Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1401 E. 2026/1474 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1401
- Karar No
- 2026/1474
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1401 Esas
KARAR NO : 2026/1474 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2026/379 (Derdest Dava Dosyası)
ARA KARAR TARİHİ : 13/05/2026
DAVA: Tazminat (Yönetici Sorumluluğu ve Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 13/07/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı şirketin eski ortağı olduğunu, davalıların müvekkilinin payı göz ardı edilerek aralarında hisse devri gerçekleştirdiğini, şirketin en önemli gelir kaynağının ...'den kiralanan 2 adet dükkan olduğunu, kafe ve restoran amaçlı işletildiğini, müvekkilinin babası tarafından kurulan şirketin babasının vefatı üzerine kardeşi ve annesiyle birlikte şirket ortağı haline geldiğini, amca ...'ün 2014 yılından itibaren ceza sorumluluğunu da gerektirir bir kısım eylemler gerçekleştirdiğini, şirketi iflasa sürüklediğini ve bu hususta Bakırköy 3. ATM'nde 2016/447 Esas sayılı dosya ile iflas erteleme başvurusunda bulunulduğunu, diğer davalıların da 2019 yılından itibaren ...'in eylemlerine iştirak ettiklerini ve şirketi ele geçirdiklerini, müvekkilinin ABD'den yurda döndüğünde tüm bu olaylardan haberdar olduğunu, müvekkilinin diğer ortaklardan hak arama arayışına girdiğini ve diyaloglarının sonuçsuz kaldığını, akabinde müvekkili tarafından yasal yollara başvurulduğundan beyanla anılan sebeplerle Mahkemece bir kısım alacak kalemlerinin doğrudan zarar kapsamında değerlendirilmemesi durumunda şirketin halihazırda davalı şahısların elinde olması ve paranın şirket kasasına girmesi halinde müvekkilinin payına ulaşmasının engelleneceği basit olduğundan, hükmedilecek tutarın Mahkemece atanacak yönetim kayyımı denetimine depo edilmesine, kayyımca bu tutarı şirketin zorunlu giderleri düşüldükten sonra müvekkilinin hissesi oranında doğrudan müvekkiline ödemesine, davalıların taşınmazları ve banka hesapları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, şirket yönetimine ivedilikle yönetim kayyımı atanmasına, Mahkemece kabul görmemesi halinde kamu düzeni nazara alınarak mevcut yönetimin her türlü işleminin kayyım onayına tabii tutulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 13/05/2026 tarih ve 2026/379 esas sayılı ara kararında;
Davanın davacının eski ortağı olduğu ... Ltd. Şti.'nin müdürü davalı ... ile birlikte hareket eden diğer davalılar aleyhine, şirket malvarlığını eksilttikleri ileri sürülen işlemler nedeniyle 2014 yılından 03/10/2025 tarihli hisse devri tarihine kadarki süreçte uğranıldığı iddia olunan doğrudan zararların TTK m. 553 vd. ve TBK m. 49, 61–62 hükümleri uyarınca müştereken ve müteselsilen tazmini istemine ilişkin olduğu, geçici hukuki koruma yollarına başvurunun kabul edilebilmesi için HMK m. 389/1, m. 390/3 ve m. 392 hükümleri uyarınca aranan ortak ve birikimli şartların; (i) talep edilen tedbire elverişli bir hakkın yaklaşık ispatı, (ii) tedbir verilmediği takdirde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya tamamen imkânsız hâle geleceği yahut gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı tehlikesinin yaklaşık ispatı,(iii) tedbirin ölçülülük ilkesine uygunluğu ve (iv) kanunda öngörülen istisnalar dışında teminat yatırılması olduğu, ttlep edilen tedbirin esas hükmün sonuçlarını fiilen öne alacak nitelikte olması hâlinde ise aranan yaklaşık ispat eşiği yükseldiği gibi, HMK m. 390/4 uyarınca karşı tarafın dinlenilmesinin de kural hâline geleceği, davalıların malvarlığının uyuşmazlık konusu olmadığı, bu sebeple tedbir kararı verilmesinin mümkün olmadığı, talebin ihtiyati haciz olarak değerlendirilmesinde de yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği, davalı şirkete yönetim kayyımı atanması ve mevcut müdürlerin yetkilerinin kayyıma devri talebi yönünden davacının aktif husumet ehliyetinin yaklaşık olarak ispat edilmediği, HMK m. 389/1 hükmü uyarınca ihtiyati tedbirin "geçicilik" vasfı esas olup, esasa ilişkin hükmün sonuçlarını fiilen öne alan ve davanın esasını çözecek nitelikteki tedbirlerin verilmesinin mümkün olmadığı, bu nitelikteki ağır tedbirin karşı taraf dinlenmeden verilmesinin mümkün olmadığı, dosya kapsamında sunulan belgelerden, davalı şirketin yönetiminin tamamen el değiştirmesini gerektirecek ölçüde acil ve telafisi imkânsız bir zarar tehlikesinin bulunduğu yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulmadığı, ölçülü olmadığı, aynı gerekçeler ile denetim kayyımı atanması talebinin de yerinde olmadığı, hükmedilecek tutarın kayyım denetiminde şirket kasasına depo edilmesi talebinin de kayyım talebinin reddedilmiş olması ve henüz varlığı, kapsamı ve doğrudan/yansıma zarar niteliği tartışmalı olan bir tazminat alacağı için, dava açılır