Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1522 E. 2026/1504 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1522
Karar No
2026/1504
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1522

KARAR NO : 2026/1504

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi (Kapatılan Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi)

NUMARASI : 2026/548 (Derdest Dava Dosyası)

ARA KARAR TARİHİ : 03/07/2026

DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın, ihbar olunan.... A.Ş.'nin pay sahibi olduğunu, (25.12.2018 tarihli hazirun cetveline göre 100.000,00 TL itibari değerli pay; güncel pay durumu pay defteri ile teyit edilecektir). Müvekkilinin görme engelli olduğunu, şirketteki işlerini uzun yıllardır davalı ...'ın yönettiğini, davalı ...'ın, ihbar olunan şirketin uzun yıllar yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğünü, diğer yönetim kurulu üyesi İrfan Çelikbaş ile müştereken imza ve para çekme yetkisine sahip olduğunu, davalının, aşağıda açıklanacak para aktarımlarının yapıldığı ..... Ltd. Şti.'nin kurucusu ve hâkim ortağı olduğunu, davalı ...'ın; ihbar olunan şirketin Kuveyt Türk Katılım Bankası nezdindeki hesaplarından, başta internet bankacılığı yoluyla müşterek imza kuralını bertaraf etmek suretiyle olmak üzere, kendi şahsi hesaplarına ve hâkim ortağı olduğu ...Ltd. Şti. hesaplarına sistematik biçimde para aktardığını, davalının, bu aktarımlara hukuki kılıf oluşturmak amacıyla; olaydan haberi dahi bulunmayan... adlı kişiyi "müteahhit" göstererek gerçeği yansıtmayan (düzmece) bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlettiğini, bu sözleşmedeki müvekkiline ait imzayı dahi bizzat kendisi attığını, ardından bu sahte sözleşmeye dayalı olarak Bakırköy 15. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasından 2.500.000,00 TL'lik gerçek dışı bir icra takibi kurguladığını, bu fiilleri nedeniyle davalı ..., Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2019/312 E. – 2021/146 K. sayılı kararıyla "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçundan (TCK m. 155/2, 43/1-2) 6 yıl hapis cezasına mahkûm edildiğini, anılan hükmün, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Ceza Dairesi'nin 2021/1262 E. – 2025/55 K. sayılı kararıyla esastan onanarak 09.01.2025 tarihinde kesinleştiğini, davalının şirket zararına yol açan fiilleri ve bunların hukuka aykırılığı kesinleşmiş ceza hükmüyle sabit olduğunu, Yargıtay içtihadı uyarınca bu maddi olgular Sayın Mahkemeyi bağlar ve yeniden tartışılamayacağını, davalının, yönetim kurulu başkanı sıfatıyla, kanuna aykırı biçimde şirket hesaplarından kendisine ve hâkim olduğu şirkete para aktararak TTK m. 553 anlamında şirkete zarar verdiğini, çekilen tutarlardan yalnızca 511.300,00 TL'lik kısım belgelenebildiğini, kalan kısmın meşru karşılığının bulunmadığının, dayanak borcun sahte olduğunun sabit olduğunu, üstelik ceza dosyasındaki tesptin, zararın tamamını değil yalnızca ispatlanabilen kısmını yansıtmakta olduğunu, gerçek zararın tüm banka kayıtlarının incelenmesiyle daha yüksek çıkacağını, çekilen paranın iade edilmediğini, şirketin kendi bilançosunda sadece zararın bir kısmı için "Ortaklardan Alacaklar" olarak kayıtlı olduğunu, zararın güncel olduğunu, müvekkilinin pay sahibi sıfatıyla TTK m. 555 uyarınca tazminatın şirkete ödenmesini talep hakkına sahip olduğunu, dava şartı arabuluculuk sürecinin tamamlandığını, davalının mal kaçırması ve zamanaşımı riski nedeniyle ihtiyati hacze hükmedilmesinin zorunlu olduğunu, davalının menkul ve gayrimenkul malları, bankalardaki mevduatı, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları ile ...Ltd. Şti.'ndeki pay ve kâr payı alacakları üzerine, alacak kesinleşmiş ceza ilamı ve resmi bilirkişi raporuna dayandığından teminat aranmaksızın (aksi kanaatte cüzi teminat karşılığında) şimdilik 5.000,00 TL ile sınırlı olarak ihtiyati haciz konulmasına; tespit edilecek malvarlığına göre talebin artırılması ve ikinci kez ihtiyati haciz isteme hakkımız saklı kalmak kaydıyla; ihbar olunan şirketin Kuveyt Türk Katılım Bankası başta olmak üzere tüm banka hesaplarından, dava konusu dönemde davalı tarafından çekilen/aktarılan paraların toplam tutarının, aktarıldığı kişi ve hesapların ve bunlardan şirkete iade edilmeyen kısmın bilirkişi incelemesiyle tespitine; işin esası yönünden; şirketten davalının uhdesine geçirilen ve iade edilmeyen paraların şirkete iadesi/tazmini bakımından; öncelikle, şimdilik 5.000,00 TL (belirsiz alacak) ve 10,00 USD (belirsiz alacak) asıl alacağın, fiil tarihlerinden (mümkün olmadığı takdirde dava tarihinden) itibaren işleyecek faizi (TL için avans faizi; USD için devlet bankalarınca ABD Doları mevduatına uygulanan en yüksek faiz) ile birlikte davalıdan tahsili ile ihbar olunan.... A.