Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1574 E. 2026/1480 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1574
Karar No
2026/1480
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1574 - 2026/1480 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1574 KARAR NO : 2026/1480 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 22/04/2026 NUMARASI : 2025/529 E. - 2026/219 K.

DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/04/2026 tarih ve 2025/529 Esas - 2026/219 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekillerince istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Asıl ve birleşen davada davacı vekili, müvekkili Şirketin 2019/136234 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, markanın yayımlanması üzerine ... şirketi tarafından 2016/07576 sayılı ve "..." ibareli markaya dayalı olarak başvuruya itiraz edildiğini, Markalar Dairesi Başkanlığınca davalı itirazının kısmen yerinde görüldüğünü ve başvuru kapsamından bir kısım hizmetlerin çıkarıldığını, müvekkilinin bu karara yaptığı itirazın ise YİDK tarafından reddedildiğini, oysa müvekkili başvurusu ile redde mesnet markanın iltibasa sebebiyet verecek ölçüde benzer olmadığını, markaların bütünüyle bıraktığı izlenime bakılması gerektiğini, davalı Kurumca yapılan incelemede ise markaların parçalanarak "..." ibaresinin inceleme dışı bırakıldığını, "..." ibaresinin zayıf bir marka olduğunu, ayırt ediciliği düşük ibarelerin iltibasa sebebiyet vermeyeceğini, markalar sicilinde yer alan çok sayıda markanın "..." ibaresini içerdiğini, "..." ibaresinin dünyanın her yerinde kullanılabilen, hemen akla gelebilen, gündelik yaşamda birçok yerde sıkça kullanılan bir ibare olduğunu ileri sürerek, YİDK’in 2021-M-2209 sayılı kararının iptaline ve 2019/136234 sayılı markanın tescil işlemlerinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Asıl davada davalı ..., davaya cevap vermemiştir. Birleşen davada davalı ... vekili, dava konusu marka başvurusu ile redde mesnet alınan marka arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu, markalarda ortak olarak yer alan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin oldukça yüksek olduğunu, dava konusu marka başvurusundan çıkartılan hizmetlerin müvekkili markası kapsamında yer alan hizmetlerle aynı veya aynı tür bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, işbu dava tarihinden önce redde mesnet 2016/07576 sayılı markanın davalı ... tarafından birleşen davada davalı ...'ye devredildiği anlaşıldığından dava tarihi itibariyle redde mesnet marka üzerinde hak sahipliği sıfatı bulunmayan davalı ...'a yöneltilen davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği, markalarda müşterek olarak bulunan unsurun "..." kelimesi olduğu, bu kelimenin İngilizce "..." gibi anlamlara geldiği, yine söz konusu sözcüğün "..." olarak kullanım alışkanlığının da bulunduğu, özellikle "..." anlamı ve "..." kullanım şekli itibariyle "..." sözcüğünün ayırt ediciliği düşük zayıf karakterli bir sözcük olduğu, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 12.10.2020 tarih 2020/92 E., 2020/3984 K. sayılı kararında belirtildiği üzere zayıf markaların koruma kapsamı değerlendirilirken iltibas tehlikesinin yapılacak küçük bir değişiklik ile dahi bertaraf edilebileceğinin göz önüne alınması gerektiği, başvuru markasında gerek "..." sözcüğünün ayırt ediciliğinin düşük olması, gerekse "..." sözcüğünün markasal mizanpajda kalın punto ile oluşturulması nedeniyle başvuru markasının esaslı unsurunu "..." sözcüğünün oluşturduğu, buna göre daha önce redde mesnet "..." markasını gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan ilgili tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu "..." markasını gördüğünde ya da işittiğinde, davaya konu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı süre içerisinde, bu markayı redde mesnet markadan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı gerekçesiyle davalı ...'a yöneltilen davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... ile birleşen davalı ...'ye yöneltilen davanın kabulü ile 2021-M-2209 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davanın ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilerek müvekkil aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin hukuka uygun olmadığını, dava açılırken davanın ... tarafına yönlendirilmesinde