Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1588 E. 2026/1165 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1588
Karar No
2026/1165
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/1588 KARAR NO : 2026/1165

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/04/2017 (Asıl Dava) - 22/03/2023 (Karar) NUMARASI : 2017/263 Esas - 2023/177 Karar DAVA : Maddi Tazminat BİRLEŞEN 2019/214 ESAS SAYILI DOSYA: TARİHİ : 04/05/2017 (Birleşen Dava) - 22/03/2023 (Karar) DAVA : Maddi Tazminat BAM KARAR TARİHİ :19/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :19/06/2026

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/263 Esas-2023/177 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: ASIL DAVA:Davacı vekili asıl dava dilekçesinde özetle; 22.05.2016 tarihinde İzmir İli Aliağa İlçesi ... Mahallesindeki akrabasının düğününde bulunduğu saat 23.00 sıralarında davalı ... A.Ş. tarafından sigortalanmış olan ....’ın kullandığı .... plakalı araç ile kaldırımın arasında sıkışarak ayağından ağır şekilde yaralandığını, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Plastik Cerrahi bölümünde ayağından üst üste ameliyat olduğunu, tedavisinin halen devam ettiğini, 27.06.2016 tarihli Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Medikolegal Değerlendirme Raporuna göre; ‘eldeki tıbbi bulgular değerlendirildiğinde, olay sonucu meydana gelen klinik bulgu ve lezyonların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığının, yaşamını tehlikeye sokan bir durumun olduğunu ve mevcut olan kırıkların hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyeceği olduğunu ve sol alt ekstremite işlevlerinin sürekli zayıflaması/yitirilmesi yönünden olay tarihinden en az 12 ay sonra fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı tarafından yapılacak muayene sonrasında değerlendirilebileceği" tıbbi kanaatine varıldığını, müvekkilinin olaydan önce Aliağa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nde şoför olarak çalıştığını, 2.800,00-TL maaş aldığını, ancak halihazırda raporlu olduğunu, tedavisi ve ameliyatları halen devam ettiği için aylık maaşının yarı yarıya düştüğünü, müvekkilinin söz konusu kaza dolayısı ile 3 ay Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yatarak tedavi gördüğünü, ayağından defalarca ameliyat olduğunu, hastanede kaldığı dönemde eşinin müvekkiline refakat ettiğini, refakatçi masraflarının olduğunu, ameliyatlar dolayısı ile Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Döner Sermaye Saymanlığına katkı payı adı altında ek ücret ödemek durumunda kaldığını, hastaneden taburcu olmasına rağmen tedavi süreci ve muayenelerinin devam ettiğini ve en az üç ameliyat daha geçirmesi gerektiğinin söylendiğini, maddi anlamda müşkül duruma düştüğünü, müvekkilinin annesinin çiftçilikle uğraştığını ve hayvanlarının olduğunu, hem müvekkili hem de eşinin annesine yardımcı olmakta iken, kaza dolaysı ile müvekkili yatağa bağlı kaldığı ve eşi de ona refakat ettiği için müvekkilinin annesinin 150 adet koyununu düşük değerden satmak zorunda kaldığını, müvekkilinin, annesi adına .... Şubesi’nden 75.000,00-TL tutarında traktör kredisi ve 15.000,00-TL tutarında zirai işletme kredisi adı altında iki adet kredi çekilmiş olup kredilerin taksitleri müvekkili tarafından ödenirken, kaza nedeniyle ödeyemez hale geldiğini, ....’a karşı kasten öldürmeye teşebbüs ve tehdit suçları nedeniyle Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam eden yargılamada 2016/479 E.-2016/540 K. sayılı karar ile sanığın 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, ancak kararın henüz kesinleşmediğini, ... plakalı aracın sigortacısı ... A.Ş’ye müvekkilinin uğradığı maddi zararların tazmini için 08.11.2016 tarihinde iadeli taahhütlü posta yoluyla başvurulduğunu, sigorta şirketince açılan hasar dosyası için talep edilen evrakların da gönderildiğini, ancak müvekkiline herhangi bir maddi tazminat ödemesi yapılmadığını belirterek, bilirkişi raporları ile tespiti mümkün olduğundan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin söz konusu kaza dolayısı ile yapmış olduğu 5.000,00-TL tedavi masrafı, bu süreç içerisinde çalışamadığı için mahrum kaldığı 5.000,00-TL gelir, ayağında meydana gelen maluliyet nedeniyle 5.000,00-TL iş göremezlik tazminatı olmak üzere olmak üzere toplamda 15.000,00-TL maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, asıl ve birleşen davalar yönünden sunduğu ıslah dilekçesi ile; 318.325,34-TL'lik maddi tazminat alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, kalan 99.240,92-TL maddi tazminatın ise birleşen dosya davalısı ....'dan tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. ASIL DAVAYA CEVAP: Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen 2016/479 E.- 2016/540 K.sayılı dosyada sürücü .....'