Ş.'ye ödenmesine; bununla birlikte, şirketin paranın geç ödenmesi nedeniyle enflasyon karşısında uğradığı ve faizle karşılanamayan zararının, TBK m. 122 uyarınca bilirkişilerce hesaplanacak tutar üzerinden şimdilik 1.000,00 TL (belirsiz alacak) munzam (aşkın) zarar olarak, dava tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile ihbar olunan şirkete ödenmesine; mahkemece (a) bendindeki taleplerimiz kabul edilmediği takdirde; davalının şirket malvarlığından çıkardığı tutarların, çekildikleri tarihten dava tarihine kadar denkleştirici adalet ilkesi gereği (enflasyon, ÜFE-TÜFE, döviz kurları, altın ve mevduat faizi gibi ekonomik göstergelerin ortalaması / sepet hesabı esas alınarak) güncellenmiş değeri üzerinden hesaplanarak; bu şekilde belirlenecek tutara dava tarihinden itibaren faiz (TL için avans faizi; USD için devlet bankalarınca ABD Doları mevduatına uygulanan en yüksek faiz) işletilmek suretiyle, şimdilik 5.000,00 TL ve 10,00 USD'nin davalıdan tahsili ile ihbar olunan şirkete iadesine, taleplerinin kabul edilmediği takdirde; şimdilik 5.000,00 TL ve 10,00 USD'nin, fiil tarihlerinden (mümkün olmadığı takdirde dava tarihinden) itibaren fiili ödeme tarihine kadar işleyecek faizi (TL için avans faizi; USD için devlet bankalarınca ABD Doları mevduatına uygulanan en yüksek faiz) ile birlikte davalıdan tahsili ile ihbar olunan şirkete ödenmesine; fazlaya ilişkin tüm talep ve dava haklarımız ile HMK m. 107 uyarınca alacağı yargılama sırasında belirlenecek tutara yükseltme hakkımız saklı kalmak kaydıyla yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 03/07/2026 tarihli talep dilekçesinde özetle; İşbu davanın, müvekkilinin pay sahibi sıfatıyla, davalı ... aleyhine, TTK m. 553 ve 555 uyarınca, şirket zararının ihbar olunan.... A.Ş.'ye ödenmesi istemiyle açıldığını, hükmedilecek tazminatın, davacıya değil, doğrudan ihbar olunan şirkete ödeneceğini, ihbar olunan şirketin, davanın sonucundan doğrudan etkilenen ve lehine tazminata hükmedilecek olan taraf konumunda olduğunu, ancak şirketin yönetim kurulu başkanı ve tek yetkili temsilcisinin, işbu davanın davalısı olan ... olduğunu, bu durumun, aşağıda açıklandığı üzere giderilemez bir menfaat çatışması doğurduğunu, dava konusu alacağın borçlusu (davalı ...) ile bu alacağın alacaklısı olan şirketi temsil edecek kişi aynı kişi olduğunu, diğer bir deyişle, davalı ...'ın, hem kendisinden tahsil edilecek alacağın borçlusu, hem de bu alacağı tahsil edecek şirketin temsilcisi konumunda olduğunu, bir kişinin, kendisine karşı açılan bir davada karşı tarafı (şirketi) temsil etmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu durumun TMK m. 426/3 anlamında temsilcinin görevini yerine getirmesine engel teşkil eden açık ve giderilemez bir menfaat çatışması olduğunu, bu menfaat çatışmasının sürdüğü takdirde ihbar olunan şirketin işbu davadaki menfaatinin korunmasının mümkün olmadığını, davalının, şirketi temsilen davada pasif kalması, davayı zayıflatıcı beyanlarda bulunması, hatta dava konusu alacak hakkında kendisi lehine sulh, ibra, feragat veya tasarrufta bulunması suretiyle davanın sonucunu etkilemesi somut ve yakın bir tehlike olduğunu, bu tehlikenin, HMK m. 389 anlamında telafisi güç zararlar doğuracak nitelikte olduğunu, işbu talebin ise, şirketin yönetimine ilişkin olmadığını, yalnızca işbu dava özelinde, davalı ile şirket arasındaki menfaat çatışması nedeniyle şirketi bu davada temsil edecek bir temsil kayyımına (TMK m. 426/3) ilişkin olduğunu, talep edilen kayyımın, şirketi yönetmeyecek; yalnızca işbu davada, davalıdan bağımsız olarak şirketin menfaatini temsil edeceğini, kaldı ki davalı ...'ın, işbu davada şirketi temsil edebilecek hukuki konumda dahi olmadığını, zira davalı hakkında Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesi'nin kesinleşen kararının hüküm fıkrasında, TCK m. 53/1-(d) bendi uyarınca "şirket tüzel kişiliğinin yöneticisi veya denetçisi olma" hakkından, aynı maddenin 53/2 fıkrası gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına hükmedildiğini, bu hak yoksunluğu mahkûmiyetinin kanuni sonucu olduğunu, davalının infaz süresince şirketi yönetemeyeceği gibi temsil de edemeyeceğini, dolayısıyla ihbar olunan şirketin, işbu davada hem menfaat çatışması hem de davalının kanuni temsil yasağı nedeniyle yetkili bir temsilciden yoksun kalmış olduğunu, şirketin menfaatinin korunması için bu davada temsil kayyımı atanmasının zorunlu olduğunu, ihbar olunan şirket ile davalı arasındaki giderilemez menfaat çatışması nedeniyle, şirketin işbu davada temsil edilmesi için, TMK m. 426/3 ve HMK m. 389 vd. uyarınca ihtiyati tedbiren bir temsil kayyımı atanmasına; temsil kayyımı atanmasına karar verilmediği takdirde dahi; ihbar olunan şirketin, dava konusu alacak hakkında davalı lehine sulh, ibra, feragat, terkin, devir veya benzeri hiçbir tasarrufta bulunamayacağı yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine; kararın ivedilikle verilmesine karar verilmesini yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana bırakılmasına dair karar ittihazını müvekkili talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 03/07/2026 tarih ve 2026/548 esas sayılı ara kararında;

