü niyetlerini ve usulsüz kullanımlarını resmiyette itiraf etmişlerdir.İzahnamede bir yandan kök şirketin 1998'deki iflasından sonra markayı "devralarak" 2000 yılından itibaren üretime başladıklarını iddia etmiş, hemen alt satırında ise söz konusu markaları ancak 2007 yılında resmi icra ihalesinden satın aldıklarını beyan ctmişlerdir. Davalıların resmi ihaleden tam 7 yıl önce (2000-2007 arası) müflis şirketin markasını ve kurumsal kimliğini hiçbir hukuki dayanak olmaksızın kullandıkları bizzat kendi yazılı beyanlarıyla sabittir. Dahası, davalıların bu hileli ve gayriyasal kullanımlarının kökeni 2000 yılına kadar uzanmaktadır. Davalı ... A.Ş., kök şirketimizin yasal lisans ortağı olan ... firmasının 2044'e kadar geçerli inhisari lisans zırhını bildiğinden, bu yasal engeli arkadan dolanarak aşabilmek amacıyla 2000-2004 yılları arasında dava dışı '... ' firması ile tamamen muvazaalı ve hukuken geçersiz bir 'marka kira sözleşmesi' akdetmiştir. Bu hileli kurguyla mutlak lisans hakkına doğrudan tecavüz eden davalı yan, 2004-2012 yılları arasında ise unvan ve marka üzerinde hiçbir bağımsız hakkı olmadığını zımnen ikrar ederek ... 'ya fason üretim gerçekleştirmiştir. Kökleri 2000 yılındaki muvazaalı kira sözleşmesine dayanan, ardından fasonculukla devam eden, 2007 yılında resmi ihaledeki inhisari lisans külfetini yüklenerek markayı alan ve nihayet 31.12.2013 tarihindeki hileli "kısmi bölünme" süreciyle 08.01.2014 yılında 'ikiz şirket” tesciliyle zirveye ulaşan bu 26 yıllık kesintisiz hukuki hile ve tecavüz silsilesi,davalıların ticaret unvanı çekirdeğimizi gasp etmeye yönelik kronik kötü niyetlerinin ve zincirleme haksız rekabet fiillerinin en somut ve nitelikli vesikasıdır...8. İhtiyati Tedbir Talebime İlişkin Açıklamalarım: Davalıların yolsuz tescile dayalı unvanı kullanmaya devam etmesi ve haksız unvan/marka mirası üzerinden halka arz yoluyla kamudan topladıkları milyarlarca liralık fonları tasarruf etmesi, telafisi imkansız zararlar doğuracaktır. Dava sonuna kadar haksız ticaret unvanının kullanılmasına, bu unvanla ticari işlem yapılmasının ve halka arzdan elde edilen gelirlerin üçüncü kişi ... veya yurt dışına transferinin önlenmesi amacıyla TEMİNATSIZ OLARAK İHTİYATİ TEDBİR kararı verilmesi elzemdir. (Adli yardımdan yararlanma talebim doğrultusunda HMK m. 335/1-c gereği teminattan muafiyet kararı verilmesi gerekmektedir). 9. Davanın Arabuluculuk Dava Şartından Muaf Olduğuna İlişkin Hukuki Gerekçelerim: İşbu davada, arabuluculuk şartına tabi olmayan ticaret unvanının terkini ve tecavüzün men'i (inşai/yenilik doğurucu) talepleri ile haksız rekabetten doğan maddi tazminat talebi birlikte ihdas edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10.06.2020 tarih ve E.2019/4851, K.2020/2732 sayılı yerleşik ilamı ve istikrarlı kazanımları uyarınca; arabuluculuğa tabi olan bir alacak/tazminat talebinin, arabuluculuğa tabi olmayan yenilik doğurucu/inşai bir dava ile birlikte terditli veya müşterek açılması halinde, davanın bölünmesi mümkün olmadığından dava bir bütün olarak arabuluculuk dava şartından muaftır. Bu nedenle davanın doğrudan ikamesi usul ekonomisine ve yüksek mahkeme içtihatlarına tam uyumludur. Yukarıda arz ve izah edilen, mahkemenizce de resen gözetilecek kamu düzenine aykırılıknedenleriyle;
1- Haksız icra baskısı ve fakirlik durumum gözetilerek ADLİ YARDIM TALEBİMİNKABULÜNE,
2- Davanın her aşamasında telafisi imkansız zararların önlenmesi adına, davalı şirketin haksız ticaret unvanını kullanmasının dava sonuna kadar TEDBİREN DURDURULMASINA vehalka arz gelirlerinin üçüncü kişilere devrininm/kullanımının TEDBİREN ÖNLENMESİNE (adli yardım sebebiyle TEMİNATSIZ OLARAK),
3- DAVANIN KABULÜ ile, davalıların 1968 kuruluşlu şirketimizin ticaret unvanına yönelik gerçekleştirdikleri unvan tecavüzünün ve unvan gaspının önlenmesine, davalı ...