ın eyleminin kasten adam öldürmeye teşebbüs suçuna vücut verdiğini, olayın trafik kazasıyla uzaktan yakından bir alakasının bulunmadığını, müvekkili şirketçe sigortalı olan.... . plakalı aracın bu olayda suçta kullanılan bir araç olarak yer aldığını, meydana gelen olaydan dolayı müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacının sigortalının kusurunu ve kendi zararını ispat etmesi gerektiğini, maddi tazminat talebine konu kalemlerin net olmadığını, tedavi ve geçiçi iş göremezlik gibi taleplerin 6111 sayılı yasa uyarınca reddi gerektiğini, yasa gereği artık trafik kazası nedeni ile ilgili tüm tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanacağını, davacının kaza sebebiyle elde ettiği gelir ve tazminatların mahsubunun gerektiğini, davacının, maluliyetiyle kaza arasındaki illiyet bağının ve maluliyet oranının tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’na sevk edilerek maluliyet raporu alınmasını, müvekkili şirketin faizden dava tarihinden itibaren sorumlu olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. BİRLEŞEN DAVA: Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 22/05/2016 tarihinde akrabasının düğününde bulunduğu sırada, davalının kullandığı .... plakalı aracı kasten üzerine sürmesi ile kaldırıma sıkıştığını ve ayağından ağır şekilde yaralandığını, davalının söz konusu olay nedeni ile Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2016/479 Esas-2016/540 Karar sayılı karar ile 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, ancak kararın henüz kesinleşmediğini, bu olay nedeni ile müvekkilinin ayağından üst üste ameliyat olması gerektiğini, tedavisinin halen devam ettiğini, müvekkili Aliağa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nde şoför olarak çalışıp 2.800,00 TL maaş alırken, kaza nedeniyle aylık maaşının yarı yarıya düştüğünü, müvekkilinin söz konusu kaza dolayısı ile 3 ay hastanede yatarak tedavi gördüğünü, eşinin de müvekkiline refakat ettiğini, masraflarının olduğunu, müvekkilinin, annesinin hayvanlarının bakımıyla ilgilenmekte iken kaza nedeniyle bakamadığından bir kısmının düşük değerle satılmak zorunda kalındığını beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.000,00 TL tedavi masrafı, kaza dolayısı ile hastanede ve evinde yatarak tedavi gördüğü süreç içerisinde çalışamadığı için mahrum kaldığı 5.000,00 TL gelir, ayağında meydana gelen maluliyet nedeniyle 5.000,00 TL iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 15.000,00TL maddi tazminatın haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP: Davalı .... vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde özetle; davacının,..... plakalı araçla 22.05.2017 günü meydana gelen yaralamalı trafik kazasını kendisine yönelik kasti bir eylem olarak iddia etmesinin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu, olayın tamamen bir trafik kazası olduğunu, davacının davaya konu olaya bağlı maluliyet iddiasının hukuki gerçeklikten uzak olduğunu, bu hususta kesinleşmiş maluliyet tespiti bulunmadığını, davacının Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde aracına ait Karayolları Mali Mesuliyet Trafik Poliçesi kapsamında ilgili sigortacıya maddi tazminat davası açtığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece, "...Her ne kadar hukuk mahkemesi hakimi, ceza mahkemesinin vermiş olduğu mahkumiyet ya da beraat kararı ile bağlı değil ise de, ceza mahkemesinin maddi vakıalara ilişkin tespitleri ile bağlı olduğu, bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; davalı ....'ın davacı ....'e karşı eyleminin TBK'da düzenlenen haksız fiil kapsamında kalmakta ve bu nedenle ortaya çıkan zararlardan da sorumlu olmasına neden olmakta olduğu, zira 6098 sayılı TBK'nın 49. maddesinde; 'Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.' denildiği, davalı sigorta şirketinin savunmalarında dava konusu eylemin kasıtlı ve suç teşkil eden eylem olması nedeniyle ZMMS kapsamında sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürdüğü, somut olayda aralarındaki husumet nedeni ile davalı sigortalının kullandığı ve davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanan aracı kasıtlı olarak öldürmek amacı ile davacının üzerine sürdüğü ve neticede davacının yaralandığı, ancak, olay kasıtlı olarak işlenmiş bir suç kapsamında olsa dahi netice itibariyle davaya konu kazanın bir trafik kazası olup, KTK 85. maddesi uyarınca davalı sigorta sigorta şirketinin de davalı sürücü ve işleten gibi davacının zararından sorumlu olduğu, aksi yöndeki savunmalara itibar edilmediği, mahkemece, davacıya ait tüm tedavi evraklarının toplandığı ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında alınan maluliyet raporuna göre; kişinin tüm vücut engellilik oranının %28 olduğu, iyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 18 aya kadar uzayabileceği, başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı, ancak iyileşme süresi içerisinde 3 ay boyunca başka birisinin yardımına ihtiyaç duyabileceğinin tespit edildiği, davacı vekili alınan maluliyet raporlarında çelişki bulunduğundan bahisle rapora itiraz etmişse de, farklı maluliyet oranları tespit edilen ve davacı vekilinin çelişki olduğunu ileri sürmesine neden olan raporların, yanlış yönetmelik esas alınarak tanzim edilen raporlar olduğu, dosya içerisinde Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde alınmış ve maluliyet oranlarının çeliştiği başka bir raporun bulunmadığı görülerek davacı vekilinin bu yöndeki talebinin reddine karar verildiği, aktüerya bilirkişisinden ve adli tıp uzmanı doktor bilirkişiden rapor tanzimi talep edilmiş olup, davacının davalı sigorta şirketine başvuru tarihinin 05/01/2017 olup bu tarihe 8 iş günü eklenmesi ile davalı sigorta şirketinin temerrüt tarihinin de 18/01/2017 olarak bulunduğu, alınan bilirkişi raporunda, davacının asgari ücretin 1,17 katı gelir elde ettiği kabul edilerek yapılan hesaplamanın dikkate alındığı, zira, buna ilişkin maaş bordrosunun sunularak belgelendiği, buna göre davacının talep edebileceği tazminat miktarlarının; tedavi+ulaşım+refakat=13.025,60-TL, geçici iş göremezlik= 29.771,24-TL ve kalıcı maluliyet tazminatı= 806,359,75-TL olarak hesaplandığı ve kabul edildiği, ancak davacı vekilince davanın, 22/06/2020 tarihinde ıslah edilmiş olup davacının ıslah talebine göre taleplerinin; tedavi, ulaşım, bakıcı gideri: 13.823,02-TL, geçici iş göremezlik: 17.587,81-TL, kalıcı iş göremezlik: 386.115,43-TL olmak