Talebin ihbar olunan.... A.Ş.'ye temsil kayyımı atanması talebi ile şirketin dava konusu alacak hakkında sulh/ibra/feragat gibi tasarruflarda bulunmasının tedbiren yasaklanması istemine ilişkin olduğu, somut olayda.... A.Ş.'nin dava dışı olduğu, dava dışı 3. kişilerin hak ve menfaatlerini etkileyecek şekilde ve 3. kişi aleyhine tedbir kararı verilemeyeceği; dosyanın bulunduğu aşama itibariyle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından veya tamamen imkansız hale geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda mahkememizde kanaat oluşmadığı ve yine davanın mahiyetinin yöneticinin azli olmayıp, tazminat davası olduğu da dikkate alınarak, davacı tarafın bu aşamada yasal koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin şirketin dava dışı üçüncü kişi olduğuna dair gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın yöneticinin sorumluluğu davası olduğunu, dava sonucunda hükmedilecek zararın ihbar olunan şirkete ödeneceğini, bu sebeple davanın sonucundan doğrudan ihbar olunan şirketin etkileneceğini, Yargıtay uygulamasında TTK m. 555 davalarında şirketin davadan haberdar edilmesini ve davaya katılma imkânının sağlanmasını aradığını, talep edilen tedbirlerin şirket aleyhine değil, bizzat şirketin menfaatini korumaya yönelik olduğunu, temsil kayyımı, şirketin bu davadaki menfaatinin borçlusu tarafından değil bağımsız bir temsilci tarafından savunulmasını sağladığını; sulh/ibra/feragat yasağı ise şirketin en önemli malvarlığı değeri olan dava konusu alacağın, bizzat borçlusu konumundaki temsilcisi eliyle ortadan kaldırılmasını önlediğini, davalı ile şirket arasında giderilemez menfaat çatışması ve kanuni temsil yasağının göz ardı edildiğini, dava konusu alacağın borçlusu (davalı ...) ile bu alacağın alacaklısı olan şirketi temsil edecek kişi aynı kişi olduğunu, bir kişinin, kendisine karşı açılan davada karşı tarafın (lehine hüküm kurulacak şirketin) iradesini temsil etmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu TMK m. 426/3 anlamında yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel, açık ve giderilemez bir menfaat çatışması olduğunu, davanın şirkete organ yerine geçecek bir yönetim kayyımı atanmasına ilişkin olmadığını, yalnızca işbu dava özelinde şirketi temsil edecek bir temsil kayyımına ilişkin olduğunu, iddiaların yaklaşık olarak ispat edildiğini, tedbir kararı verilmemesi halinde zarar telafisinin imkânsız olduğunu, Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.