müvekkilinin, aleyhine yargılıma gideri yükletilecek herhangi bir kusuru bulunmadığını, ... kayıtlarındaki çelişik ve eksik bilgiler sebebiyle husumet yokluğundan reddedilen dava yönünden, müvekkilinin yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının hakkaniyetle bağdaşmadığını, HMK'nın "Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk" başlıklı 327/2 maddesi gereğince bir kişi davada sıfatı olmadığı hâlde, davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltıp, kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verirse, davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddi hâlinde, davalı yararına yargılama giderlerine hükmedilemediğini, hakkında pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilen ... tarafının tutum ve davranışlarının da bu kapsamda olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve hem asıl hem de birleşen davada tüm davalılar yönünden davanın kabulüne, aksi kanaatin hasıl olması durumunda ise ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi sebebiyle müvekkili aleyhine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin kaldırılarak, müvekkil aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, başvuruya konu markanın "..." ibaresinden, redde mesnet markanın ise "..." ibaresinden oluştuğunu, her iki markanın da düz bir yazım stiliyle meydana getirildiğini, redde mesnet marka, altıgen biçiminde bir şekil unsuru ihtiva etse de söz konusu şeklin, orijinal ve dikkat çekici bir mahiyet taşımadığını, davalı markasının esas unsuru olan "..." ibaresi ile davacı markasının esas unsuru olan "..." ibaresinin birbirinin aynısı olduğunu, buna göre başvuru konusu marka ve redde mesnet markalarda ön plana çıkan esas unsurun, birbirinin tıpatıp aynısı olan "..." kelimesi olup fonetik, biçimsel ve anlamsal benzerlik nedeniyle markaların umumi intibalarının da aynı bulunduğunu ve markaların karıştırılacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı Şirketler vekili, mahkeme kararının, müvekkili ...'nin savunmalarını değerlendirmeyen, eksik incelemeye dayalı ve hatalı tespitler içeren bilirkişi raporundaki tespitlerin tekrarından ibaret olduğunu, kararın gerekçe ve değerlendirme kısmında, rapordaki tespitlerin birebir aynısının kopyala-yapıştır niteliğinde tekrar edildiğini, öte yandan söz konusu bilirkişi raporunun, taraf teşkili sağlanması amacıyla hakkında dava açılan müvekkili ...'ye hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini, mahkeme kararının, istinaf mahkemesi tarafından daha önce kaldırılan karardan hiçbir şekilde farklılaşmadığını ve herhangi bir ek tespit içermediğini, mahkemece markaların ortak olarak içerdiği "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu kabul edilmiş ise de benzerlik değerlendirmesinde, "düşük ayırt edicilik" hususunun, şayet söz konusu ibare kullanılması zorunlu bir ibare değilse benzerlik değerlendirmesinde dikkate alınmayacağının düşünülmediğini, hatalı bilirkişi raporunun aksine "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olmadığını, bu ibarenin, reddine karar verilen hizmetler bakımından kullanımının zorunlu bulunmadığını, "..." ibaresinin, dava konusu 35., 36. ve 43. sınıflar bakımından ayırt ediciliğinin düşük olduğu yönündeki tespiti ile markaların benzer olmadığı sonucuna ulaşılmasının hatalı ve çelişkili bulunduğunu, bu çelişkinin giderilmesi için yeni bir heyetten tekrar rapor alınması gerekliliğinin Yargıtay kararlarıyla sabit olduğunu, yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması yönündeki taleplerini reddi ile kurulan hükmün, eksik ve hatalı bulunduğunu, kaldı ki yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre bir markanın tanımlayıcı olması halinde dahi hükümsüz kılınıncaya kadar korunacağının kabul edildiğini, mahkeme kararının aksine dava konusu başvurusu ile redde mesnet müvekkili markasının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu ve bu markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkili markasının yüksek tanınmışlığının da iltibas tehlikesine etkisi değerlendirilmediği gibi davaya konu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE :1-Asıl ve birleşen dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere ilk derece mahkemesince, asıl davada davalı ... hakkındaki dava, pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmiş olup davalı