üzere toplam 417.526,26-TL olduğu, oysa hükme esas alınan 21/11/2022 tarihli bilirkişi ek raporu incelendiğinde, davacının talep edebileceği tedavi ve ulaşım gideri alacağının 13.823,02-TL değil, 13.025,60-TL olduğu, bu talep yönünden davacının fazla talepte bulunduğu, diğer talepler yönünden ise hesaplanan tutarlardan daha düşük miktarlar talep ettiği görülmüş olup fazla talepler yönünden taleple bağlı kalındığı ve davacının davasının (tedavi+ulaşım+refakat=13.025,60-TL, geçici iş göremezlik=17.587,81-TL ve kalıcı maluliyet tazminatı=386,115,43-TL) 416.724,84 TL yönünden kabulüne, fazlaya ilişkin tedavi, ulaşım ve bakıcı gideri talebinin reddine karar verildiği, tüm dosya kapsamına göre, mahkeme dosyası ve birleşen 2019/214 Esas sayılı dosyası ile açılan davalar ve ıslah dilekçesi ile ilgili olarak; 416.724,84 TL MADDİ TAZMİNATIN (davalı ... A.Ş.'nin bu tutarın -taleple bağlı kalınarak- 318.325,34 TL'lik bölümünden sorumlu olması kaydı ile), davalı .... yönünden kaza tarihi 22/05/2016 tarihinden, davalı .... A.Ş. yönünden 18/01/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİN REDDİNE.…" şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: ASIL/BİRLEŞEN DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN; “…Dava dosyasındaki 22/06/2020 tarihli ıslah dilekçeleri ile, 30.000,00 TL olan dava değerini dosyada önce alınan rapora göre 387.566,26 TL arttırarak 417.566,26-TL'ye ıslah etmiş olmalarına rağmen yerel mahkemenin 416.724,84 TL maddi tazminatı kabul ederek fazlaya ilişkin istemin reddine karar verdiğini, söz konusu müvekkili aleyhine reddedilen kısmın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki yerel mahkemece alınan 18/11/2022 tarihli bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere müvekkilinin geçici ve kalıcı iş görememezlik durumu asgari ücret baz alındığında bile 753.802,48 TL tutarken, yerel mahkemenin, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine dair vermiş olduğu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu....” beyanla mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir. ASIL DAVA DAVALISI .... A.Ş VEKİLİ TARAFINDAN; “...Davacı yanın tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, Karayolları Trafik Kanunu 109/1.maddesine göre sorumluluk sigortası sözleşmelerinden doğan her türlü tazminat davasının hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlülüğünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl sonra zamanaşımına uğrayacağını, dava konusu kaza 22/05/2016 tarihinde meydana gelmiş olup zamanaşımına uğradığını, kanunda belirtilen evraklar ile müvekkili şirkete başvuru yapılmadığını ve şirket tarafından dosyada inceleme yapılabilmesi için talep edilen eksik evrakların tamamlanmadığını, bu sebeple müvekkili şirketin gerekli araştırmayı yapmasının kasten engellendiğini, HMK 114 vd. uyarınca dava şartı noksanlığından huzurdaki başvurunun usulden reddi gerektiğini, müvekkili şirketin yalnızca sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğu gözetilerek kusur oranının tespiti bakımından dosyanın Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesine gönderilmesi gerektiğini, davacının yaralanma şekli ve tedavi evrakları incelendiğinde ATK raporu ile tespit olunan maluliyet oranının fahiş olduğu kanaati oluşmakla, davacının güncel durumunun değerlendirilerek maluliyet oranını gösterir yeni bir rapor alınması gerekirken mevcut raporun kabulü ile hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporundaki hesaplamanın ZMMS Sigortası Genel Şartlarına göre; TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz kullanılarak yapılması gerekir iken amir mevzuat hükmüne aykırı olarak teknik faiz uygulanmadığını, tespit edilen geçici iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve tedavi giderinin poliçe limiti ve teminatı kapsamında olmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacıya SGK’da geçici iş göremezliğe vb. ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilerek, bu ödemelerin mahsubu gerekirken mahsup edilmeksizin yapılan tazminat hesabına göre hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, başvurucunun kaza nedeniyle gerek müvekkili şirketten, gerekse de başkaca sorumlulardan almış olduğu tazminat tutarlarının hesaplamalarda dikkate alınması gerektiğini, kaldı ki işbu tutarların güncellenerek, hesaplanacak tazminattan indirilmesi gerektiğini, .... adına kayıtlı .... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde trafik sigortası poliçesi ile teminat altına alındığını, poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olmak üzere, bedeni zararlarda azami 310.000,00-TL ile sınırlı olduğunu, ıslah edilen tutar yönünden ıslah tarihinden itibaren yasal faiz olması gerekirken hükmedilen tüm alacak bakımından temerrüt tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesinin yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirkete geçerli müracaatın 12.05.2022 tarihinde yapıldığını, bu husus gözetilerek faiz başlangıç tarihinin tespiti gerekirken, 'davalı sigorta şirketi yönünden 19/11/2021 temerrüt tarihinden ve diğer davalı yönünden 01/09/2021 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınıp davacıya verilmesine' şeklinde hüküm tesisinin hatalı olduğunu, müvekkilinden talep olunan tedavi ve bakıcı giderinin fahiş bulunarak kısmi olarak reddedildiğini, bu nedenle reddedilen tutar yönünden müvekkili şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin gerekli olduğunu, kaldı ki müvekkili şirketin poliçeden kaynaklı sorumluluğunun azami 310.000 TL ile sınırlı olup teminat limitinin üstünde tazminata hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, öte yandan sigortalı araç sürücüsünün, kaza günü kullandığı aracın sınıfına uygun yeterli ehliyete sahip olmamasının ya da alkollü olduğunun, araçta istiap haddi aşımı vb. bir durumun dava sırasında saptanması halinde, gerekli ihbar ve rücu haklarının saklı olduğunu, yine kazaya ilişkin yürütülen ceza yargılaması aşamasında uzlaşma sağlanmış olması halinde müvekkilinin bir sorumluluğunun bulunmadığını...” beyanla mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir. MAHKEMENİN 12/06/2023 TARİHLİ EK KARARI: Mahkemece, " ...Davacı ....vekili Av.....'e istinaf harç ve istinaf avans giderini tamamlaması için 24/05/2023 tarihinde; 'HMK 343-349. maddeleri gereğince istinaf karar harcı (maktu) (2x179,90) 359,80-14,52=345,28-TL, (birleşen dava yönünden) istinaf kanun yoluna başvuru harcı 492,00-TL, istinaf gider avansı 200,00-TL'nin muhtıranın tebliğinden itibaren bir haftalık kesin süre içinde dosyamıza yatırılması, aksi halde istinaf isteminden vazgeçmiş sayılacağınız ihtar olunur.' şerhini havi muhtıra tebliğ edildiği, davacı vekilince muhtırada belirtilen harçlar ile gider avansının 1 haftalık kesin süre içerisinde tamamlanmadığı gerekçesiyle DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN KARARIN İSTİNAF EDİLMEMİŞ SAYILMASINA..." şeklinde ek karar verilmiştir. DAVACI VEKİLİNİN EK KARARA YÖNELİK 23/06/2023 TARİHLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ: "...İstinaf dilekçeleri dikkatlice incelendiğinde; yerel mahkeme kararının sadece ve sadece 841,42 TL'lik kısmı istinaf edilmiş olup buna uygun harç ve giderlerin de yatırıldığını, bu sebeple yerel mahkemece gönderilen muhtıra usul ve yasaya uygun olmadığından buna istinaden verilen 12/06/2023 tarihli ek kararın da usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin 12/06/2023 tarihli ek kararını istinaf etme zorunluluğunun hasıl olduğunu..." beyanla ek karar istinaf edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Asıl ve birleşen dava; karşı araç işleteni/sürücüsü ile zorunlu trafik sigortacısına karşı açılmış, araç ile kasten öldürmeye teşebbüs eylemine bağlı olarak yaralanma nedeniyle uğranılan geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik zararları ile bakıcı ve tedavi giderlerinin tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı asıl/birleşen davacı vekili ve asıl dava davalısı sigorta şirketi vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; A-Asıl/birleşen davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; 1. Asıl/birleşen davacı vekilinin öncelikle ek karara yönelik istinaf başvurusunun incelenmesi sonucunda; İstinaf başvuruları hakkında uygulanması gereken 6100 sayılı HMK 344. maddesinin; istinaf dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamının ödeneceğini, bunların eksik olduğunun tespiti halinde kararı veren mahkeme tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içerisinde tamamlanacağını, aksi halde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususunun başvurana bildirileceğini ve verilen süre içerisinde tamamlanmadığı takdirde istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verileceğini hükme bağlamıştır. Bu hüküm uyarınca gönderilen muhtıranın hukuki sonuç doğurabilmesi usulünce düzenlenmesine bağlıdır. Mahkemece, davacı tarafa eksik istinaf giderlerinin tamamlanması için çıkarılan muhtırada masrafın yatırılacağı yer tereddüde yol açmayacak şekilde “ mahkeme veznesi ” olarak gösterilmesi gerekirken “ dosyamıza yatırılması ” ibaresi kullanılmıştır. Oysa ki, bir işlemin tamamlanması ancak o işlemin yapılacağı merci önünde olur. Mahkemenin muhtıra yazısı bunu sağlamaya yeterli olmayıp, istinaf edeni yanıltacak mahiyettedir. Bu nedenle muhtıra geçersiz olup, usulüne aykırı yapılan bildirim nedeniyle muhtıranın yasal sonuçlarını doğurması beklenemeyecektir. Bu itibarla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin mahkeme ek kararının hatalı olduğu anlaşılmakla; istinaf talebinin yapılmamış sayılmasına dair 12.06.2023 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir (Aynı yönde bknz. Yargıtay 4. HD 2025/3405 Esas - 2025/12841 Karar). 2. 6100 sayılı HMK'nın 341-(2). maddesinde; "Miktar veya değeri Üçbin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir" hükmü mevcuttur. Ayrıca, 6100 sayılı HMK'nın Ek 1. maddesi 1. fıkrasında; HMK'nın "341. maddesindeki parasal sınırın her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların On Türk Lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz" hükmünün yanı sıra, aynı maddenin 2. fıkrasında; "HMK'nın 341. maddesindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı" düzenlenmiş bulunmaktadır. Yeniden değerleme oranındaki artış sonucu yerel mahkeme hükmünün verildiği 2023 yılı için HMK'nın 341-(2). maddesindeki kesinlik sınırı 17.830,00 TL olmuştur. Mahkemece reddedilen ve istinaf incelemesine konu edilen 841,42 TL karar tarihi itibarı ile HMK'nın 341-(2). maddesinde düzenlenen kesinlik sınırının altında olup, ilk derece mahkemesince verilen karar davacı taraf yönünden kesin niteliktedir. Miktar olarak kesin nitelikteki kararlar ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesi de sonuca etkili değildir. Buna göre; mahkemece verilen karar asıl/birleşen davacı yönünden kesin nitelikte olup, kesin olan kararlara karşı HMK'nın 346. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nın 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai bir karardır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolu da kapalıdır (Bu yönde bknz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/5397 Esas - 2018/5 Karar sayılı ilamı). Öte yandan; mahkemece verilen kararlara karşı tarafların hangi kanun yoluna ve hangi sürede başvuracağının tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesi, bu belirlemenin tarafların iradesini yanıltmayacak bir şekilde doğru olarak yapılması, başka bir deyişle, verilen karar, ara ve ek kararlarda, yargı mercii tarafından hem kanun yolunun hem de kanun yoluna ilişkin başvuru süresinin tarafları hataya düşürmeyecek şekilde doğru olarak gösterilmesi gerekecektir. Aksi takdirde, bu durumun tarafların haklarını arayabilmelerini zorlaştıracağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararda kanun yolunun hatalı belirlenmesi durumunda, hatalı belirlemenin sonuçları taraflara yükletilmeyeceği açık olup, bu nedenlerle gerek istinaf başvuru harcı ve gerekse istinaf karar harcının iadesine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle; karar tarihi itibariyle miktar olarak kesin olan mahkeme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağından, asıl/birleşen davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar vermek gerekmiştir. B-Asıl davalı .... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; 1. Somut olayda; davaya konu olayın 22/05/2016 günü saat 23:00 sularında Aliağa ilçesi ... Mahallesi meydanında, davadışı ...'ın düğünü esnasında meydana geldiği, davacı....'ün, davadışı arkadaşları ..., ..., ... ile birlikte olayın meydana geldiği hafif rampada bulunan 2 nolu evin bahçe duvarının önünde kaldırımda yan yana ayakta durarak hem düğün meydanını izledikleri hem de sohbet ettikleri, birleşen davadaki davalı sürücü ....'ın ise park halinde olan ve olayda kullandığı .... plakalı aracına binip düğün alanını terk ederek köyün aşağısına doğru gittiği, ancak 15-20 dakika sonra gittiği istikametten davacının olduğu yere yönelerek geldiği, davalı/sürücünün köy meydanına düğün alanından geçerken hızının normal olduğu, ancak davacının karşısına ve elektrik direğinin önüne geldiğinde olay yeri hafif rampada da bulunduğundan aracının hızını artırmak için patinaj yaptırarak aracını hızla davacının üstüne sürdüğü ve davacının sol ayağının kaldırım ile araç arasında sıkışarak yaralanmasına sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır. 2. Davaya konu olay nedeni ile Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/479 Esas - 2016/540 Karar sayılı dosyası ile yargılama yapıldığı, 30/12/2016 tarihli karar ile davalı/sanık ....' ın davacı ...'e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nın 81/1. maddesi hükmünce sonuç olarak 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen karara yönelik istinaf başvurusunun İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi' nin 15/03/2017 tarihli ve 2017/534 Esas - 2017/457 Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, temyiz istemi üzerine temyiz itirazlarının da Yargıtay 1. Ceza Dairesi' nin 03/07/2018 tarihli ve 2018/1604 Esas - 2018/3195 Karar sayılı ilamı ile reddine karar verilerek hükmün onandığı ve kararın 03/07/2018 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. 3. Davalı sigorta şirketi savunmalarında, dava konusu eylemin kasıtlı ve suç teşkil eden eylem olması nedeniyle ZMMS kapsamında sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Somut olayda, aralarındaki husumet nedeni ile davalı sigortalı, kullandığı ve davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanan aracını kasıtlı olarak öldürmek amacı ile davacının üzerine sürmüş ve neticede davacı yaralanmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesinin 1. fıkrası; “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmünü amir olup mezkur Kanun'un 91. maddesinde işletenlerin, bu Kanun'un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası (trafik sigortası) yaptırmalarının zorunlu olduğu esasa bağlanmıştır. 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesinde ise, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamındaki tazminatların 2918 sayılı Kanun'da öngörülen usul ve esaslara tabi olduğu ve söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak 2918 sayılı Kanun’da düzenlenmeyen hususlar hakkında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, motorlu bir aracın karayollarında ya da karayolu sayılan alanlarda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ya da bir şeyin zarara uğramasına neden olunması durumunda, zarar sorumlusu araç işleteninin, üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğunu belirlenen limitler çerçevesinde karşılamayı amaçlayan ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na müsteniden araç işletenlerince yaptırılması zorunlu olan bir sorumluluk ve zarar sigortasıdır. Yukarıda açıklanan ilkelere göre; dava konusu trafik kazasının araç sürücüsünün kasıtlı bir eylemi neticesinde meydana gelmesinin ceza davasının konusu olduğu, davacının kaza neticesinde yaralanmasından dolayı sigorta şirketinden maluliyet tazminatı talep edebileceği kabul edildiğinden, davalı sigorta şirketinin bu savunmalarına itibar edilmemiştir (Aynı yönde bknz Yargıtay 4. HD 2023/11617 Esas - 2026/964 Karar). 