Talep, TTK'nın 553 ve 555 maddeleri uyarınca yöneticinin sorumluluğu kapsamında ihbar olunan şirketin uğradığı iddia edilen zararın şirkete ödenmesine karar verilmesi talepli davada ihtiyati tedbir kararı verilmesi istemine ilişkin olup, Mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir.

Somut uyuşmalıkta davacı vekili, davalının dava dilekçesinde belirtilen eylemleri ile ihbar olunan şirketin zarara uğratıldığını ileri sürerek şirkete iş bu davada temsil kayyımı atanmasını ve şirketin dava konusu alacak hakkında sulh/ibra/feragat gibi tasarruflarda bulunmasının yasaklanmasını talep etmiş ise de, ihbar olunan şirkette organ boşluğunun bulunmadığı, şirketin iş bu davanın tarafı olmadığı, şirketin taraf olmadığı yöneticinin sorumluluğuna ilişkin davada şirkete kayyım atanmasının mümkün olmadığı, şirketin iş bu davada taraf olmaması sebebiyle davalı ile şirket arasında bu dava açısından menfaat çatışmasının bulunmadığı, dava konusu alacak bakımından şirketin sulh/ibra/feragat gibi tasarruflarda bulunması halinde bu işlemlerin geçerli olup olmadığının Mahkemece ayrıca değerlendirilebileceği anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiş ve istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,

5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,

6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/09/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1522, K. 2026/1504, T. 03.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1522-e-2026-1504-k-1c0fd69ba22c