Şirketler vekilince sunulan 18.05.2026 tarihli istinaf dilekçesinde, istinaf eden olarak her iki davalı Şirket gösterilmiş, dilekçenin sonunda da dilekçe, her iki Şirketin vekili sıfatıyla elektronik imza ile imza edilmiştir. Taraflardan birisinin hükmü istinaf hakkına sahip olması, o hükmü istinaf edebilmesi için tek başına yeterli değildir. Tarafın bundan başka, hükmü istinaf etmekte hukuki bir yararının da bulunması gerekir. Somut uyuşmazlıkta da ilk derece mahkemesince, asıl davada davalı ... hakkındaki dava, pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedildiğinden ve anılan Şirket vekili tarafından da bu kararın gerekçe yönünden yerinde olmadığı ileri sürülmediğinden, davalı ...'ın kararı istinaf etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, HMK'nın 352. maddesi uyarınca ... vekilinin istinaf dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Diğer taraf vekillerinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı Kurum'un 07.01.2026 tarihli yazısında, redde mesnet 2016/07576 sayılı markanın dava tarihinden önce 28.12.2020 tarihinde asıl davada davalı ... tarafından birleşen davada davalı ...'ye devredildiğinin bildirildiği, asıl davanın ise 24.05.2021 tarihinde açıldığı, bu itibarla asıl davada davalı Şirket yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine ve bu davalı yararına yargılama giderlerine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, öte yandan somut uyuşmazlıkta HMK'nın 327/2. maddesinin uygulanması koşullarının da oluşmadığı, zira davacının, dava tarihinde redde mesnet markanın kime ait olduğunu Kurum kayıtlarından tespit etme yükümlülüğü bulunduğu, Kurum tarafından gönderilen yazı cevabında da davadan önce markanın devredildiğinin bildirildiği gözetildiğinde davacı vekilinin, bu yöne ilişkin istinaf itirazının yerinde bulunmadığı, diğer bir deyişle davacı aleyhine bu yönden vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olduğu, her ne kadar davalı ... vekilince, hükme esas alınan bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edilmediği ve bu suretle savunma haklarının kısıtlandığı ileri sürülmüş ise de anılan Şirket vekilinin söz konusu rapordan haberdar olduğu ve bu rapora karşı itirazlarını sunduğu, raporun içeriğinden haberdar olduğu sabit bulunan ve rapora karşı beyan ve itirazlarını sunma imkanına sahip olan anılan davalının savunma hakkının kısıtlandığının söylenemeyeceği, mahkemece de tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirildiği ve ayrıca bir bilirkişi raporu alınmamasında isabetsizlik olmadığı, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin, İngilizce bir kelime olup Türkçe'de "..." gibi anlamlara geldiği, dosyada mevcut bilirkişi raporunda gerekçeli bir biçimde açıklandığı ve somut dayanakları da gösterildiği üzere bu ibarenin, İngilizce kalıplarda "..." anlamında kullanıldığı, buna göre "..." ibaresinin, dava konusu başvuru kapsamından çıkarılan hizmetler yönünden ayırt ediciliğinin zayıf bulunduğu ve dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, belirtilen nedenlerle söz konusu markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, eldeki davanın, davacı marka başvurusunun SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkin olduğu, iptali istenen YİDK kararında tartışılmayan dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğuna ilişkin birleşen davada davalı Şirket istinaf itirazının bu davada tartışılmasının mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, davacı, davalı ... ve birleşen davada davalı Şirket vekillerinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin istinaf dilekçesinin, HMK'nın 352. maddesi gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı, davalı Türk Patent ve Marka Kurumu ile birleşen davada davalı ... vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca davacı, davalı ... ile birleşen davada ...'den ayrı ayrı alınması gereken 732,00'er-TL maktu istinaf karar ve ilam harcı, anılan taraflarca istinaf başvurusunda peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-İstinaf aşamasında taraflarca yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 10/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/09/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1574, K. 2026/1480, T. 10.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1574-e-2026-1480-k-75b2f1236c98