4. Davalı sigorta şirketi vekili, 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesi uyarınca usulüne uygun başvuru yapılmadığı ve iş göremezliğe ilişkin raporun sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesini talep etmiş ise de; ilgili yasal düzenleme gereği dava açılmadan önce sigorta şirketine başvuru dava şartı olup, davacı tarafın 30/07/2019 tarihinde tazminat istemi ile davalı sigorta şirketine başvurduğu, davalı sigorta şirketi tarafından altı adet evrakın tamamlanması halinde ödeme yapılacağına ilişkin yazı düzenlendiği, kanunda eksik evrakla başvuru ve yaptırımı konusunda düzenlemeye yer verilmeyip yalnızca başvuru şartının ve eksik evrakla başvuru veya herhangi bir sebeple sigorta şirketi tarafından tazmin gerekliliği görülmediği takdirde ödeme yapılmaması veya cevap verilip verilmeme konusundaki takdirin sigorta şirketine ait olup yargılama sırasında davalı sigorta şirketi tarafından eksikliği iddia edilen belgelerin toplanmasından sonra dahi bir ödeme yapılmadığı birlikte değerlendirildiğinde, başvuruya ilişkin dava şartının yerine getirildiği, davalı sigorta şirketinin aksi yöndeki iddiasında bir haklılık bulunmadığı anlaşılmakla, bu nedene bağlı olarak davanın usulden reddine karar verilmemiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. 5. Davalı sigorta şirketi vekili, geçici iş göremezlik tazminatının poliçe teminatı dışında kaldığı iddiasında bulunmuştur. 6111 Sayılı Kanunun 59. maddesi ile değişik KTK'nın 98. maddesinde SGK'nın sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenlemeye göre ZMMS Genel Şartları A.5(b) maddesi ile yaralı kişinin tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alıncaya kadar geçen süre içinde bakıcı giderleri, çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, bir başka deyişle geçici iş göremezlik zararları sağlık giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile KTK'nın 98. maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiş ise de; kanunla düzenlenen bir konunun kapsamının idare tarafından yapılan bir düzenleme olan genel şartlar ile genişletilmesinin ve daraltılmasının mümkün bulunmadığı, buna göre kanuna aykırı genel şart maddesinin uygulanmasının mümkün bulunmadığı, bu düzenleme ile dava dışı SGK'ya bir sorumluluk yüklenmesinin de mümkün olmadığı, davaya konu ZMMS poliçesindeki şartların davacılar yönünden bağlayıcılığının bulunmadığı, Anayasa Mahkemesi'nin 09/10/2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 17/07/2020 tarihli, 2019/40 Esas - 2019/40 Karar sayılı kararı ile 6704 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile değiştirilen 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan "ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda" ibaresinin ve ikinci cümlesinde yer alan "ve genel şartlarda" ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle uygulanmasının mümkün bulunmadığı dikkate alınarak, davalı sigorta şirketi vekilinin geçici iş göremezlik zararının teminat dışı olduğuna yönelik iddiası haklı olmamakla, davalı sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu tutulmuş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiştir. 6. Dava konu olay kasıtlı bir suçtan meydana geldiğinden ve ATK Trafik İhtisas Dairesinden kusur raporu alınması talebinin dosya ile bir ilgisi bulunmadığından, davalı sigorta şirketi vekilinin bu istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. 7. Dosyaya celp edilen SGK' nın 18/05/2017 tarihli yazı içeriğinden davacıya olay nedeniyle herhangi bir ödeme yapılmadığı bildirildiğinden bu istinaf itirazı da yerinde görülmemiştir. 8. Dosyada hükme esas alınan 18/11/2022 tarihli bilirkişi ek raporu incelendiğinde, davacının talep edebileceği SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri alacağının 7.676,26 TL, tedavi amaçlı ulaşım giderinin 1.250,00 TL, bakım-refakat giderinin 3.902,97 TL, asgari ücretin 1,17 katına göre geçici iş göremezlik tazminatı tutarının 29.771,24 TL, kalıcı iş göremezlik tazminatı tutarının 836.130,99 TL olarak hesaplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre, SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri alacağı 7.676,26 TL, tedavi amaçlı ulaşım gideri 1.250,00 TL ve bakım-refakat gideri 3.902,97 TL olup toplamı 12.829,23 TL olmasına rağmen, mahkemece maddi hata sonucu 13.025,00 TL olarak hükmedilmesi doğru olmamış, bu yön itibariyle kararın kaldırılması gerekmiştir. 9. Mahkemece hükme esas alınan 18/11/2022 tarihli ek aktüer bilirkişi raporunun TRH 2010 Yaşam Tablosu ve prograsif rant yöntemi esas alınarak düzenlendiği, raporun gerekçeli, taraf ve yargı denetimine elverişli olduğu anlaşılmakla, davalının TRH 2010 ve 1,8 teknik faiz uygulanarak tazminat hesabı yapılması gerektiğine ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı, davacının gelirinin maaş bordroları ve usulüne uygun belgelerle ispatlandığı, mahkemece hükme esas alınan 18/11/2022 tarihli ek hesap bilirkişi raporunun hüküm vermek için yeterli bulunduğu görülmekle, davalının aktüer bilirkişi raporuna yönelik istinaf itirazlarının da reddine karar verilmesi gerekmiştir. 10. Davacının maluliyeti konusunda İstanbul ATK 2. İhtisas Kurulundan 25/07/2022 tarihli rapor alındığı, bu rapora göre kalıcı iş göremezlik oranının % 28, geçici iş göremezlik süresinin ise 18 ay olarak belirtildiği ve iyileşme döneminde 3 ay başkasının yardımına ihtiyaç duyabileceği, sürekli bakıma muhtaç olmadığı yönünde görüş bildirildiği, raporun kaza tarihindeki geçerli yönetmelik olan Engellilik Ölçütü Sınıflandırılması ve Engellilere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre düzenlendiği anlaşılmakla, sözkonusu rapor usulüne uygun olarak düzenlendiğinden, davalı sigorta şirketi vekilinin maluliyet raporuna yönelen istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. 