A.Ş. nin haksız ve yolsuz ticaret unvanı kaydının ticaret sicilinden İPTALİNE ve TERKİNİNE,
4- Davalıların şirketimizin unvanı ve 55 yıllık tarihsel geçmişi üzerinden yürüttükleri ağır haksız rekabet fiillerinin tespitine ve men'ine,
5- Davalıların ağır hile, kusur ve muvazaa içeren unvan tecavüzü fiilleri neticesinde; davalı şirketin haksız unvanı tescil ettirdiği 08.01.2014 tarihinden başlayarak yolsuz unvan kaydının ticaret sicilinden resmen TERKİN EDİLECEĞİ TARİHE KADAR geçecek tüm süre için; - Bizzat halka arz izahnamelerinde ikrar ve beyan ettikleri 63 Milyon Avro'luk kurumsal/marka değeri esas alınarak, ticari ve sektörel genel kabuller uyarınca bu değerin yıllık W5'inden az olmamak üzere bilirkişi heyetince hesaplanacak varsayımsal unvan kullanım (royalty) bedelinin, VEYA 6102 Sayılı TTK m. 56/1-d maddesi uyarınca davalıların bu haksız unvan tecavüzü sayesinde elde ettikleri/etmesi mümkün olan haksız net kârların ve halka arz geliri dahil ticari nemaların (seçimlik hakkım gözetilerek asıl şirketimiz lehine en yüksek getiriyi sağlayan yöntem esas alınarak), Fazlaya ilişkin haklarım ve mütebaki tazminat miktarı yönünden talep artırım (ıslah)haklarım saklı kalmak kaydıyla, şimdilik belirsiz alacak olarak 15,000 USD Maddi Tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince Devlet bankalarınca ... Doları cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faiz oranı ile birlikte davalılardann müştereken ve müteselsilen tahsili ile ... A. Ş.'NİN KAYSERİ GENELİCRA DAİRESİ ... İFLAS SAYILI DOSYASINDAKİ İFLAS MASASINAÖDENMESİNE,
6-Yargılama giderlerinin müştereken ve müteselsilen davalı tarafa yükletilmesine" karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesi tarafından verilen 05/08/2026 tarihli gerekçeli ara kararıyla: "...Davacı vekilinin sunmuş olduğu 22/07/2026 tarihli dava dilekçesinde; telafisi imkansız zararların önlenmesi adına davalı şirketin haksız ticaret unvanını kullanmasının dava sonuna kadar tedbiren durdurulmasını, halka arz gelirlerinin üçüncü kişilere devrinin kullanımına tedbir konulmasını, talep ettiği görülmüştür. HMK 389/1 maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK 390/1 maddesi hükmüne göre ihtiyati tedbir dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. HMK 390/2 maddesi göre de talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. HMK 392 göre ise mahkemem gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verebilir. İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için "Yaklaşık ispat" yeterlidir yani çekişmeli vakanın gerçeğe yakın bir derecede kanıtlanması esastır. Mahkeme mevcut delillere göre tedbir isteyenin hakkını muhtemel görmeli ve tedbir verilmesini icap ettiren sebeplerinde varit görülmesi gerekir. Yukarıda bahsi geçen kanun maddesi ve dava dilekçesine ekli belgeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde; 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi ve devamı hükümler ile yüksek yargı kararları tetkik edildiğinde; davacının davalının kullandığı ticari unvana dair terkin talebi ve unvanın haksız kullanımı iddiasıyla istenilen tazminat talebinde yaklaşık ispat koşullarının sağlanamaması; Mahkemece esası çözecek şekilde tedbir kararı verilemeyeceği gözetilerek; davacının ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1- Davacı asılın ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,
2- İşbu müteferrik kararın bir suretin talep edene tebliğine, ,..." dair karar verilmiştir.
İş bu ara kararı davacı taraf süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı taraf istinaf dilekçesinde: ile.;¸" karar verilmesini ileri sürmüş ve talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" şeklinde düzenlenmiştir.Ön inceleme yönünden bir eksikliğin bulunmaması nedeniyle ,istinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri hakkında inceleme yapılmıştır.İstinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri, mahkemece verilmiş ve istinaf edilmiş olan 05/08/2026 tarihli gerekçeli ara kararda yazılı ayrıntılı açıklamalar ile bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde ; Davacının derdest işbu davada sözkonusu ihtiyati tedbirlere ilişkin kararın verilmesini istemişse de, 6100 Sayılı HMK’ya istinaden İHTİYATİ TEDBİR kararı verilmesine ilişkin talebinin kabulü için HMK 389. vd. Maddeleri gereğince aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların, bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamına göre bulunmadığı, iddia edilen beyanların işbu ihtiyati tedbir talebinin kabulü için yaklaşık ispata yeterli olmadıkları anlaşıldığından sözkonusu nitelikteki ihtiyati tedbirlere ilişkin talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle ve mahkemece de istinaf edilen gerekçeli ara kararı ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olduğundan, istinaf edilen ara kararda usul, yasa ve bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı yönlerinden bir isabetsizlik ve aykırılığın bulunmadığı , ara kararının hukuka uygun olduğu, bu nedenlerle, davacının yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1-Kayseri 2. Asliye Ticaret mahkemesi'nin 2026/725 Esas sayılı, 05/08/2026 tarihli ara kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacının istinaf başvurusunun H.M.K. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf eden davacıdan alınması gereken istinaf karar harcı davacı tarafça peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf posta giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının derdest dava sonunda ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda değerlendirilmesine,
4-İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-f ile 391/3 bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 22/09/2026