açılmaz şirketin malvarlığının yargılama dışı bir mercie depo edilmesinin emredilmesinin HMK m. 389 vd. anlamında geçici hukuki koruma müessesesinin kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle davacı vekilinin tüm tedbir ve haciz taleplerinin reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir / ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin itirazları; mahkeme, talebinin bir miktar paranın tahsiline yönelik olduğu ve bu nedenle ihtiyati tedbire konu edilemeyeceği, ihtiyati haciz şartlarının ise yaklaşık ispat ve ölçülülük oluşmadığı gerekçesiyle talebini reddettiğini, somut olayda sıradan bir alacak davası bulunmadığını, davalılar, müvekkilin yurt dışında (ABD) bulunmasını ve babasının vefatını fırsat bilerek, el birliği ve organize bir haksız fiil ile şirketin içini boşalttığını, müvekkilin malvarlıksal haklarına doğrudan zarar verdiklerini, davalıların mal kaçırma eğilimleri, şirketi iflas erteleme sürecine kadar sürükleyen Bakırköy 3. ATM 2016/447 E. geçmiş eylemleriyle sabit olduğunu, zararın tam miktarının yargılama bilirkişi incelemesi ile belirlenecek olması, HMK m. 389 ve İİK m. 257 anlamında geçici hukuki koruma verilmesine engel olmadığını; aksine yaklaşık ispat koşulu dosyadaki delillerle ve şirketin mevcut durumuyla fazlasıyla karşılandığını, dava değerinin şimdilik 6.000 TL olarak gösterilmesi, belirsiz alacak davasının bir gereği olduğunu, tedbirin ölçülülüğü davalıların haksız fiillerinin muhtemel büyüklüğü oranında malvarlıklarına örneğin dava değeriyle sınırlı olmaksızın ya da ileride doğacak zararı karşılayacak esneklikte konulmasını gerektirdiğini, yerel mahkeme, müvekkilin 03/10/2025 tarihinde hisselerini devrederek ortaklık sıfatını kaybettiğini, bu nedenle yönetimsel müdahale hakkının ve hukuki menfaatinin bulunmadığını gerekçe gösterdiğini, bu kabul, davanın temel mantığı ve esası ile çeliştiğini, müvekkilin hisselerini devretmek zorunda kalması, zaten davalıların 2014 yılından beri süregelen, ceza sorumluluğu da doğuran usulsüz işlemleri ve müvekkili şirketten dışlama operasyonlarının doğrudan bir sonucu olduğunu, davalılar, şirketin en önemli gelir kaynağı olan ...'den kiralanan dükkanları ve kafe/restoran gelirlerini kendi uhdelerine geçirerek şirketi bilerek zarara uğrattıklarını, ortaklıktan hile ve desiselerle uzaklaştırılan eski ortağın, ortak olduğu döneme ilişkin zararlarını talep ederken şirketin mevcut malvarlığının korunmasını istemesinde en yüksek derecede hukuki menfaati olduğunu, mevcut yönetimin haksız fiillerine devam ettiğini, yönetim kayyımı atanması davanın esasını çözmeyecek, sadece davalıların haksız işlemlerinin devam ederek müvekkilin nihai ilamı tahsil etmesini imkansız hale getirmesini engelleyeceğini, mahkemenin "hafifletilmiş tedbir" olan denetim kayyımını reddetmesinin ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu, hükmedilecek tutarın depo edilmesi talebinin Mahkeme, tazminat alacağının henüz tartışmalı olduğunu ve bu talebin infaza yönelik bir usul önerisi olduğunu belirterek reddettiğini, ancak paranın şirket kasasına girmesi halinde, şirketi halihazırda elinde tutan davalıların bu parayı yeniden usulsüz işlemlerle kaçıracağı gerçeği göz ardı edildiğini, bu talep, hakkın elde edilmesini güvence altına almaya yönelik esnek bir geçici hukuki koruma (HMK m. 389/1) olarak kabul edilmesi gerektiğini, ve en azından yargılama sonuna kadar koruma altına alınması gerektiğini, ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Talep, davalıların usulsüz işlemleri sebebiyle davalı şirketin eski ortağı davacının doğrudan zarara uğradığı iddiasıyla zararın tahsiline karar verilmesi talepli davada zararın tahsilinin temini için davalıların malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulması ve davalı şirkete yönetim kayyımı/denetim kayyımı atanması talebine ilişkin olup, Mahkemece taleplerin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
HMK'nın 389. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı yasanın 390/3 maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buna göre, tedbir talep edenin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, davacının davalı şirketin eski ortağı olduğunu, davalıların dava dilekçesinde sayılan usulsüz işlemleri yaparak davacıyı doğrudan zarara uğrattığı iddiasıyla zararın tahsilinin temini için davalıların malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını ve davalı şirkete yönetim/denetim kayyımı atanmasını talep etmiş ise de, ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, davalıların malvarlığının dava konusu olmadığı, açılan davanın niteliği gereği ve koşulları oluşmadığından şirkete kayyım atanmasının da yasal olarak mümkün olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/07/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.