11. Olay tarihinin 22/05/2016 olduğu, eldeki asıl davanın ise 21/04/2017 tarihinde açıldığı, buna göre davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmakla, asıl dava davalısı sigorta şirketi vekilinin zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir. 12. Dava konusu tazminat talebinin haksız fiile dayalı olduğu, alacağın tamamının haksız fiil tarihi itibariyle muaccel hale geldiği, bu nedenle talep konusu tazminat miktarının tamamına sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden faiz işletilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmadığı anlaşılmakla, davalı sigorta şirketi vekilinin ıslah ile arttırılan tutara ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği yönündeki itirazı da yerinde görülmemiştir. 13. Davalı .... adına kayıtlı .... plakalı aracın davalı sigorta şirketi nezdinde 23/02/2016 – 23.02.2017 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Karayolları Trafik Kanunu Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi ile teminat altına alındığı, poliçeden dolayı kişi başı sakatlanma ve ölüm halinde teminat limitinin 310.000,00-TL ile sınırlı olduğu, ayrıca şahıs başına sağlık gideri teminatının da 310.000,00 TL olduğu anlaşılmaktadır. Davada, geçici iş göremezlik zarar kaleminin sürekli sakatlık teminat limiti içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda, mahkemece sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı toplamının kaza tarihindeki 310.000,00 TL sürekli sakatlık teminatını aşmayacak şekilde ele alınması ve bu doğrultuda karar verilmesi gerekirken, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunun kararda belirtilmemesi ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yön itibariyle kaldırılmasını gerektirmiştir (*Bu yönde güncel içtihat için bknz. Yargıtay 4. HD'nin 2026/992 Esas - 2026/3327 Karar sayılı ilamı). 14. Davacı vekili 22/06/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; (asıl ve birleşen davalar bakımından) toplam 30.000,00 TL olan dava değerini 387.566,26 TL arttırarak 417.566,26-TL'ye ıslah ettiğini, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunduğu 318.325,34 TL'nin davalılardan (asıl ve birleşen davalıdan) müştereken ve müteselsilen haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline (davalı sigorta şirketi yönünden 318.325,34 TL ile sınırlı kalmak kaydıyla temerrüt tarihi olan 18.01.2017 tarihinden işletilecek ticari faizi ile birlikte tahsiline), 99.240,92 TL'lik maddi tazminat alacağının ise yalnızca birleşen davalı .....'dan haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Ancak, istinafa gelen davalı sigorta şirketinden talep edilen toplam 318.325,34 TL' nin ne kadarının sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, tedavi gideri, ulaşım gideri ve refakat gideri olduğu hususundaki miktarlar ayrı ayrı gösterilmemiştir. Bu durumda, davacı vekiline HMK' nın 31. maddesi uyarınca talebini açıklaması için süre verilmesi ve sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerektiği açıktır. 15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2. maddesi uyarınca; hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli olup bu yön, kamu düzenine ilişkindir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da; "...Yasa’nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çekişmesiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği…" vurgulanmıştır. Bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir. Bu açıklamalara göre somut olay irdelendiğinde; mahkemece hükümde toplam 416.724,84 TL tazminatın (davalı sigorta şirketi taleple bağlı kalınarak 318.325,34 TL' den sorumlu olmak kaydıyla) tahsiline karar verildiği, ancak davada sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, tedavi gideri, ulaşım gideri ve refakat gideri olmak üzere 5 ayrı kalem tazminat istenildiği, buna göre hangi kalem tazminat için ne kadar talepte bulunulduğunun ayrı ayrı açıklanmadığı, hükmün infazda tereddüt oluşturacak nitelikte bulunduğu, zira sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı toplamının kaza tarihindeki 310.000,00 TL sürekli sakatlık teminatı limitine tabi olduğu, diğer taleplerin ise tedavi gideri klozundan karşılanması gerektiği, limit aşımı yapılıp yapılmadığının hükmün bu haliyle denetlenemediği anlaşılmakla, mahkeme kararının bu nedenle de kaldırılması gerekmiştir. 16. Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi; "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir." hükmünü amirdir. Anılan hüküm uyarınca hukuk hâkimi ceza mahkemesince verilen hükümle kural olarak bağlı değil ise de, bu bağımsızlık sınırsız da değildir. Zira yargı kararlarındaki istikrar ve yeknesaklık yargıya güven ilkesinin de gereğidir. Ancak ceza mahkemesince belirlenen ve kesin hükme bağlanan somut olay ve olgular hukuk hâkimini bağlar ve bu maddi vakıalar hukuk mahkemesince de göz önünde bulundurulmalıdır. Suça konu olayın meydana gelmesinde davacının da kusurunun bulunduğunu gösteren bir tahrik eylemi, davacının bölüşük (müterafik) kusurunu oluşturur ve anılan Kanun'un 52. maddesi gereğince kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarından davalı yararına indirim yapılmasını gerektirir. Dosya kapsamından ve olaya ilişkin ceza mahkemesi kararının incelenmesinden; davacı ....' ün, dava konusu trafik kazasından önce davalının abisi olan.... ile tartışma yaşadığı ve 22/04/2016 tarihinde meydana gelen bu tartışmada davacı....' ün bıçakla davalının abisini yaşamını tehlikeye sokmayacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı, davalının bu olayın meydana getirdiği haksız tahrik altında davacı ....' ü aracı ile öldürmeye teşebbüs ettiği, bu haksız tahrik nedeniyle cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesi gereğince 1/4 oranında haksız tahrik indirimi yapılmış ve hükmün Yargıtayca onandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla, haksız fiil sonucu dava konusu araçla yaralama eyleminin meydana geldiği kesinlenmiş bir maddi vakıa olduğundan hukuk hâkiminin kesinleşmiş bu olguyu göz önünde bulundurması da zorunludur. Davaya konu olayda; davalı sigortalının, eylemi haksız tahrik altında gerçekleştirdiği maddi vakıa olarak kesinleşmiş ceza kararı ile tespit edildiğinden mahkemece davaya konu tazminatın hesaplanmasında haksız tahrik nedeni ile aynı oranda indirim yapılması gerekip gerekmediğinin tartışılmaması ve bu hususta olumlu/olumsuz değerlendirme yapılmaması doğru olmamıştır (Aynı yönde bknz. Yargıtay 4. HD 2024/7719 Esas - 2024/10380 Karar sayılı, 2023/2332 Esas - 2023/4829 Karar sayılı, Yargıtay (kapatılan) 17. HD 2020/321 Esas - 2021/1461 Karar sayılı ilamları). 17. Davalı ....' ın ceza davasında aldığı 8 yıl 9 aylık hapis cezasının Yargıtay onama ilamı sonucu yargılama esnasında 03/07/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun olay tarihinde yürürlükte olan 407. maddesi ile bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her erginin kısıtlanacağı, cezayı yerine getirmekle görevli makamın, böyle bir hükümlünün cezayı çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır. Eldeki tazminat davası sona ermeden önce ceza mahkemesinin kesinleşen kararı ile hapis cezasına mahkum olmakla davalı ..., yasal kısıtlılık altına girmiştir. Bu nedenle adı geçen davalıya Türk Medeni Kanunu’nun 407. maddesi uyarınca bir vasi tayin edilip edilmediği hususunun araştırılması gerekirken, mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmaması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece; davalıya vasi tayin edilip edilmediği araştırılmalı, vesayet kararı dosyaya getirtilmeli, davalının cezaevinden tahliye olup olmadığı, vesayet halinin karar tarihi itibariyle kalkıp kalkmadığı ilgili kurumlardan sorulmalı, karar tarihi itibariyle tahliye olmamış ise, vasiye tebligat yapılmalı veya davalı vekili Av. ....'in vasi tarafından yetkilendirilip yetkilendirilmediği tespit edilmeliyken, bu hususların araştırılmaması da re'sen gözetilmesi gereken bir eksiklik olduğundan, bu hususta da mahkeme kararının kaldırılması gerekmiştir. 18. Davalı sigorta şirketinin davacının uğradığı SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri, geçici bakım gideri ve yol masrafından sorumluluğu poliçe kapsamında teminata dahil olduğundan, asıl davalının bu zarar kalemlerinden sorumlu olmadığı yönündeki istinaf itirazı ise yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının yukarıda (A) bendinde yazılı gerekçelerle usulden reddine, davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf itirazlarının yukarıda (B/3-4-5-6-7-9-10-11-12-18) nolu bentlerde yazılı gerekçelerle reddi, yukarıda (B/8-13-14-15-16-17) nolu bentlerde yazılı gerekçelerle kabulü suretiyle sonuç olarak kısmen kabul kısmen reddi ile, mahkeme kararının HMK 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; asıl ve birleşen davada davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf itirazlarının kabulü ile ek kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin asıl karara yönelik istinaf isteminin HMK'nın 341/2. ve 346/1. maddeleri gereğince usulden reddine, asıl davada davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf itirazlarının ise kısmen kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/263 Esas - 2023/177 Karar sayılı dosyasından verilen 12/06/2023 tarihli ek karara yönelik istinaf itirazlarının KABULÜ ile, 12/06/2023 tarihli EK KARARIN KALDIRILMASINA, 2-Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 341/2. ve 346/1. maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 3-Asıl davada davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜ ile; Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/263 Esas - 2023/177 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 4-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 5-Asıl davada davalı sigorta şirketi vekilinin SAİR İSTİNAF İTİRAZLARININ REDDİNE, 6-İSTİNAF AŞAMASINDA; a-Asıl ve birleşen davada davacı tarafından ek kararın istinafı yönünden 179,90 TL istinaf karar harcı, asıl/birleşen kararın istinafı yönünden 14,52 TL istinaf karar harcı olmak üzere toplam 194,42 TL istinaf karar harcı yatırıldığı görülmüş olup, asıl/birleşen karara yönelik olarak alınması gereken 732,00 TL+732,00 TL=1.464-TL istinaf karar harcından asıl ve birleşen davada davacı tarafından yatırılan toplam 194,42 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 1.269,58 TL'nin asıl ve birleşen dava davacısından tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, b-Asıl davada davalı sigorta şirketi tarafından yatırılan 5.437,80 TL istinaf karar harcının istek halinde bu davalıya iadesine, 7-a-Ek kararın istinafı yönünden; asıl ve birleşen davada davacı tarafından karşılanan 145,00 TL posta masrafı ve 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcına ilişkin olmak üzere toplam 637,00 TL istinaf yargılama giderinin davalılardan müteselsilen tahsili ile asıl ve asıl/birleşen dava davacısına verilmesine, b-Asıl/birleşen davaya ilişkin kararın istinafı yönünden; asıl/birleşen davacı tarafından karşılanan istinaf yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, c-İstinaf aşamasında asıl davada davalı sigorta şirketi tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, 8-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 9-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 19/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1588, K. 2026/1165, T. 19.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1588-e-2026-1165-k-4bcee3081dae